
Duygusal Dayanıklılığımı Nasıl Güçlendirebilirim?
4 Haziran 2026 · 21 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bazen devam ediyoruz ama içten içe yoruluyoruz. Bazen de sorun hayatın zorluğu değil, o zorlukları nasıl taşıdığımız oluyor. Bu bölümde, kendi hikâyem üzerinden rezilyansı, yani düşsek bile yeniden ayağa kalkabilme halini konuşuyorum.
Webinar için detaylı bilgi ve kayıt için:
https://www.instagram.com/p/Dcl2cMoCDFZ/?igsi=anltYmZsYjJ4NjY=
bensaati.metimee@gmail.com
Transkript
Herkese merhaba, Ben Saati'ne.
Hoş geldiniz, ben Elif.
Benim kendimle ilgili uzun süre kabul etmekte zorlandığım şeylerden biri zorluklar karşısındaki duygusal dayanıklılığımın düşündüğüm kadar güçlü olmamasıydı.
Bu durum hiçbir işe başlayamadığım ya da başladığım işleri sürdüremediğim anlamına gelmiyor.
Tam tersine yeni şeylere başlamayı severim, hızlı motive olurum, kolay harekete geçerim.
Önceki bölümlerde bunları da bahsetmiştim.
Ancak süreç ilerledikçe bazen kendi düşüncelerim, bazen dışarıdan gelen eleştiriler, bazen de beklenmedik engeller aile içi ya da özel hayat problemleri beni zorlar.
Hayatımın bir parçasındaki bir bölümündeki sorun öbür tarafı da etkiler.
Yani profesyonel olamıyorum.
Kimi zaman işte sıkıntı varsa özelimi özelde sıkıntı varsa işimi etkiler.
Tabii ki de hani yapılması gereken işi yaparım kaytarmam ama iç dünyam bayağı bir sallanır beni zorlar.
Genelde belirlediğim hedefe de ulaşırım.
Ama oraya vardığımda da yıpranmış olurum.
O başarının tadını çıkaracak enerjim kalmamış olur.
Uzun yıllar bunu hayli duyarlı bir birey olmama bağladım.
Hayli duyarlı birey ne demek?
İlk bölümlerde anlattım.
Bu konuda bilgisi olmayan varsa o bölümü dinleyebilir.
Hatta hayli duyarlı bireylerle ilgili bir kitap vardı.
O kitabı da özledim orada.
Bakabilirsiniz. İnsanların davranışlarından etkilenen, ortamların enerjisini hisseden, eleştirileri ciddiye alan biriyim.
Biraz da yapı meselesi aslında ki eskiden daha çoktu bu.
Bu denli zorlanmamın dediğim gibi fazla hassas olmamdan işte hayli duyarlı bir birey olmamdan kaynaklandığını düşünmüştüm.
Ama zamanla çok net şunu fark ettim.
Yüksek duyarlılık ile düşük dayanıklılık aynı şey değil.
İnsan hem duyarlı hem de dayanıklı olabilir.
Bir eleştirden etkilenip yine de devam edebilir.
Belirsizlikten rahatsız olup yine de adım atabilir.
Zorlanabilir ama vazgeçmeyebilir.
Yani şöyle bunları zaten yapıyordum ben.
Bu adımları zaten atıyordum ama daha az etkilenebilirim.
Bunu öğrenebilirim. Benim uzun süre karıştırdığım şey buydu.
Yani mesele duyarlı olmak değil.
Zor duygularla karşılaştığımda onlarla kalabilme ve onları yönetebilme becerisiymiş.
Özellikle belirsizliğe tahammül etmek benim için çok zordur.
İnsanların tutarlı davranmasını, işlerin planlandığı gibi gitmesini isterim.
Neyle karşılaşacağımı bilmek isterim.
Yani çoğu kişi de bunu ister aslında.
Ama hayat bize pek bunu sunmuyor.
Neyle karşılaşacağımızı çoğu zaman bilmiyoruz.
