
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde konuğumuz Oben Gençalp. Sevgili Oben Gençalp ile çoklu kariyer ve seyahat üzerine gerçekleştirdiğimiz keyifli sohbet sizleri bekliyor.
---
Instagram:
Transkript
Herkese merhaba, ben Saadine.
Hoş geldiniz, ben Elif.
Bugün YouTube'da seyahat videolarını severek takip ettiğim, yeni kariyer girişimlerinde bulunmaktan, yeni yolculuklara çıkmaktan çekinmeyen, kendisini tam zamanlı bir pilot ve yarı zamanlı
gezgin seyyah olarak tanımlayabileceğim konuğum Oben Gençay bizlerle birlikte.
Hoş geldiniz. Hoş bulduk.
Ben de mi hoş bulduk diyorum burada?
Seyircilerinizle beraber ben de hoş bulduk demiş oldum.
Nasılsınız Oben Bey?
Çok teşekkür ederim, sağ olun.
Siz nasılsınız Elif Hanım? İyiyim ben de.
Teşekkürler teklifimizi kırmadınız.
Podcast davetimize icabet ettiniz.
Ben teşekkür ederim. Çok çok sağ olun.
Benim için bir mutluluk. Çok teşekkürler.
Uzun zamandır dinleyenlerim seyahat üzerine bir bölüm çekmem için ısrarla böyle talepte bulunuyorlardı bana.
Ben de bu bölümü kiminle yapsam diye böyle düşünüyordum.
Ama bir taraftan ben de gezmekten, seyahat etmekten çok büyük keyif alıyorum.
Gezemediğim zamanlarda da seyahat edenlerin kanallarına çok sık uğruyorum.
Onları takip ediyorum. Zaten sizi de bu şekilde keşfetmiştim.
Yani seyahat üzerine tabii ki ilerleyen dakikalarda konuşacağız, sohbet edeceğiz ama önce şuradan başlamak istiyorum.
Sizinle iletişime geçtiğimde dikkatimi bir şeye çekmişti.
Sizin ilgi çekici bir tarafınız var.
Yani çoklu kariyer yolculuğunuz var.
Dinleyenlerin de ilham alması, motivasyon sağlaması açısından buradan başlamak istiyorum.
Bize birazcık kendinizden ve bu çoklu kariyer yolculuğunuzdan bahseder misiniz?
Tabii bahsedeyim. Şimdi sizin başta söylediğiniz gibi şu an pilotum.
Şu an bir havayolu şirketinde pilot olarak çalışıyorum ama bundan önce aslında kariyerim benim çok farklı başladı.
Ben 14 yaşında asker liseye girdim.
Asker lise, harp okulu arkasından işte subaylık dönemi.
5 yıl kadar subaylık yaptım.
Daha sonra istifa ettim. Başka bir yol haritası çizmek istedim kendime.
Ama çizmek istediğim yol haritasına çok emin değildim.
Yani ben kesinlikle pilot olacağım şeklinde değil.
Farklı bir şeyler yapmak istiyorum.
Biraz daha çünkü her sistem kendine özgü, olumlu olumsuz yanlar barındırır.
Askerlik bu kadar yeterdi aslında 13-14 yaşından 28'e kadar.
O arada tabii ben ayrılmadan önce askerlikten istifa etmeden önce bir yüksek lisans yapmıştım.
Belki akademisyenlik hedefim, hedefim demeyeyim ama akademisyenlik keyifli olur diye düşündüm.
Biraz denedim çok keyif alamadım.
O arada işte hukuk okumaya başladım.
Sonra ikinci sınıfa geldim orada da çok keyif alamadığımı fark ettim.
Derken çok yakın çocukluk arkadaşlarımdan iki tane saatte onlar pilot olmuşlardı.
Onlar da işte benimle aynı okullardan mezun.
Onlara bir sohbet dedim ki abi ben çok aslında bu arada dalgalanıyorum yani hani oradan oraya savruluyor gibi hissediyorum.
Kendi yaşamlarından biraz bahsedince dedim ki ya bu benim ilgimi çekti.
Zaten hem teknik bir konu aslında benim harp okulunda mezuniyetimde makine mühendisliği.
Öyle olunca teknik bir konu bir taraftan da işte işin içinde gerçekten güzel keyifli bir iş yapma gibi görünüyor biraz stresli de olsa.
Öyle olunca uçuş eğitimi almaya karar verdim.
Pıstarağı topladım Amerika'ya gittim uçuş eğitimi aldım.
Geldim Türkiye'de işte işe başladım.
Türkiye'de de yaklaşık 7 yıldır pilot olarak çalışıyorum.
Yani sizinle telefonda da görüştüğümüz zaman benim aklımda hep şu soru geçmişti mutlaka dinleyenlerin de.
Öyle bir soru geçecek. Yani bunun için motivasyonunuz neydi?
Çünkü insanlar yerinden kalkıp bir eğitime giderken gitmekte ya da ne bileyim yeni bir yer keşfetmekte bile imtina edebiliyorlar.
İşte geçiştirebiliyorlar, erteleyebiliyorlar ya da çekimsel kalabiliyorlar sizin.
Çünkü bu bahsettiğiniz şeyler ciddi kararlar şimdi.
Yani daha otuzlu yaşlarda.
