
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde “erteleme” alışkanlığının sebeplerini ve günlük yaşamımızı nasıl etkilediğini konuşuyoruz. Hayatımızı ertelemeden yaşamak nasıl mümkün, bu sorunun cevabını gelin birlikte arayalım.
Transkript
Altyazı M.K.
Merhabalar, yaşama, insana dair pek çok şey bulabileceğiniz Ben Saati'ne hoş geldiniz.
Ben Elif. Eylül ayı bize genelde yeni bir döneme başladığımız hissini veriyor.
Sanki yeni yıl gelmiş gibi biz hayatımızla ilgili yeni kararlar alıp hedefler belirliyoruz.
Eylüle usul usul yaklaştığımız bu günlerde bu yeni kararların arifesinde yani dikkat çekmek istediğim bir konu var.
Böyle üzerimizde adeta bir ölü toprağa atılmış gibi ağırlık yapan bir mesele bu.
Yeni ajandalar almadan, vizyon panosu hazırlamadan, okul alışverişine girişmeden önce gelin kendimizle bir toplantı yapalım.
Geçmiş Eylül ayında ya da geçen sene diyelim.
Hedeflediğimiz, yapmaya niyet ettiğimiz, karar verdiğimiz işlere bir bakalım.
Onları bitirebildik mi? Neleri tamamladık mesela?
Hangi hedeflerimizi yarıda bıraktık?
Bir gözden geçirelim. Çünkü yapmaya karar verip başladığımız, yarıda bıraktığımız ya da hiç aksiyon almadığımız işler bizim sırtımızda bir yük.
Gelecek yeni dönemde hayatımıza dair yeni kararlar almadan, planlar yapmadan önce sırtımızdaki yükleri bir bir indirelim mi?
Ne dersiniz? Gerekirse tamamlayalım, olmuyorsa vazgeçelim.
Çünkü erteleyince ne oluyor biliyor musunuz?
Zaten bir sebepten belki o an iyi hissetmediğin, hazır hissetmediğin, başka bir şeyi öncelediğin için yapacağın o eylemi erteledin.
Yarın bıraktın ya da hiç başlamadın.
Haliyle bu durum insanın kafasında bir yeri bilgisayardaki açık segment gibi dolduruyor.
Onu bitirinceye kadar o orada öylece bekliyor.
Bunu beynimiz de biliyor hatta hatırlatıyor ara ara.
Bak daha o işi bitirmedin orada bekliyor seni.
Bunun üzerine neden hala yapmıyorum, zamanım az kaldı bitmesi lazım derken negatif duygular, stres, telaş, suçluluk vs.
bu duyguları işi ertelediğimiz zamankinden daha yoğun hissediyoruz.
En üzücü tarafını söyleyeyim, sonrasında yapacağımız o işle bu duyguları özdeşleştiriyoruz biz.
İşte burada tehlike çanları çalıyor ve artık o işi bitirmek daha zor hale geliyor.
Kitap yazmak en çok istediğin şeyken, şu durumda ertelemekten yorgun düştüğün bir an artık bitsin, bir an önce bitireyim dediğin bir yük haline dönüşüyor.
Ve bu motivasyonla ortaya koyacağın ürün de iyi bir ürün mü çıkar bilemiyorum.
Bu şekilde bir ruh haliyle yapacağın şey, ortaya çıkaracağın sonuç seni tatmin edecek mi?
Bundan emin değilim.
Beynimiz duygularımızla yaptığımız işleri, yediğimiz yemekleri bile özdeşleştirebiliyor.
Nasıl ki bazı şarkılar bizi başka yerlere, anılarımıza götürür, o an o hikaye güzelse şarkıyı ne zaman dinlesek neşemiz yerine gelir, hikayemiz kötüyse o şarkıyı duyar duymaz gözlerimiz
dolar. Onun gibi biz de yaptığımız şeylere de duygumuzu yansıtıyoruz.
Yani Çok uzun bir giriş yaptım farkındayım.
