
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Kullanma şeklimize göre bizi rezil de vezir de edebilen önemli bir molekülümüz var. Bu bölümde beynimizin ödül merkezinin orkestra şefi olan dopamini anlatıyorum.
---
Instagram:
Transkript
Herkese merhaba, Ben Saati'ne, hoş geldiniz.
Ben Elif. Kullanma şeklimize göre bizi rezil de vezir de edebilecek çok önemli bir molekülümüz var arkadaşlar.
Hatta beynimizdeki kimyasalları, hormonları bir orkestraya benzesem bu molekülümüz orkestra şefi olur.
Coşkuyu yaşadıkça dahasını aratan beynimizin ödül sistemi haz merkezi dopaminden bahsediyorum.
Sadece mutluluk hormonu deyip geçiyoruz ama hakkında yeterince bilgi sahibi olmadığımızdan çoğunlukla o bizi yönetiyor ve başta da söylediğim gibi vezir değil de rezil oluyoruz maalesef.
Hayallerimizle de ilgili elbette bu hormon.
Hayallerinizi gizli tutun, kimseye bahsetmeyin diyor.
Ben dopaminin çalışma sistemini anlayınca, öğrenince hayallerim konusunda biraz daha ağzıma sıkı tutmaya karar verdim.
Bölüm bittiğinde siz de bunun sebebini anlamış olacaksınız.
Ama önce dopamini yani beynimizin haz merkezini, haz mekanizmasını biraz tanıyalım istiyorum.
Dopamin sadece çikolata yediğimizde ya da sınavdan yüksek bir not aldığımızda hissettiğimiz o keyif halinden sorumlu haz molekülü değil.
Dahası var. Birçok görevi yerine getirmemizi sağlayan motivasyon denen ruh halinin temel yakıtıdır.
Bizi bir şeyleri keşfetmemize, yeni bilgileri araştırmamıza yönelten itici güçtür.
Dikkatli olmazsak eğer bizi kandırabilirdi.
Mesela bir YouTube videosunu izlerken bir tane daha izle.
Sadece bir tane daha diye fısıldayan o sesi bence hepimiz biliyoruz.
Hatta bir diziye başlarız bir oturuşta tüm sezonu bitiririz.
İşte bize bunu yaptıran yine dopamindir.
Her tatmin edilmiş arzu bir yenisini doğurur der Arthur Schopenhauer.
Herhangi bir konuda hazzı hissettiğimizde, istediğimiz şeye ulaşabilme keyfini tattığımızda daha bunu sindirmeden diğerine göz dikeriz.
İnsanız böyle bir eğilimimiz var.
Dopamin sadece hazla ilgili bir durum değil.
Aslında arzulama sürecinin tamamından sorumlu.
Yani bir şeyi isteme, onun için harekete geçme, aksiyon alma.
Tüm bunlarda biz yine bu molekülü kullanıyoruz.
Aşırı motivasyon halimizde de, canımızın sıkkın olduğu, hiçbir şey yapmak istemediğimiz halimizde de yine muhatabımız dopamin molekülü.
Yaratıcılık, problem çözme, öğrenme ve sosyal bağlantılar bunlar da yine dopaminin ilgilendiği konular.
Böyle bakınca beynimizdeki ödül merkezinde serotonin, oksitosin, endorfin gibi moleküller olsa da sistemimizdeki en kritik molekül dopamindir arkadaşlar.
Hayallerimizin, hedeflerimizin peşinde bizi koşturan yakıttır da diyebiliriz onun için.
Ve sadece insana has bir molekül değildir.
Yani baktığımızda zürafada da, solucanda da...
Yine bu mekanizma vardır.
Onlar da yine arzularının peşinden dopamin sayesinde koşuyorlar.
Size bir örnek vereyim.
Bu biraz düşündürdü beni bu örnek.
Farklı karakterlerde iki çalışan kişiyi farz edelim.
Aynı iş yerinde birisi işini intizamlı yapıyor ve bundan keyif alıyor.
