
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde Feng Shui öğretisine göre evimizi düzenlemeni yaşamımızdaki olumlu etkilerini anlatıyorum.
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba, Ben Saati'ne.
Hoş geldiniz. Ben Elif.
Bir süre önce yeni bir eve taşındım ve gündemimde uzun bir süre bu taşıma mevzusu vardı.
Son birkaç bölümdür bundan bahsedip duruyorum.
Takip edenler hatırlayacaktır.
Fazla düşününce de podcaste de yansıyor haliyle durum.
Çok içime sinen bir eve taşındım arkadaşlar.
Yani evim diye sahiplenebildiğim bir yer olması beni mutlu ediyor.
Bazı arkadaşlarım benim bu süreçteki zorlanmalarıma takılıp ya çok abartıyorsun.
Tek taşınan sen misin?
Ne bu halin ağlayıp durma fazla duygusalsın falan dedi durdu bana ama kulak asmadım o haldeyken.
Ev değiştirdiği için depresyona bile girebiliyormuş insanlar arkadaşlar düşünün yani.
Yaşam alanımızı değiştirirken duygusal olarak çalkalanmamız gayet normalmiş.
Evim benim güvenli alanım.
Pek çok kişi için de bu böyledir.
Bu yüzden buradan ayrılıp yeni bir yerde yaşamak istemedim.
Eskiden böyle değildi bu durum.
Muş'tan İstanbul'a geldiğimde yani yaklaşık 9 sene önce yaşadığım evde tabiri caizse yerimde duramıyordum.
Yani evde hiç durmak istemiyordum.
Zaten küçük, minimal, az eşyalı 1 artı 1'de oturuyordum.
Her gün bir sebeple kendimi dışarı atıyordum.
Birkaç sene boyunca bu böyle devam etti.
Sanırım İstanbullulardan daha fazla İstanbullu bilir hale geldim gezmekten.
Nerede, ne var, oraya nasıl gidilir?
Arkadaşlarım bana sormaya başladı.
Evinizi otel gibi kullandığınızı düşünün.
Beni daha iyi anlayacaksınız.
Bir süre sonra hoşunuza gitmez bu durum.
Bu hal değil mi? Evde duramayıp kendimi dışarı atmalarımın sebebinin kendi içsel huzursuzluklarım, yaşadığım bazı sorunlar olduğunu zannediyordum.
Sözde kafa dağıtmak için.
dışarı çıkıyordum. Ancak benim derdim daha çok evle ilgiliymiş.
Eve adım atar atmaz üstüme bir ağırlık çöküyordu.
Elim kolum kalkmıyordu ve haliyle de canım hiçbir şey yapmak istemiyordu.
Öylece oturup kalıyordum ben işten geldiğimde.
Uzun zaman bu böyle devam etti.
Ben sonra yine birkaç kere daha yer değiştirdim tabii 2-3 yıl arayla.
Taşınma sırasında çok özeniyordum yeni evime.
Her yeriyle ilgileniyordum.
Bir süre sonra da öğrenci evi gibi bir odasına takılıp diğer odalara geçmiyordum.
Ya bu durum bazılarınıza tanıdık gelmiş olabilir.
Özellikle bekarsanız kadın erkek fark etmez evle ilgi alaka daha az olabiliyor.
Pandemide de evde mecburen kalınca hepimiz gibi ben de tabii kendimle ilgili bazı şeylerle yüzleşmek zorunda kaldım.
Anladım ki asıl mesele şu ki ben evime, yaşam yerime, yaşam şeklime pek özen göstermiyormuşum.
Nasılsa kiracıyım, geçici kalıyorum diye göçebe olduğumu düşünüp onu evim, yuvam gibi görmediğimden böyle oluyormuş.
Sonra ne oldu?
Benim yine ev değiştirmem gerekti.
Yaklaşık 3 sene önce pandeminin ortalarında dedim ki bu evle biraz uğraşacağım.
Normalde yani eskiden canım sıkılınca eşyaların yerini sık değiştirirdim işte evimin havası değişsin diye ama bu bana yetmiyordu artık.
Kira evi de olsa başka değişiklikler yapmaya başladım.
Her odanın bir duvarını farklı bir renge boyadım.
Hani öyle bir algı da var ya az önce de bahsettim.
Eve herhangi bir değişiklik yapamam, kiracıyım, kendi evim olunca yaparım diye diye yıllarca evlerimizi benimseyemedik.
