
Erteleme Ve Tembellikle Başa Çıkmak | Konuk: Mümin Sekman
21 Ekim 2024 · 25 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde konuğumuz sevgili Mümin Sekman ile “Atalet” kavramı üzerine konuşuyoruz. Yılgınlık, yorgunluk, erteleme ve tembellikle nasıl başa çıkarız, bunu ele alıyoruz.
---
Instagram:
Transkript
Herkese merhaba, Ben Saati'ne, hoş geldiniz.
Ben Elif. Bugün çok özel bir konuğum var.
Sevgili Mümise Ekman bizlerle birlikte.
Hoş geldiniz hocam.
Hoş bulduk. Nasılsınız?
Gayet iyiyim. Siz de iyisiniz.
Çok teşekkürler.
Ben de iyiyim. İçsel yolculuk devam ediyor.
Aynen öyle. Yaklaşık bir sene önce de siz bizim konuğumuzuz.
Hatta Ben Saati'ni ilk konuyordunuz diyebilirim.
O zaman içsel başarı hakkında konuşmuştuk.
Bu defa da atalet üzerine konuşalım isterim sizinle.
Pek çok insan atalet kavramını aslında tam olarak bilmiyor.
Hani erteleme, tembellik, tükenmişlik sendromu, bunlar hakkında uzun uzun konuşuyoruz ama atalet kavramı nedir?
Bunu işin uzmanından sizden öğrenmek isterim hocam.
Şöyle, atalet en basit haliyle yapılması gereken ve yapılabilecek bir şeyin yapılmaması hali.
Hani bir y harfi gibi.
düşünmekte yarar var yapılması gereken ve yapılabilecek ama yapılmıyor yeğenin alt kısmı bir yandan bir görev var işin içerisinde yani sağlığımız için ekonomik
özgürlüğümüz için okuldaki derslerimizin başarısı için şirketteki görevimizin gereğini yapmak için bir görev var yapılması gereken bir iş var ve bu iş beceri
donanım ve yetenek seviyemizin açık ara üzerinde değil yani Bir kasaba alıp kalp ameliyatı yapmasını isterseniz yapamazsa bu bilgi, beceri, donanım yetersizliğidir.
Bu atalet değildir. Ama kendi yapabileceği bir şeyi ve yapması gereken bir şeyi yapmıyorsa bu atalet hali.
Ataletin tabii karıştığı bazı kelimeler de var.
İşte tembellikle ataletin farkı nedir diye insanlar düşünebilir.
Tembellik daha bir kişilik özelliği tarafı var.
Ama atalet bir daha genel bir zihin durumu.
Ataletin içinde duygu var, düşünce var, biyolojik hormonal faktörler var, çevresel yani yakınınızdaki o 5 kişi 10 kişilik yakın etkileşime girdiğiniz çevresel insan
faktörleri var, etkileşim faktörleri var.
Ama tembel ya da çalışkan olmak daha çok kişilik özelliği.
Atalet bir zihin durumu gibi de düşünebiliriz, bir mentalita gibi de düşünebiliriz.
Kısacası yapılması gereken bir iş var.
Onu niçin yapman gerektiğini biliyorsun.
İstersen nasıl yapacağını biliyorsun.
Yapmamakla ne kaybedeceğini biliyorsun.
Yaparsan ne kazanacağını biliyorsun.
Ama yine de yapmıyorsun.
Dışarıdan bir engel yok.
Elindeki imkanlar bu amaçlar için yeterli.
Seni dışarıdan durduran bir şey yok.
Ama içindeki bir şey bunu yapmanı engelliyor.
Tembellik veya işte göğsüne oturmuş bir fil hareket etmeni engelliyor.
İşte basitçe bir spor için yürüyüşe gideceksin.
O spor ayakkabısını bağlayıp Çıkıp yürüyüşe gitmiyorsun.
Koltuk patatesi olup yatıyorsun koltuğun üzerinde.
Ya da öğrencisin.
Ders çalışman gerekiyor.
Dersler burada duruyor.
Kafa burada. Ders burada ama konsantre olup o dersi bitiremiyorsun.
