
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Dört bir yanımızı sarmış dijital dünya içinde kaybolmamak için neler yapabiliriz?
Transkript
Herkese merhaba, Ben Saati'ne, hoş geldiniz.
Ben Elif. Robinson Cruz gibi ıssız bir adaya düşseydiniz, yanınıza alacağınız 3 şey ne olurdu?
Ben kesin Sabiha'yı alırdım kedimi yanıma.
Bir de onu korumak var tabi ormanda.
Onu koruyup kollamak, beslemek var.
Bunların hepsi sorun olsa da yine de yanıma onu alırdım.
İkinci olarak sanırım bir kesici alet, bıçak olabilir.
Son olarak da telefon, tablet alamayacağıma göre.
Ve orada sıkılabilme ihtimalini göz önünde bulundurarak sanırım bir kitap alırdım.
Böyle kalın bir kitap olurdu bu.
Karamozov kardeşler gibi neredeyse bin sayfalık bir şey olurdu.
Benim aklıma bunlar geliyor.
Robinson Crusoe. Baktığımızda o yanına ne almış peki?
Bir çakı, pipo ve bir kutunun içinde birazcık tütün.
Ama şimdilerde yaşasa bir de Z kuşağından olsa kesin bir tane ekranı kolunun altına sıkıştırırdım.
Ekrandan kastım işte telefon, tablet vs.
Tanıdığım gençlere, öğrencilere sordum bu soruyu siz yanınıza ne alırdınız diye.
Tabii ki telefon cevabı en sık duyduğum yanıtlardan birisi oldu.
Orada şarj edebilecekleri bir yer olmasa da yani bilmiyoruz var mı yok mu.
Yani çok işlevsiz bir şey olsa da mantığa ters gelse bir kere yine de akıllara gelen şey teknolojik aletler.
İlk olarak bunu düşünüyoruz.
Yanımıza telefonu nasıl alırız?
Sordum gençler Z kuşağı ben de Y kuşağının sonlarındayım.
Babam X jenerasyonu yani haliyle 60-80 yılları arasındaki yaş grubu.
X jenerasyonu oluyor. O bile az çok telefonla haşır neşir tam bir Facebookçu.
50 tane takipçisi var.
Kim tarlasına ne ekmiş, kim çiftliğine ne almış.
Bunlara bakıyor, bunlarla ilgileniyor.
Kalan internetini de YouTube'da işte İbrahim Tatlıses'le Orhan Gencebay arasında paylaştırıyor.
Yani X kuşağı bizlere nazaran ekranla olan bağları geç kurulsa da yeni çıkan uygulamaları bilmeseler de onlar bile her boş kaldıklarında ellerine telefonu alabiliyorlar.
Bazen kendi kendime sosyal deney yapıyorum.
Telefona bakmadığım zaman otobüse bindiğimde metroda telefonla ekranla ilgilenmeyen kaç kişi var sayıyorum.
O kadar az ki. Onların da bir kısmı müzik dinliyor ya da uyuyor.
Şimdi baştaki soruyu değiştirirsek ve şöyle sorarsak.
Evden çıkarken yanınıza alacağınız 3 şey nedir?
Olmazsa olmazlarınız nelerdir?
Desek. Benim neler olur?
Telefon, anahtar, cüzdan.
Fix böyledir.
Bence pek çok kişi de bu şekilde cevap verecektir.
İletişim aracı olmalarının yanı sıra biz teknolojik aletleri yakın bir arkadaş kadar seviyoruz.
Hele telefon denen şey bizim sanki bedenimize sonradan eklenen bir uzuv gibi.
Bunu kimse inkar edemez sanırım.
Ama bunun dozunu biraz kaçırıp bu dijital arkadaşlarla bağımlı hale geliyoruz bence.
Aslında teknolojik aletin yanı sıra internete bağımlıyız.
Kollektif olarak, bütün olarak bence zaafımız var bizim bu merete.
Evet çok işe yarıyor doğru.
Ben yemek yapmayı internetteki videolardan öğrendim.
Her gün bir sürü video izliyorum.
İşime yarayacak, işimi geliştirecek.
Şu anda size podcast bölümü hazırladım.
Bunu size ulaşması yine internet sayesinde oluyor.
Artık uzay çağındayız, dijital çağdayız.