Yani benim böyle oldu. Halbuki ücretini ödediğimiz her yer kısa ya da uzun süreli de olsa bizim.
Ev sahibiyle papaz olma endişesini de göze alıp evin rengine el attım.
Salonumun bir duvarını mimoza rengine boyadım.
Nereden gördüm kim bilir.
Instagram'da herhalde bir sayfada gördüm.
Ve o renge baktıkça içim ısınmaya başladı.
Çalışma odamın bir duvarını da mint yeşiline boyadım.
Tüm bunları kendim yaptım.
Çok sevdim hatta bu boyama işini.
Keşke daha önceden yapsaymışım diye de pişman oldum.
Ve bazı evlere girdiğimizde bize huzur verir.
Bazı evlerde ise içimiz bunalır.
Belki evdeki mobilyaları beğenmeyiz.
Işığı iyi almıyordur.
Belki duvarlardaki renk seçimi hoşumuza gitmez.
Bunların hepsi bir bütün tabii. Hepsi de o evin atmosferini etkiliyor bir şekilde.
Bunu Çinliler şöyle yorumluyor.
Eğer o evde hayat enerjisi olan çiğ rahat rahat akmıyorsa o ortam bizi basar.
Bunalırız. Orada uzun oturamayız.
Ya da biz de o evdeki eşyalar gibi mobilyalar gibi ağırlaşırız.
Ama çiğ enerjisi rahat rahat dolaşacak boşluğu, ferahlığı bulabiliyorsa o evin enerjisi bizi de rahatlatır.
Peki bu çiğ enerjisi yani yaşam enerjisi nasıl ifil ifil rüzgar gibi esecek de evimizi ferahlatacak?
Çinliler bunun için Feng Shui öğretisini ortaya çıkarmışlar.
Ne demek bu kelime peki?
Feng Shui Çin dilinde su ve rüzgar anlamına geliyor.
Bir öğreti bu. Feng Shui doğada var olan yaşam enerjisini harekete geçirmeyi hedefliyor.
Doğadaki uyumu insanın yaşadığı mekanda da devam ettirebilmesi için kullanılıyor.
Çok eski bir tarihçesi var.
Ben sadece şu kadarını anlatayım.
Biliyorsunuz Çin, Kore, Japon kültüründe insanlar arı gibi böyle vızır vızır çalışıyorlar.
Bizim kadar tatil bile yapmıyorlar.
Yaşam alanlarına çok özenliler.
Yaklaşık 7000 yıl öncesinde dere yataklarında ya da tepelere kurulan evler hasar görüyor, sel basıyor ya da fırtınada zarara uğruyor.
Bu yüzden de yaşam alanlarını güvenli ve ışığı iyi alan yerlere kuruyor Çinliler.
Sonra bunu geliştiriyorlar, bu yöntemi geliştiriyorlar.
O dönemde imparatorlar zenginliklerini gösterirken de yine bu felsefedeki yöntemleri kullanıyorlar.
Günümüzde de bazı otellerde iç mimarlar...
Bazı oteller iç mimarlar, mimarlar tarafından bu öğretiye göre tasarlanıyor.
Ben de biraz merak sardım bu konuya.
Evimi düzenlerken kendi imkanlarım dahilinde tabii bu felsefenin temel prensiplerini ele alarak düzenlemeler yaptım.
Aslında şunu söyleyeyim.
Ben 3 sene bu düzenlediğim evde oturdum ve geçen ay evden ayrılamak çok zor geldi.
Söylediğim gibi ilk defa bir evimle bu kadar duygusal bağ kurmuşum.
Yani aidiyet hissetmişim ki düşünün podcast'in başında size eskiden asla evle bağ kuramayan biri olduğumu anlattım.
Ama yaptığım bu düzenlemelerle...
Ben evde güvenli bir alan oluşturup aidiyet hissedip köklenmişim.
Zaten o yüzden şu anki evime yani bir ay önce taşındığım bu eve geçmem zor oldu.
Çıkmak istemedim eski evimden.
Zırıl zırıl ağlamışlığım bile var gerçekten.
Yani bence az ya da çok Feng Shui'ye göre düzenlemenin yani ortamımızı, evimizi bu öğretiye göre düzenlemenin işe yarar olduğunu düşünüyorum.
Peki Feng Shui'ye göre dekorasyon kuralları neler?
Gelin birlikte bakalım. Size bu öğretiyi genel hatlarıyla ve pratik olarak evimizde nasıl kullanabiliriz?