Birçok şeyi düşünüp vazgeçip tekrar baştan başlayayım ya da üstüne ekleyeyim gibi bir yolculuk var.
Deneme yanılma da yapmışsınız.
Risk de almışsınız aslında yani ilk işinizden ayrılarak.
Buradaki itici güç neydi sizin için?
Motivasyonunuz neydi? Motivasyonum şuydu aslında Elif Hanım.
Yani bu arada 30'lu yaşlarda hatta 20'li yaşlarda yaptım bu dediklerimin hepsini.
28 yaşında ilk başlamıştım.
28'e kadar bu kadar dalgalanmayı yaşadım.
Onunla ilgili açıklanmam şu olabilir.
Ya hayata bir kere geldiğimize inanıyorum.
Sizinle de telefonla konuştuğumuzda da söylüyorum.
Dünyaya bir kere geliyoruz. Bazı şeylere çok fazla saplanıp kalmak, işte bir şirkete, bir kariyere, bir mesleğe, bir hobiye, belki işte bir futbol takımına gibi durumlara saplanıp kalmak bence biraz
kendimize haksızlık etmek oluyor.
Çünkü dünya üzerine yapılabilecek birçok şey var.
Kendi potansiyelimize buna el veriyorsa neden yapmayalım diye düşünüyorum.
Ben geçen size konuşmadım. Şu anda şey de yapmak isterdim.
Yani tıp fakültesini de okumak isterdim.
Sebebi şu. Doktorluk yapayım diye değil ama gerçekten çok fazla öğrenecek şey var hayatta.
Çok fazla içinde bulunabilecek farklı ortam var.
Ben mesela şunu fark ediyorum bir şeyler okurken.
Bilmediğim şeyleri gördükçe ya ne kadar cahilim diyorum.
Mesela bazı youtuberları izliyorum.
İşte çok Türkiye'de popüler çok büyük kitlesi olan güzel bilimsel videolar yapan youtuberlar bunlar.
Ve bakıyorum adamların anlattıklarını dinledikçe ya ben ne kadar cahilim diyorum.
O yüzden öğrenecek yapacak çok şey var.
Kariyer de bunların içine bir tanesi o yüzden.
Bu konuda cesur davrandım.
Evet çok büyük bir risk aldım bu arada.
Yani hali hazırda devlet memurluğu olan işimi, hiçbir şey yapmasam emekli olacağım 30 yıl sonra işimi bırakıp bütün ve okuruma bir tazminat ödeyip tekrar sıfırdan büyük emek ve zaman harcayarak yeni bir
mesleğe yol aldım.
Evet biraz risk almış oldum.
Aslında bunun altında merak duygunuz da var anladığım kadarıyla.
Merak var evet. Merak, öğrenme isteği bu altta yatan sebeplerden bir tanesi bu.
Bir tanesi de bana kalırsa insanın kendini iyi tanıyabilmesi, yapabileceklerini iyi anlaması da çok önemli.
Bunu daha erken yaşlarda fark edebilmek bence sizin avantajlarınızdan birisi olmuş.
Ben de şimdi öğretmen olduğum için böyle o yaşlarda öğrencilerimi falan düşündüğüm zaman herkes bu kadar kendini farkında olmuyor.
Demek ki kariyer yolculuğunda insanın kendini gerçekten iyi tanıması çok önemli olduğunu düşünüyorum.
taraftan da şimdi geçenlerde de bir konuğumuz vardı.
Semih Uçar dil koçu.
Onun da böyle birden çok alanda yayılmış işleri var.
O da bir konuda uzmanlaşmak tarafında.
Yani çok uzun süre işte bir alanda yoğun çalışmak gerektiğini düşünüyor.
İşte öte yandan başarı uzmanı Mümin Sekman hocamız.
Onunla da bir bölüm yapmıştık.
O da Tek bir alanda bilinen olmayı hep tavsiye ediyor.
Ama sizin bu kariyer yolunuza baktığım zaman aslında çok dalanıp budaklanma da olmamış.
Yani üst üste olması da bence sağlam bir şekilde ilerleminizi sağlamış diye düşünüyorum.
Ben tabii ki onların fikirlerine son derece saygı duyuyorum ama şundan yanayım.
Onların bakış açısıyla benim bakış açım biraz farklı.
Onlar dediğiniz gibi başarı üzerine yoğunlaşmışlar.
Ben mutluluk üzerine yoğunlaşıyorum açıkçası.
Bence ben başarıyı mutluluk olarak kabul etmiyorum.
Kariyeri de mutluluk olarak kabul etmiyorum.
Mutlu bir yani bu hiç mesleği küçümsemek olarak değil sakın yanlış anlaşılmasın ama mutlu bir esnaf olarak, mutlu bir zanaatkar olarak yani mutlu bir marangoz olarak mutsuz bir CEO olmayı mutlu marangoz olmayı tercih
ederim yani. Onu demek istiyorum açıkçası.
Ama ben işte şu bankanın genel müdürüyüm demektense o bankada çalışan çok mutlu bir gişe memuru olmak bence daha büyük bir başarı hayatta.
Ama tabii ki her konunun uzmanı kendince kendi fikirlerin onların saygın var.
Benim bakış açım mutluluk tarafında.
Başarı gibi değil çok fazla.
Şu anda peki pilot olarak nasıl keyfiyetiniz?
