
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde değişimden ve belirsizlikten dolayı hissettiğimiz korkuyu nasıl yönetebileceğimizi konuşuyoruz.
Transkript
Herkese merhaba, Ben Saati'ne, hoş geldiniz.
Ben Elif. Siz de ara sıra benim gibi eski fotoğraflarınıza bakıyor musunuz?
Ben özellikle sosyal medya hesaplarımdan arşivdeki hikayelerime şöyle bir göz gezdiriyorum.
Dış görünüşüm ne kadar değişmiş, nasıl yaş almışım?
İlk önce bunlar çekiyor tabii dikkatimi.
Sonra da o dönemlerdeki hallerimi, uğraştığım şeyleri, yaşadığım heyecanları düşünüyorum.
Bazı fotoğraflarıma bakıp kendime kızıyorum.
Niye öyle yaptın orada? Ya da aferin kız cesaret edip o adımı atmışsın ki bugün buradasın dediğim de oluyor.
Biraz daha geçmişin muhasebesini yapabildiğim, hayatımın nasıl değiştiğini görebildiğim için sosyal medyanın o hatırlatıcı niteliğindeki arşivleme özelliğini seviyorum.
Günlük gibi geliyor bana bu.
Zaten biraz da bu yüzden kullanıyorum.
Memlekete her gidişimde annemlerin fi tarihinden kalma fotoğraflarının tutulduğu kocaman aile hatta sülale albümlerini incelerim.
Böyle bir hobim var. Tabi bazı fotoğraflar korkunç geliyor şimdi bakınca.
Mesela uzay kapsülü gibi bir şeyde bir fotoğrafım var.
Gülüyorum kendime. Hangi kafayla ben bunu çekilmişim?
Herkesin kendiyle dalga geçtiği ve asla şu anda eşinin, dostunun, flörtünün görmesini istemediği fotoğraflar vardır değil mi?
İnsan zihni işte. O haline ve bir de şu anki haline bakınca aradaki 180 farkı buluveriyor.
İşte bu farklılıklar bizim değişimimiz oluyor.
Biz her gün, her an, her nefes alışverişimizde değişiyoruz.
Sadece dış görünüş olarak değil, içeriden de değişiyoruz.
Bunu fark etmemiz üzerinden zaman geçince oluyor çünkü bizim zihnimiz yaşananları zamanı lineer olarak algıladığı için ona göre arşivliyor ve bedenimizdeki değişimleri o an fark etmeyip
sonradan yani aynaya bakınca tartıya çıkınca anlıyoruz.
Ama bu bölümde değişimin belki pek konuşmadığımız, belki düşünmediğimiz ya da üzerinde durmadığımız taraflarını konuşalım istiyorum.
Değişimin bize zor gelen, sorumluluk almaktan biraz kaçındığımız kısımlarını ele alalım.
Bu bölüm biraz kendimizle yüzleştiğimiz de bir bölüm olsun.
Çünkü kabul edelim ki biz hayatımızda değişim olsun isterken kendimizin değişmesi gerektiğini çoğu zaman fark etmeyip etrafımızdaki kişileri, durumları...
Ortamları değiştirmeye kalkıyoruz.
Hatta bazen yaratıcı rolüne bürünüp her şeyi kontrol etmeye kalkabiliyoruz.
O şöyle yapsa, bu böyle yapsa hiç problem çıkmayacak deriz ya.
Keşke onun şu özelliği olmasa, keşke daha kibar davransa, daha çalışkan olsa, şöyle olsa, böyle olsa gibi gibi şeyler.
Tolstoy'un bir sözü var.
Herkes dünyayı değiştirmeyi düşünür ama hiç kimse kendini değiştirmeyi düşünmez.
Adam haklı. Değişim gömleğini bir kendimize giydirmek istemiyoruz.
Hepimizin hayatında bizi zora sokan, hoşumuza gitmeyen durumlar, haller olabiliyor değil mi?
Belki de yaşam koşullarımızı beğenmiyoruz, farklı şeyler arıyoruz, finansal gücümüzün büyümesini istiyoruz.
Daha sık seyahat etmek, belki kitap yazmak, belki başka şehirde yaşamak istiyoruz.