Ya da Geleceğin, kariyerin için yapman gereken güzel projeler var.
Startup'unu kuracaksın ya da işte terfi almak için yapman gerekenler var.
Bunları çok net bir şekilde görüyorsun.
Herkes de bunu teyit ediyor bunların yapılması gerektiğini.
Berrak bir şekilde bunların yapılması gerektiği net.
Kafa karışıklığı yok. Ama gene de o amaçlar için disiplinli, düzenli, istikrarlı bir isteklilik halinde çalışamıyorsun.
Ve çalışmadığın için de içinde bir suçluk duygusu yaşıyorsun.
Böyle bu iç kavga haline atalet diyebiliriz.
Atalet durumu. Peki bunun sebepleri ne bakarsak hocam?
Yani sadece motivasyon kaybı gibi basit bir şey olamaz.
Çünkü motivasyon siz hep söylersiniz sabah kahvaltısı gibidir, güzeldir, tatlıdır ama belli bir süresi vardır.
Sonra o size yetmez dersiniz.
Peki bu ataleti bize iten şeyler?
Neler yani bunu tembellikten ve diğerlerinden ayırt etmemiz adına nasıl anlarız?
Bizim neler iter bu duruma?
İsterseniz bir nedenleri üzerinden konuşalım bir de türleri üzerine konuşalım.
Yani türlerinin başlığını şöyle söyleyebilirim.
İki türlü var. Bir atalet mantalitesi, ataletli bir zihniyet halinde olmak.
Öbürü atalet modu.
Ama bunu...
Nedenlerden sonra konuşalım isterseniz bu ayrımı.
Bunun farkı nedir?
Atalet modunun atalet mantalitesinden farkı nedir?
Bu türleriyle ilgili ama ataletin nedenlerine geldiğimizde ben bazen ataleti bir masa gibi düşünüyorum.
Bir masa düşünün üzerinde hani o dört ayağın üzerinde durur ya masa.
Bunun gibi atalet halinin de ataleti bir zihin durumu olarak düşünelim state of mind.
Ataletli haldeysek hal.
O halin 4 tane ayağı var.
Biri biyolojik nedenler.
İşte demir eksikliği olabilir, B12 eksikliği olabilir, işte D vitamini ve benzeri bir süt çinkoz selenyum gibi hani vitamin, mineral
veya hormonal durumuzdan dolayı yani o aşırı kortizon salgısından kaynaklı olabilir.
Biyolojik nedenlerle halsizlik...
Bitkinlik, yılgınlık, yorgunluk ve tükenmişliğe yakın duygular hissedebiliriz.
Bu tamamen biyolojik kaynağı ve fizyolojik de olabilir.
Mesela oturup 10 saat bilgisayar başında oyun oynarsak fizyolojik kaynaklı, fiziksel hareketsizlik kaynaklı bir atalet olacaktır.
Kısacası önce bedenimize bakacağız.
Masanın dört ayağından biri bu.
Yediğim, içtiğim, uykum, hareketim.
Ve o işte sağlık verilerim.
Yani vitamin, mineral ve tansiyon gibi bir sürü temel sağlık verilerim.
Bunlara göre ben biyolojik olarak atalet halinde miyim değil miyim?
İkincisi zihinsel entelektüel atalet.
Yani düşünsel atalet.
Düşüncelerden kaynaklı atalet.
Şimdi bir insana şuna inanıyorsa bu hayat boş.
Bu dünyada hiçbir şey yapmamak lazım.
Çalışmak kapitalizmin oyunudur.
Bu dünyaya dinlenmeye geldim ben veya ben zaten tembelin tekim gibi kendi öz etiketlemesi yani benlik etiketlemesi veya hayatın anlamı, çalışmanın anlamı, iş hayatının anlamıyla ilgili
yargıları entelektüel olarak inandığı fikirler doğru yanlışın ötesinde bu inandığı fikirler onu eylemsizliğe, atalete sürükleyebilir inancından dolayı.
Bu istersek işte böyle bir şey olabilir yani işte Siyasi ideolojik nedenlerle nasıl pasif direniş olarak ataleti kullanabilir.
Sisteme direniyorum falan der.