Bugün ertelemeyi konuşalım arkadaşlar.
Hayatta bir şeyleri ertelemeyen insan yoktur herhalde.
Zaman yönetiminde ustada olsak hepimizin ertelediği, ötelediği bir şeyler vardır hayatında.
İşinde ertelemeyen özel hayatında erteler.
Rutinlerini erteler, evini, ailesini, ödevini, kısacası hayatını erteler.
Biraz öz eleştiri olacak ama...
Biz yumurta kapıya dayandığında bir şeyler ortaya koymaya meyilli hatta bunu biraz huy edinmiş bir toplum olabiliriz.
Son anda harekete geçmek bazen bize çok yaratıcı işler yaptırabilse de yalap şap bir şey de ortaya çıkarabiliriz yani.
Bu durum için geçerli sebeplerimiz de var.
Bunlara mazeret demiyorum.
Olayı çok da basitleştirmiyorum.
Peki biz neden bunu yapıyoruz?
Canımızı sıkan bu şeye neden izin veriyoruz?
Buradan başlayalım. Bir kere şöyle yanlış bir algı var.
Her erteleyen kişi tembel değildir.
Vücutta ve beyinde tembellik hiç enerjik olmama durumudur.
Genel bir yorgunluktur.
Hatta insanlar genelde yapacağı işleri haddinden fazla önemsediği için ertelerler.
Tembellikten değil. O halde ertelemenin birinci sebebi mükemmelliyetçilik ve buna bağlı olarak geliştirilen başarısızlık korkusudur.
Bu nasıl oluyor? Şöyle insanların mükemmelliyetçi tarafları yapılacak o işlerle ilgili çok yüksek bir standart oluşturuyor.
Bakın bunu biz yapıyoruz.
O çıtayı biz çok çok yukarıya taşıyoruz.
Yüksekte tutabiliyoruz.
Ve yine aynı biz fazlaca başarısızlık korkusu hisseden tarafımızla o işin üstesinden geleceğimize inanmıyoruz.
Tabii ki yüksek hedeflerimiz olacak hayatta ama gerçekçi olmaktan bahsediyorum burada.
Mükemmel olmayan ancak iyi olan sonuçlar da bizi mutlu edebilir.
Bir noktada kusurlu olduğumuzu kabul edip sadece elimizden gelenin en iyisi nedir buna bakmak sanırım burada bizim için en mantıklı çözüm olabilir.
İkinci olarak şunu söyleyeyim.
Bence en can alıcı nokta burası.
Ertelemek bir zaman yönetimi değildir.
Duyguları yönetememe problemidir.
Bakın konu yine duygusal dayanıklılığa geldi.
Bununla ilgili bölümümüzde konuyu detaylıca anlattık ama bu sefer erteleme tarafından bakalım.
Mesela bir makale yazmanız lazım ya da bir rapor hazırlayacaksınız.
Başına geçtiniz ama o anda özel hayatınızla ilgili negatif bir şey yaşandı, canınız sıkıldı.
Belki ailenizle kavga ettiniz, belki bir sorun çıktı.
Duygusal olarak olayı, durumu yönetemediniz.
Yapılacak tüm işleri rafa kaldırdınız.
Artık ne zaman iyi hissedip yaparsanız...
Belki son gece mecburiyetten bir şekilde tamamlarsınız o işi ama büyük ihtimal çıkacak ürün pek de övüneceğiniz bir şey olmayacaktır.
Bu da sizi yetersiz ve başarısız hissettirecektir.
Ertelediğiniz günlük rutininiz ise yani mesela yürüyüşlerinizi yapmadınız, günün sonunda rahatlayamamış bir bedenle yatağa yine siz giriyorsunuz.
Ve şurada var, ertelenen işler daha olunca ve onları bitirme tarihine yaklaşınca biz hepsini halledeyim derken kendi özel zamanımızdan, ben saatlerimizden veriyoruz, kendimizden
veriyoruz yani. Duygularını düzenlemekte, duygularını dengelemekte zorlanan, yetersizlik hissiyle mücadele eden insanlar zaman yönetimi ne kadar iyi olursa olsun ertelemeye meyilli
oluyorlar. Bu bazen anlık hazlar için böyle oluyor.