Öte taraftan kabul edelim ki bizim gölge taraflarımız da var.
İnsanları zorladığımız, ilişkilerimizi yoran, yıpratan tavırlarımız var.
Örneğin öfke patlaması yaşıyoruzdur sık sık ya da iletişim problemimiz olabilir.
Tüm bunları şöyle düşünebiliriz.
Hayattan beklentilerimiz ve hayatımızı zora sokan bizden kaynaklı durumlar var.
Bu iki durum için ne yaparsınız?
Sizin bir şeyler yapmanız mı gerekir ya da oturup dış dünyanın bunları sizin için halletmesini, düzeltmesini, değiştirmesini mi beklersiniz?
Çocukken bize izletilen çizgi filmler sağ olsun onların pek yardımı olmadığı bilinçaltımıza biz değişimi, gelişimi daha çok dışarıdan alınan bir şey gibi algıladık.
Aksakallı bir dede bize yol gösterecek diye bekler olduk.
Cinderella'nın peri annesi sihirli değneğiyle değsin de hayatımız değsin.
Yakışıklı prensimiz bizi savrulduğumuz bu hayattan çekip alsın istedik.
İşte bir de bizim şu kurtarıcı bekleme halimizi de ele alalım istiyorum sizinle.
Bir kurtarıcı varsa bir de kurban vardır değil mi?
Kendimizi kurban ve çaresiz moduna da sokup değişmekten aslında yaşamaktan korkuyoruz.
Bunu bir anlayıp kendimize itiraf etsek bana kalırsa değişim yolculuğunda atacağımız en büyük adımı atmış oluruz.
Değişimi istiyoruz ama bedelini ödemek istemiyoruz.
Değişmek Engin Gençtan'ın İnsan Olma kitabında da bahsettiği gibi hayata katılmak demektir.
Hayatta aktif olmaktan çekiniyoruz.
Bizi buna iten şey korku esasında.
Değişim bizi korkutuyor.
Şimdi hemen derinlere dalmadan biraz değişim kelimesini düşünmenizi istiyorum.
Değişim dendiğinde siz ne hissediyorsunuz?
Aklınıza neler geliyor?
İçiniz kıpır kıpır mı oluyor?
Böyle olumlu duygular mı geliyor ya da bir direnç mi sarıyor bedeninizi?
Ya bana çok iyi geliyor değişim, içim açılıyor diyenleriniz vardır.
Ben de o gruptayım ama işler ciddiye vardığında bu hepimizi ufak ufak korkutuyor.
Yurt dışına herkes gitmek ister değil mi?
Oraları gezmek ister ama hadi oraya taşın desen hem heyecanlandırır seni bu düşünce hem de korkutur.
Herkesin değişimi, yeni duruma gösterdiği reaksiyon, değişim sürecinde içinde yaşadığı duygu durumu aynı değil.
Ama temelde hepimizde az çok aynı tedirginlikler oluyor.
Peki insanlar olarak değişimden neden korkuyoruz?
Değişim korkusu psikolojik olarak en temel korkularımızdan birisiymiş arkadaşlar.
Değişimden ve belirsizlikten korkmamızın kökenleri evrimsel geçmişimize dayanıyor.
Atalarımız hayatta kalabilmek için çevrelerindeki tehlikeleri ve riskleri önceden kestirebilmek zorundaydılar.
Nereden bir yırtıcı hayvan gelecek, nerede saldırıya uğrayacak bilmediği için savaş ve kaç modundaydılar.
Bilinmeyen veya değişken durumlar potansiyel tehditler olarak algılanıyordu.
Bu nedenle de belirsizlik ve değişim korkusu hayatta kalma içgüdüsünün bir parçası olarak genlerimize işlemiş durumda.
Ya da şöyle açıklayayım size, beynimiz tanıdık ve öngörülebilir olanı tercih ediyor.
Bize zarar verse de bilindik, tanıdık olan güvenli gibi hissediyoruz biz.
Bazı ilişkilerden aslında bu yüzden çıkamıyoruz ya da işimizden bu yüzden ayrılamıyoruz.
