
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde geride bırakmak, vazgeçmek, yas tutmak ve büyümek üzerine güzel bir sohbet sizi bekliyor.
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba, ben Zatine.
Hoş geldiniz, ben Elif.
Bugün sizinle biraz içimi dökmek, dertleşmek istiyorum.
Sonbahar geldi, havalar serinledi ve sanırım bu mevsimin melankolisi beni biraz ele geçirdi.
Ama sadece sonbahar değil, son zamanlarda içimde bir boşluk var.
Sanki bir şey eksik ama ne olduğunu tam çözemiyorum.
Belki otuzlarımın ikinci yarısında olmanın getirdiği bir varoluş sancısı.
Belki de hayatın belirsizlikleri beni zaman zaman tedirgin ediyor.
Siz de böyle hissediyor musunuz hiç?
O boşluk hissiyle karşılaştınız mı?
Ve eğer karşılaştıysanız onunla nasıl başa çıkıyorsunuz?
Bir süredir
bu boşluğu doldurmak için biraz çabaladım.
Yeni hobiler, yeni planlar, hedefler ama sonra durdum ve fark ettim ki bu boşluk benimle biraz daha kalmak istiyor.
Ne yaparsam o his bir türlü gitmiyor yani.
Belki de onunla barışmam gerekiyordur.
Uzun bir hikayeyi geride bırakmak, o defteri tamamen kapatmak bu hissi daha da belirginleştirdi.
Sanki bir şeyleri bitirince içimde bir sessizlik oluştu ve o sessizlikte geçmişe dönüp baktım.
Verdiğim kararların, yaşadığım olayların, deneyimlerimin işte bir bir muhasebesini yaptım.
Sanki daha önce hiç analizini yapmamış gibi yani.
Analiz yapmayı seven bir beynim var ve şunu fark ettim.
Başımızdan geçenler bizi ne kadar da değiştiriyor, büyütüyor.
Hem memnunum bu değişimden hem de içimde böyle buruk kalan yerler var.
Yaz tuttuğum anlar, insanlar, yerler hatta eşyalar bile.
Bugün sizinle vedalar üzerine konuşalım istiyorum.
Vedalar, geride bırakmak, yaz tutmak ve bu süreçte nasıl büyüdüğümüz.
Çünkü vedalar hayatımızın kaçınılmaz bir parçası.
Bir şehir, bir insan, bir anı, bir eşya, hatta eski bir versiyonuz, bundan 3 yıl önceki haliniz mesela.
Hepsini bir şekilde vedalaşıyoruz ve bu vedalar kimi zaman kalbimizi kırıyor ama çoğu zaman da bizi yeniden şekillendiriyor.
İstesek de, istemesek de.
Şimdi bir an durup düşünmenizi istiyorum.
Sizi en çok etkileyen veda hangisiydi?
Bir insan mı? Bir yer mi?
Yoksa belki bir hayaldir yani bir hedef de olabilir vazgeçtiğiniz.
O veda sizi nasıl değiştirdi?
Zoraki bir veda mıydı?
Belki bir kayıp, bir ölüm ya da mecburen geride bıraktığınız bir evlilik, bir ilişki, bir iş ve yine söylediğim gibi bir hedef, hayal.
Hepimiz bir şeylerden vazgeçiyoruz değil mi?
İlmek ilmek dokuduğumuz o hayalleri, hedefleri bile bazen geride bırakmak zorunda kalıyoruz.
Yani o hedefler için inşa ettiğimiz o oluşumu bile, girişimleri, verdiğimiz o gayreti de geride bırakmak zorunda kalıyoruz.
Vazgeçmek zorunda kalıyoruz.
Üniversiteyi bitirince, eski şehirde okumuştum.
Oradan bir doğu iline gittiğimde artık öğretmen olarak bir süre o kadar çok üzgündüm ki.
Yani çok sevdiğim bir şehri bırakmak aşırı zorlamıştı.
Hatta benim ikinci memleketim falan diyordum yani orası için.
Orada okuyanlar ya da yaşayanlar benim neden böyle söylediğimi anlayacaktır.