Tabii her an her yerde bedenen olamasak da internet aracılığıyla olabiliyoruz.
Pandemi esnasında Harvard Üniversitesi'ydi galiba yanlış hatırlamıyorsam.
Online yani çevrim içi derslerini açtı insanlara.
Hatta bazı derslere ödeme bile yapmayabiliyorduk.
Amerika'ya gitmeden oradaki okulda okuyabiliyorduk yani.
Düşünün bu muhteşem bir şey.
Terapiler online olabiliyor.
Bir sürü atölye uzaktan internet aracılığıyla insanlara eğitim verebiliyor.
Harika gelişmeler. Ama bu kadar faydalı olan kullanımlar dünya çapında internet kullanımının Sadece %30'unu oluşturuyor.
Yani internet datası var, kaynağı var.
Biz bu faydalı kullanımlarla sadece %30'luk dilimi dolduruyoruz.
Peki geride kalan bu internet verisinin, datasının %70'lik kısmı ne için kullanılıyor?
Buraya geleceğim. Akademisyen ve sinir bilim uzmanı Sinan Can'ın birkaç videosuna denk geldim ve dehşete kapıldım.
Yani az önce bahsettiğim bu %70'lik oran porno sektöründe çalışıyormuş.
Yani ödediğimiz internet parasının büyük bir kısmı böyle mecralar için kullanılıyor.
Ve yine Sinan Canan'ın açıklamalarına göre ergenlik öncesi ve ergenlik dönemi çocukları bu tür videolara bağımlı olduğundan bakın birkaç kez izlenmesinden bahsetmiyorum, bağımlıktan bahsediyorum.
Beyinlerinde fiziksel hasar oluşuyor.
Düşünün çocuklar oyunlar oynuyorlar ve bu oyunların içine bir sürü farklı şeyler sıkıştırılıyor.
Farklı dediğim şey zararlı şeyler.
Bir söz var. İnsan gördüğünden etkilenir ve gördüğünü etkiler.
Biz nelere bakıyoruz her gün?
Sosyal medyada neleri ve kimleri takip ediyoruz?
İşte o gördüklerimiz bize bulaşıyor ve bizden de başkalarına ulaşıyor.
Dopamin denilen bir hormon var.
Biz bir şey başardığımızda, bir işi başardığımızda kendimizi motive, mutlu, iyi hissederiz ya.
İşte bunu sağlayan hormon dopamin.
Sinir sistemini etkiliyor direkt olarak.
Ve dopamin salgılandığında beyne ödül veriyoruz demektir.
Sarıldığımız zaman beyne ödül veriyoruz ve bu salınıyor bu hormon.
Doğada yürüdüğümüzde de beyne ödül veriyoruz.
Yine bu hormon salınıyor.
Ama bunlar doğal dopamin kaynaklar.
İnternet ve sosyal medya kullanımı da yapay dopamin kaynağı.
Zaten bu yüzden biz bu kadar bu mecralara meylediyoruz, bağımlılık hissediyoruz.
O dopamin salınımından dolayı sanal, kendimizce güvenli olduğunu düşündüğümüz bir ortamda oyun oynayarak, başka hayatları izleyerek, dizi filmlerle işte bir de o özel de gençler için bahsettiğim
tabi belli bir şeyden sonra yetişkinler için de sakıncalı videoları izlediğimizde beyin dopamin salıyor ama kaynak yapay olduğu için uzun vadeli bu durum bize beynimize bedenimize iyi gelmiyor hasar
veriyor error veriyor yani hata veriyoruz bir süre sonra ve orada o mecralarda geçirdiğimiz zaman arttıkça onlarla kurduğumuz bağın Rengi değişiyor, ilişkimiz değişiyor.
Böylece bağımlık oluşuyor arkadaşlar.
Bizim beynimiz bir anda böyle bir sürü veriyi alacak ve işleyecek şekilde yaratılmadı.
Ve uzmanlara göre hani surf yapıyoruz ya internette ya da Instagram'da böyle parmağımızla kaydırıyoruz.
Buna scroll yapmak deniliyor.
Baş parmağı ya da işaret parmağıyla sayfayı sürekli böyle yukarıya da aşağıya kaydırıyoruz.
Artık 3 yaşındaki çocuklar bile bunu yapabiliyor.