Motivasyonu çok yüksek.
Diğeri de iş yerine zoraki geliyor.
Çalışıyor, evet işini yapıyor ama motivasyonu çok düşük.
Şimdi bu iki kişinin sebepleri, hedefleri, hayalleri farklıdır.
Oraya bakmadan direkt beyinlerini açıp baksak bu iki kişinin dopamin seviyeleri çok farklıdır.
Ben bunu öğrencilerimde de görüyorum.
Bazıları gerçekten aşkla, şevkle çalışıyor.
Bazıları yani gözünün ucuyla yapıyor yaptığı işleri.
Eğer sürekli bir şeyleri erteliyorsak ya da hayattan keyif alamıyorsak motivasyonumuz sıklıkla düşüyorsa Bir de dopamin rezervlerimize bakmakta fayda var.
Çünkü dopamin kaynağımız limitli arkadaşlar.
Zaten en kötü tarafı da bu.
Ya onu sürekli haz odaklı yaşayarak tüketiyorsak ki öyle görünüyor vay halimize.
Hepimiz hayatta belki mutluluğun peşinde değilizdir ama huzurun peşindeyiz değil mi?
Hani evimde, işimde, ailemde huzur olsun.
Aman ağzımızın tadı bozulmasın isteriz.
Öte taraftan da şöyle bir durum içindeyiz.
Ufak ve basit şeylerden zevk alamıyoruz.
Hayatımızın her alanına baktığımızda yediğimiz içtiğimiz şeylerde sürekli çeşitlilik arıyoruz.
Kılık kıyafette de kadın erkek ilişkilerimizde de sürekli yeni ve farklı şeylerin yani Yeni ve daha fazla haz verecek şeylerin peşinden koşuyoruz.
Ama bunun bir sonu olmadığı için kimi zaman elimizdekinden de oluyoruz ya da yaşamamızın kıymetini bilemiyoruz.
Hazla sürekli odaklanmak hayatımızdaki huzuru hissetmemize de elimizdekileri görmemize de engel oluyor.
Yeni hazların peşinden gitmek neden kötü olsun Elif derseniz?
İşte bu hal beynimizde dopamin dengesizliği yaratıyor.
Yani sürekli yeninin peşinde olmak bizdeki bu devreyi bozuyor.
Sürekli ver coşkuyu, ver coşkuyu diye beynimizin ödül merkezinin devrelerini bozuyoruz.
Çünkü bu ödül merkezi dualiteden yani ikilikten anlıyor.
Sadece varlıktan değil yokluktan da besleniyor.
Hazı tatmak için acıyı da yaşamamız gerekiyor.
Nasıl ki yemek bizim için ödülse bunun ödül olduğunu...
Acıktığımızı da anlıyoruz.
Huzurdan bahsettim az önce.
Sürdürülebilir bir huzur istiyorsak hayatımızda o halde dopamin sisteminizi doğru anlayın ve bu limitli kodanızı doğru kullanın diyor Serdar Kara İsmailoğlu.
Bu bölümü hazırlarken referans aldığım kitap da Serdar Kara İsmailoğlu'nun kitabı Kalk Bir Dopamin Demli oldu.
Beynimizdeki bu ödül hal sistemini nasıl doğru kullanacağız sorusuna çok güzel bir yanıt vermiş yazar.
Önce dopamin israfından kaçının.
Dikkatlice baktığımızda hayatımızın her anı dopamin peşinde koşmakla geçiyor gibi geliyor bana.
Sosyal medya, dizi maratonları, çerezler, yiyecekler, içecekler, birçok şey.
Bunların hepsi beynimizi sahte bir ödül yağmuruna tutuyor.
Peki ya dopamin rezervlerimizi gereksiz yere tükettiğimizde ne oluyor?
Gerçek mutluluk, doyum ve tatmin olma haline erişmek daha da zorlaşıyor.