Bazen de devam edemememin nedeni işin zorluğu olmuyor.
Zihnimde büyüttüğüm o işle ilgili ya da o şeyle ilgili anlamlar oluyor.
Çok kaygılı bir ebeveynim vardı.
Hala var ama artık o kaygıları çok hissetmiyorum.
Ondan öğrendiğim, modellediğim şeyleri de öyle hemen bırakamadım açıkçası.
Alışıyorsun çünkü belli bir yaş, onu görüyorsun.
Ve zaten ben insanların enerjisinden etkilenen biriyim.
O kaygılı düşünceler, kendime yönelttiğim o sert eleştiriler, kurduğum olumsuz düşünceler, senaryolar, ya olmazsa gibi korkularım enerjimi tüketiyordu.
Aslında ilerlemek için kullanabileceğim o gücü ben kaygıya harcıyordum.
Bu yüzden süreç uzuyor, motivasyon düşüyor.
Yol daha yorucu hale geliyordu.
Ben bunu epey aştım.
Yani çok şükür ki okuduklarımla, izlediklerimle, uyguladığım pratiklerle ben bunu baya bir aştım.
Özellikle son iki senedir de eskiye nazaran oldukça başarılı buluyorum kendimi.
Bu sene daha da eğildim bu konuya.
Yani artık anlamak değil anlatmaya başladım.
Çünkü bunu sadece kendimde değil o kadar çok insanda görüyorum ki.
Başarı eğitimleri veriyorum. Orada oraya gelen öğrencilerimi de görüyorum.
Hep bu dayanıklılık konusuna takılıyorlar.
Sınava hazırlanan öğrencilerde, iş arayanlarda, uzun süre reddedildikten sonra yeniden denemeye çalışanlarda, işte hayatın farklı alanlarında, dediğim gibi yeniden başlamak zorunda kalanlarda benzer
bir döngü var. İçsel dayanıklılıkta sıkıntı yaşanıyor.
Devam edemiyorlar.
Herkesin de sebebi farklı.
Herkesi etkileyen etmen farklı.
Başarı eğitimlerinde sıkça söylediğimiz bir söz var.
Bilgi değil, irade eksikliği yaşıyoruz.
Her yerde bilgi var ve bilgiye ulaşmak eskisine nazaran çok kolay artık.
Ama irade eksikliği yaşıyoruz ve sosyal medya, gündem, modern hayat bizi yönetiyor.
Çünkü irademiz o kadar güçlü değil.
Etkileniyoruz. Ben buna şunu da eklemek istiyorum.
İradenin en önemli parçalarından biri duygusal dayanıklıktır.
Bugün buna rezilyans deniliyor.
Artık beyaz zeka dilinde.
İngilizceden geçen bir kelime zaten.
Zorluklara uyum sağlayabilme, yeniden toparlanabilme kapasitesi, becerisidir.
Bir esneklik gibi düşünebiliriz rezilyansı.
Sert rüzgârlarda kırılmayan ama biraz eğilen bir ağaç dalı gibi.
Böyle tasvir etsek daha doğru olur.
Ve bu bir karakter özelliği değil, ben öyle zannediyordum.
Öğrenilebilen bir beceri.
Hatta en başta öğrenmemiz gereken, geliştirmemiz gereken hayatta kalma becerilerinden biri.
Ama çoğu zaman bunu...
İşte yetişkinlikte zorlanarak fark ediyoruz.
Duvarlara tosladıkça bunun peşine düşüyoruz.
Sonra da kurslara, içeriklere işte pek çok arayışa yöneliyoruz.
Oysa rezilyanslı bir hayat, rezilyanslı yüksek bir hayat sorunlardan arınmış bir yaşam değil arkadaşlar.
Aksine stres, kayıp, belirsizlik karşısında psikolojik bütünlüğü, sağlamlığı, o iyi oluş halini koruyabilme kapasitesine dayalı bir yaşam biçimi.
İçsel dayanıklı, rezilyanslı, güçlü insanlar sorun yaşamıyor mu?