Böyle parmaklarıyla ekranı büyütüp küçültüyorlar falan.
İşte bu scroll dediğimiz kaydırma esnasında yüzlerce veri yani bilgiyi ekrandan fışkırıyor.
Uyaran ve beynimize girmeye çalışıyor.
Biz fark etmiyoruz. Biz de orada sadece bir şeylere bakıyoruz.
Öyle görünüyor. Ve biz çoğunu almıyoruz o bilgilerin.
Anlamlandıramıyoruz. Çünkü beynimiz böyle öğrenmiyor.
Böyle çalışmıyor. Peki ne oluyor bundan sonra?
2 saat amaçlı surfing ardından sinir yükü.
Alıp esniyoruz, yoruluyoruz.
Bir test edin kendinizi.
Kafa dağıtayım diye elinize telefonu aldığınızda ne zaman esnemeye başlıyorsunuz?
Bir takip edin bakalım. Peki ekran süremiz yani telefon, tablet, bilgisayar vs.
kullanım süremiz ne olmalı derseniz?
Yeşilay'ın önerdiği ekran süreleri şöyle.
Fikir olması açısından bunları da değinmek istedim.
0-3 yaş arası zaten ekrandan olabildiğince uzak tutulmalı.
3-6 yaş arası günlük toplam süre en fazla 20-30 dakika olmalı.
6-9 yaş arası günlük toplam ekran süresi 40 ile 50 dakika.
Bakın 1 saat bile değil olmalı.
9-12 yaş grubu da en fazla 60-70 dakika günlük ekran süresi kullanımı.
12 yaş ve üzeri de toplam en fazla 120 dakika 2 saat.
Peki oyuna dalan çocuklar 120 dakika ile kalıyor mu sizce?
Akşam bir oturuyorlar sabaha kadar.
Okula bile gelmeyenler var.
Bunlar ergenler, ergenuslar.
Bir de yetişkinler var tabii.
Oyuna bağımlı, bilgisayara bağımlı, sosyal medyaya bağımlı.
Bu bahsettiğim bilgi Yeşilay'ın Türkiye Bağımlılıkla Mücadele Eğitim Programı'nı baz alarak kendi internet sitesinde paylaştığı bilgi.
Resmi bir şey yani.
Ama bankacıysanız iş dolayısıyla bu süre farklı olabilir.
Benim bahsettiğim şey kendi kişisel zamanınızı bu mecralarda ne kadar kullanmalısınız.
Araştırmalara göre özellikle yetişkinlerin oynanan oyunların içine para katıldığında kumar bağımlı riskinin arttığı ve kumar bağımlılığına da geçiş yapabildikleri belirtiliyor.
Ancak internet üzerinden kumar bağımlı olan ergen ve gençlerin sayısı da az değil.
Yani illa bunun yetişkin olmasına gerek yok.
Bir sürü savaş oyunu parayla oynanıyor.
Benim böyle en eski hatırladığım şey Counter'dı galiba.
Öyle bir oyun vardı. Öte yandan şöyle bakarsak.
Hayatımızdaki en güzel anların tadını çıkarmak yerine biz bir şeyleri belgelemenin peşine düşmüyor muyuz?
Sürekli fotoğraf ve video çekerek.
Yani bazen ben zaten Instagram sayfasına böyle içerik üretirken video işte fotoğraf falan yükleyeceğim zaman, çekeceğim zaman.
Yani bu süreyi bile çok kısa tutmaya çalışıyorum.
Çünkü bu fark ediyorum ki o video ile uğraşma süreci bile beni yoruyor.
Yani yorucu bir şey bu.
Bizim zihnimiz yorucu bir şey.
O anda anlamıyoruz ama sonra bir şey üreteceğimiz zaman, bir şey okuyacağımız, yazacağımız zaman o zihnin karmaşasını insan anlayabiliyor.
Yani neyden bahsettik?
Sürekli fotoğraf ve video çekmekten bahsettik.
Hatta bu hal hayata bakışımızdan tutun gerçeklik algımıza, rasyonelliğimize kadar etkileyen bir şey.
Yani bizim rasyonelliğimizi kaybetmemize bile sebep olan bir şey bu.
Gerçekliğimizi kaybetmemize sebep olan bir şey.
Biz hayatın sadece o ekranda göründüğü gibi olduğunu düşünebiliyoruz.
