
Diğerlerinin Hayatında İşlevsel Olmak Yararlı Olmayı Bıraktığında Sevilir misin?
28 Nisan 2026 · 18 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bir sabah uyandığında her şeyin aynı olduğunu düşünürsün. Ama insanlar artık seni görmüyor, sesin artık anlaşılmıyor. Kafka'nın Dönüşüm'ündeki Gregor Samsa tam da bunu yaşar — yararlı olmayı bıraktığı gün, görünmez olmaya başlar. Diğerlerinin hayatında bir "işlev" olmak, koşullu sevgi ve kendin olmayı göze almanın bedeli üzerine düşündüklerim burada.
Transkript
Herkese merhaba, Ben Saati'ne.
Hoş geldiniz, ben Elif.
Bugün acaba bölümde ne hazırlasam diye, hangi konuyu hazırlasam diye düşünürken gözlerimi kitaplığıma çevirdim.
Böyle tıkandığım zamanlarda kitaplarımı gözden geçiriyorum.
Yürüyüş falan da yapıyorum ama kitaplara böyle baktığımda onlar da bir şeyler uyandırıyor bende.
Ve bir anda onunla göz göze geldik.
Kimle göz göze geldik?
Franz Kafka ile. Uzun zamandır da elimi almamıştım kitaplarını.
Ama bu bölümde Franz Kafka'nın hayatından çok bahsetmeyeceğim.
Onun en bilinen eserlerinden biriyle, birinden bahsetmek istiyorum aslında.
Dönüşüm. Çok ince bir kitap.
Zaten bu yazı atölyelerinde falan çok okutuluyor, analizi yapılıyor, değerlendirilmesi yapılıyor.
Pek çok açıdan zaten değerlendirilmeye açık bir kitap.
Felsefik, açıdan da psikolojik, açıdan da uzun uzun tahlil yapılabilecek bir kitap.
Kısacık bir hikaye ama yine de çok derin anlamları var.
Hikayeyi bilmeyenler vardır belki kısacık hatırlayalım.
Gregor Samsa karakterimiz bir sabah uyandığında kendini dev bir böceğe dönüşmüş halde buluyor sevgili dostlar.
Bir sabah uyanıyorsunuz ve böceksiniz.
Yani kimin aklına gelir böyle bir şey?
Kafka'nın gelmiş. Ve bu tuhaf ilk bakışta fantastik gibi görünen hikaye aslında dediğim gibi çok derin bir şeyleri anlatıyor.
Ben kendi perspektifimden değerlendireceğim.
Ama kitabı okursanız ya da okuyanınız varsa mutlaka bana yorumlarda kendi değerlendirmenizi yapın olur mu?
Gregor dönüşmeden önce yani böceğe dönüşmeden önce ailesini geçindiren, onların yükünü taşıyan ve hayatını kendi seçimleriyle değil de yapması gerekenlerle tanımlayan birisi.
O ailesi adına gerekli yani onun bir işlevi var.
Bu yüzden değerli.
Bence bu kısmı çok can yakıcı.
Ancak bu dönüşümle birlikte yani böcek olunca çalışamıyor, para kazanamıyor, ailesine katkı sağlayamıyor değil mi?
Yararlı olmayı bırakıyor aslında.
Başlangıçta ona karşı gösterilen anlayış zamanla azalıyor.
Yerini rahatsızlığa ve tahammülsüzlüğe bırakıyor.
Çünkü artık işe yaramıyor, göze batmaya başlıyor yani.
En sonunda Gregor neredeyse görünmez biri haline geliyor hikayede.
Şimdi devam edersek hikayemize.
Kafka burada çok basit ama rahatsız edici bir soru soruyor bize.
İnsan gerçekten olduğu haliyle mi sevilir yoksa sadece işe yaradığı sürece mi değer görür?
Prağa gitmiştim yaklaşık 10 sene önce.
İlk yurtdışı deneyimlerimden biriydi.
Kafka'nın evini ve müzesini ziyaret etmiştim.
O zamanlar çok anlamıyordum açıkçası onun kafasını çok bilmiyordum.
Eserlerini çok okumamıştım sadece hani orada görülmesi gereken bir yer diye ama oradaki müzede o kadar çok eserini gördüm ki hayat hikayesini falan böyle aşklarını yaşadığı şeyleri falan böyle
çok güzel müzede taklamışlar.
El yazılarını falan mektuplarını bayağı etkilendim.
Ondan sonra zaten kitaplarını okudum.