Yani çok memnunum.
Çok çok memnunum. Gayet memnunum hayattan.
Benim bir tane Instagram postum var ve o en başa etiketlediğim postum.
Şöyle diyorum. Yani bir gün dünyaya geldiğimde eğer Acun Ilıcalı olamayacaksam yeniden dünyaya gelirsem yeniden pilot olurdum.
Çok iyi. Evet bu gerçekten böyle.
Eğer gerçekten bir Acun Ilıcalı büyük bir girişimci büyük bir zengin biri olmayacaksam tabii ki pilot olurdum.
Çünkü keyifli bir iş.
Çok stresli bir taraftan.
Yani yorucu, stresli.
İşte bugün biliyorsunuz bu programı bu saatte çekmemizin sebebi benim sabaha karşı işten gelmiş olman.
Herkes işe giderken benim işten gelmiş olman.
Dengesiz bir yaşam tarzı var maalesef.
Uyku saatleri, yeme saatleri falan gibi.
Ama şey olarak keyifli.
Sonuçta bir şey ortaya koyduğunuzu görüyorsunuz.
Yani A noktasından B noktasına gitmek diye bir tabir var ya hayatta.
Gerçekten ben her gün A noktasından B noktasına gidiyorum.
O yüzden. Ortaya bir iş çıkıyor.
Biraz stresli biraz yorucu da olsa keyif alıyorum sonuna kadar.
Peki daha önceki mesleklerinizde diyelim bu kadar çok seyahat ediyor muydunuz?
Yok tabii ki etmiyordum.
Yani subaydım şöyle tabii ben üsteymen olarak silahlı kuvvetlerden ispat edip ayrıldım ama ayrıldığım zamana kadar 5 yılda 4 kere tayin olmuştum açıkçası.
Yani orada zorunlu bir seyahat değil ama şehir değiştirme, farklı şeylerde yaşama durumu vardı.
Bu tabii ki senin doğası yani ordu sisteminde olmanın bir doğası.
Bu çok normal bir durum. Ama tabii bu istediğiniz yere olmuyor.
Tabii ki pilot olarak da istediğiniz yere gitmiyorsunuz ama bir yaşam şartı farklı oluyor.
Yani birisinde daha katı, daha sert bir iş yaparken diğerinde işi bitirip otele gittiğinizde üstünüze böyle bir gömlek, bir tişört çekip sokağa çıkma şansınız oluyor.
Önceki mesleğim de öyleydi açıkçası.
Çok fazla... Ha şu oldu, şunu söyleyebilirim.
Ben ilk göreve yani harp okulu Ankara'daydı.
Orada Balıkesir'de eğitim almayı gittim sonra.
Balıkesir'i görme şansım oldu.
İlk görev yerim Kıbrıs oldu.
Kıbrıs'tan sonra Trakya'ya tayin oldum.
Trakya'nın bütün şehirlerine neredeyse bütün ilçelerinde görev yaptım geze geze.
Bunlar büyük şanslı benim için.
Ama tabii oradaki seyahatle buradaki seyahat birbirinin çok yakın bile değil.
Yani yakından bile geçmiyor. Şimdi artık tabii yurt dışına açıldığınız için sıklıkla gidip geliyorsunuzdur.
Yani şöyle bir ayda...
Hesaba vurursak Cem Yılmaz gibi hesaplıyormuşum şimdi.
Sık gidiyorsunuz dışarıya.
Nerelere gidiyorsunuz?
Önce onları soralım. Sonra seyahat konusuna doğru devam ederiz.
Şimdi bu biraz değişiyor.
Değişkenlik gösteren bir şey.
Mesela şöyle bir av yok. Her zaman olan iç hat mı dış hat mı falan diye bir şey yok.
Her pilot her yere uçabiliyor aslında.
Sadece görev yaptığı, o an görev yaptığı uçak filosu buna etken.
Ama benim bugüne kadar yani bu son 7 yıl içerisinde uçtuğum uçak filosundan dolayı genellikle kıtalar arası uçuş yaptım.
Yani çok uzak mesafelere uçtum.
Dünyanın hiç gitmediğim hiçbir kıtası kalmadı mesela.
Ayak basmadığım hiçbir kıta gerçekten kalmadı.
En kuzeyden en güney işte en doğudan en batıya kadar her yere gitmiş oldum.
Çoğunlukla Amerika ve Uzakdoğu üzerineydi benim uçtuğum yaptığım uçuşlar.
Amerika kıtasını da Güney Amerika'da dahil buna gittim.
İşte Uzakdoğu'da Japonya'dan işte Tayland'a Manila'dan.
Filipinlerden düzeltiyorum işte Vietnam'a kadar, Endonezya'ya, Singapur'a kadar her yere gittim.
En yukarıda kuzeyden en aşağıda Güney Afrika'ya kadar.
Dünyanın aslında dört bir köşesine gitmiş oldum.
Ama dediğim gibi bu görev yaptığım uçak tipiyle ilgili.
Bazen de öyle bir zaman denk geliyor ki sadece yakın Anadolu meydanları ve yakın Avrupa meydanları, yakın Afrika meydanları yani şehirleri biz meydan olarak tabir ediyoruz.
Şehirlerine uçuş yapabiliyorsunuz ama benim şansım diyebilirim.