Biz mutsuzken o ekranda gördüklerimiz işte onun hayatı daha renkli, daha eğlenceli, daha güzel, konforlu, çekici.
O daha şanslı gibi düşüncelerle daha da mutsuzlaşabiliyoruz.
Mutsuzken double oluyor.
Çünkü kıyasa gidiyoruz.
Oradaki hayatın gerçekliğini sorgulamadan imrenme, kıskançlık duygularına kapılabiliyoruz.
Ben de bunu yaşıyorum. Gençken daha gençken.
Hala gencim. Daha gençken buna daha çok maruz kalıyordum.
İstemediğim bir işte çalıştığım zaman özellikle başka insanların koşullarına çok bakıyordum ve kendi kendime içerliyordum.
Bu en basiti. Bazen gençlerin daha çok yaşadığı şey de kılık kıyafet üzerine olabiliyor.
Bazen de zenginlik, para üzerine de insanlar kıyasa gidebiliyorlar.
Sosyal medyadaki gördükleri o hikayeleri böyle gıptayla izleyerek.
Bir de şu var, o ekranlarda izlediğimiz şeyler neler?
Bilirsiniz, WhatsApp'ı açıp birine mesaj alacağız.
O yüzden WhatsApp'ı açıyoruzdur.
Elimize telefonu alıp mesaj yazmak dışında 2 saati internete gezinerek geçirdiğimiz olmuyor mu?
Başka alemlere çok çabuk dalmıyor muyuz?
Eğer ki acil bir işimiz yoksa yani varsa acil bir şeyimiz tamam oraya odaklanabiliyoruz ama çok acil bir şey değilse şöyle bir telefona bakayım dediğimiz zaman 2 saat geçiyor.
Gündemimizi alıp götürüyor aslında değil mi?
Yani dürüst olalım. Evet o günkü gündem gidiyor.
O an bir hocam vardı.
Şunu söylerdi. Hep kendimi hatırlatırım.
Sen kendi gündemini belirlemezsen dış dünya, sosyal medya senin gündemini belirler.
Son zamanlarda pek çok kişinin gündemini Dilan Polat davası belirledi.
Ya da diğer işte kara para davaları.
Yani gündemden kopmak değil demek istediğim.
Ben de merak ediyorum bakıyorum haberlere işte bununla ilgili videolara.
Ama hepimizin kişisel hikayesinde, kişisel dünyasında, hayatında gitmesi gereken, yürümesi gereken bir yol var değil mi?
Bir önceki bölümde de yaşama doğrudan katılmak tabirini kullanmıştım.
İşte yaşama doğrudan katılabilmek için gündemimizi, odağımızı biz belirlemezsek kim belirleyecek?
Yani yaşama doğrudan katılmak için gündemimizi, odağımızı biz belirlesek hani hiç fena olmaz değil mi?
Bu bizim hayatımız çünkü. İnsan olarak gelişmek istiyorsak biraz bu mecraya sınır koymakta fayda var.
Eğer anlamlı bir hayat yaşamak istiyorsak, yaşadım demek istiyorsak tabii.
Sinan Canan İnternetin zaaflarımızı sömürdüğünü ifade etmişti bir yerde.
Bizim beynimiz her seferinde tek bir işe bakmak için yapılmış, organize edilmiş.
Bu cümleye önceden ben pek inanmıyordum.
Şimdi aranızda hadi oradan benim bilgisayarımda 40 sekme birden açık.
Ben hem kahvemi içerim hem makalemi yazarım.
O anda müziğimi de dinlerim diyenler vardır.
Çünkü bunu ben de söyleyebilirim.
Ben de böyle birçok şeyi bir anda yapıyorum.
İşte itiraf edelim YouTube'da video izlerken, dinlerken ya da yemek yapıyoruz değil mi?
Yemeğimizi yerken diziyi açıyoruz.
Aynı anda birden çok iş yapan işte bu multitask dediğimiz insanlar var ya ben de biraz öyleyim.
Aslında aynı anda birden çok iş yapmamız, o yaptığımız işlerin hepsinde verimli olacağımız anlamına gelmiyor.
Ve beynimize biz böyle zarar veriyoruz aslında.
Enerjiyi doğru kullanmıyoruz.