Bunu anlatmak istiyorum. Feng Shui der ki hayatta dağınıklığa yer yok.
Çünkü dağınıklık yaşam enerjisini engeller.
Bu yüzden de mottosu şudur.
Gereksiz eşyalardan kurtulun.
Oturma odası, yatak odası, mutfak gibi evin önemli alanları temiz ve düzenli olmalıdır.
Yani evin de önemsiz bir alanı yok bence ama yani her yeri temiz ve düzenli tutmalıyız.
Feng Shui'ye göre eşyanın hakkını vereceksin.
Ocağın varsa kullan, kitabın varsa oku, giymediğin, kullanmadığın eşyaları elden çıkar.
Bu yüzden artık kullanmadığınız, bozuk, eski, kırık, tüm gereksiz gördüğünüz şeyleri elden çıkartmanız lazım.
Tamir gerekiyorsa tamir edin tabii.
Kullanmadığın her şey sana yüktür bu öğretiye göre ve sana hizmet etmiyor bu durumda da boş yere hayatında yer kaplıyor.
Bırak ki yaşam enerjisi hayatında aktif olarak aksın dursun.
Temiz havayı eve davet etmek bu öğretiye göre çok önemli.
Evi sık sık havalandıracağız ama sert bir rüzgarla estirmeyeceğiz yani ceyren yaptırmayacağız.
Yumuşak, rahat bir hava sirkülasyonu olmalı evin içinde.
Evimizdeki odalara tek tek bakacak olursak dış kapıdan başlayalım.
Dış kapı çok önemli.
Çatlak, paslı ya da menteşesi problemli, kilidi kırık kapıyı asla kabul edemiyoruz Feng Shui'ye göre.
Eve giriş zor olmamalı.
Kapıdan içeri girerken girişimizi zorlayan etrafta eşya bulunmamalı.
Çünkü oradan hayat giriyor içeriye.
Kapıdan içeriye girdiğimizde ilk gördüğümüz şey çok önemli.
Düşünün bakalım herkes kapısını açıyor ve gördüğü ilk şey ne?
Mutfağı görüyorsanız bu oburluğu simgeler.
Yatak odasını görüyorsanız bu tembelliği simgeliyor.
İdeali oturma odasıdır.
Yani evi yeni baştan inşa edemeyeceğimize göre eve girdiğimizde girişe koyduğumuz bir heykel, resim, aksesuar da bu açığı kapatır.
Yani illa herkesin kapısı oturma odasını görmüyordur yani.
Evinde, yaşamında oluşturmak istediğin atmosferi ifade eden bir şey olabilir.
Sağlık, zenginlik.
Bereket, şans, sevgi gibi baktığımızda bunları hatırlatan bir obje koyabiliriz.
Evin girişi antre dediğimiz yer mutlaka ayrı tutulmalı.
Yoksa böyle bir alan oraya bir paspas yine bir obje falan konmalı.
Ben evimde girişteki duvara hayat ağacı resmi koymuştum.
Çünkü evimi sevmek ve köklenmek istiyordum.
Bu resmin yanına dans eden bir kadın resmi de ekledim.
Biraz rahatlamaya ihtiyacım vardı.
Çünkü esnemeye ihtiyacım vardı o dönem.
Bunları arkadaşıma çizdirdim.
Yani çok kompleks, karışık bir şeye gerek yok.
Çok pahalı bir şey almaya da gerek yok.
Bir de evdeki eril ve dişil enerjiyi dengelemek için yink yankı temsil eden bir resim daha koymuştum.
Çünkü çok çalışıyordum o ara biraz sakinleşmek de istemiştim.
Bunun için de bu eril ve dişil enerjinin dengelenmesi lazım.
Yani gelelim ying yang meselesine.
Bu çok önemli bir konu Feng Shui'de.
Olayın temeli neredeyse eril ve dişil enerji diye de ifade edebiliriz bunu az önce söylediğim gibi.
Yang eril enerjidir, sıcaktır, aktiftir, yukarıya doğrudur, aydınlıktır, ateş tarafından simgelenir.
Yin ise dişil enerjidir, sakindir, pasiftir, soğuktur.
Islaktır ve su elementiyle özdeşleşir.
Yaşamımızda uyum için bu ikisinin dengeli olması gerekir.
Şimdi fazla yiğin enerjide kalırsak yani fazla durağanlık eve ağırlık getiriyor.