Şans olarak denk geldi ve genelde uzak uçuşlar, uzun uçuşlar yaptım.
Oralarda bir süre kalabiliyor musunuz?
Hemen dönmüyorsunuz herhalde o kadar uzun saat yolculuklardan sonra.
Muhtemelen bir 10-15 saat oluyordur herhalde oralara gitmek.
Evet şöyle söyleyeyim uçuşlar işte mesela Amerika kıtasının bize en yakın şehri New York uçuş yaptığımız.
New York'a gitmek bile yaklaşık 11 saat kadar.
Dönüşler bu arada daha kısa.
Dünyanın dönüş etkisiyle oluşan rüzgarlardan dolayı teklif bir bilgiye girelim hemen ama.
Mesela batıya giderken gidişler uzun, dönüşler kısa.
Doğuya giderken de gidişler kısa, dönüşler uzun olur.
Dediğiniz gibi bazen mesela 14 saatlik, hatta Brezilya'ya giderken, Sao Paulo'ya giderken yaklaşık 15 saatlik uçuşlar yapıyorsunuz.
Veya Japonya'dan gelirken örnek veriyorum 13-14 saatlik uçuşlar oluyor.
Bunun sonucunda tabii orada gittiğiniz yerde belli bunun teknik hesaplamaları var.
İşte Uluslararası Sivil Havacılık kuralları gereği hesaplanıyor.
Belli saatlerde istirahat ediyorsunuz.
Bu 24 saat oluyor, 36 oluyor, 48 oluyor ama bizde gün olarak değil hep saat olarak hesaplanıyor.
Yani ben 3 gün kalmaya gittim demiyorsunuz da ben 72 saat kalmaya gidiyorum diyorsunuz.
Saat hesabı oluyor o zaman.
Evet çünkü onun da sebebi şu.
Ben buradan gittiğim zaman oraya mesela bir ülkeye o zaman farkından saat farkından dolayı hala aynı gün içinde kalmış olabiliyorsunuz aslında.
Ama Türkiye'de gün değişmişken ya da aslında...
Türkiye'de gün değişmemişken orada bir gün önceye geçmiş oluyorsunuz falan gibi.
Kafalar karışıyordur. Bu tarz kavram karmaşası olduğu için biz uluslararası zaman dilimine göre çalışıyoruz.
Yani bana da bugün saat 3'te uçuşun var denmiyor da yani Greenwich saatine göre benim uçuşum saat 12'de olarak biliyorum ben aslında.
Onu kafama ben Türkiye'deyim üzerine artı 3 koyayım tamam benim uçuşum saat 3'te diyorum.
Aman Allah'ım. Sürekli bunu düşünmek gerçekten.
Tabii mesela o zaman şöyle oluyor işte diyelim ki...
Kazakistan'a gittim. Kazakistan'da kaldım.
Bana yine saat 12'de uçuşum var dediklerinde benim uçuşum saat 5.30'da diyorum.
Mesela burası artı 5.30 saat önünde diyorum gibi.
Gerçi alışıyor da insan bir süre sonra yani hani zihnen de alışıyordur.
Peki seyahat etmeye başladınız.
Sanırım biraz keşif de oldu.
Bundan da keyif aldığınızı anlamış olmalısınız ki diye düşünüyorum bu seyahat vlogları, videolar ortaya çıktı.
Bunun hikayesi nedir? Çünkü ben sizi açıkçası mesleğinizi bilmiyordum.
New York ve Boston videolarınızı izlemiştim.
O şehirlerle ilgileniyordum.
Tamamen bir gezgin YouTuber olduğunuzu düşünmüştüm.
Sonradan pilota olduğunuzu düşününce şaşırdım.
Çünkü gerçekten çok bir çekim kalitesinden tutun.
Hani oradaki anlatım tarzına kadar çok başarılı buldum.
Peki onun hikayesi nedir?
Yani sanırım hobi olarak başladınız ama bunu nasıl keşfettiniz kendinizde?
Nasıl başladı? Aslında sizin de şu an yaptığınız gibi benim yani sizin de bir...
güzel bir yalanız.
Benim de öyleydi. Ben çocukluğumdan beri hep böyle mikrofonla karşı bir şeyler yapmaktan hoşlandım.
Bir şeyler anlatmaktan. Sonra tabi bu olay biraz yaş büyüdükçe işte teknolojiye kavuştukça kamera karşısında oldu.
Amatörce şeyler yapardım.
Hatta birkaç kere yani birkaç kere değil birkaç ay boyunca öğrenciyken hiç kimseye de söylemeden biraz gizli bir şekilde radyolarda böyle yayıncının yanında oturup sohbet ettiği kişi falan oldum.
Çok keyif alıyordum bundan. Yani hayallerimden bir tanesi aslında benim bir program sunmak.
Radyoda program sunmak, televizyonda program sunmaktı.
Bir ara şey diyordum ben harb okumayken.
Ya ben buradan ayrıl, spiker olacağım.
Televizyonda çalışacağım falan diyordum.
Ama olmadı. İşler öyle gitmedi.
Sonra baktım ki elimde bir cep telefonu var, kamerası var.
Her yeri çekiyorum. Her şeyi çekiyorum.
Sonra çektiklerimi insanlara gösterirken anlatıyorum.