Böyle bölüyoruz, parçalara ayırıyoruz.
Ve onun da yapacağı işin kalitesi biraz düşüyor.
İnternette gezinirken işte birden çok şeye odağımız kayıyor.
Bir de Google'ın her şeyi bildiğini zannediyoruz.
Hayır aslında Google her şeyi bilmiyor.
Orada çok fazla çöp bilgi var.
Orada okuduğumuz her bilgiyi biz doğru diye alıp kullanmadan önce Böyle birkaç yerden teyit etmek gerekiyor.
Tamam yine Google'a sor ama birkaç yerden teyit et de en doğrusunu al.
Bu kadar çok ekranla haşır neşir olmak, Google'a soralım o bilir dediğimiz bir dünyada yaşamak bizim zihinsel birikimimize izin vermiyor.
Çünkü her şeyi biz Google'a soruyoruz.
Bilgi dağarcığımız gelişmiyor ve bir konuda bile uzmanlaşamayabiliyoruz.
Okumayı bıraktığımız için artık üşenmeye başladığımız için.
Ve az önce bahsettiğim durum var ya gündem meselesi.
İşte dijital dünyanın fazlası bizim gündemimizi boşaltıyor.
Hani belki o anki sorunuza çözüm bulmak için arama motoruna yazdık.
İşte şu yemeği nasıl yaparız?
Ya da şuraya nasıl gideriz?
Tamam bunlar o anda çözüm bulduğumuz anlık şeyler.
Anlık çözüm yolları.
Güzel. Bunlar okey ama orijinal fikir yürütme olayı olmuyor işte.
Kayboluyor. Hayatı ve kendimizi sorgulayacak kafadan uzaklaşıyoruz biz.
Ve sorgulamayınca ne oluyor?
Manipüle edilebilen varlıklara dönüşüyoruz.
O ekranda etkilendiğimiz biri oluyor ya influencer.
Bir şey satın alın diyor.
Milyonlarca kişi gidip onu alıyor.
Bundan uzak durun diyor.
Yani yine milyonlarca kişi ondan uzak duruyor.
Kukla gibi yani. Tabii ki her influencerı böyle eleştirmiyorum.
Gerçekten farkındalıklı ve sorumluluk sahibi insanlar orada daha iyi içerikler paylaşıyorlar.
Daha iyi bir etki uyandırmak için.
Bundan bahsetmiyorum. Ara ara şunu sormakta fayda var kendimize.
Ben bu aleti, bu cihazı neden aldım?
Ve şu an ne yapıyorum?
Bu soru bile bir durup ya ben şu an ne yapıyorum?
Ne kadardır ekrana bakıyorum?
Bu bile bizi durdurabilir.
Ama teknoloji çok gelişti.
Bundan uzak kalamayız diyenler olacaktır.
Anlatmaya çalıştığım şey teknoloji ilerlese de hani yaratıcılık ve orijinallik nerede?
Yani sizce de özgün bireyler günümüzde sayı olarak rakam olarak azalmadı mı?
Orjinal işler çıkıyor mu?
Bence azaldı.
Kabul edelim hepimiz az ya da çok bu dijital dünyaya Bazen bunu yönetebiliyoruz bazen yönetemiyoruz ama bu bağımlılık fark etmeden bizim bağışıklığımızı düşürüyor
bedenen. Yatana kadar açık ekranlar melatonin salgılanmasını geciktirip vücudun hani o sirka diyen ritmi denilen düzeni yani uyku uyanma döngüsünü bozabiliyor.
Uykusuz kalınca neler oluyordu hatırlayın önceki bölümlerden.
İnsan delirmeye bile gidiyor yani zihinsel fonksiyonlarını iyi kullanamıyor insan.
İyi uyumadığında, iyi düşünemiyor, sorunlarını çözemiyor.
Bakın işin ucu dediğim gibi delirmeye bile varıyor.
Ya uyku düzenini, teknolojinin ve internetin ne kadar etkilediğini biraz anlatmaya çalıştım aslında burada.
Peki biz ne yapabiliriz?
Dijital detoks ile bu teknolojik aletlerle daha dengeli bir ilişki kurabilir miyiz?
Bu aslında hani stand-by modu olur ya, uyku modu.
Dijital aletlerde dinlenme, bekleme modu.