Mesela kurtulmuş çiçekler ya da cansız bitkiler evi çok ağırlaştırır.
Yiğin enerjisini arttırır.
Ya da ağır hantal mobilyalar da bu etkiyi verir.
Ama yank yani eril enerji çok yükselince de eve öfke getirir.
Ateşimiz yükseltir çünkü.
Çok fazla eril enerjinin olduğu evlerde insanlarda da öfke patlamaları görülebiliyor.
Dışarıda deniz manzaramız ve evde de şöminemiz olsa bu ikisi dengelenir.
Aynı zamanda ateş ve su elementi de aktif olacağı için.
Ama çoğumuzun evinde bu mümkün değil.
Bunun yerine gökkuşağı mesela su ve ateşi de barındıran bir semboldür.
Resim ya da bir objede gökkuşağını kullanabiliriz.
Kristal bir avize de bu işi görür diyor kitap.
Denizin üzerinde batan bir güneş resmi de olabilir.
Ayrıca mumlar çok önemlidir.
Aynanın önüne koyduğumuz küçük mumlar ya da bir su kasesine koyduğumuz yüzen küçük mumlar olabilir.
Bunlar tamamen simgesel tabii ki.
Ying ve yangı dengede kullanırken bir de beş elementin de dengeli kullanılmasına özen göstermemiz gerekir.
Ateş, su, hava, toprak ve metal elementlerini temsil eden eşyalar, renkler kullanmalıyız.
Bunların neler olduğunu aslında hemen Google'da aratarak kolaylıkla bulabiliriz.
Ben televizyonu pek kullanmazdım eski evimde ama YouTube'daki işte bu şömineli fall müziklerini açıp önünde otururdum.
Oradaki işte ateşi izlerdim, odunların çıtırtısını dinlerdim ama...
Televizyonun arkasındaki duvarımda da koca bir dağ ve deniz resmi vardı.
Bakın ateş, su ve toprağı aslında nasıl da simgetel olarak kullanmışım.
Feng Shui biraz sembolizm gibi.
Evimizde gördüğümüz her şeyin bilinç düzeyinde bir anlamı var bizde.
Evimize astığımız resimlere, tablolara dikkat etmemiz lazım.
Duvarınızda hüzünlü, yalnızlığı gösteren bir resim mi var yoksa baktıkça sizi rahatlatan, enerji veren bir resim mi var?
Evinizdeki objelere bakın size ne hissettiriyor?
Mesela yalnız olmak istemiyorsanız, bir evlilik istiyorsanız evinizde telefon ekranlarınızda yalnızlığı çağrıştıran bir şey olmamalı.
Hani dijital detoks bölümünde de söylemiştim.
İnsan gördüğünü etkiler, gördüğünden etkilenir diye.
İşte Feng Shui'ye göre de durum aslında biraz böyle.
Evin olumlu enerjisini yükseltmek için sağlık.
başarı sembollerini kullanabiliriz.
Bunları internette arattığımızda dediğim gibi bu semboller neler?
Bunları bulup telefonunun, bilgisayarın ekranına koyabiliriz.
Ben telefonumun ekranına genelde gitmek istediğim yerlerin fotoğrafını koyuyorum.
Feng Shui ile alakası olmayabilir ama işte manifest olsun, çekim yasasını çalıştırayım diye bunu yapıyorum.
Sonra da unutuyorum hangi resmi koymuştum ben ekrana.
Bir süre sonra baktığımda gerçekten o yerlere gittiğimi fark ediyorum.
Neyse konuya geri dönelim.
Işıklandırma konusu çok önemli.
Gün ışığı ya da sarı ışık tavsiye ediliyor.
Beyaz flüoresan asla tavsiye edilmiyor.
Zaten çok yorucu.
Uzun süre beyaz ışıkta çalıştığımız zaman insan çok çabuk yoruluyor.
Tepe ışık insanı yorduğu için de abajur ve lambadar kullanılabilir.
Ben de genelde salonumda lambadar ve mum kullanıyorum.
Mum yakmayı çok seviyorum.
Daha soft, yumuşak bir ortam oluşuyor evde.
Özellikle işten geldiğim zaman akşamları.
Zaten hikayelerimde de görüyorsunuzdur.
Hep böyle mum ışığı, soft, loş ışıkta oturuyorum.
Aslında mum biraz da yeni yani dişil enerjiyi aktifleştiriyor.