İstersek spritüel de olabilir.
Yani o Hindistan'da Ganj nehrinin kenarında yaşayan, ağzının kenarına konan sineği bile kovmayan adam da spritüel nedenlerle atalettedir.
Yani spritüel ya da siyasi nedenlerle ama ideolojik olarak bir düşünceden dolayı eylem yeteneği felç olmuş insanlar vardır.
Şimdi üçüncüsü duygusal atalet.
Üçüncüsü, duygusal hataletten aşırı üst üste gelmiş, duygusal olayların üst üste geldiğini düşünün.
İşte annesi kanser oluyor.
O sırada işte en nefret ettiği insan atanıp buna müdür oluyor.
Sevgilisi terk ediyor.
Hani duygusal olaylar taşıyamayacağı kadar üzerine yük oluşturuyor.
Uyku düzeni bozuluyor.
Dinlenip rejenere derler ya kendini yenilemeye zamanı kalmıyor.
Çocuğu hasta. Şimdi bu insanda duygusal olarak tükenmişlik sendromu burnout dediğimiz sendroma doğru gidebilir.
Yani Buradaki sürükleniş yani atalete sürükleniş daha duygusal kökenlidir.
Duygular üzerine çalışmak gerekir.
Ve son olarak çevresel atalet.
Çevresel atalet derken bu tabii ki fiziksel çevre de olabilir.
Böyle havasız insanın fiziksel çalışma şartları olarak böyle içinde biraz zaman geçirdiğinizde sizi böyle enerjinizi düşüren fiziksel atmosferler vardır ya hava sürkülasyonunun olmadığı, karanlık ışıkların
yetersiz olduğu ya da Arkadaş çevresi yani çevre iki anlama gelir.
İkincisi de insan ilişkileri.
Yani çevrenizde o en sık etkileşime girdiğiniz 5-10 insan size hani projeleri olan harika işler yapmayı düşünen insanlarsa onlar enerjinizi yükseltir.
Ama tam tersine sizi üretkenliğe, çevikliğe, hedefler için mücadele etmeye sevk eden, büyük idealleri, hedefleri, çabaları olan insanlar değil de tam tersine işte pineklemeye
çağrı. Böyle yılgın, yorgun, tükenik, bunalım baz istasyonu gibi eylemsizliği yücelten, tembelliği onurlandıran, bir şey yapmamayı marifet sanan insanlarla
çok yoğun etkileşime girerseniz onlara dönüşürsünüz.
Çünkü insan beyninde ayna nöronlar diye bir nöron grubu var.
Sürekli çevreden hıza alır ayna nöronlarla.
Yani çevreye bakar, çevre ona neyin norm olduğunu, neyin normal olduğunu, o çevreye, dar çevreye, dar gruba, iç çembere kabul edilmek için neyin gerektiğini düşünür.
Kıratın yanında duran ya huyundan ya suyundan, yani çelik, başarılı, geleceğe dönük, tutkulu, atat, zinde insanlarla yakın olduğu zaman o sana başarı veya o enerji bulaşır, atalet
de bulaşır. Ataletli insanlarla yakın etkileşimde.
mekan olarak da ataletli mekanlarda çalışırsan insan ya da mekan olarak bu sana ataletin bulaşmasına neden olur.
O halde dört tane kaynak saydık.
Düşüncelerden dolayı atalete düşebiliriz.
Duygulardan dolayı atalete düşebiliriz.
Biyolojik yani fizyolojik nedenlerden ya da çevresel mekan ya da insan çevresel olarak nedeniyle atalete düşebiliriz.
Bu dört kaynaktan İçsel dışsal kontrol edilebilir edilemez şeklinde sınıflayabiliriz tabii.
Ama en önemli noktalardan biri şu.
Yani bu nedenleri ortaya çıkardıktan sonra kişi kendinde bu nedenleri test ettikten sonra şunu bir atasözü var.
Yiğit düştüğü yerden kalkar.
Kişi atalete düştüğü yerden çıkar.
Duygusal nedenlere atalete düşmüşseniz bununla mücadele etmeniz lazım.