Bu bir nevi mutluluk enflasyonu gibi.
Halbuki has kaynaklarına peş peşe maruz kalmamalıyız.
Bu ödül sistemini dengesizleştiren en önemli faktör bu.
Yani bizi mutlu eden bir şey yaşadık diyelim.
Dopamin salgılandı, tavan yaptı, zevkten dört köşeyiz.
Kısa bir süre sonra sevincimiz, heyecanımız, neşemiz azaldı.
O durum sıradanlaştı.
Coşkumuz azaldı.
Bu çok normal ve beklenen bir şey.
O arada biz yeni bir haz peşinde koşacağımıza o yaşadığımız güzel olayın biraz daha tadını çıkararak sakin bir şekilde hayatımıza devam etmemiz lazım ki boşalan dopamin rezervi kendini yenileyecek,
dolduracak vakit bulsun.
Mesela ben kendi hayatımda şunu fark ettim.
New York'a gitmiştim bir ay önce.
Bununla ilgili bir bölüm de yaptım zaten.
Dinleyenler hatırlayacaktır.
Bu seyahati planlarken...
Uçuş gününü beklerken çok heyecanlıydım.
Hatta oraya gittiğimde bu kadar heyecan hissetmedim.
Orada çok keyifli anlar da yaşadım.
Orası ayrı ama yaşarken belki aynı coşku olmayabiliyor.
Yani sadece bir hayali gerçekleştirmenin verdiği tatmin duygusunu çok fazla hissettim.
Ve tabii ki döndüğümde de bu coşku...
Eskisi gibi kalmadı.
Bir miktar azaldı.
Ama ben yeni bir seyahat planlamadım akabinde.
Hani bir süre yaşadıklarımı düşünerek bu seyahatimi sindirmek istedim.
Orada hissettiğim tatmin hissini biraz daha söylediğim gibi sindirmek istedim.
Coşku şükür duygusuna evrildi daha sonra bende.
Normalde şu dönemde bir seyahatim daha vardı ama onu iptal ettim.
Böyle çok hızlı haldır huldur yaşamak istemedim açıkçası.
bir davranışmış bu benim yaptığım.
Hani yorgunluk toplumundan bahsetmiştim bir bölümde.
Biz gittikçe tükenen bir topluma doğru gidiyoruz.
Bunun sebebi duramamamız.
Bizi gerçekten dinlendiren molalar, veremişimiz.
Hani mağarada yaşayan atalarımız avlanınca durup bir dinleniyor ama bu bizde yok.
Bir dur durak bilmiyoruz.
Sürekli hareket halindeyiz.
Zihnimiz hareket halinde.
Başka bir problem de şu kolay dopamin sunan aktiviteleri tercih ediyoruz.
Kaydırdığımız ekranlar, oyun videoları, porno, aşırı yemek, alkol gibi has kaynakları aslında yapay ama kolay ulaşılan dopamin kaynakları.
Ve bunların uzun vadede olumsuz etkisi şu bir şeyden zevk alma eşiğimiz yükseliyor.
Ve daha büyük tatminden için daha çok uyarana ihtiyaç duyuyoruz.
Daha çok oyun videosuna, daha çok yemek, daha çok film, daha çok alkol eğilimi gösteriyoruz.
Başka örnekler de olabilir tabii ki.
Beynin ödül devreleri hepten bozuluyor.
Huzur, minnettarlık, hayatından memnun olma gibi hayattaki, yaşamdaki en yüksek frekansa sahip bu güzel duyguları eskisi gibi kolaylıkla hissedemiyoruz.
Dediğim gibi dopamin rezervlerimiz aynı irade rezervimiz gibi limitli.
Belli bir kotadan yiyoruz her gün.
Kullandıkça onu eğer sağlıklı şekilde doldurmazsak tükeniyor.
Ve bu sistemin çalışma prensibini çok iyi bilen dış kuvvetler bizi bu ekranlar aracılığı ile yönetiyor ve beynimizin ödül mekanizmasını bozuyor.