Dinlenmek, sakinleşmek için kullanıyorum ben bunu.
Işık meselesi çok önemli.
Işık alan bir evde oturamıyorsak da iyi ışıklandırmamız lazım.
Şimdi gelelim evde bitki kullanmaya.
Bu çok önemli. Bitki eve canlılık getiriyor arkadaşlar.
Geniş yapraklı ve yukarıya doğru olması gerekiyor köy yapraklarının, evde kullandığımız bitkilerin.
Bitkiler çiğ yani yaşam enerjisiyle dolu oldukları için onlar büyüdükçe bizim hanemizde de yaşam enerjisi artıyor.
Ölen kurumuş bir bitkiyi de evde tutmuyoruz.
Sararmış yaprakları varsa bitkinin bunları buduyoruz.
Sararmış yaprağı neden buduyoruz?
Çünkü bitki bütün enerjisini o sararmış yaprağı kurtarmak için kullanıyor.
Bu şekilde bitkinin de büyümesini engelliyor o sarı yapraklar, sararmış yapraklar.
Bu yüzden de onları da kesiyoruz, buduyoruz.
Sadeleşme bölümünde de bahsettik.
Aslında aynı mantıkla hayatımıza dönüp baktığımızda bize hizmet etmeyen şeyleri, Ya da kişileri de hayatımızdan budamamız gerekiyor bazen.
Ki yolumuzu daha rahat yürüyelim.
Ama mesela kaktüsü evin içinde kullanmayın.
Evin dışında kullanın deniliyor.
Yani her bitkide, evin her yerinde kullanamayız arkadaşlar.
Kaktüsün dikenleri var biliyorsunuz.
Bunu dışarıda, balkonda ya da işte bahçede kullanın.
Evin dışında kullanın ki dışarıdan gelen bir şeye karşı o dikenler evinizi, hanenizi korusun diye.
Dediğimiz gibi ölü kuru bitkiler kullanmayın diyor Feng Shui'yi.
Evdeki yin yani dişil enerjiyi arttırıyor.
Bu eve ağırlık veriyor, dengeyi bozuyor.
Bunu duyduğumda evde kuruttuğum çiçeklerimi...
Üzülerek atmak zorunda kalmıştım.
Bir de defterin arasında gül kurutanlar vardır.
Onlar da beni anlar. Ben böyle anlatıyorum ama evinizde birdenbire birçok değişiklik yapmaya girişmeyin tabii.
Küçük küçük başlamanız lazım bunları.
Etkileri gözlemleyerek devam edebilirsiniz.
Daha çok bu tavsiye ediliyor çünkü Feng Shui kitaplarında.
Ya da sizi en çok basan, sıkan bir oda varsa, bir ortam varsa oradan başlayın değişime.
Mesela eski evde ben çalışma masamda çalışmayı sevmezdim.
Hatta çalışma odamda uzun süre kalamazdım.
Hemen salona giderdim.
Belki de o mimoza rengi, sarıya dönük.
Bir renk ya salonda kullandığım.
O bana çok enerji veriyordu.
O yüzden oraya gitmek istiyordum.
Çalışırken sırtımızı kapıya dönmememiz gerekiyor.
Çalışan kişinin sırtı duvara dönük olmalı.
Ders çalışanlar ya da masa başında iş yapanlar buna dikkat etmeli.
Feng Shui'de yatak, koltuk, masa tam kapının karşısında olmamalı.
Ama sırtımızı da kapıya dönmeyeceğiz.
Bizim içsel korkularımızı, dürtülerimizi tetikleyen bir tarafı var çünkü bunun.
Kapıya sırtımızı döndüğümüzde oradan gelecek tehlikeyi göremeyeceğiz.
İlkel, içgüdüsel tarafımız huzursuz olmasın diye bunu yapıyoruz.
Benim bazı arkadaşlarım kapısı açık asla uyuyamaz mesela belki de bu yüzden.
Her zaman kapıdan giren çıkanı görecek şekilde olmalıyız.
Misafirimizin oturduğu koltukta kapıyı görmeli ki kendini güvende hissetsin.
Oturma odamızın sıcak bir ortam olmasını isteriz değil mi?
Yani hoş sohbetler ettiğimiz, sevdiklerimizi, dostlarımızı ağırladığımız yer burası.
Buranın keyifli olması bizim için önemli.
Bunun için koltuklar arasına ortaya koyduğumuz bir sehpa ortama sıcaklık katar Feng Shui'ye göre.