Fizyolojik nedenlerle biyolojik nedenlere atalete düşmüşseniz bununla önce mücadele etmeniz lazım.
Buna yoğunlaşmanız lazım.
Şimdi çoğu kişinin yaptığı hata şu.
Genelde işte kişisel gelişim kitap okumuşsa daha çok psikolojik araçlara ya da entelektüel araçlara yatkın oluyor.
İşte o Maslow'un dediği elinde çekiç olan her şeyi çivi olarak görmeye başlar sözü.
Bu da beraberinde şey yapmaya başlıyor.
Kişiler işte biyolojik kaynaklı at aletini yani demir eksikliği, D vitamini eksikliği, çinko veya benzer vitamin mineral eksikliğinden veya hareketsizlikten kaynaklı at aletini işte motiveci laflar...
okuyarak, onlara like atarak, onları buzdolabının kapısına yana çözmeye çalışıyor.
Hayır, biyolojik kaynakla eylemsizlik ve atalet halini psikolojik araçlarla çözemezsin.
Hayat felsefen eğer ataletliyse, yani düşünsel nedenlerle ataletliysen, ataletli mindset'e, mantaliteye sahipsen bunu da duygusal araçlarla çözemezsin.
Duygusal atalet halindeysen bunu da öbür araçlarla çözemezsin.
Nereden kuyuya düştüysen, hangi kuyuya düştüysen, dört kuyu olduğunu düşünelim, o kuyudan çıkman lazım.
Bu da en kritik noktalardan biri.
Biraz uzun anlattım ama bütünsel oldu, güzel oldu.
Yok, çok güzel anlattınız.
O zaman doğru tespit çok önemli burada.
Yani hangi alanda ataletliyiz?
Kitabınızda şöyle bir şey söylüyorsunuz, okudum da bayağı bir gülmüştüm.
Atalet sadece kariyeri değil, aşkı da tüketir.
Demişsiniz. Çok sıkıcı bir sürünceme halidir demişsiniz.
Yani demek ki hayatın diğer alanlarında da, ilişkilerde de atalet olabiliyor.
Yani çok başarılı bir iş adama evine geldiğinde ilgisiz, tembel bir adama da dönüşebiliyor.
Bu genellikle de böyledir.
Yani hayatımızın bir alanında aşırı aktif...
Aktif olmak diğer alanlarında atalet yaratabilir.
Yani iş hayatında aşırı aktif olan insanlar o irade rezervlerini kariyere odakladıkları için...
ilişkilerde o kadar yüksek bir şey yapmayabilirler.
Yani atalet hali oluşabilir.
Hatta evliliğin, sıkıcı bir evliliğin kariyeren bir katkısı bu olabilir bence.
Sıkıcı evliliği olanlar kendilerini kariyere vuruyorlar ve eve ne kadar geç giderse o kadar daha mutlu olacağı için kariyerinde büyük bir başarı kazanabiliyor.
geç gitmek faktörü.
Bu arada yani biz esprisine söylüyoruz ama gerçekten kariyer dünyasında bunun çok yorumunu yapanlar var.
O Gilvidi ünlü reklam ajansı var.
Onun sahibi Rakipleri hakkında analiz yapıyordu.
Kendisi de ilk üçte. Ve kendisini geçen rakiplerle ilgili böyle bir şey yapmıştı.
Eşinin uyuduğundan emin olmadan eve gitmediği için kariyerinde başarılı oldu diye.
Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın bulunur sözünü birçoğu insan tabii bu bağlamda algılamıyorlar.
Hani aslında monotonlaşmış bir ilişki bulunur demek.
Bazen yani kadın ve erkek fark etmez.
Monotonlaşmış bir ilişkinin...
kariyere daha fazla odaklanma sağlayabildiği bir doğru.
Yani tersini düşünürsek bir insan bir aşkta çok yoğunlaşmış ve o aşkın yoğun duyguları içerisinde odaklanmış ve yükselmişse kariyerinde o
daha daha dağılabilir.
Bu arada bazı insanlar da böyle olmuyor.
Yani az sayıda insan bunlara global beyinli deniyor.
Yani beyinleri çoklu göreve daha yatkın.