Bir de bir aralar sadece storylerde fotoğrafı koyup...
Burası şurası, burada şöyle bir şey var gibi.
Dedim ki ya bunu neden YouTube'a taşımayayım?
Yani dediğim gibi bir tane telefon yetiyor bize, bir de internet bağlantısı yetiyor.
Bu da hemen hemen herkesin artık ulaşabildiği bir şey.
Ben bir de şunu da söylemek istiyorum burada izleyenler ve dinleyenler için.
Böyle şeylere ilgi duyanları bazı insanlar kötü yönlendiriyor.
İşte YouTuber olmak için şu kamerayı almanız lazım ama bu kamera şu kadar bin lira.
Bu mikrofon lazım bu bu kadar.
Hayır yani elinizdeki cep telefonu o sizin mutlu edecekse şey gibi düşünmek lazım.
Hiçbir ressamın böyle çok iyi boya markasına çok iyi fırça markasına ihtiyacı yok.
Yani o içinden geliyorsa yapıyor ya.
Evet evet. İçinizden geldiği zaman da işte dediğim gibi bir telefon bir de internet bağlantısı yeterli diye düşünüyorum.
O şekilde başladı yani. Konudan satmış olabilirim ama kusura bakmayın.
Gayet güzel gidiyor. Peki şimdi önceki halinizle şu anki halinizle bu kadar seyahat eden, çalışan Oben Bey'i kıyaslarsak.
Seyahat sizde... algınızda, düşünce dünyanızda, hayatınızda ne gibi bir değişiklikler yaptı?
Çünkü pek çok insan seyahat etmekten de kaçınıyor.
Benim çevremde de, arkadaşlarım da öyle.
Hani bazı insanları anlayabilirim.
Ekonomik durumdan dolayı yapamıyor olabilirler.
Türkiye dışına çıkmak daha zor gelebilir.
Ama imkanı olup da yapmak da istemeyenler oluyor.
Bazen dil bariyeri. İngilizceyi öne sürüyorlar.
Ben katılmıyorum bir İngilizce öğretmeni olarak.
Bence dil problem değil.
Bilme sen de gidebilirsin.
Bunun dışında seyahatinde insana kazandır...
şeyler olmalı diye düşünüyorum.
Yani mutlaka oluyordur.
Biraz daha tabii seyahat etmeyi de özendirelim istiyorum.
Sizde ne gibi bir değişim oldu hayatınızda?
Ya çok klişe olacak.
Belki hani ufkum açıldı derler ya şöyle ufkum açıldı benim.
Aa dedim ya yani dünya benim bildiğimden ibaret değilmiş.
Benim görünen ibaret değilmiş.
Örnek verecek olursak ben sadece bu seyahatlerden değil yani ilk subay olarak, ilk teğmen olarak Kıbrıs'a gittim de ben Kıbrıs'ı hep o Kıbrıs Barış Harekatı'nı izlediğimiz filmler var ya bizim o eski tarihi filmler, diziler.
Ben Kıbrıs'ı öyle bir yer zannediyordum.
Mesela Kıbrıs'a bir gittim, mükemmel bir tatil cenneti Kıbrıs.
Bunu gördüm. Bu ilk görev için gidi şimdi.
Daha sonra örnek veriyorum Japonya'ya gittiğimde Japonya'yı hala biz filmlerde Japonya'yı çok fazla şey görmüyoruz yani açıkçası.
İyi görmüyoruz. Evet iyi görmüyoruz.
Japonya'ya gittim dedim ki yani dünyada buradan Bir tık daha gelişmiş bir yer olamaz dedim.
Yani bu kadar gelişmiş, insanların bu kadar kibar, bu kadar medeni olduğu, bu kadar yardımsever olduğu bunları görmeye başladım.
İşte Amerika'ya gittim farklı bir şey gördüm.
Şimdi Güney Afrika mesela benim için Güney Afrika Cumhuriyeti.
Güney ve Afrika'dan ibaretti.
Yani adında bir Afrika vardı ve Afrika ülkesiydi.
Sonra ben Cape Town'a gittiğimde şunu gördüm.
Cape Town aslında küçük bir Hollanda.
Afrika ile alakası yok.
Bayağı şeyde geziyorsunuz yani.
Avrupa sokaklarında geziyor gibisiniz.
tabii ki suç oranı yüksek bir şehir.
O başka bir videonun konusu olabilir ama yine de şehre baktığınızda gelişmiş bir şehir.
Gelişmiş bir altyapısı var, gelişmiş bir şehir var.
Sonra şunu anladım. Bizim aslında her zaman böyle filmlerde gördüğümüz, televizyonlarda, dizilerde gördüğümüz şeyler gerçekle birebir örtüşmüyor ve şey demeye başlıyorsunuz.
Yani ben biraz kandırılmışım.
Hani dünyayı sadece işte o ben gençler olarak en iyi benim galiba, en iyi benim çevrem galiba derken bir gidip bakıyorum ki benden çok çok daha iyiler var.
Bir de şu var tabii. Yine işimden dolayı gittiğim bazı ülkelerde maalesef ekonomik sebepler, 3.
Dünya ülkesi çok kötü şartlarda yaşıyorlar.
Orada da şunu öğrendim.
Şükretmek demeyeyim o tabiri ama gerçekten çok zor durumda yaşayan insanlar var.