Yetişkinliğe adım atmak, tek başıma yeni bir düzen ve iş.
Yani başta ne yalan söyleyeyim çok sarstı.
Hasta falan oldum yani ben.
Ama hayatımın sorumluluğunu almak için de böyle bir değişim şarttı.
Bir şeyleri geride bırakmak gerekiyordu.
O konfordan çıkmak gerekiyordu.
Bu da bir nevi yaz aslında.
Bu konuyu bir uzmanla ele almıyorum çünkü daha önce yaz üzerine Timur Harzadin Hoca ile çok güzel dolu dolu bir bölüm yapmıştım.
Onu da dinlemenizi öneririm.
Timur Hoca'nın kaleme aldığı Kayıp ve Yaz üzerine yeniden bağlanmak üzerine bir kitap da var.
Onu da okuyabilirsiniz. Bugün daha çok böyle birlikte sesli düşünelim istiyorum.
Vedaların, vazgeçmenin, bırakmanın, bizde bıraktığı etkileri konuşalım.
Çünkü vedalar sadece bir şeyleri geride bırakmakla ilgili değil sevgili dostlar.
Aynı zamanda bir dönüşüm yolculuğu.
Bilindik bir halden çıkıyorsun, bildiğin bir yerden, bilmediğin bir yere doğru yol alıyorsun.
Bu bazen gönülsüz bir yolculuk, bazen mecburi.
Ama ne olursa olsun veda eden kişi değişiyor.
Kesin bilgi. Bırakmak, vazgeçmek şu dönemde çoğumuza o kadar zor geliyor ki.
Hani vazgeçsek, geride bıraksak da hala içimizde o kişiyle ya da yaşananlarla kavgamız bitmiyor.
İçimizde bırakamıyoruz, azat edemiyoruz bir türlü.
Hani vazgeçmek değil de kabul etmek sanırım zor geliyor ve biraz zaman alıyor.
Eskiye böyle sımsıkı tutunuyoruz.
Aslında bu biraz beynimizin de oyunu.
Böyle çalışıyor beynimiz.
Bilindik, tanıdık olan şey kötü de olsa bizi zarar da verse daha güvenliymiş gibi geliyor.
Çünkü belirsizlikten korkuyoruz, yeniden korkuyoruz.
Bunu şuradan da anlayabilirsiniz.
Mesela uzun ve kötü bir gün geçirdiniz.
O günün sonunda eve gelip yeni bir film ya da dizi açmaktansa daha çok sevdiğimiz, eskiden böyle defalarca izlediğimiz dizileri açıyoruz.
İşte Avrupa Yakası olabilir bu.
Yaprak Dökümü izleyenler var.
Aşkı Memnu'yu böyle 10.
kez bitirenler var.
Ben de Gilmore Girls'ı izliyorum.
Ve açıkçası izlerken tüm dikkatimi de vermiyorum yani elimde bir iş varsa yemek yapıyorsam oradan çalıyor bir taraftan ama bana iyi hissettiriyor yani güvenli bir alan gibi hissettiriyor.
Oradan da pay çıkartabiliriz aslında anlayabiliriz.
Yaşadığımız şey toksik, zor, külfetli de olsa artık bize hizmet etmiyorsa bile geride bırakıp devam etmek işte içten içe korkutuyor bizi.
Hani derler ya bildiğin cehennem bilmediğin cennetten iyidir diye.
İşte o hissiyat baskın geliyor.
Yeni ve belirsiz olan insanda tedirginlik, anksiyete yaratıyor.
Üstüne bir de bıraktığımızın yasını tutuyoruz.
Bize artık fayda sağlamasa da o zorlayıcı, yıpratıcı deneyimden sonra insan kendine de üzülüyor ya.
Hani benim böyle oldu biraz sanırım.
3-4 sene önceki Elif'e üzüldüğümü, o daha toy, daha heyecanlı halimin yasını tuttuğunu fark ettim.
Hani o zamanımı daha iyi değerlendiremedim mi, onu neden daha fazla koruyamadım, neden daha fazla savunamadım diye düşüncelere dalıyorum, kendimi yakalıyorum.