Özellikle yuvarlak ya da yuvarlak kenarlı olursa daha güzel olur.
Yuvarlak oval eşyalar sınırları yumuşatır.
Feng Shui'de zehirli ok denilen bir tabir var.
Sivri uçlu köşeler, keskin uçlu mobilyalar oluyor bunlar.
Bunların çok fazla kullanılmaması lazım.
Ama her şeyde yuvarlak ve oval de olmamalı.
Çünkü bazen hayatta yumuşak ve esnek olmamamız gereken durumlarla karşılaşabiliyoruz.
Yani o köşelerimiz, sivri yanlarımız bizi ve sınırlarımızı korur.
Bu ikisinin de yine dengeli bir şekilde kullanılması lazım.
Mesela mesafeli bir ortam olsun istiyorsanız bu iş yerinde de olabilir.
Tabii köşeli eşyalar tercih edebilirsiniz.
Oturma odasında ise yuvarlak masalar, sandalyeler sohbeti yakınlaştırır, ortamı ısıtır dedik.
Benim masam dikdörtgen yani köşeleri var ama sandalyelerimin sırtı yuvarlak.
Bu bence dengeliyor.
Yani tutup da masaya atacak halimiz yok.
Ama yuvarlak objelerle orayı destekleyebiliriz.
Oturma odasında U şeklinde bir oturma düzeni tavsiye ediliyor.
L şekli tabancayı temsil ettiği için asla önerilmiyor.
Hani hançer, bıçak gibi süs eşyalarını da kaldıralım arkadaşlar.
Benim bir tanıdığım vardı duvarına böyle bıçaklar, kılıçlar falan asardı.
Çok tuhaf görünürdü.
Bunlardan kaçınalım. Duvar köşeleri enerjinin biriktiği yerler.
Oralara bitki koyarak da o enerjiyi dağıtabiliriz.
Gelelim mutfağa.
Mutfak evin çok önemli bir bölümü.
Ocak temiz olmalı ve yanmalı.
Hani size en başta bahsetmiştim eve girmek istemediğim o dönemlerde yemek de yapmak istemiyordum.
Ben ateş elementidir ocak ve yaşam içinde buna yani o hareket enerjisine ihtiyacımız var.
Bu yüzden ocağımızı da sık sık yakmamız gerekiyor.
Yani kullanmamız lazım orayı da.
Ayna Feng Shui öğretisinde bilgeliğin sembolüdür.
Bu yüzden ev dekorasyonu yaparken aynaların bulunması da önemli ama doğru yere asmak gerekiyor tabii ki.
Masalarının hemen yanına aynaları koyduğumuzda bunun bereketi arttırdığı düşünülüyor.
Yemek masasındaki mutluluğun da artmasına neden olduğu söyleniyor.
Feng Shui'ye göre yemek odası ve mutfak bereketin artmasını sağlayan mıknatıs noktalarıdır.
Yine yemek odası takımı tasarımında da ahşap deseni ağırlıklı olarak kullanmak gerekiyor.
Gelelim yatak odasına Feng Shui öğretisine göre yatak odası takımı tasarım açısından çok sade ve doğal bir tarzda olmalı.
Genelde ahşap tasarımlar tercih edilir çünkü ahşap.
ağaç kökenli bir ham madde olduğu için enerji akışını olumlu yönde etkiliyor.
Yatak odası, zehirli oklar yani köşelerden en uzak kalmamız gereken yer.
Çünkü orada yakınlığı hissetmeliyiz.
Yani partnerimiz olsa da olmasa da.
Burası yuvarlaklığı, ovalliği sevdiğimiz bir yer.
Baş ucumuza bu şekilde objeler koyabiliriz.
Abajurumuzu birazcık oval şekilde olanlardan seçebiliriz.
Balık resmi ya da balık objeler cinselliği, doğurganlığı simgeler.
Bunu kullanabiliriz.
Çift olarak kullanırsak daha güzel tabii.
Ayna yatak odasında sevilmiyor, istenilmiyor.
Bizim enerjimizi bize yansıttığı için dinlenemiyoruz, yorgun uyanıyoruz.
Biliyorum ki pek çok kişi yatak odasında aynayı çok seviyor ve kullanıyor.
Benim de yatak odamda ayna var ama ben onun üzerine akşamları örtüyorum.
Yatak odasında da yine kapıdan giren görülmeli.