Belirsizlik ise kontrolü kaybetme hissi yaratıyor ve doğal olarak bu da kaygıya sebep oluyor.
Çünkü belirsiz durumlarda sonuçları tahmin edemiyoruz ve bu da güvenliğimizin tehdit altında olduğunu hissettiriyor bize.
Değişim biraz da yanında belirsizliği de barındırdığı için korkmamız çok normal ve bu yüzden kendinize çok da yüklenmeyin.
Değişmek istiyorum ama korkuyorum demekte hiçbir sorun yok.
Önce bunu kabul etmek lazım sanırım.
Sonunu düşünen kahraman olmaz derler ama bu söz bana tesir etmiyor bir türlü.
Çünkü kendimi koruma içgüdüsü ağır basıyor pek çok insanda olduğu gibi.
Dediğim gibi psikolojik olarak insanlar genellikle tanıdık olanı tercih ediyorlar.
Rutinin dışına çıkmak, konfor alanımızdan uzaklaşmak da demek olduğu için kaygılanmamız çok normal.
Sosyal faktörler de bu korkuyu pekiştiriyor işin ilginç tarafı.
Toplum genellikle istikrar ve düzeni tercih ediyor.
bireylerin değişime ve belirsizliğe karşı daha dirençli olmasını sağlıyor.
Değişimden korkmayın diyemem kendimde korkarken ama değişime ayak uydurmayı deneyin diyebilirim.
Her şeyin sürekli değiştiği bir evrende ve bedende yaşıyoruz.
En azından bunu anlayıp daha gönüllü davranmakta fayda var bence.
Yoksa hayat bizim arkamızdan ittiriyor zaten arkadaşlar değişelim diye.
Bari bu bizim istediğimiz yönde olsun değil mi?
Bu konu böyle iki günlük bir konu değil.
Felsefede de filozoflar yüzlerce yıl önce değişimde değişim deyip durmuşlar.
Bunların en bilinenlerinden biri antik Yunan filozoflarından Heraklitos.
Onun bir sözü var mutlaka duymuşsunuzdur.
Aynı nehirde iki kez yıkanamazsın demiş adam.
Değişimin kaçınılmaz olduğunu vurgulamış.
Bizim değerlerimize de böyle bir söz var.
Böyle bir yaklaşım var.
İki günü birbirine eşit olan zarardadır.
Bu sözler boşuna söylenmemiş.
Sonuç olarak değişim ve belirsizlik korkusu oldukça insani ve doğal bir durumdur.
Şimdi bölümün en kritik yerine geliyoruz.
Peki değişim yolculuğunda belirsizlik ve korkularımızı nasıl yönetebiliriz?
Belirsizliği azaltmanın en etkili yollarından biri çok kolay bilgi edinmektir.
İnsan gerçekten bilmediğinden korkuyor arkadaşlar.
Konu ne olursa olsun, eğer o alanda bir belirsizlik varsa ve korkumuz varsa, onun hakkında ne kadar çok bilgiye sahip olursak, geleceği o kadar öngörebilir hale geliriz.
Bazen bir kapıyı çalarsın, o kapı seni başka kapılara yönlendirir.
Belki aradığın 10.
kapı da sana verilecektir ama önce ilk kapıyı çalmak gerekir.
Birçok insan hayatının değişmesini istiyor.
Nereden başlayacağını bilmiyor.
Bence değişim onu aradıkça yol aldığımız bir yolculuk.
Aradığında, sorduğunda, bilene danıştığında gideceğin yönü ya da o yolu hemen bulamayabilirsin.
Ama hayatının arka planında değişim çoktan başlamıştır bile.
Düşüncelerin, uğraşların değişmeye başlamıştır.
E yolun da değişmeye başlamıştır.
Bu aşamada elbette ki edindiğimiz bilgileri hemen kabul etmeden önce iyice bir sorgulamamız da gerekiyor.
Çok fazla hassasız ve bilgi kirliliği var değil mi günümüzde?
Bazen doğru bilgi için belli bir ücret de ödememiz gerekebilir.
Bu kitap almak olur, danışmanlık almak olur.
Yani işin özü kendimize yatırım yapacağız bu konuda.