Hayır yaşıyor. Aynı şeyleri yaşıyorlar.
Onların bizden farklı yaptığı şeyler var.
Gamsızlıkla ilgisi yok.
Yani gamsız insan, rezilyansı yüksek insan demek değil.
Yani gamsız insan işin gereğini de yapamaz.
O yüzden öyle düşünmenizi istemem.
Bu kişiler de benzer zorluklardan geçiyorlar ve bu duyguları bastırmıyorlar.
Onları düzenlemeyebiliyorlar.
Baktıkları yer farklı, perspektifleri farklı.
Hani acı yok Rocky deyip de dişlerini sıkarak devam etmiyorlar.
Dediğim gibi onların yaptığı şeyler farklı.
Biraz bunları konuşmak istiyorum.
Yaklaşık iki ay önce uzun bir eğitime katıldım.
Ve bu konuda kendime nasıl yardımcı olabileceğimi öğrenmeye çalıştım.
Çünkü bu hayat boyu yanımda taşıyacağım bir beceri.
Eğer bir gün Allah korusun her şeyimi kaybedersem, sağlığımı, zihinsel dengimi hatta mantığımı bile...
Çünkü mantık çok önemli. Her şeyini kaybettiğinde mantığında kaybedersen oradan çıkamazsın.
İşte bunları koruyabilmemi sağlayacak, yeniden başlayabilmemi sağlayacak bir dayanıklılıktan bahsediyoruz.
Emek vermeye, ilmek ilmek hayatımızda bunu inşa etmeye değmez mi?
Bu yüzden ben de odamı ne yaşayacağımı kontrol etmekten çok yani bu dayanıklılığı nasıl geliştirebilirim?
Bende olan bu dayanıklılığı nasıl geliştirebilirim?
Nasıl güçlendirebilirim?
Sorusuna çevirdim. Bu bölümde de hem öğrendiklerimden hem de kendi deneyimimden yola çıkarak kendi başımıza dayanıklılığımızı nasıl güçlendirebiliriz?
Biraz bundan bahsetmek istiyorum.
Yani her şeye değinemem ama yapabileceğimiz pratik şeylerden bahsetmek istiyorum.
Ben bunu zaten webinarlarda falan anlatıyorum ama herkes oraya ulaşamayabiliyor.
Bizim burada günlük hayatta yapabileceğimiz böyle ufak tefek eklediğimiz rutinlerle bunu nasıl güçlendirebiliriz?
Biraz bunlara bakalım istiyorum.
Zaten zor zamanlar kiti diye bir bölüm yapmıştım.
Orada bizim yaptığımız her şey rezilyansı güçlendiren bir şey.
O bölümü de dinleyebilirsiniz.
Ben saati aktiviteleri de rezilyansı güçlendirir.
Şimdi stresli dönemlerde ne oluyor?
Hem zihnimiz hem bedenimiz ekstra yük altına geliyor değil mi?
Benim böyle oluyor. Böyle zor zamanlarda, stresli zamanlarda bedenim hemen tepki veriyor.
Ben anlıyorum zaten. Tamam şu an ben savaş kaç moduna girdim.
Bedenim taş gibi oluyor. Kasılıyor yani.
Sıkışmış hissediyorum.
Ama her sorunda değil tabii böyle ciddi sorunlarda.
Bu yüzden temel fiziksel bakım gerçekten çok önemli.
Düzenli uyku, dengeli beslenme, bedenin ihtiyaçlarını ihmal etmemek duygusal dayanıklılığı doğrudan etkiliyor arkadaşlar.
Yorgun bir beden zor duygularla baş edemez.
Bakın günlerce uykusuz kalıyoruz ama aslında o problemi biz çözemiyoruz.
Çünkü iyi uyumadık.
Zihinsel berraklık için bizim dinlenmemiz şart.
İyi düşünmemiz için dinlenmemiz şart.
Su içmek, düzenli beslenmek, bedenin temel ihtiyaçlarını karşılamak çoğu zaman en çok ihmal edilen ama en kritik şeyler.