Ama sonra tabii anlıyorum ki şu anki versiyonum daha bilen, daha farkında olan bu Elif ve bazı deneyimlerden geçmesi gerekiyormuş.
Çünkü o yoldayken, o eski hikayelerdeyken yani bir bakmışım dönüşmüşüm aslında.
Paul Koylan'ın bir sözü var, çok seviyorum.
Eğer bir şeyi sevmeye cesaret edersen...
onu kaybetmeye de hazır olmalısın.
Bu vedaların kaçınılmazlığını öyle güzel anlatıyor ki sevmek, bağ kurmak, yaşamak, yol almak bunların hepsi bir risk.
Ama o riski almadan büyüyemiyoruz.
Öyle değil mi? Bir noktada kontrolcü tarafımız hayatın akışına izin vermek zorunda, belirsizliğe izin vermek zorunda.
Çünkü belki de yenisi için, yeni bir hikaye için hazırlanmışızdır.
Onca emek, çaba, gözyaşı asıl doğru olan yer ve zamanda, doğru insanlarla, doğru işle buluşmak içindir.
Yani yerimizi bulmamız içindir.
Tabii ki bu ölümle geride bıraktıklarımız için söylediğim bir şey değil.
O hikayeler zorunlu olarak bitiyor.
Geride bırakmıyoruz aslında ama.
Yani artık onlarla yol almadığımız için Bilal hatıra olarak kalıyor.
Onların etkisi, bizdeki değişim tabii ki farklıdır.
Dediğim gibi bizim hikayemiz ne zaman bitecek hiç bilmiyoruz.
Şöyle bir noktaya da değinmek istiyorum aslında.
Evet geride bırakmak bizi de değiştiriyor ama her zaman güzel yönde de olmayabiliyor.
Eğer çok sancılı bir hikayemiz de olduysa, insanlara karşı güvenimiz edelendiyse, kimseye güvenilmez bu hayatta diye genellediysek, kodladıysak kendimizi.
E bu sefer... Yeniye
açılan alan da daralıyor.
Yani biraz farkında olmak burada bence çok önemli.
Yani kötü şeyler de kazanmış olabiliriz bu deneyimde.
Bizim değişimimiz de belki istediğimiz nokta olmamıştır.
Daha hırçın, daha yorgun, daha kırgın da çıkmış olabiliriz.
O durumdan, o şekilde de her şeyi geride bırakmış olabiliriz.
Evet yine bir değişim var, bir büyüme var ama burada şuna dikkat etmek lazım.
Genel düşüncelerimize, bunlar bize iyiye mi sevk ediyor yoksa daha mı karamsar bakıyoruz hayatta?
Gerekirse baş edemiyorsak yardım almak da çok kıymetli burada.
Çünkü dediğim gibi bazı yaslar bizde büyük yaralar da açmış olabilir.
Bu durumda tabii ki yası da kolay olmayacaktır.
Çünkü bazı insanlar duygudan kaçar, bir şey olmamış gibi davranır.
Bir sevdiği vefat etmiştir ama duygusunu belli etmemeye çalışır, güçlü olduğunu gösterir.
Ama o zor duyguları yaşayarak içinden geçmek esasında en sağlıklısı.
Çünkü bu sefer travma etkisi yaratıyor.
O yaz her yere gidiyor.
Aslında tutamadığımız için yazı sağlıklı bir şekilde yol alamıyoruz.
Yaz tutmak çok önemli. Belki üzüntümüzü dışarıya belli etmemiz bize zor geliyordur ama kendimizce bu yazı tutmalıyız.
Yani bir şekilde belki kendi kendimize ağlayarak, belki yürüyüşlerde böyle içsel olarak konuşarak, belki o vedalaştığımız insana mektup yazarak.
Benim kendimce bir özel yöntemim var.
Vedalarla başa çıkmak için size ilham olabilir.
Ben öykü yazıyorum.
Kulağa biraz romantik ya da tuhaf gelebilir ama gerçekten işe yarıyor.
Bundan 10 yıl önce falan keşfettim bunu.
Bir keresinde 25 sayfalık bir öykü yazdım.
Daha gençtim tabii 20'li yaşlarda.