Sahip olduğun şeylerin de değerini bil dedi bana bu sefer.
Yani iki uçta gidip geldim.
Yani bir gerçekten çok iyi şartlar yaşayanlar var dünyada.
Çok kötü şartlarda yaşayanlar var.
Biz iyiye çok çok yakınız.
İyi tarafındayız her zaman. Türk vatandaşları olarak ama şunu görüyorsunuz benden çok iyi yerler var ama bana göre çok çok kötü durumda olan insanlar da var.
Suya muhtaç olan insanlar da var demek ki.
Biraz şey oldu yani dünya ile ilgili düşüncelerim değişmiş oldu açıkçası.
Bu Cape Town üzerindeki düşüncelerinize katılıyorum.
Ben de öyle bir yer olarak algılıyordum.
Sonradan giden arkadaşlarım bahsedince sizin gibi anlatınca benim de fikrim değişti.
Bence de zaten hani ufuk açıcı bir tarafı var.
Zihni geliştiren bir tarafı var.
Ve insanı biraz daha esnek davranmaya yönelten bir tarafı da var.
Ben de birkaç sene önce bir proje yapmıştım.
AB projelerinden yapmıştım lise öğrencilerimle.
Erasmus diye biliniyor bunlar.
4 tane erkek öğrenciyle Lisbon'a gittik.
Ben de zaten sudan çıkmış balık gibi oldum oraya gittiğim zaman.
Gerçekten dünya çok farklıymış.
Hele o bölgeye hiç gitmemiştim.
Hiç de bilmiyordum nasıl bir yer olduğunu.
Çocuklar bile yani tam böyle ergen yaşlarda 16-17 yaşlarındalar.
Üçüncü gün değiştiler.
Üçüncü gün götürdüğüm çocuklar yoktu.
Çok böyle enerjik, daha meraklı, daha böyle hareketli çocuklar olarak geri geldik ve onların hedef ve hayat planlaması değişti.
Yani sınavda nereyi seçeceklerine kadar değişti.
Ben o zaman orada hani canlı canlı görünce gerçekten de yeni yerler görmek.
Bunu sadece hani yurt dışı bazında söylemiyorum.
Türkiye'de de çok güzel yerler var.
Şimdi dinleyicilerimiz de yani neden illa ki yurt dışı güzellemesi gibi algılasın istemem.
Gerçekten de Türkiye'de de İstanbul'da da yani özellikle müthiş yerler var.
Bunu da söylemek isterim.
Peki. Ben hatta buna bir ekran adı bulmak istiyorum.
Dediğiniz çok güzel bir konuya değindiniz.
Benim yaşadığım en büyük sorunlardan bir tanesi şu.
YouTube'da ben işimden dolayı mesela daha çok Amerika şekillerine gittiğim için Amerika videoları koydum.
Altta şöyle yorumlar geliyordu mesela.
Ya sen de ne Amerikan hayranıymışsın.
Amerikan uşağı falan gibi yani çok komik.
Ben sadece oraya gittiğim için orayı anlatıyorum.
Şu anda da biz oralardan tecrübeler yaşadığımız için sizle ben de onu konuşuyoruz.
Ama gerçekten ben geçen hafta bir İstanbul videosu çekmeye başladım.
İstanbul serisi planlıyorum.
Şu an hatta düzenliyorum bir taraftan onu.
Yani Türkiye'de dediğiniz gibi eğer amaç gezmekse, seyahat edip biraz farklı şeyler tatmaksa.
Ya İstanbul'da yaşayan bir insan, benim birçok öyle arkadaşım var.
Şurada bir buçuk saat ötemizde Trakya, Edirne, Kripereli var.
Yani müthiş bir coğrafya.
Müthiş köyleri var, müthiş insanları var, harika insanları var.
Görmemişler. Örnek verelim iki saat doğuya giderseniz işte Bolu var, Sapanca var, görmemişler.
Hani bu şuna geliyor.
Ya sen şanslısın işte gidiyorsun seyahat ediyorsun.
Hayır abi senin de aslında buradan bir tane trene binerek gideceğin yerler var aslında ve gitmiyorsun.
O yüzden dediğinize katılıyorum.
Türkiye'de cennet gibi Türkiye'de gezilecek, görülecek çok çok fazla yer var.
Yani Doğu Ekspresi'ne atlasınlar.
Kışın çok keyifli oluyor.
Aynen öyle. Ben de 4 yıla yakın doğuda görev yaptım.
İlk öğretmenlik yıllarımda doğudaki bir sürü ili bu vesileyle gördüm.
Gerçekten de çok farklı, bambaşka yönlerini gördüm doğunun.
Çünkü bilmiyordum. Yani İzmir ve Eskişehir'den daha doğusuna gitmemiş bir çocuktum daha o zaman.
Daha gençtim. Gerçekten de ülkemizin çok güzel yerleri var.
Peki bu kadar yolculuk yaparken başınıza böyle tuhaf, komik, ilginç bir şey geldi mi?
Başıma tuhaf, ilginç aslında çok fazla şey geliyor.
Tuhaf, komik, ilginç gerçekten çok fazla şey geliyor.
Benim yaşadığım aslında tuhaf diye bir taraftan ders olsun diye söylüyorum.