Yani sınava giren öğrencilere diyorum çok çalışıyorlar tamam çalışsınlar ama uykudan felagat ediyorlar.
Ama o uyku borcu biriktikçe...
Kafa güzel çalışmıyor.
Beslenmeleri bozuluyor.
Ve sınava yaklaştıkça çocukların gözlerinin altındaki omurluklar, böyle zombi gibi dolaşmaları bunlar neden dinlenemiyor ki?
Ve dayanıklılıkı düşüyor. Yani bırakmanın eşiğine geliyorlar.
Çalışmayı bırakmak istiyorlar.
Artık anlayamıyorlar, öğrenemiyorlar.
Bunu yetişkinler de yaşıyor.
İlla sınava girenler değil.
Stres geldiğinde dediğim gibi ilk unutulan şey beden oluyor ama en çok etkilenen yine beden.
Bunu da unutuyoruz, kaçırıyoruz çünkü bir sürü ağrı, acı, migrenden tutun kansere kadar hepsinin altında psikolojik sebepler ve baş edemediğimiz stres var.
Değil mi? Yok mu ya? Biliyoruz artık günümüzde kök nedeninin stres olduğunu.
Mesela ben zor bir gün geçiriyorsam arkadaşlar kendimden örnek vereyim.
Hemen magnezyum alıyorum.
Bedenim katılaşacak çünkü yani.
Magnezyum ne yapıyor? Kas gevşetici gibi beni gevşetiyor.
C vitamini gibi desteklerle bedenimi biraz daha destekliyorum.
Çünkü stres döneminde benim bağışıklığım düşüyor.
Bu stres uzun bir stres oluyorsa işte birkaç gün bir haftayı falan sürüyorsa bu konu artık neyse gündemimde.
O zaman ben gribe yakalanabiliyorum.
Kendimi biliyorum yani. Bedenim böyle tepki veriyor benim.
O yüzden hemen C vitaminini içiyorum.
İşte omega falan varsa onları alıyorum.
D vitaminimi alıyorum. Bunlar gerçekten de insanın enerjisini, ruh halini etkileyen vitaminler.
Özellikle demir eksikliği varsa, kansızlık ve D vitamin düşüklüğü.
Yani dışarıda bir şey aramaya gerek yok.
Bunların eksikliği zaten dayanıklılığınıza köstek olacak şey.
Bunların azlığı, küçük detaylar bunlar ama dayanıklılığın temel parçaları, bedenin direnci bunlarla sağlanıyor biraz da günümüzde.
Tüm bunlar... Günün sonunda beyin kimyasını da etkiliyor.
Mutluluk hormonlarının salınması, vücudun gevşemesi, rahatlaması her şey yolunda.
İşte o frekansını yayması için dengesinin yerinde olması lazım.
Günümüzde yediğimiz içtiğimizden hangisinden alıyoruz ki bu vitaminleri?
O yüzden arkadaşlar dikkat edeceğiz.
Benim hayatımın en zor geçen iki yılında...
Ayakta kalmamı sağlayan şey sabah yaptığım 15 dakikalık nefes egzersiziydi o dönemde.
Daha önce bahsetmiş olabilirim.
Kayıplar, acılar, reddedilme gibi ağır deneyimlerin içinden geçtiğim bir dönemdi o iki sene.
O kısa pratik 15 dakikalık yaptığım nefes egzersizi beni yeniden merkeze dönme imkanı verirdi.
Ben odamdan çok kayardım çünkü o zamanlar böyle Leyla gibi gezerdim.
Yataktan çıkmak istemezdim.
Depresyon değildi ama zor bir dönemdi.
İçinden geçmem gereken.
Yani zor bir dönemdi. Nefes egzersizleriyle ben işimi falan yapabiliyordum, odaklanabiliyordum.
Basite alınan bir konu nefes egzersizi.
Ama o kadar önemli ki bakın yani bedeninize iyi bakın, nefes egzersizi yapın.