Her detayı, her anıyı, her duyguyu yazıya döktüm.
Veda ettim. İnsanlar o öyküde karakter oldu.
Onları konuşturdum, onların gözünden baktım ve kalemi bıraktığımda içimde bir hafiflik.
Çok büyük bir hafiflik hissettim.
Sanki o vedayı tamamlamıştım, o hikayeyi bitirmiştim.
Artık o yeri, o kişiyi eskisi gibi özlemiyordum, aramıyordum.
Bu yöntemi siz de deneyebilirsiniz.
Çünkü benim gerçekten baş edemediğim bir duyguydu.
O yaz süreci, o veda çok zorlandığım bir hikayeydi.
Ama gerçekten o 25 sayfalık öykü tabii ki bir seferde olmadı.
Bir hafta boyunca kafamda sürekli bu hikaye vardı.
Beni iyileştirmiş. Yani yazmak size göre değilse, kimi insan çizerek, kimi...
İnsan yürüyüşlerinde o kendi içinde konuşmalarla ölen kişiye ya da vazgeçtiğimiz geride bıraktığımız kişiye mektup yazarak ya da terapiye giderek bir şekilde o yası tamamlayabiliriz.
Önemli olan o duyguyu böyle bir forma dönüştürmek.
İçimizi hapsetmek değil de özgür bırakmak.
Hiçbir şey yapmak da zorunda değilsiniz.
O duygu geldiğinde ağlayabilirsiniz.
Ya da bir yakınınızla konuşabilirsiniz.
Bunlar da hepsi zaten yasın bir parçası.
Önemli olan onu bastırmak ve yok saymak değil.
Ve belki de bu bölümü dinlerken şu soruyu kendinize sorabilirsiniz.
Hangi veda beni bugünkü ben yaptı?
O vedayı düşünün.
Belki bir kağıda yazmak isteyebilirsiniz.
Tekrar üzerine düşünmek isteyebilirsiniz.
Belki bir arkadaşınıza anlatmak istersiniz.
Onu içinize tutmayın. Bırakın bir şekilde aksın.
Ben vedalarımı öykü yazarak iyileştiriyorum.
Ama bazen bir film ya da bir dizi sahnesi de aynı etkiyi yaratabiliyor.
Vedalar büyütür mü diye sorduğumuzda Hayao Miyazaki o çok usta yönetmene göre evet ama önce acıtarak sonra dönüştürerek onun dünyasında her veda bir kelebek gibi yani o kazalağından
çıkıp kabuğunu yırtmak gerekiyor.
Bu animasyon yönetmeni filmlerini belki biliyorsunuzdur çok güzel böyle yetişkinler içinde tabii ki çocuklar için değil animasyon çok güzel filmleri var.
Ve animasyonun büyüsüyle yaz tutmayı, geride bırakmayı ve büyüme sancısını öyle güzel anlatıyor ki onun filmleri.
Sanki her sahnesi o içimizdeki o boşluğu doldurmak için çizilmiş.
Zaten kendisi çiziyor o çizimlerinde.
Mesela son filmi artık onun da...
hani filmlere veda ettiği son filmi, kendi kariyerine veda ettiği son filmi Kuş Çocuğu ve Balıkçıl 2023'te çıkmıştı.
Tam bir yaz masalı.
11 yaşındaki Mahito annesini 2.
Dünya Savaşı'nda kaybediyor.
Babası tabii mecburen yeni bir hayat kurmaya çalışıyor ama Mahito bir türlü o yazdan çıkamıyor.
Yani kırsada taşınıyor ve o duygudan bir türlü çıkamıyor çocuk.
Bir balıkçıl kuşuyla karşılaşıyor.
Bu kuş ona Yani onu yönlendiriyor, fantastik bir dünyaya çekiyor.
Orada annesinin hayaletini, çocukluğunu, kendi yaralarını görüyor.
Böyle bir film. En vurucu sahnede Mahito'nun annesinin ruhuyla vedalaştığı an böyle gözyaşları içinde onların bakışlarından şunu düşünüyorsun ya seni çok sevdim ama artık gitmelisin dercesine onu bırakıyor
artık annesinin ruhu.