Sonuçta beynimizde, vücudumuzda muazzam bir makine.
Ve bu fukarayı, bu fakiri her yerden saldıran verilerle, bilgilerle, işte uyaranlarla karşı karşıya bırakıyoruz.
Ve onu da arada bir böyle dinlenme moduna, stand-by moduna almamız gerekli.
Bunun için ne yapmalıyız?
İlk önce hangi teknolojik aletleri kullanıyoruz?
Bunlara bir bakalım. Hatta listesini yapalım.
Bazı insanlar çok seviyor böyle bir sürü teknolojik cihazı var, dijital aleti var.
Telefon değil sadece. İkinci olarak da hayatta yapmayı en sevdiğiniz ancak şu anda fırsat bulup yapamadığınız şeyleri belirleyelim.
Ya fırsatım olsa ben şunu da yaparım, şunu da öğrenirim, şuraya da giderim dediğimiz şeyleri bir listeleyebiliriz.
Bazı araştırmalar şunu gösteriyor.
Tatilde ya da en sevdiğimiz şeyleri yapmak için harcayabilecekken yılda tam 3 haftayı, 3 haftayı sosyal medyada geçirdiğimiz söyleniyor.
Bu yüzden ilik adım olarak dijital detoksumuza başlamadan önce hayatta neleri gözden kaçırdığımızı fark etmeliyiz.
Ki bir anlamı olsun yani.
Hani ben bunu yapmıyorum diye detoksa girdim artık ekran süremi kısalttım diyeceksiniz ama bununla bir karşılığı olacak sizde tamam ama bir taraftan da kazanıyorum.
Yani burada azaltıyorum diğer tarafta arttırıyorum diye bir kendi kendimizde bizi motive eden bir şey de bulmuş oluruz.
Bu detoksu uygularken hayattan neler kaçırdığımızı not ederek fark edeceğiz demiştik.
Evet şimdi detoksa...
Başlayalım. Detaylara gidelim.
İlk olarak zaten çoğumuz bunları biliyoruz ama ben yine de toparlamak istedim.
Hatırlamak iyi geliyor bazen.
İlk olarak bildirimleri kapatın.
Ya böyle zır zır WhatsApp'tan gelen o ses var ya.
Beni bazen sinir ediyor.
O ses gelmesin. İnterneti kapatamıyorsanız bildirimleri kapatabilirsiniz.
Ayarlar da var. Ayarları kurcalayın.
WhatsApp ayarlarında var. Günlük kendinize ekran süresi sınırlaması getirebilirsiniz.
Bakın bu çok güzel oluyor.
Bir sürü uygulama var takip ettiğimiz.
Hatta insan bazıları Facebook...
Çok kullanıyor aktif olarak. Mesela 15 dakika 20 dakika ayarı var.
İşte Instagram'ım var. 1 saat 2 saat işte yarım saat.
O süreyi aşınca zaten bu aplikasyonlar uygulamalar size bildirim veriyor.
Telefonda öyle. Yemek masasına telefonla oturmayın deniliyor.
Son yıllarda yemek masalarında en çok görünen şey ekmek sepetinin yanında böyle telefonun titreşip durması.
Telefonun dolması. Yapılan araştırmalar.
Telefonumuzu elimize almasak da sadece masa üstünde dursa bile bakın dursa bile bunun yanımızdaki kişilerle etkileşimimizi azaltacağını gösteriyor.
Çünkü beynimiz aslında orada değil.
Telefonun ışığında her an orada yanan böyle titreyen telefona odaklanmış durumda.
Aslında beynimizi biz anlasak hareketlerimizi de ona göre şekillendireceğiz ama Biz biraz tersten gidiyoruz sanki.
Sonrasında yatak odasında telefona hayır.
Yani çoğumuz telefonlarımızı işte alarm olarak kullanabiliyoruz.
Evet ben de böyleyim. Ama bunun için telefonumuzu elimize aldığımızda da bir Twitter'a, Instagram'a son bir bakayım, bir son bir dolaşayım da diyoruz.
Yani bu yüzden gerçek bir dijital detokslu kafamıza koyduysak yatak odamızı dijitalsiz bölge ilan etmemiz gerekiyor.
Yani biraz daha uzağa koymalıyız.
Çılar saati açsak da.