Bu insanlar hem aşkta hem kariyerde aynı anda Yüksek bir odakla gidebiliyorlar.
Tabii ki detaylarda atlıyorlar.
Detaylarda hatta eksiklikler bırakıyorlar.
Ama bir tarafta enerji yükseldiğinde yani aşkta enerji yükseldiğinde kariyerde de daha iyi enerji yükselen insanlar var.
Ama genelde insanların çoğunda başarı ve aşk birbirinin biraz rakibidir.
Yani ikisi de insanın odağının maksimum yüksek olmasını, kendinde olmasını ister ve birbirini kıskanırlar yani.
Aşk der ki tamamen bana odaklan, kariyer der ki bana odaklan.
Tabii büyük bir aşk ve büyük bir kariyerden bahsediyorum.
Ortalama aşk ve ortalama kariyer birbirini götürür, idare eder.
Ama büyük bir aşk ve büyük bir kariyer bütün o 100 milyar nöronun sadece kendisiyle ilgilenmesini ister.
Bu da beraberinde bir zorlayıcı bir görev geçiriyor ve ilginçtir.
Yani büyük bir aşk da büyük bir kariyer de...
İnsan ruhunda çok ciddi bir yükselme duygusu yaratır.
Ve birbirinin çok güçlü rakibidir yani.
Aşklarda tabii ilk başta o heyecan duygusu yüksek.
Bunu bilimsel araştırmalarda da ölçebiliyorlar.
İşte böyle neredeyse hipnotik bir odaklanmayla birine tutulduğumuz o ilişki dönemi bir süre sonra zayıflayabiliyor.
Bu da yaklaşık 2,5-3 yıl gibi bir aralıkta gerçekleşiyor.
Oradan sonra tutku.
yani tutkulu, obsesifçe, derin odaklanmadan gelen yoğun aşk duygusu yerini sevgiye bırakmaya başlıyor.
Yani iki buçuk, üç yıldan sonra sevgiye dönüşüyor.
Çünkü o sürede o kişiyi çözmüş oluyoruz.
Yani 360 derece algılamış oluyoruz.
Güven arttığı için ona karşı duyduğumuz sevgiyle yükseliyor.
Sevgi güvenden beslenir.
Ama gizem azaldığı için tutku kayboluyor.
Yani aşkın kimyasında güven ve gizemin bir optimizasyonu var.
Yani başta gizem yüksek, o kişinin kim olduğunu bilmiyoruz ve çekici buluyoruz.
O gizem aşkın o tutku tarafını yükseltiyor.
Ama bu sevgi değil, tutku.
Ama işte belli bir süre geçtikten sonra gizem azalıyor.
Çünkü kişiyi öğreniyoruz. Güven artıyor.
Bu da sevgiye dönüşüyor.
Kimisi o tutkuyu seviyor.
Sadece işte oradan sonra bırakıyor o ilişkiyi ve yeni bir ilişkiye başlıyor.
Dolayısıyla da ilişkilerde seri girişimci olan, böyle ilişkileri ortalama iki yıl süren insanlar tutku insanlarıdır.
Belki de aşkın hakkını onlar veriyor yani.
Yani şey gibi ama karpuzun sadece ortasını yiyenler vardır ya diğerlerini yemezler.
Onun gibi. Aşkın sadece tutku tarafını alıp geri kalan o sevgi tarafını atıp giden, oralarla hiç ilgilenmeyen insanlar da var.
Tabii yirmilerde çoğu insan zaten böyle şehirler insanların çoğu.
Ama yaş ilerledikçe tutkunun yerini sevgiye arıyor, yöneliyorlar.
Çünkü arayışları ve öncelikleri değişiyor.
Peki hocam bu... Ataletli hal artık mentalite ya da duygusal durumsa buradan nasıl çıkacağız?
Yani kitap okumak bu mentaliteyi düzeltmek için yeterli mi?
Yoksa başka destek sistemleri mi arayacağız?
Mentör mü arayacağız?
Bunları da sormak isterim.
Devasa bir başlık.
Yani 20 yılda inşa ettiğiniz bir şeyi 20 dakikada çözemezsiniz değil mi?