Doğru bilgiyi edinmek adına.
Bilgi edinmekten sonraki stratejimiz küçük adımlar atmak.
Büyük değişimler pek çok insana korkutucu gelebilir.
Bu yüzden değişimi küçük adımlarla gerçekleştirmek süreci daha yönetilebilir kılar.
Bir kalemde hemen her şeyi çizin, yakın, dökün diyemiyorum.
Evet bazı durumlar için gerçekten büyük adımlar atmak gerekebilir.
O kapıyı vurup çıkmak gerekebilir.
Ama öyle bir durum yoksa adım adım ilerleyin.
Korku sizi sabote etmesin.
Sorup soruşturarak güvenli alanda da yol alabilirsiniz.
Hani risk almak illa şimdiye kadar büyüttüğün her şeyi bir kalemde söküp at demek değildir.
Bende uzun yıllar kaygı bozukluğu rahatsızlığı vardı.
Birçok yeni adımı atarken resmen titrerdim.
Abartmıyorum. Dünyanın sonu gelmiş gibi bir reaksiyon verirdi bedenim.
Çünkü benim annem de yeniye kolay adapte olabilen bir kadın değildi.
Kaygılıydı. Bize de bulaştırmıştı.
Bunu bundan ayrışmak bayağı bir zamanımı aldı benim ama ben hep denedim korksam da o küçük adımları hep attım çünkü çok şanslıydım benim çok iyi arkadaşlarım vardı yani yeni bir strateji
olarak da bunu ekleyebiliriz.
Destek aramak aile ve arkadaşlarımızdan destek almak gerekirse terapiye gitmek duygusal olarak güçlü hissetmemizi sağlar değişim sürecinde.
İnsan değişim içindeyken bence herkesle konuşmamalı.
Herkese değişmek istediği tarafı, bu işi olur, ilişkisi olur, belki de yer değiştirmek istiyordur.
Bunu herkese anlatmamalı.
Zaten herkese anlatmıyorsunuzdur ama arkadaşlarınız arasında da seçici olursanız rahat edersiniz.
Çok fazla dış ses sizi yönünüzden şaşırtabilir.
Mantık kalitesi yüksek, vizyonu...
vizyonu olan, eleştirmeden, yargılamadan size alan tutabilecek, gerekirse sizi korumak için uyarılarda bulunabilecek birileri varsa bu bir kişi bile olur.
Çok şanslısınız demektir.
Çünkü insan değişim süreçlerinde kırılganlaşıyor.
Kadın, erkek fark etmez.
Bu böyle. Bazen dönüp arkasına bakıyor.
Ya şu yaşadığımı kime anlatsam diye paylaşma ihtiyacı hissediyor.
Burada şunu tavsiye edebilirim.
Bir defter alın ve bu sürecinizi yazın.
Yıllar sonra yeniden bir şeyleri değiştirmek istediğinizde cesaret bulamazsanız o defterinizi açıp okursunuz.
Kendinizden yine güç alırsınız.
Daha önce yaptım yine yapabilirim düşüncesi size gerekli motivasyonu sağlar.
İnsan başardıklarını unutabiliyor ya da küçümseyebiliyor maalesef.
Bu yüzden bu defter bayağı bir iç görür.
Bir de etrafımızdaki insanları gözden geçirmeliyiz.
Etrafımızdaki insanların mantık kalitesi yükseldikçe, gelişim odaklı oldukça biz bundan etkileniyoruz.
Farkında değiliz ama çevremizdeki insanların duygu ve düşünceleri bize bulaşıyor.
Ya bu bilimsel de bir şey, aynı nöronların etkisiyle oluşan bir şey.
O yüzden gelişim ve başarı odaklı insanları takip etmek özellikle bu süreçte bize çok yardım edecektir.
Az önce dediğim gibi değişim süreci insanı biraz kırılganlaştırabiliyor.
Bu yüzden esneklik kazanmamız çok önemli.
Bir diğer madde de esnek bir zihin yapısına sahip olmak.
Değişime daha kolay uyum sağlamamıza yardımcı oluyor esnek bir zihin yapısı.
Bunu nasıl kazanabiliriz?