Neyse devam edelim. Oradan aldığım kartpostallara baktım bir süre.
Bende böyle bir şey vardır.
Ben giderim yazarların evlerine giderim.
Kaç yüzyıl önce yaşamış, neler yapmış.
Beni böyle çeker. Kafka'da garip bir şey var.
Onu düşündüğümde böyle içimde hafif bir sıkıntı beliriyor.
Ya evine gittiğimde de bunu hissetmiştim.
Müzesinde de bazı yazarlar vardır.
Hani seni rahatlatır. Kafka açıkçası rahat bırakmıyor beni.
Kendini de iyi yüzleştiriyor çünkü.
Ben özellikle öykülerini çok severim.
Biraz farklı bir kafadan yazar öykülerini.
Hatta bir bölümde onun bir öyküsünü Akbaba diye bir öyküsü var onu seslendirmek isterim.
Çok kısa bir öykü ama çok hoşuma gider.
Metinleri bizi dinlendirmez.
Aksine böyle içsel bir muhasebenin içine çeker.
Belki bu yüzden rahatsız oluyorum.
Normalde öyküleri ben dinlenmek için okuyorum.
Böyle bir hobi gibi diyeyim size.
Biraz böyle dinlenme, kafamı dağıtmak için okuyorum ama Kafka'da böyle olmuyor.
Ve bu kitapta yüzleştiğim şeylerden birisi şu, birilerinin hayatında işlev olmak.
Yani sevilmekten çok işe yaramak, değer görmekten çok fayda sağlamak.
Kafka'nın 1915'te kaleme aldığı bu eser artık kaç zaman geçmiş.
İlk bakışta tuhaf bir hikaye gibi görünse de insanın toplum içindeki yerini, değerini ve kimliğini sorgulayan derin bir aynadır.
Birazcık bu taraflarına bakmak lazım okuduğumuz şeylerin.
Ne yansıtıyor? O zamanki toplumun değerleriyle ilgili bize çok fazla ipucu sağlar.
Eğer insan kendi değerini sadece faydalı olmak üzerinden kurarsa, bir gün faydalı olamadığında kendini değersiz hissetmesi kaçınılmaz olur.
Değil mi? İnsanlar artık birbirlerine çoğu zaman fayda üzerinden yaklaşıyor.
Bağ kurmaktan çok bu kişi işime yarar mı diye bakılıyor.
Bunun adı da çoğu zaman network oluyor.
Evet, modern dünyada bu gerekli.
Maalesef. Yani ben artık bunu kabul ettim.
Bazı alanlarda bu kaçınılmaz olabiliyor teknolojide falan.
Modern dünya bunu gerektirir dediğim gibi.
Ancak yakın ilişkilerde bağın daha gerçek, daha kapsayıcı ve daha sahici olması gerekir.
Benim beklentim çoğu zaman hayal kırıklığına dönüştü açıkçası sevgili dostlar.
Bu yüzden birçok ilişkide işlev rolünden çıkıp yalnız kalmayı göze aldım ben.
Yani o gerçek bağı aradığım için bunu çok işte göremedim.
çoğu kişinin faydacı yaklaştığını, biraz çıkar ilişkisine göre yaklaştığını gördüm.
Hatta terapistimle bile bunu konuyu konuşmuştum.
Ben bunu sahte olarak değerlendiriyorum ama ısrarla terapistim böyle bakmamam gerektiğini, birilerinin birilerine muhtaç olduğunu, bir şekilde faydacılığın da gerekli olduğunu beni ikna etmeye çalışıyor.
Bir yerde haklı, işler bir şekilde yürüyor ama bari yakın ilişkilerimizde böyle olmasa keşke diyorum.
Herkes de benim gibi düşünmüyor tabii ki, benim gibi derin düşünmüyor.
Mesele bu aslında. Derin düşünmüyor.
Duygularını derinlemesine tahallül etmiyor.
Yapacak bir şey yok. Şimdi bunun iyi ya da kötü oluşu tartışılır.
Yani birçok ilişkiden, işlev rolünden çıkıp yalnız kalmaya göze aldım dedim ya.
Bu kişiden kişiye değişir, tartışılır.
Ama bana samimiyetsiz gelen, değersiz hissettiren bir düzenin içinde de kalmak açıkçası daha ağır geldiği için çoğu zaman yalnızlığı tercih ediyorum.
Hikayeye dönersek. Bir sabah uyandığında her şeyin aynı olduğunu düşünürsün.