Yani ataletli zihniyet inşa edilir.
İnsanların bir kere bunu bilmesi gerekiyor.
Hiç kimse ataletli bir zihniyetle doğmaz.
Bebeklerin hani bu ataletli de, bu da çevik de, bu başarılı da, başarı algısıyla doğmuş, bunun beynindeki başarı yazılımı eksik kalmış diye bir şey yok.
Bütün bebekler sıfır doğar.
Onun üzerine yüklediğiniz aile, kültür, bilgi, deneyim bunların hepsi onların birini çalışkana öbürünü tembele dönüştürür.
Bu konuda Montaigne'in bir sözüne inanıyorum.
Her insanda insanlığın bütün halleri vardır.
Her insanda çalışkanlık da var, tembellik de var.
Hangisi daha baskın?
Her insanda korku da cesaretle var.
Hangi tarafı daha çok besliyorsun?
Her insanda başarı tutkusu da var, kaybetme korkusu da var.
Hangisini daha çok besliyorsun?
Kısacası... İnsanda bilgelik de var, şefkat de var, şiddet eğilimi de var ve bizim onun hangisini beslediğimizi, o tarafımızı ne kadar beslediğimizi, büyüttüğümüzü izlemek
gerekiyor. Tembel doğmadık, tembel olmak öğrenilmiştir.
Ataletli doğmayız, ataletli olmak öğrenilir, inşa edilir.
Seçilmiş tutumların, öğrenilmiş bilgi ve beceri setinin sonucudur.
Ben nasıl bu hale geldim?
Yani ben önce kendimi nasıl inşa ettiğimi anlarsam geriye dönüp onları söküp yeniden inşa edebilirim.
Kısacası değerlerimle, düşüncelerimle, duygularımla, davranışlarımla, toplam zihniyetimle ben kendimi nasıl oluşturdum ve bunun tersini nasıl yapabilirim?
Değerlerimde atalete götüren değerler, atalet karşıtı değerler.
belleğimde ataleti yönlendiren anılar, atalet karşıtı anılar.
İşte alışkanlıklarımdan atalete götürenler, atalet karşıtı olanlar.
Düşüncelerimden, duygularımdan atalet dostu olanlar, atalet karşıtı olanlar.
Hepsini oturup yazıp bir balık kılçığı gibi yani ataleti destekleyen atalet karşıtı, kılçık diagramı vardır.
Bunlar üzerine yazarak bir öz analiz yapabilirler.
Retrospektif bir analiz de sağlayacaktır.
Ondan sonra temel o Newton fiziğindeki temel kuralı da hatırlamakta yarar var.
Temel kural neydi? Hareket eden bir cisim karşıt bir güçle engellenmezse sonsuza kadar hareket etmeye devam eder.
Yerinde durmakta olan bir cisim Başka bir cisim çarpmazsa sonsuza kadar durmaya devam eder.
Kısacası atalet de hareket de kendini sürdürme eğilimindedir.
Yani halini aynen devam ettirme eğilimindedir.
Ataletine sen son vermezsen o kendi kendine son vermez.
Atalet kendini devam ettirme momentumuna, motivasyonuna sahiptir.
Aynı şekilde hareketi yaratırsan hareket de kendini çoğaltma, kendini büyütme, kendini tekrarlama eğilimindedir.
Dolayısıyla zor olan ilk harekettir.
Yani duran bir arabayı İlk kez ittirmek için gereken güç tekerler döndükten sonra daha da azalır.
Yani tekerleri dönmüşse arabayı itmek daha kolaylaşır.
Bu da ataletin yani fizik yasası olan ataletin bize psikolojik atalet hakkını verdiği bir ipucu.
Yani ne yapın edin o ilk hareketi içeriden siz başlatın.
Hareket kendini çevirip büyütme eğilimindedir.
Bunu da hani unutmamakta yarar var.
Bir de konuşma içinde söylediğim gibi.
Ataletinin nedeninin farkında olursan ve o nedeni ortadan kaldırırsan bu daha sağlıklı ve sürdürülebilir bir çözüm.
Yani psikolojik ataletleri düşüncelerle, entelektüel araçlarla çözmeye çalışma veya biyolojik ataletleri psikolojik araçlarla çözmeye çalışma.