Yatak başı da kuzeyde olması gerekiyor.
Ve hayatta desteklenmek istiyorsanız sağlam bir yatak başlığınız olmalı arkadaşlar.
Ve bu duvara yaslanmalı.
Feng Shui'ye göre pencere önüne de yatak konmamalı.
Yatak başlığı pencere önüne konmamalı.
Bu şekilde biz güven ve huzuru daha fazla hissediyormuşuz.
Tuvalet ve banyo için şunu söyleyeyim.
Giderinizde musluklarınızda sıkıntı olmamalı.
Dışarıya su sızdırmamalı yani.
Böyle olursa... evinize giren bolluk, bereket hızla dışarı akıyormuş, dağılıyormuş.
Ben buna da özellikle dikkat ettim.
Bölüm sonuna yaklaşırken başka önemli bir nokta daha var.
Sizden önce o evde oturanlar nasıl bir atmosferde oturuyorlardı?
Mutlular mıydı? Keyifleri yerinde miydi?
Yoksa çok kavga eden insanlar mıydı?
Bu çok önemli. Hatta kitapta şöyle bir örnek var.
Eğer çıktığınız evde çok mutlu olduysanız bahçenizden bir avuç toprağı yeni evinize götürün.
Yani aynı keyfi de yeni evinize taşımış oluyorsunuz.
Ama bizden önceki kiracıları tanıyamayacağımıza göre en azından yeni eve girerken o evi bir arındırmalıyız.
Ada çayı antibakteriyel bir bitkiymiş ve bunu yakabilirmişiz.
Evdeki olumsuz enerjiyi arındırır.
Ben bundan pek emin değilim.
Bu bitkiyi bazı uzmanlar kullanmayın diyor.
Ben de onun yerine şunu yapıyorum arkadaşlar.
Bu yeni evde de öyle yaptım.
Yerleri camları silerken cemöz kök metodu suya kaya tuzu ve sirke koyuyorum.
Manevi olarak da arındığını düşünüyorum böylece.
Sonra tekrar silerken de suya lavanta yağı ekliyorum.
Frekansı çok yüksek bir bitki lavanta.
Hem havayı hem de temizlediğim yerleri güzelce arındırdığını düşünüyorum.
Evde özgürlüğün kısıtlandığı bir obje, bir sembol kullanılmamalı.
Kafeste bir kuş, bonzai bitkisi.
Bunların resmi de olmamalı.
Yani kuşu olanlar bu durumdan pek memnun kalmayacak.
Kedimiz, köpeğimiz de eğer bizimle yaşamak istemiyorsa onları da evimizde zorla tutmamalıymışız arkadaşlar.
Kimseyi esir edemiyoruz.
Yani hapsedemeyiz bu öğretiye göre.
Bunu asla bizim Sabişko'ya soramam.
Bir sürü ilacı var. Onun yeri benim yanım.
Hiç kusura bakmasın. Esaret falan anlamam burada.
Aslında seçtiğimiz renkler de önemli ama ben o kısma fazla girmeyeceğim.
Bir de Feng Shui'de evi 9 bölüme ayırıyoruz.
Bagua haritasını çıkarıyoruz.
İşte evin aile köşesi, kariyer köşesi, seyahat köşesi, çocuk köşesi diye sınıflandırıyoruz.
Bunu ben çıkarmıştım. Biraz da buna göre düzenlemiştim evimi.
Çok da eğlenceli oluyor bunu yapmak.
Bulmaca gibi oluyor.
Ama çok detay bir konu olduğu için görüntülü bir video ya da resimli bir kitap size daha fazla fayda sağlayacaktır.
Anlattığım temel bilgiler işinize yararsa konuyla daha fazla ilgilenmek isterseniz onlara da bakabilirsiniz tabii.
Ama bu kadarını uygulamak bile bayağı fark yaratır.
Hayatında ne istiyorsan evinde de o olsun.
Evini temiz, düzenli tut.
Bozuk eşyaları tamir et ya da elden çıkar.
Dökülen, saçılan şeyler olmasın.
Yani ez cümle yaşam alanına değer ver, özen göster.
Bir söz duydum geçenlerde çok hoşuma gitti.
İçinde yaşadığınız çevreyi şekillendirmeye başladığınızda daha sonra o çevre de sizi şekillendirmeye başlıyor.
Bu bakış açısını eviniz içinde kullanabilirsiniz.
Çok sevgiler, selamlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