Hani şu an bakıyorum gülüyorum o durumda ama en kötü şey şu olmuştu.
Şikago'da gezerken işte GoPro ile çekim yapıyorum.
GoPro'nun da kalitesi akşam yani gece görüşü kötü.
Cep telefonu daha iyi çekiyor GoPro'ya göre.
Telefonla çekmeye başladım hava kararınca.
Şarja da çok dikkat etmedim. Bir de hava çok soğuk.
Soğuk havada da hızlıca düşüyor şarj.
Ben çekimleri falan yaptım.
Telefonu cebime koydum. Artık otele döneceğim ama otelim şehrin bayağı dışında.
Havaalanına yakın bir otel. Taksiden Uber çağıracağım.
Bir baktım şarjım %1.
Şimdi Uber'i çağırdım.
Noktayı işaretledim.
Telefon kapandı. Ama ben ne plakayı gördüm ne bir şey gördüm falan.
Sonra bir tane şey geldi.
Aradan yaklaşık 5-10 dakika geçti.
Bir tane araba geldi. Şimdi önümde durdu.
Adam içinden bana böyle iriyor.
Bir tane abimiz böyle Amerikalı.
Bana böyle ters ters bakıyor.
Ben de diyorum bu adam bana niye bakıyor?
Yani artık bilinç tabii çok soğuk, çok gezmişim, çok yorulmuşum, kapanmış falan.
Amerikalıların bu arada sert bir üslubu vardır.
Kesinlikle kavgacı değiller.
Onu söyleyebilirim. Ama üslupları sert.
Yani çıkıp Türkçe olarak söylüyorum.
Ne bakıyorsun gelsene falan tarzı bir cümle kurdu.
Aa dedim bu adam. Yol boyunca böyle adamdan çekine çekine otele gitmiştim.
Adamı bekliyorum orada falan.
Bana ters ters bakıyor. Ben ona böyle bu adam bana niye bakıyor diye düşünerek.
Yaşadığım genellikle böyle komik ve şey olaylar, ilginç olaylar bazı şeylere hazırlıksız davranmaktan dolayı oluyor.
İşte şarj tam telefonum etmeden çıkmak, yanında bir harcı batarya olmaması.
Bazı ülkelerde ya burada dolar euro geçer mesela Rusya'da.
Bir yanda Rusya'da mesela ben meydanda kaldım.
Hiçbir yer dolar kabul etmiyor.
Hiçbir yer kredi kartı kabul etmiyor.
Ben otele nasıl döneceğim? Bakıyorlar zaten.
İngilizce de anlamıyorlar. Deneme yanılma yöntemiyle falan.
O tarz şeyler yaşıyorsunuz evet.
Ben bayağı stres olurdum herhalde.
Bu tarz olaylarda yani.
Evet oluyor. Tatlı tatlı bir stres yaşıyor insan.
Ben biraz daha temkinliyimdir.
Yanımda illa bir şey olur ama bence yani bu macera da oluyordur sizin için.
Keyifli de oluyordur diye düşünüyorum.
Bir taraftan da şeyi de söylemek istedim.
Aslında mesela dediğim gibi ben çok seyahat edemediğim zamanlarda sosyal medyada falan gezinmek yerine rehber...
Kitapları okuyorum. Yine bileyim işte sizin videolarınız gibi çok fazla güzel video var.
Oraları izlemek de insana iyi geliyor.
Faydalı oluyor. Yani böyle kulağında bir şey kalabiliyor oradan.
Hani hiçbir şey yapamıyorsa bence dinleyenlerimiz en azından haftada bir.
Mesela ben Singapur'a gitmedim.
Sizin o Singapur videonuzu izledim.
Yani gitmiş kadar oldum açıkçası.
Şimdi bana birisi sorduğunda bu nasıl bir yerdir?
Bir şeyler söyleyebilirim hakkında.
İşte tarihine kadar aklımda bir şeyler.
kaldı. Hani bunu da yapabilirler.
Belki izledikçe ilham da olacaktır.
Çünkü ben bazı seyahatlerimi önce izliyorum gitmeden önce.
Yer seçerken de böyle oluyor.
Ya burası güzel bir yere benziyor.
Hani burada iyi hissedebilirim.
Burası benim hoşuma gider diyeyim.
Nereye gideceğini bilmeyenlerden seyahat etmeye başlayacağını bilmeyenler için bence bu videolar çok iyi bir rehberlik olacaktır.
Sizin hani Hiçbir yeri daha henüz görmemiş Türkiye dışında.
Ama artık yurt dışına açılmak isteyenlere tavsiyeleriniz neler olur?
Öncelikle tavsiyem neler olur yurt dışına açılmak isteyenlere?
Dediğiniz gibi bir kere gitmeden önce gidecekleri yerin videolarını izlesinler.
Çünkü o videolar yani bizler eski halimize yani ben 88'de oldum.
Benim çocukken yurt dışında öğrenmeye çalıştığım şeyler kitaplardı ama kitaplar hep her şeyin olması gerektiği gibi olan tarafını anlatırdı işte bu gezi rehberleri falan.
Fakat YouTube'a baktığınızda...
Her şeyden bahsedebiliyor insanlar.
Çünkü özgür bir ortam ya.
Yani bu da kötü diyorlar. Ben burada yemek yedim, kazıklandım.