Bu veda hani sadece bir kayıp değil o Mahito'yu olgunlaştıran bir büyüme anı Miyazaki yasın karanlığını, yalnızlığını, o öfkeyi bir maceraya dönüştürmüş yani o duyguyu tıpkı
bizim vedalarımız gibi.
Mahito annesini onurlandırarak ilerliyor ama o boşluk kalıyor.
Tabii ki kaybettiğimiz kişilerin boşluğu kalacak.
Ama artık o boşluğu taşıyabilecek gücü de buluyor Mahito.
Dönüştüğü için, büyüdüğü için.
Benzer bir duyguyu da This Is Us, Bu Biziz diye bir dizi var.
Eski bir dizi. Ben çok severek izlemiştim, beğenerek.
Orada baba Jack'in ölümü sonrası ailenin Özellikle eşi Rebecca'nın yaz süreci o kadar gerçek ve o kadar derin ki.
Vedalar işte böyle ya bizi kırıyor ama aynı zamanda yeniden inşa ediyor.
Ya o ailenin yeniden ayağa kalkması, çocukların her birinin kendi hikayesi, Rebecca'nın yeniden hayata tutulması bunları görüyorsunuz.
Mutlaka o diziyi de izleyin derim.
Aslında Türk versiyonu da yapıldı ama bence etkileyici değil.
Onu söylemeyeceğim Türk versiyonunu.
Vedalar işte böyle sevgili dostlar bizi kırıyor ama aynı zamanda da...
Geriye dönüp baktığımda ben bazen...
Bu vedalarıma teşekkür bile edebiliyorum.
İyi ki öyle olmuş dediğim çok deneyimim var.
İyi ki orada bitmiş, iyi ki orada bırakmışım, arkama bakmamışım.
Evet üzüldüm, yoruldum ama iyi ki böyle olmuş dediğim anlar da var.
Vedalar bizi büyütür mü?
Evet vedalar bazen kalbimizi kırar ama aynı zamanda bizi yeniden şekillendirir, büyütür.
Ve önemli olan vedayı da bir son olarak görmek yerine bir yolculuğun parçası olarak görmek kolay mı?
Asla değil. Atıp tutmuyorum bir yerden.
Uzaktan atıp tutmuyorum.
Ama kabul ediyor insan.
Kabul edince zaten kolaylaşıyor onu sindirmek.
Ve hayatta hiçbir şey tesadüf değil sanırım.
Hani bazen eksiğe, bitene, gidene değil de kazanıma bakmak gerekiyor.
Mesela benim o 25 sayfalık öyküm sadece bir vedayı tamamlamakla kalmadı.
Bana böyle yazmayı, duygularımı ifade etmeyi de öğretti.
Ve beni yazarlığa ve bununla ilgili eğitimlere yönlendirdi.
Ve ben daha sonra atölyelere gittim.
Yeni insanlarla tanıştım.
Öyküler yazdım, çeviriler yaptım ve gerçekten de şu anki bulunduğum noktada olmam için de katkı sağladı.
Belki siz de bir vedanın ardından kendinizi yeniden inşa ettiniz.
O an zor da olsa şimdi dönüp baktığınızda o veda sizi bugünkü güçlü halinize getirdi.
Şimdi son olarak şunu sormak istiyorum.
Bölüm bittiğinde de mutlaka yorumlarınızı bekliyorum.
Çok güzel paylaşımlar yapıyorsunuz benimle.
Bu gerçekten hem motive ediyor beni hem de sizinle çok güzel bir bağ kurduğumu hissediyorum bana.
Bazen çok özel nasıl diyeyim deneyimlerinizi de anlatıyorsunuz.
Demek ki yakın görüyorsunuz.
Bu benim için çok özel.
Sizinle burada 3 yıllık yolculuğumuzda çok güzel bir bağ kurmuşuz diye hissediyorum.
Evet en çok hangi veda sizi değiştirdi?
Ve onunla nasıl başa çıktınız yaz sürecine?
Mutlaka yorumlarınızı bekliyorum.
Çok sevgiler, selamlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