Çünkü sürekli yanan o telefonun ışığı beynimizi derin uykuya geçmesini zorlaştırıyor.
Yani uykuyu çok etkiliyor telefon.
Bu yüzden yatak odasını telefonsuz bölgeye ilan etmeliyiz.
Ama şöyle bir şey de var.
Depremden sonra özellikle ben telefonumu yanımdan ayırmak istemiyorum.
Bu çok beni zorluyor.
Ve pek çok insan da böyle.
Konuştuğum arkadaşlarım da böyle söylüyor.
Hemen uçuş moduna alıyorum ya da hemen interneti kapatıyorum.
Bu da yapılabilir. Kendinizi aynı anda tek ekrana sınırlayın.
Şimdi ben... Podcast bölümünü hazırlarken bile bilgisayarımda 10 tane sekme oluyor.
20 tane sekme oluyor. Bir taraftan telefon bir yerde falan.
Bir taraftan kitabım açık.
Bir sürü şey açık oluyor.
Ve bu beni de yoruyor. Bunun farkındayım.
Ve pek çok kişi böyle çalışıyor yani.
Çalışırken, izlerken bir yandan telefonu karıştırmak.
İşte hem dizi açık önümüzde hem telefonu böyle kaydırıyoruz.
Ekranı kaydırıyoruz. Hem işte orada bir şey dinlerken, podcast dinlerken telefonda Instagram'a giriyoruz.
Bu... bizim beynimizi mahvediyor arkadaşlar.
Bu çoklu görevler sağlığımız için iyi değil.
Bilgisayarda bir işe odaklandığımızda, telefondan gelen bir mesaja cevap vermeye çalıştığınızda beynimiz sağlıklı halinden uzaklaşıyor ve normale dönmesi epey epey zor oluyor.
Bu yüzden çalıştığımız zamanlarda, bari çalıştığımız zamanlarda diyelim, hadi böyle keyif modlarında demeyeyim de, bir şey izlediğimizde, bir şey öğrenmek istediğimizde beynimizi ve gözümüzü tek ekranla sınırlamak dijital detoksun önemli bir
adımı. Sosyal medya alışkanlıklarınızı değiştirmeye çalışın.
Bu da araştırmalara göre ne kadar sosyal medyada zaman geçirirsek o kadar mutsuz olduğumuz ortaya konmuş.
Az önce bahsettiğim gibi arkadaşlarımızın ve ünlülerin mutlu halleri sürekli bizim ekranımızda akıp duruyor.
Hayatımızı sorguluyoruz ben böyle yaşıyorum onlar öyle yaşıyor gibi.
Yani şey demek değil bu sosyal medya kullanmayın işte o insanların hiç resimlerine bakmayın demek değil.
Ama dijital detoksu sosyal medya kullanım detoksuna da dönüştürebiliriz.
Yani belki kimi neden takip ettiğimizi bilerek takip etmeliyiz.
Takip ettiklerimiz bize iyi mi hissettiriyor?
Bize kötü duygular mı, bizde kötü duygular mı uyandırıyor?
Bunlara bakarak takip etmeyi verin.
Yani kıskançlık duygusu uyandırıyorsa takip etmeyin.
Sizin modunuz düşürüyorsa takip etmeyin.
Ya sizi iyiye götürüyorsa, motive ediyorsa onları takip edebilirsiniz.
Haftada bir interneti tamamen kapatın.
Teknolojik aletlerle ilgilenmeden kendi halinizde bir gün geçirin.
Deniliyor detoksta. Yani bu bir gün olur mu bilmiyorum.
Belki yarım gün olabilir.
Bazı insanlar çünkü internetsiz yapamıyor.
Belki 5 saat böyle küçük küçük başlayarak bu arayı açabiliriz, uzatabiliriz.
Kitapları yeniden keşfedin.
Şimdi telefon kullanımı arttıkça kitaplardan uzaklaşma arttı.
Yani artıyor da. Tabletler, bilgisayarlar bir kenara bırakılıp tekrardan kitap okumak bizim zihnimizi dengeleyen bir şey.
Ve şöyle bir şey var yine araştırmalara göre kağıt üzerinde okuduğumuzda yani o bilgileri zihnimizde daha kalıcı oluyor.