İşte burada gece şu saatte yürüdüm, tehdit edildim gibi şeyler geliyor.
Dediğiniz gibi öncelikle çok iyi.
Bu işi ben zaten şu an hobi seviyesinde yapıyorum ama bu işi profesyonel yapan YouTuber'lar var.
Ve onları izlemek. Ben de Türkiye'de tatile giderken, Türkiye işine gezi yaparken birkaç tane YouTube kanalı var.
Onları izliyorum ve bu işi çok çok iyi yapıyorlar gerçekten.
İkincisi yurt dışına çıkacaklarsa...
Oranın yerel kültürü öğrenmek gerekiyor biraz.
Nasıl davranıyorlar, ne yapıyorlar tehlikeye girmemek için.
Ben bununla ilgili bir video hazırlıyorum.
İnsanlar en çok kötü, talihsiz olayları tatillerinde yaşarlarmış.
Sebebi de şu tatildeyken o salgın olan mutluluk hormonundan dolayı beyim gerçekten çok objektif.
Leyla gibi yani. Kendim örneğimi vereyim.
Ben yine gittiğim yurt dışı seyahatlerinde mesela sırt çantamı takıyorum, kamerayı alıyorum.
Şimdi sokak sokak girip çıkıyorum, girip çıkıyorum.
Aslında baktığınızda çok da mantıklı bir hareket değil.
Şimdi İstanbul'da hiç bilmediğiniz bir semte gitseniz.
Yani yapar mıyız yapmayız.
Yani daha doğrusu şunu o semti biliyoruz ve yapmıyoruz hatta.
Örnek veriyorum Taksim'de geziyorsunuz İstiklal Caddesi'nde.
Hiçbir yeri kötülemek anlamında söylemiyorum ama çok fazla kendinizi emniyette bilmediğiniz için hissetmeyeceğiniz yer.
Şimdi Taksim'den aşağı inmek istiyorsunuz diyelim ki.
Dolapdere'den geçer misiniz akşı gecenin bir saatinde elinizde kamerayla?
Geçmezsiniz. Gezerken ben de bu aynı hatayı yaptım defalarca.
Diyorum ki New York'tayım.
Buradan benim sahile inmem lazım.
Hiç bilmediğim bir sokak. Gecenin karanlığı kapkaranlık ama YouTube videosu yapıyorum falan ya böyle kanda deli akıyor.
Elimde kamera ben o sokaktan geçiyorum şimdi.
Çok büyük şans bugüne kadar bıçaklanmadı.
O yüzden ben şunu tavsiye ediyorum.
Yurt dışı seyahati insanlar maddi durumları el veriyorsa mutlaka yapsınlar.
El vermiyorsa yurt dışı yapsınlar ama gitmeden önce harita üzerinden diğer YouTuberlardan biraz internet araştırmasıyla gidecekleri yerin emniyetli, emniyetsiz bölgelerini bir kere araştırsınlar.
Ona dikkat etsinler. Bir de kültürlerine.
Oradaki insanları rahatsız etmeyecek davranışlarda bulunmak.
Bulunmamak için. Bu ikisine dikkat ederlerse çok büyük bir sıkıntı.
Dediğiniz gibi dil bir bariyer değil yani.
Hani I am tourist dese I tourist dese M bile demese I go hotel dese bitiyor, yetiyor.
Zaten biri elinden tutup bir şekilde götürüyor onu.
Bak burası diyor yani. Aynen öyle.
Beden diliyle, beden diliyle aile oluyor yani.
Peki son olarak şunu sormak isterim.
Tav zamanlı pilot ve yarı zamanlı bir gezgin olarak Oben Bey'in ben saati nasıl geçer?
Ben saatinde neler yapar?
Ben neler yaparım Ben Saati'nde?
Genelde yani biraz daha benim yalnızlık üzerine kurulmuş bir avram var.
Daha yalnız zaman geçirmek üzerine hayatta.
Çok çok fazla böyle kalabalık ortamlar, kalabalık arkadaş grupları.
Çok büyük sosyal ağlar, sosyal bağlantılar bana göre fazla değil.
Çok keyif almıyorum. Ben saatte şu oluyor.
Evde kendimi ayırdığım zamanlarda işte o merak yine bir şeyler araştırmak.
Ama çok ilgili çok ilgisiz.
Yani örnek veriyorum. Yani şu bardakta su içerken ya bu bardak neden yapılmış falan deyip böyle örnek veriyorum.
İşte porselen bardak.
Ya porselen nasıl yapılıyormuş acaba diye.
YouTube'dan bir şey izlemek veya bir şey okumak onunla ilgili.
Google'da porselen nasıl yapılır yazmak.
Bir saat, iki saat o Ben Saati'nde Bana belki de hayatım boyunca hiç lazım olmayacak bilgilerin içinde kaybolmak.
Sonra oh rahatladım falan diye.
Bu da böyleymiş değil yani.
Çok teşekkürler. Davetimize icabet ettiniz.
Başta da söylediğim gibi çok keyifli bir sohbetti.
Ya ben teşekkür ederim. Çok çok çok naziksiniz.
Çok sağ olun. Benim için de tahmin ettiğimden çok daha akıcı, çok daha keyifli bir sohbet oldu bu arada.
Ben Saati burada sona eriyor.
Çok sevgiler, selamlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