Belki önce fiziksel egzersizlerle bedenen bu esnekliği kazanabiliriz.
Mesela yüzmek, yürümek bedenimizi rahatlatır.
Bu da duygu ve düşünce dünyamızı da olumlu şekilde etkileyecektir.
Belirsizlik kaygısını azaltan tekniklerden de yararlanabilirsiniz.
İşte mindfulness, meditasyon gibi.
Ben uzun yıllar nefes egzersizi yaptım sabah akşam ve az önce bahsettiğim kaygı problemini bu şekilde hallettim diyebilirim size.
Artık bu kadar kaygı duymuyorum çok şükür.
Bir de çok fazla küçük adım attım.
Sanırım bunlar beni güçlendirdi ve biraz da esneklik kazandım.
Psikonet dergisinin değişim sayısını okurken bir cümle çok hoşuma gitti.
Şuydu o cümle.
Değişim içeriden açılan bir kapıdır.
Çok güzel değil mi? Peki nasıl olacak bu?
Bana kalırsa kendine anlattığı hikayeleri de gözden geçirmeli insan.
Her gün kendine neler söylediğine, iç konuşmalarına, kendinin nasıl gördüğüne bakmalı.
Çünkü kendimize neyi sıkça söylersek ona inanıyoruz ve o inançlarımızı yaşıyoruz günün sonunda.
Değişim zor ve ben bunu yapamam diyen biriyle, değişim bazen beni zorlayacak ama denemeye değer diyen birinin enerjisi ve davranışları aynı olur mu?
Hele ki kendimize suçlayıcı bir dille yaklaşıyorsak değişim pek mümkün değil.
Kendimizi nasıl gördüğümüz de çok önemli.
Değişmek istediğimiz, dönüşmek istediğimiz insana karar verdiğimizde işte onun özelliklerine, duygu durumuna, yaşamına, görünüşüne yani artık gözümüzde böyle bir şey belirdiğinde, böyle bir figür belirdiğinde mevcut
halimiz gibi davranmayı bırakmamız gerekiyor.
O insan olsa nasıl davranırdı, nasıl karar verirdi gibi düşünerek o eski kalıplarımızdan da yavaş yavaş çıkabiliriz.
Bir günde olmayacak ama o dağı oraya verdiğimizde, orayı...
hep düşündüğümüzde duygularımız, davranışlarımız ve rutinlerimiz değişecek.
Böylece aslında hayatımız da değişmeye başlayacak.
Başarılı insanlar tam olarak bu söylediğimi uygulayan insanlar.
Hatta bu insanlar kıyafetlerini bile gelecekte olmak istediği kişiye göre seçiyorlar.
Ona göre besleniyorlar.
Değişim için söyleyebileceğim son şey de şu.
Bazen kendimize bir şeyler kattıkça değil de kendimizden azalttıkça da değişiriz.
Hayatımızda bize iyi gelmeyen insanları, eşyaları, alışkanlıkları azalttıkça da, onlardan arındırdıkça da hayatımızı değişiyoruz.
Biz değiştiğimizde dış dünya da değişiyor.
İşimizde ya da ilişkilerimizde iyileşme oluyor.
İyileşme olmuyorsa bir sonlanma gerçekleşiyor.
Bazen de bu yüzden diğer insanlar bizim değişmemizi istemiyor olabilirler.
Çünkü onlar da bu eski halimize alışkınlar.
Öngöremedikleri hallerimiz onları da korkutuyor.
Hatta bunu desteklemeyebilirler de.
Bir ailede anne ya da baba değişince ailedeki herkes bundan nasibini alıyor.
Yani değil mi? Domino etkisi var aslında.
O kadar önemli bir şey.
Ama önemli olan da ne yönde bir değişim yaşandı ve siz bu halinizden memnun musunuz?
Değişim demek biraz da büyümek demek bana göre.
Ergenler büyüme sancıları yaşar bedenlerinde, biz yetişkinler de değişim sancıları yaşıyoruz.
Değişim yolculuğunda umduğumuz yerlere varmamız, umduğumuz kişi olabilmemiz dileğiyle.
Çok sevgiler, selamlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