Sonra da neden odaklanamıyorum, neden yaptığım işten keyif alamıyorum, neden sürekli yorgunum gibi şikayetlerimiz çoğalıyor.
Eskiden sevdiğimiz pastadan, izlediğimiz diziden keyif alırken artık bu keyfi yaşayamayıp...
Yani yetinmeyip bu duyguyla bu hazı artırmak adına yeni arayışların peşine takılıyoruz.
Halbuki hazın dozunu artırmak ilk başta bize çok iyi gelse de daha sonra söylediğim gibi dopamin sistemimizin dengesini bozuyor.
Peki ne yapacağız? Serdar Karaismaylıoğlu'na göre yine nörobilimci kendisi.
Yapabileceğimiz bazı şeyler var elbette.
Dopamin sistemimizi yeniden düzenlemek için biraz yavaşlayıp hayatımıza ilk önce farkındalık getirmemiz gerekiyor.
Sıradan basit olan şeylerde de mutlu olabilmeyi, sade yaşamın güzelliğini keşfedebilmeyi öneriyor bize.
Kahvemizi ondan keyif alarak, her yudumuzdan keyif alarak içmeyi mesela, yediğimiz yemeği, her lokmasını gerçekten hissederek yememizi tavsiye ediyor.
Aslında mindfulness tekniği bunlar, pratiği bunlar.
Yaşadığımız anı fark ederek içinde olarak.
Koşullar ne olursa olsun asla farklı dopamin kaynaklarını bir araya getirip kombine etmeyin diyor yazar.
Yani dopamin üstüne dopamin olmaz.
Kronik mutsuzluğun ve tatminsizliğin temelindeki en önemli etken kısa aralarla haz veren şeyleri peş peşe kullanmaktır.
Mesela en sevdiğiniz diziyi izlerken en sevdiğiniz yemeği yemeyin.
İlla ki bir şey yemek istiyorsanız yemekten daha az keyif aldığınız sağlıklı bir öğün tercih edebilirsiniz.
O dizinin oluşturduğu dopamin coşkusu ve heyecanı içinde zaten yediğiniz zeytinyağlı da salata da size gayet iyi gelecektir.
Farkında olmadan üst üste birçok eylemimizde birleştirilmiş dopamin kaynaklarımızı kullanıyoruz.
Sigarayla denk getirilen kahve gibi, televizyon izlerken bir taraftan elimize aldığımız telefon, çerez, cips gibi birçok örnek var aslında.
Bize yüksek haz veren iki şeyi birlikte yaptığımızda yani iki dopamin kaynağını birlikte tükettiğimizde bunun bize iki zararı var.
Birincisi dopamin sistemine uzun vadede zarar veriyor, dengesini bozuyor.
Yani beynimiz bir süre bu çılgınlığı idare ediyor, tolere ediyor ama bir gün geliyor ki o dopamin sıfırlanıyor.
Ve biz tükeniyoruz, dibe düşüyoruz.
Oradan çıkmak hiç de öyle kolay olmuyor.
Yeniden beynin ödül haz devrelerini düzenlemek, dopaminle doldurmak gerçekten çok zorlu bir süreç.
Çünkü artık bağımı da olmuş oluyoruz.
Yani bağımlık tedavisi bile almamız gerekebilir.
İşin rengi değişiyor yani.
İkincisi de bu iki haz veren şey birlikteyken onların bir tanesinden aldığımız hazı alamıyoruz.
Hazın seviyesi düşüyor.
Boşu boşuna kaynağımızı israf ediyoruz.
O filmden zevk alsan da o sevdiğin yemekten normalde aldığın zevki, hazzı alamıyorsun.
Kalk Bir Dopamin Demle kitabı çok rahat okunan, keyifli, akıcı bir kitap.
Alıp okumanızı tavsiye ederim.
Çok güzel örnekler var. Hepsine burada değinemedim.