Aynı tavan, aynı ışık, aynı sesler.
Hayat bildiğin gibi devam ediyormuş gibi görünür.
Ama sonra bir şey fark edersin.
İnsanlar sana bakıyordur ama artık seni görmüyordur.
Ya sen kendinde her şeyin aynı olduğunu düşünürsün ama dışarıdan bakıldığında öyle değildir.
Sesin çıkıyordur ama anlaşılmıyordur.
Oradasındır ama yokmuşsun gibi davranılıyordur.
Sanki bir gecede tanımsız bir şeye dönüşmüşsündür.
Kafka aslında bunu somutlaştırıyor bu hisse.
Gregor Samsa'yı o karakterimize dev bir böceğe dönüştürür dediğim gibi.
Bu dönüşümün asıl gücü fiziksel olmasından değil.
Tabii ki görünüşte bir böcek var evimizde ama hepimizin hayatında bir şekilde deneyimlediği o görünmez yabancılaşmayı da temsil ediyor.
Hani çoğumuzun hayatının bir noktasında değişimi olur ya sanki hiçbir şey değişmemiş gibi görünürken aslında içeride bir şeyler değişiyordur.
Ve bunu çok sonra görürüz.
İçinde yaşadığımız sistem değeri çoğu zaman üretkenlik üzerinden tanımlıyor.
Bildiğiniz üzere ürettiğin sürece varsındır.
Az önce dediğim gibi başarılı olduğun sürece görünürsün.
Katkı sağladığın sürece önemlisin.
Aile içinde de bu böyledir.
Yani para getiriyorsan, destek sağlıyorsan, işlerini görüyorsan en hayırlı evlat sensindir.
Arkadaş çevresinde de.
Ancak durduğunda, ya bunun tabii karşı tezleri de var şimdi.
Orayı şey yapmayayım, genel konuşuyorum.
Ancak durduğumuzda, yorulduğumuzda, hiçbir şey veremediğimizde birçok ilişkinin dengesi değişir.
İş hayatında çok daha belirgin bu.
Performansın yüksek olduğunda vazgeçilmez hissedersin.
Yavaşladığında, sınırı koyduğunda aynı ilgi ve değer kaybolabilir.
Aile içinde de dediğim gibi benzer bir dinamik vardır.
Başarılı olduğunda guru kaynağı olursun.
Beklentilerin dışına çıktığında hayal kırıklığına dönüşebilirsin.
Hep başarıyla besledim ben ailemi.
Ama 5 ay 6 ay kadar işsizdim.
O dönemde yani biraz zorlandım açıkçası.
Tepkiler değişti çünkü.
İlişkilerde ise hep güçlü olan, destek veren taraf olan sen olduğunda sevilirsin.
Kırıldığında, ihtiyaç duyduğunda bazı insanların da geri çekildiğini fark edersin.
Ben çok destek oldum zamanında.
Çevreme, aileme. Ama baktım ki ben yalnız bir şeylerle uğraştığımda yani ben büyük bir şeyle uğraştığımda yardım istediğimde o kadar yardımın gelmediğini, herkesin kendi işine gücüne baktığını, sorunlarımı
kendim çözdüğümü fark ettim.
Ve bu noktada artık onların hayatındaki işlevimi değiştirdim aslında.
Biraz daha tepkisiz ve etkisiz bir elemana dönüştüm.
Bu bizi daha çok kıymetli yapıyor bence.
Şu anda geldiğim nokta bu.
Kafka'nın ima ettiği şey nettir.
Toplumda sevgi çoğu zaman koşulludur ve en tehlikeli inanç şudur.
Değerli olmak için sürekli bir şey üretmeliyim.
Bu inanç insanı kendi hayatının işçisine dönüştürür.
Sevilmek için performans sergileyen birine.
Bazen onaylanmak için istemediğimiz halde ebeveynlerimizin istediği hayatı yaşayabiliyoruz.
Onların tercihlerini, onların seçimlerini göz yumabiliyoruz.
Ya bunu yapmadığımızda işte ayrı kodu gibi oluyorsun ve açıkçası sevgi de senden esirgeniyor.
İlgi de, şefkat de ya da tam tersi çok güçlü olduğunda, kendi hayatının sorumluluğunu aldığında da uzakta kalabiliyorsun.
Ama Kafka'ya dönersek şöyle bir gerçeği gösteriyor.
Yani bu noktada sorusu şudur.
Kendimizi sadece yararlı olduğumuzda mı seviyoruz?