Görün hayatınızdaki farkı.
Bir sürü egzersiz var zaten.
Nefesle ilgili videolardan izleyebilirsiniz.
Bedava YouTube'dan. Ve düşüncelerimle baş edemiyorum diyorsanız da nefes egzersizi çok iyi yapar.
Yani çok iyi gelir. Çünkü o zihnin karmaşasını, o gerginliği dağıtır, biraz daha sakin kalmanızı sağlar, bedeni sağlatıyorsunuz çünkü nefes alıp verişlerinizde o zor duyguları biraz sağlatıyorsunuz,
biraz daha rahatlama geliyor bedene.
Genelde asıl yorucu olan şey hani problemin kendisi değil.
Onunla ilgili düşüncelerimiz, evhamlarımız, korkularımız, işte zihnimizin ürettiği felaket senaryoları oluyor ya aslında problemden çok bizim o duruma yüklediğimiz anlamdan dolayı biz kötü hissediyoruz.
Dayanamıyoruz yani. O düşüncelere dayanamıyoruz.
Duygularımızı yıpratan şey çoğu zaman bizim kafamızda dönen şeyler.
Zihni tamamen bastırmak mümkün değil.
Bunu yapsak da zaten olmuyor yani başka bir yerden patlak veriyor.
Bunun yerine biraz daha zihnimizi yavaşlatmak, sakinleştirmek, düşünceleri tek tek...
Ele almak için bile bu nefes egzersizlerini yapabilirsiniz arkadaşlar.
Eğer düşüncelerimle baş edemiyorum diyorsanız ben size iki şeyi tavsiye edebilirim.
Eğitimde de gördüm. Mindfulness pratikleri.
Şunlar şunlar diyemem.
Onu siz kendiniz araştırabilirsiniz.
Veya düşünceleri yeniden çerçevelemeyi öğrenmek.
Yani kafanızdan sizi zorlayan bir düşünce geçti diyelim.
Bunu değiştirebilirsiniz.
Bakın kafada geldiği anda değiştirebilirsiniz.
Ben bunu yapamayacağım gibi katı bir düşünce yerine zorlanıyorum ama deneyebilirim gibi daha esnek, kendimizi kodlamadan, daha destekleyici bir iç dil, iç konuşma bunu geliştirebiliriz
arkadaşlar. Yaşanan süreci çok daha dayanılabilir hale getirir.
Ben bunu nerede yaptım?
Araba kullanmayı öğrenirken yaptım.
Kendimi çok azarlıyordum ve biraz sürecim uzun sürdü benim pratiğe dökmem.
Ve her yaptığım hatada kendime çok yükleniyordum.
Kızıyordum falan. Daha önce konuştuk bunları da konfor alanından çıkma konusunda falan da konuştuk.
Ben kendime kullandığım dili değiştirmeye başladım.
Çünkü her yaptığım hatada bırakmanın eşine geliyordum.
Ya gerek yok bu kadar yani.
Sonra kendimle konuşmam değiştikçe biraz daha bu konuda esnek olmaya başladım.
Olur Elif, hal olur Elif, şöyle Elif derken gerçekten de bu konuyu hallettim.
Daha kafamıza hemen o düşünce gelmişken yeniden çerçeveleyerek O düşüncenin etkisini azaltabiliriz.
Lütfen Google'a yazın zihni yeniden çerçevelemek nasıl diye bir sürü örnek gelir size.
Düşünce kalıpları gelir.
Onlara bir bakın derim. Bir de şu var arkadaşlar her düşündüğümüz şey gerçek değil.
Çoğu zaman gerçekmiş gibi tepki veriyoruz.
Çünkü çok odamız orada olunca düşüncelerimizi de hani böyle ciddiye almamıza da gerek yok.
Çünkü onlar çoğu zaman gerçek bile değil.
Çok önemsiyoruz. Ya bu bir düşünce.
Aklımıza bir düşünce geldiğinde hemen o gerçekleşecekmiş gibi değil de onun yerine şu an kafamdan böyle bir düşünce geçiyor deyip bırakmak.