Ben Saati podcast bölümlerine baktığımızda benim bazı bölümlerim hep...
Çalışma, konsantre olma, odaklanma üzerine, irade yönetimi, erteleme gibi konuları ben hep bölümlerimde vurguladım.
Bunlar için ayrı araştırmalar yaptım.
Dopamin bunların hepsini etkileyen, direkt etkileyen bir şey.
Açıkçası dopamin için araştırma yaptığımda hani böyle eksik parçayı bulmuş gibi hissettim.
Kafamda daha iyi oturdu anlattığım konular.
Son olarak da dopaminin dengeli kullanmak adına Dijital iradeden bahsediyor yazar.
Ben dijital detoks bölümü yapmıştım uzun zaman önce.
Onu da dinleyebilirsiniz elbette.
Herkes günde kaç saat sosyal medyada zaman harcamalıyım gibi sorular soruyor ama bunun belli bir yanıtı yok.
Kritik nokta şu. Hepimiz için şu.
Kontrolü kaybetmemeliyiz.
Yazara göre telefonumuz bizimle birlikte yatağa giriyorsa kontrol bizde değil arkadaşlar.
Oradan kendimize pay biçelim.
Dijital irade içinde kendimize belli bir ekran süresi vermeliyiz.
Onun dışına canımız sıkılsa da işimiz bitse de çıkmamalıyız.
Yani o ekrana bakmamalıyız.
O şekilde bekleyebilmeliyiz.
Bu bizi başta zorlayabilir.
Çünkü refleks olarak hemen telefonu elimize alıyoruz.
Ne kadar yoğun olursak olalım.
Sıkılmak bize iyi gelecek.
Boşta kalmak bize iyi gelecek.
Gerçekten kafamızı böyle dinleyebiliriz çünkü.
Hayallerinizi kimseye anlatmayın diyor yazar.
Çünkü onu anlatırken gerekli dopamini, enerjiyi tüketiyorsunuz.
Sanki o hayal gerçek olmuş gibi hissediyorsun.
Ve bu sefer de hayalin için adım atmanı sağlayacak motivasyon, itici güç çok çabuk tükeniyor.
O yüzden de belki birkaç kişiye bahsedebiliriz ama bunları sürekli de anlatmamak lazım.
Hedeflerimizi, hayallerimizi kendimize hatırlatmalıyız.
Evet ama herkese de böyle anlatmamak lazım.
Dopaminimizi... Doğru şekilde kullanalım.
Son olarak bahsetmek istediğim bir şey daha var.
Beynimizin dopamin yani haz arayan ödül merkezi çoğu zaman bizi bir ilizyona sokabiliyor.
İki seçenek arasında kaldığımızda seçtiğimiz şeyi bile isteye seçsek de bir süre sonra sıradan geliyor bize ve aklımız seçmediğimizde kalabiliyor.
Bu bazen ilişkilerde de oluyor.
Aklımız öbüründe kalıyor.
Seçmediğimiz kişiyi hala ara sıra stokluyoruz.
Ne yapıyor acaba gibi. Bazen işlerimizde de bunu yapıyoruz.
Keşke öbür işi alsaydım, bunu seçmeseydim gibi.
Bu ilizyondan çıkıp seçimlerimize mantık çerçevesinden de bakmak hayat kurtarıcı bana kalırsa.
Çünkü aklının kaldığı yere yeniden gittiğinde bir süre sonra o da albenisini yitirecek.
O da sıradanlaşacak.
En başta neye göre karar verdiğimizi kendimize hatırlatmakta fayda var bana kalırsa.
Ve bu kadar bilgiden sonra da seçimlerimizi tamamen dopamin molekülümüze bırakmayalım değil mi yani?
Beni dinlediğiniz için çok teşekkürler.
Bu bölüm size keyif verdiyse, fayda da bulduysanız, sevdiklerinizle de paylaşmanız beni çok mutlu eder.
Instagram'a da beklerim.
Çok sevgiler, selamlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