Yoksa hiçbir şey yapmadığımızda da değerli olduğumuzu kabul edebiliyor muyuz?
Az önce bahsettiğim her şey toplumun perspektifindendi.
Peki bizde nasıl? Kendimizde nasıl?
Sadece işe yaradığımızda mı?
Hani bir şeyler üretiyorum ben.
Çalışıyorum, para kazanıyorum.
İyi bir kariyerim var gibi düşündüğümüz zaman mı biz kendimizi değerli hissediyoruz acaba?
Bir şeyler ürettiğimizde, yazdığımızda, çizdiğimizde, çok para kazandığımızda, çok seyahat yaptığımızda, ettiğimizde o zaman mı değerli hissediyoruz?
Yoksa sevdiğimiz insanların, eşimizin, partnerimizin gözüne girerek, onlara yardım ederek, sürekli verici bir halde, onların hayatını kolaylaştırarak, işlerini yarayarak mı bir şekilde onaylanmaya
çabalıyoruz, o değeri almaya çabalıyoruz?
Bunun ikisi de sıkıntılı ki.
Hiçbir şey yapmadığımızda da kendimizi değerli görüyor muyuz?
Değerli olduğumuzu kabul edebiliyor muyuz?
Yani yolda gidiyordum.
Pazara gidiyordum hatta.
Uzun zamandır pazara gitmemiştim.
Kafamı dağıtayım dedim böyle.
Biraz değişiklik olur. Hava da güzeldi.
Yürürken şunu düşündüm ya dedim böyle 3-5 ay ücretsiz izne ayrılsam falan nasıl olur ne yaparım falan diye böyle.
Yani o 3-5 ay nasıl geçineceğim diye düşündüm açıkçası.
Ve yaşamak için para kazanmam gerektiği gerçeği bazen çok canımı sıkıyordu ama bugün de işte o yürüyüş yaparken de canımı sıktı.
Ya insan şöyle bir 3-5 ay ara veremiyor mu ya?
3-5 ay kendine dönmek, biraz böyle sakinleşmek, başka şeyler yapmak bunlar ne kadar büyük lüks.
Bunun için illa kenarda köşede bir paran olması lazım.
Yani hani yaşamak için mi para kazanıyoruz?
Para kazanmak için mi yaşıyoruz?
Kafam bazen karışıyor açıkçası.
Konu biraz başka yerlere gitmiş oldu.
Çok dağılmış olabilirim.
Neyse yani performans sergilemekten bazen hoşlanmıyorum sırf para uğruna.
Yani insan iyi yaşamak istiyor ama yaptığımız işin değeri ne?
Yani parayla mı ölçeceğiz?
Oralarda bayağı kafamı kurcalıyor açıkçası.
Devam edersek arkadaşlar Kafka dediğim gibi çözüm sunmuyor, gerçeği gösteriyor bize.
Hikayenin en acı verici kısmı da Gregor'un böceğe dönüşmesi değil aslında.
Asıl acı veren şey ailesinin ona artık bir insan gibi davranmaması.
Aileden birisi gibi davranmaması.
O hala hissediyor, düşünüyor, seviyor.
Annesinin sesini duyduğunda içi sızlıyor, kız kardeşinin ilgisini bekliyor.
Ancak görünüşü değiştiği için insanlığı görünmez hale geliyor.
Yabancılaştığı için, onlar gibi olmadığı için.
Babası onu odasına kapatıyor.
Annesi yüzüne bak, bakamıyor.
Kız kardeşi başta gösterdiği anlayışı zamanla kaybediyor ve sonunda ondan kurtulmaları gerektiğini söylüyor.
Çok acı. Gregor bu sözleri duyuyor ve yavaş yavaş hayattan çekilmeye başlıyor.
Yemeği bırakıyor, zayıflıyor ve bir sabah sessizce ölüyor.
Bu sahne çok ağır. Çok tanıdık.
Çoğumuz hayatımızın bir döneminde anlaşılmadığımızı, bir yük gibi göründüğümüzü ya da varlığımızın yeterli olmadığını hissetmişizdir.
Kafka'nın en çarpıcı tercihlerinden biri Gregor'un neden dönüştüğünü asla açıklamaması.
Yani burası çok çarpıcı bence.
Yani bazı şeyleri açık bırakıyor hikayede ki biz tamamlayalım, düşünelim.
Bu dönüşümün sebebi yok.
Ne bir ceza, ne bir ödül, neden bu adamın başına böyle bir şey gelmiş bilmiyoruz.