Yani bu böyle insanlar şey gibi böyle işte çorbayı çatalla içmeye veya işte çorbayı bıçakla bölmeye çalışıyor gibi yanlış araçlarla...
bir iş yapmaya çalışıyorsun.
Dolayısıyla önce hangi neden, hangi faktör kendisine etkili onun farkında olması, çevre ona atalete düşüyorsa çevresini değiştirmesi, biyolojik nedenlerle atalete düşüyorsa biyolojik faktörlerini değiştirmesi
ve bir de şunu da yapabilirler bu arada yani ataletini ortadan bazı boyutlarda yani böyle alansal ataletlerini diyelim işte spor, sağlık,
finans veya ders çalışma, kariyerle ilgili bir ataletini ortadan kaldıramayan küçük bir ataletini bazen onu kullanabiliyor da.
Yani ataletini akıllıca kullanma araçları da var.
Şimdi mesela rüzgarın çok estiği bir yerde elinizde dosya fotokopi kağıtları var.
O kağıtlar uçmasın diye üzerine bir şey koyarsınız değil mi?
İşte kavanozu ya da işte bir bardağı koyarsınız kağıt uçmasın diye.
Kağıt orada fizik yasasını kullanıyorsunuz.
Yani Kağıt uçmasın diye üzerine koyduğun bardak atalet nedeniyle o kağıtların uçmasını engelliyor.
Çünkü bardağın ataleti o kağıtları durduruyor.
Aynı şey aslında bizim gündelik hayattaki davranışlarının dışında geçerli.
Yani benim bir tane arkadaşımın bir kendi ataletini akıllıca kullanma tekniği var.
Bu arada çok fazla bu yaygın.
Değişik değişik örnekler bulunabilir.
Bu arkadaşımız akşam dişini fırçalamaya üşeniyor.
Ve aynı zamanda gece yemek yemeye de karşı.
Yemek yemek istemiyor ama canı yemek yemek istiyor gece bazen.
Fakat yaptığı işte görselliğe dayalı olduğu için yemek yememesi gerekiyor.
Bunun için yaptığı taktik ne?
Dişini erken fırçalıyor. Akşam diyelim 9'da dişini fırçalıyor.
Böyle olunca hani dişini tekrar fırçalamanın çektireceği acıyı düşündüğü zaman, zorluk derecesini düşündüğü zaman artık yemek yemeye üşeniyor.
Gece yemek yemesini engellemek için dişini fırçalamaya dönük at aleti kullanıyor.
Bu arada spor salonları da bunu yapar.
Spor salonları herkes aynı anda spora gelse...
Çökerler. 100 kişilik salona 200 kişilik kayıt alırlar.
Neye güveniyorlar? İnsanlar ataletli oldukları için spora gelmeyecekler.
Kayıt olacak ama gelmeyecek.
Hatta bankalar bile böyledir yani.
Herkes aynı anda bankaya gidip parasını çekse bankalar batar.
Çünkü yasalar gereği topladıkları mevduatın 10 katına yakın kredi verebiliyorlar.
Eee yani banka 1 milyar toplamış diyelim 10 milyar dolar kredi vermiş.
Eee 1 milyar doları herkes gelip isterse ne yapacak?
Dolayısıyla atalet hayatın içinde zaten çalışan bir mekanizma.
Kısacası ataletimizi ortadan kaldırmaya çalışırken geçici bir süreliğine onu kullanmanın, ondan yararlanmanın yani ataletini yenebiliyorsan yen.
Bazı böyle ataletli davranışlarını yani genel atalet zihniyetinden bahsetmiyorum.
Ama yenemiyorsan da ondan yararlanmanın, zekice yararlanmanın, dezavantajın içinden bir avantaj çıkartmanın bir yolunu da bulmayı deneyebilirsin.
Bu da bir yöntem.
Çok iyiymiş hocam. Çok teşekkürler hocam.
Davetimize icabet ettiniz.
Tekrardan bizim konumuz oldunuz.
Ben Saati burada sona eriyor.
Çok sevgiler, selamlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