Böyle küçük farkındalıklarla onun içinde, zihnimizin içinde kaybolmaktan çıkabiliyoruz.
Mindfulness çok önemli bir pratikmiş.
Burada bunun çok detayını vermeyeceğim ama o eğitimde şunu söylüyorlardı.
Amerika'da bile halk evlerinde bu eğitimi veriyorlar, ücretsiz veriyorlar.
Ya da çok az ücrete veriyorlar.
Yani insanlar kendilerini rahatlatsınlar.
Dayanıklılığı güçlensin diye.
Demek ki çok önemli. Biz ülkemizde tonlarca para vererek bunları öğreniyoruz.
Ama gerek yok. Vardır mutlaka bunu anlatan kitaplar, videolar.
Ben şu an bilmiyorum. O yüzden biraz hani cahilce konuşuyor olabilirim.
Ama yani o mindfulness konusunu da yabana atmamak lazımmış.
Bir diğer konu da dediğim gibi kendimizde kurduğumuz dil.
Bu dili biraz düzenlememiz lazım arkadaşlar.
İç diyaloğumuzu biraz düzenlememiz lazım.
Bu iç diyaloğumuzu biz ebeveynlerimizden öğreniyoruz.
Ebeveynlerimiz bizle nasıl konuşuyorsa bizim iç diyaloğumuz öyle gelişiyor.
Geveze diye bir kitap vardı.
Hatta çok eskiden bir bölüm yapmıştım, anlatmıştım.
Bu kitabı okuyarak da zihninizde hiç durmayan o konuşmaları Nasıl yönetebileceğiniz üzerine bir sürü pratik var.
Bu kitaptan da faydalanabilirsiniz.
Daha önceki bölümlerde bahsettiğim temel pratikler vardı arkadaşlar.
Düzenli yürüyüş, günlük tutma, şükür egzersizleri, rezil yansı ciddi anlamda güçlendiren basit ama etkili alışkanlıklar.
Yani bunları hafife almamak gerekiyor.
Zor zaman hareketi diye bir bölüm vardı orada da anlattım.
Zaten genelde bölümlerim buna hizmet ediyor.
Ben burada bir noktayı daha eklemek istiyorum.
İyimserliği koruyabilmek.
Katıldığım eğitimde en çok dikkatimi çeken modüllerden sadece bir modülü buna bağlamışlar.
Bir modül de çok uzun yani.
İyimserliğin hayatımız üzerindeki çoğu zaman tahmin bile edemeyeceğimiz etkileri var arkadaşlar.
Toksik pozitiflik değil.
Zihni esneten, bizi zorlukların içinden işte hırpalanmadan çıkaran bir bakış açısı.
İyimser olduğumuzda...
Her şey iyi demek değil bu.
Aynı zamanda hayatın içinde iyi olanı da görebilmek.
Yani hali hazırda var olan olumlu şeyleri fark edebilmek.
Bir önceki bölümde iyi şeyleri avlayın demiştim.
Aslında bu konu biraz buradan geliyor.
Rezilyanslı, yüksek insanlar, sorun yaşamayan, hiç üzülmeyen kişiler değil.
Onlar zorlanırken bile hayatın içinde iyi olanı görme kapasitesini kaybetmeyen kişiler.
Ama biz bir sorun yaşadığımızda kafamızda sadece o sorun oluyor.
O gün içtiğimiz kahvenin tadını anlamıyoruz.
İşte yolda gördüğümüz sevimli bir kediyi görmüyoruz.
Görüyor gibiyiz ama aslında bakmıyoruz bile.
Farkında olmuyoruz. İşte farkındalığımız sadece zor olanda.
Çözmek zor. Sorunda kaldığımız şeyde kalıyor.
Oraya odaklıyoruz ama rezilyans yüksek insanlar hayatın iki tarafında görebiliyor.
Bu da ne sağlıyor?
Zihinsel çeviklik sağlıyor ona.