Bir sadece olmuştur. Yani hayatta böyle değil mi?
Biraz absürttür yani.
Gerçek hayatta da biz bunu yaşarız.
Yaşadıklarımızın çoğunun net bir açıklaması yoktur.
Başımıza geliyordur. Biz anlamıyoruz odur.
Belki sebebi vardır ama bir gün her şey yolundayken, ertesi gün bir kayıp, bir hastalık ya da bir kırılma anı ile hayat tamamen değişebilir.
Kimliğimizin ne kadar kırılgan olduğunu fark ederiz.
Ve bu kayıplardan sonra, bu değişimden sonra her şey bir anda değişir.
Bir günde değişir. Değişmez zannettiğimiz şeyler değişir.
Ve maalesef başkalarının da bizi nasıl gördüğü de değişir.
Kim olduğumuzu sandığımız şey büyük ölçüde başkalarının bizi nasıl gördüğüne de bağlı.
Bunu düşünmenizi istiyorum.
Eğer insanlar bizi tanımaya bırakırsa biz kendimizi tanımaya devam edebilir miyiz?
Ve bu noktada başka bir şey de ortaya çıkıyor.
Kendimiz gibi oldukça yalnızlaşabiliriz.
Ben bu hikayede biraz bunu da gördüm.
Toplumsal normların dışına çıktığımızda görünmez hale gelebiliriz.
Kendimiz olma adına yalnızlaşabiliriz.
Özgürleştikçe çevremize yabancılaştığımızı da hissedebiliriz.
Çünkü birçok ilişki bizim kim olduğumuzun üzerine değil, hangi rolü oynadığımız üzerine kuruldur.
Gregor'un trajedisi sadece reddedilme değil sevgili dostlar.
Bu trajedi hani onun dışlanması değil dediğim gibi kendi gerçekliğini hiç savunmaması.
Ben değiştim ben böyleyim diye bunu sergileyememesi.
Hala ailesini memnun etmeye çalışır.
Hala eski haline dönmenin yollarını düşünür.
Ya aslında orada sorması gereken şey şu.
Ya benim kim olduğum yeterli değil mi?
Ben bir böcek oldum ama hala sizin evladınızım.
Beni niye sevmiyorsunuz?
Beni niye kabul etmiyorsunuz?
Gibi böyle sahip çıkmalı kendi hayatına.
Bu sorular kolay değil tabii ki.
Kendimiz olmak çoğu zaman kabul görmekten de vazgeçmeyi gerektirir.
Özgün olmak, reddedilmeyi göze almaktır.
Romantik bir düşünce değil bunlar.
Gerçek birer seçim ve bir bedeli var.
Kendimiz olmanın da kendimiz olamamanın da bedelleri var.
Seçim bizim. Arada kalmışlık diye bir şey yok.
Sürekli başkalarının beklentine göre yaşamak, sürekli bir işleve dönüşmek, hiçbir zaman gerçekten görünmemek bunun bedeli işte görünmemek, mış gibi yaşamak.
Aksi de aslında görünmemeyi bize sağlıyor ama oradaki nokta şu, kendimiziz, en azından gerçeğiz, kendi gerçeğimizi yaşıyoruz.
Kafka'nın hikayesine bir de bu gözle bakmanızı isterim.
Sadece bir karakterin trajedisini anlatmıyor dönüşümde.
Aynı zamanda kendi hayatımıza bakmamızı da sağlıyor.
Kaç ilişkimiz sadece işe yarar olduğumuz sürece var.
Kaç yerde gerçekten kendimiz olarak kabul görüyoruz.
Biraz bunlara bakabiliriz.
Ve burada en zor sorulardan bir tanesi kendimize yönelteceğimiz sorulardan bir tanesi şu.
Eğer hiçbir işe yaramasaydık, hiçbir işlevimiz olmasaydı yine de kendimizi sevebilir miydik?
Artık dışarıyı boş verelim.
Peki biz gerçekten ne hissediyoruz?
Bu konuyla ilgili dediğim gibi düşüncelerinizi, yorumlarınızı merak ediyorum.
Mutlaka kitap okuyanlar vardır ya da bir şekilde bir yerde duymuşsunuzdur.
Benim anlattığım şekliyle de yorum yapabilirsiniz.
Ve yine aynı soruyu tekrarlarsam, eğer hiçbir işe yaramasaydık yine de kendimizi sevebilir miydik?
Ben Zati Burda, Son Eriyo.
Çok sevgiler, selamlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