Uyarıcılar etrafımızda oldukça fazla.
Bildirim almadan yaşayamaz hale geldik çünkü.
İnsanlar duygusal dayanıklılığı ölçüsünde başarılıdır demiştim ilgili podcastimizde.
Yine bu sözümü savunuyorum.
Çünkü duygusal olarak daha dayanıklı olan bireyler erteleme olayına daha az giriyorlar.
İşlerini zamanında yapıyorlar.
Gereken enerjiyi, gerekli zamanı, yaratıcılığı daha iyi ve verimli kullanarak o işi daha güzel bir şekilde sonuçlandırabiliyorlar.
Hal böyle olunca da o görevleri sonuca ulaştırmak ve bunu zamanında yapmanın da mutluluk, keyif gibi.
Ve bir haz olarak beyni beslediğini, modumuzu, moralimizi daha da yükselttiğini düşünüyorum.
Ertelemenin üçüncü sebebi bizim bazen hatta çoğu zaman motivasyon perilerinin gelmesini beklememizdir.
Bir de yapılacak iş, görev, eylem neyse biraz komplike, zor ya da çok aşamalı bir şeyse o zaman yine onu yarın yapılacaklar listesine koyabiliyoruz.
Böylece dördüncü olarak ertelemenin bir sebebi de görevin ya da işin zorluğu diyebiliriz.
Peki ne yapacağız? Bunları anlatmak için buradayım ama ertelemenin bir bedeli hatta bedelleri olduğunu azıcık daha vurgulamak istiyorum.
Bunlar nasıl bedeller? Bir kere artan stres gittikçe bizi rahatsız eden bir hale dönüşür, fiziksel sağlığımızı etkiler, baş ağrısı, karın ağrısı, iştahın kesilmesi, mide bulantısı gibi
etkilerden bahsediyorum.
Mutlaka yaşamışsınızdır birini.
Sonra altına imza attığımız şeyin, ortaya koyduğumuz ürünün kalitesi azalır ve az önce bahsettiğim gibi sonucu beğenmeyip yetersiz ve başarısız hissederiz.
Ve erteleme yüzünden öğrenmediğimiz bir beceri, geliştirmediğimiz bir yabancı dil, bitmeyen bir rapor, belki hazırlanmayan bir sunum işte bu gibi sebeplerden dolayı birçok fırsat elden
kaçabilir. Çünkü fırsat kapıya geldiğinde hazır olmamış oluyoruz.
Bakın bu bayağı can sıkıcı bir bedel.
İlişkilerimizde de ertelediğimiz şeyler, verilmiş ve tutulmamış sözler aradaki bağları, güveni zedeliyor.
Bazı insanlar el iyisidir derler ya dışarıda her şeyi dört dörtlük yapar eve gelince oturduğu yerden kalkmaz erteler durur.
İşte bu da ilişkileri bozan, ilişkileri o bağları olumsuz etkileyen bir durum.
Peki şimdi yeniden soruyorum.
Ne yapacağız? Önce karar vereceğiz.
Yapacağımız işte net olacağız.
İşin sırrı başlamakta ve direkt başlayacağız.
Ufak bir adım dahi olsa hemen o adımı atacağız.
Hani bir söz var başlamak bitirmenin yarısıdır.
Biraz klişe olan bir ifade ama altında bir hakikat varmış.
Ben bunu sizinle paylaşmak istiyorum.
Beyin başladığımız yarım bıraktığımız işleri hiç başlamadıklarımıza göre daha iyi hatırlayıp Bize hatırlatarak, biraz da stres hormonuyla darlayarak o işi daha çabuk
bitirmemizi sağlıyormuş. Buna zigerd etkisi deniliyor psikolojide.