Yani ne kadar o ekrandan bir şeyleri okusak da o hani kitapların sayfalarına dokunmak koklamak falan diyoruz romantize ediyoruz ya o kitap okumayı ama aslında gerçekten de beynimiz kitaptan okuduğu zaman o soyut
bilgileri daha etkin bir şekilde işliyormuş.
Yani ben araştırmaların yalancısıyım ama kendimize test edebiliriz.
Elimize alıp okumak daha keyifli.
Bir de şu var algımızı biraz düşürüyor telefon yani dijital aletler.
Sonradan bir kitap aldığımızda elimizi onu...
anlamaya çalıştığımızda bir süre zorlanıyorum.
Ben kendimde bunu fark ettim.
Kitap okumaktan uzaklaştıkça böyle koptuğumu ve bir şeyleri anlamaya çalıştığımda zorlandığımı fark ettim.
O yüzden belki dengelemek lazım.
Tamam sosyal medyadan çok kopamıyorsak ya da internetten belki kitap okumayı hayatımıza dahil etmeliyiz aktif olarak.
Limitleri zorlamayın deniliyor.
Eğer bağımlı olduğunuzu düşünüyorsanız dijital araçlara hepsini birden bırakmanıza gerek yok.
Yani bu dijital detoks dediğim bir sürü madde saydım.
Hepsini birden yapmanıza gerek yok.
Böyle bir tanesini iki tanesini belirleyin.
Onları hayatınıza kalıcı olarak rutininize sokun.
Ve zaten bu size iyi gelecek.
Ve sonra buna göre daha da şekillendirebilirsiniz.
Detoks arkadaşı edinin deniliyor.
İnsan tek başına bazen bir alışkanlığı hayatından çıkarmak ya da hayatına eklemek istediğinde zorlanabiliyor.
Ama sizinle aynı amacı hedefleyen, aynı hedefe giden birisiyle beraber bunu yapmak...
Belki sizi daha fazla motive edebilir.
İş arkadaşınız olabilir. Evden birisi olabilir.
Sizi dürüst ve motive tutacak birisi olacak.
Dijital araçlarınızı evde bırakın.
Yani bu bilmiyorum olur mu?
Yalnız yaşayanlar bunu yapmak istemeyebilirler.
Ailelerinden haber almak adına.
Ama şu var. Belki yürüyüşe çıktığımızda.
Hatta yürüme podcastinde bahsetmiştik.
Parkta zaman geçirdiğimizde.
Kendi kendimize baş başa kaldığımızda.
Dışarıda yani. Ya şu telefonları bir kenara bırakmak.
Çantadan çıkarmamak.
O yürümeyi. Yani o kendimizle.
Baş başa kaldığımız ev dışındaki yerlerde telefonu kullanmamak belki.
Evde bırakmaktansa.
Çünkü gençler çok da evde bırakamıyorlar telefonları.
Bu tür şeyler... Bağımlı olmuş çocuklarda ve gençlerde işe yaramayabilir.
Bu saydığım maddeler. Çünkü çok fazla bağımlılık olayına girildiyse ve olmuyorsa uzmanlardan da yardım almakta fayda var.
Yani biyolojimizi etkilemiştir artık.
O bağımlılığın aşırısı insanın fizyolojisine, biyolojisine etkilemiştir.
Ve artık orada birinin dur demesi lazım.
Daha uzman birisinin dur demesi lazım.
Öyle durumlarda yardım alınabilir.
Ebeveynler sosyal medyada kullanımı konusunda daha farkındalıklı...
Olduğu zaman çocuklara da bu sirayet ediyor.
Yani onları da daha bilinçli bir şekilde yönlendirebiliyorlar.
Zaten ebeveyn de gördüğü bu detoksu çocuk kendi de modelleyebilir bence.
Genel fikir olarak şunu söyleyebilirim bu dijital dünya için.
İnsanlar aylak kalıyor bence.
Boş kalıyor yani. Ve bu boşluk ve aylaklık alışkanlığa dönüşüyor.
Sonra da böyle şeylerde arıyoruz duyumu.
Bize verilen ömrü dijital dünyanın sömürüp sömürmediğinden emin olsak bu hayatımızda ne gibi bir fark yaratırdı?
Bölümü kapatmadan önce son bir soru.
Bu bahsettiğim dijital detoks maddelerinden bugün hangisini uygularsın?
Çok sevgiler, selamlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