Olaylara başka yerden bakabilme perspektif sağlıyor ve sorunları daha kolay çözebiliyorlar.
Daha az zorlanıyorlar.
Biz buna kitap okumayı da ekleyelim arkadaşlar.
Çünkü kitap okumak da bizi hayatı başka yerlerden bakmayı öğretir.
Zihinsel çevikliğe de hizmet eder.
Bence kitap okumak da rezilyansı güçlendiren bir şey.
Burada birçok araçtan bahsettim arkadaşlar.
Sıkıcı da gelebilir bu konu size.
Ama bu basit şeyler, bu saydığım basit şeyler o kadar önemli ki.
Konu çok detaylı, çok katmanlı bir alan.
Üzerine saatlerce konuşsak bile tamamlanmayacak bir tarafı var.
Ben aldığım eğitimde dedim ki ben bunları hiç bilmiyormuşum.
Bu kadar detaylı, derin olduğunu bilmiyormuşum.
O kadar önemli ki rezilyans, dayanıklılık.
Amerika'da orduya bu eğitim veriliyor.
Dayanıklılık eğitimi veriliyor.
Çok ciddi şekilde. Sadece orduda askerlerin sahip olması gereken bir şey değil.
Biz de bu hayatta yaşıyoruz ya.
Bilmiyorum bizim ordumuzda böyle bir şey yapılıyor mu da.
Ben eğitim yurt dışından aldığım için oradaki örneklerden öğrendiğim kadarıyla size anlatıyorum.
Bu işi çok ciddiye alıyorlar yurt dışında.
Çünkü insanın hayatta kalma becerisi olduğu için zor zamanlarda nasıl ayakta kalınırı öğretiyorlar bir şekilde.
Ve herkesin dayanıklılığın düştüğü yer de farklı arkadaşlar.
Kimi düşünce yönetiminde zorlanıyor, kimisi duygusunu yönetirken zorlanıyor, kiminin bakış açısı daha dar, kiminin kendisiyle kurduğu ilişki zayıf, kiminin kaygısı daha yüksek.
Yani herkesin takıldığı yer burada farklı.
En azından siz tam olarak nerede zorlanıyorsunuz?
Bir zorlukla karşılaştığınızda, bir problemle karşılaştığınızda ilk ne oluyor?
Bedende mi başlıyor bu?
Yoksa hani zihinde bir şeyler mi oluyor?
Burayı tespit etmekle başlayabilirsiniz.
Ona göre bir çözüm yolu bulursunuz.
Ben içsel dayanıklılığımı daha da güçlendirmek, dahasını öğrenmek istiyorum diyorsanız da dediğim gibi ben bunu webinarlarda anlatıyorum.
Bu konuda işte farklı alanlara daha detaylı değindiğim, pratik ve günlük hayata uygulanabilir yöntemler sunduğum bir webinar hazırladım.
Sizleri oraya beklerim.
Orası biraz daha uzun sürüyor.
2-3 saat kadar kayıt da alıyorum.
Bu konu... hakkında işte ilgim merakım var daha da geliştirmek istiyorum derseniz de açıklamalara kayıt bilgisini ekliyorum.
Amacım sadece farkındalık oluşturmak değil aynı zamanda sıkmadan doğrudan hayata dokunan araçlarla ilerleyebilmek.
Benim hayatımda iyileşmeyi gördüğüm bu konuda sizlere de yardımcı olabilmek.
Şimdi bu konuda anlatacaklarım bu kadar arkadaşlar.
Sizin rezilyansınız nasıl?
Zorluklar karşısında nasıl mücadele ediyorsunuz?
Sizin kendi yöntemleriniz var mı?
Biraz da bunları öğrenmek isterim.
Mutlaka sosyal medyada bana geri dönüş yapın.
Yorumlarda buluşalım olur mu?
Bir de Ben Saati'ni sevdiklerinizle paylaşmayı, bölümleri beğenmeyi, yorum yazmayı da unutmayın.
Çok sevgiler, selamlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