Yani bu etkiyi kendi hayrımıza kullanabiliriz.
Okunacak bir makale mi var?
İlk paragrafını okuyun.
Temizlik mi yapılacak?
Kalkın bir odayı toplayın.
Başladığınız işler momentum yasası gereği bir an önce sizin tarafınızdan bitirilmek, sona erdirilmek istenecek.
Bu yasaya göre başlamak için daha büyük bir enerjiye ihtiyacımız var.
Ama bir başlayınca onun devamı için ufak bir dürtülme bile yetecektir.
Yapılacak işleri önceliklendireceğiz.
Beyhan Budan bir videosunda izlemiştim.
Size zor gelen hatta pis işler dediğimiz işleri hemen kısa.
Kalkın halledin diyor. Zor ya da sevmediğimiz bir görevden bir sorumluluktan başlayın ilk önce.
Haftanın ilk günü, pazartesiden halledin onu ya da sabah kalkınca ilk iş onu yapmalıyız, onu yapabiliriz.
İngilizlerin bir deyimi var bununla ilgili.
Eat the fro, kurbağa yemek yani en zorlandığımız şeyi ilk önce yapmak.
Sonra eğer görev detaylı, karışık, süreç gerektiren bir şeyse onu bölüp parçalara ayıracağız ve o şekilde yöneteceğiz.
Zaman yönetimi konusunda sıkıntı yaşıyorsak bunun yöntemleri var, teknikleri var.
Pomodoro tekniğine bir bakabilirsiniz.
Çalışma ve dinlenme molalarına önceden karar vermek o esnada işimizi kolaylaştırabilir.
Hem de ne kadar çalıştığımızı da görmüş oluruz.
Motivasyon perisi bazen gelir bazen gelmez.
Ona işlerimizi, geleceğimizi emanet etmeyelim.
Dikkat dağıtıcıları uçuş moduna alabiliriz.
Odayı, masayı sürekli toplamaya gerek yok.
İş bitince temizliğe de sıra gelir.
Ertelemenin sebebi duyguları yönetememekse işte bunu da fark edip o yönümüzü güçlendireceğiz.
Bunun teknikleri var. Ben de anlatmıştım.
Daha önceki bölümlerde var.
Birçok yerde de bahsediliyor.
Bakabilirsiniz. Ancak kendi başımıza bir türlü başa çıkamıyorsak bu duygularla, onları kontrol edemiyorsak, o duygular yüzünden savruluyorsak iyi bir rehberden, terapisten destek alınabilir.
Bazen kusurlu olmaya da izin vereceğiz.
Bu tarafımızı da kucaklayacağız.
İşi kusursuz yapmaktan önce bir kere doğru düzgün yapmaya odaklansak zaten sonuç ne olursa olsun harekete geçmenin verdiği huzur bize iyi gelecek, haz verecek.
Son olarak da kendimize zorlandığımız anlarda şefkatli yaklaşacağız.
Ertelediğimiz işleri yeniden ele aldığımızda belki olumlu duygular içinde olmayabiliriz.
Belki değil kesinlikle olumlu duygular içinde olmayacağız.
Neden hala bitirmedim gibi suçlamalara gidebiliriz.
O noktada büyük resmi hatırlayıp işi halletmeye odaklanmalıyız.
Kendi duygusallığımızı, savrulmalarımızı, savunmasızlığımızı kabul edip devam edebilmeyi de öğreneceğiz.
Bir şeyi, bir işi, bir rutini ertelerken kendimize sormalıyız.
Ben bunu erteliyorum ama bunun bana bedeli ne olacak?
Bu soruyu sık sık sormak sanırım bizim bayağı bir işimize yarayacak.
Yine hatırlatmak istiyorum.
Fırsatlar hazır olanlara gelir ve erteleyenler asla hazır olamazlar.
Bölüm bitiyor. Eylül ayı kapıda kendiniz de bu toplantıyı ertelemeden mutlaka yapın olur mu?
Çok sevgiler.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
