
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde zor zamanların içinden savrulmadan geçebilmeyi sağlayan ve bir beceri olan “Duygusal Dayanıklılık” konusunu ele alıyoruz. Duygusal dayanıklılığımızı nasıl güçlendirebiliriz? Güçlü bir dayanıklılık inşa edebilmek için neler yapılmalı? Gelin, bu soruların cevaplarını birlikte arayalım.
Ben Saati Instagram adresi: Ben Saati
Transkript
Merhabalar, yaşama, insana dair pek çok şey bulabileceğiniz Ben Saati'ne hoş geldiniz.
Ben Elif. Hayat fırtınanın geçmesini beklemek değil, yağmurda dans etmeyi öğrenmektir der Vivian Green.
Hepimiz hayatımızın bir noktasında aksilikler, zorluklar ve hayal kırıklıklarıyla karşılaşmışızdır.
İster başarısız bir ilişki, ister kariyerde bir gerileme ya da kişisel bir kayıp olsun, maddi ya da manevi bir krizin ortasında tüm bu olumsuzlukların içinden savrulmadan
geçebilmek hiç öyle kolay değil.
Ancak savrulmadan, duygusal olarak çökmeden bu zorluklarla, soğukkanlıkla mücadele eden insanları da görüyoruz.
Peki onlar bunu nasıl başarıyor?
Bu insanlar çok mu gamsız?
Duygularını içlerine mi atıyorlar?
İngilizce'de emotional resilience diye bir ifade var.
Bir nevi duygusal dayanıklık aslında.
Bunu size şöyle tarif edeyim.
Sınırlarının sonuna kadar gerilmiş bir lastik bandı düşünün.
Son raddeye kadar çekilmiş, kopacak neredeyse.
Sonra... Bir bırakırsınız o lastiği, fişek gibi güçlü bir şekilde geri döner, öne doğru atılır.
İşte duygusal esneklik dediğimiz şey yani duygusal dayanıklılık böyle bir şeydir.
Duygusal dayanıklılık sıkıntı, stres veya zorlu yaşam koşulları karşısında adeta bir lastik gibi esneyerek uyum sağlama ve kendini toparlama becerisidir.
Güçlü bir kalkan görevi görerek hayatın kaçınılmaz iniş ve çıkışlarını Zarafetle ve güçlü şekilde atlatmamızı sağlar.
Bizde var olan bir yetenektir bu.
Ancak kıymetini anlamamız gereken, geliştirmeye muhtaç bir içsel güçtür.
Peki duygusal dayanıklılığı güçlendirmek, geliştirmek bizim ne işimize yarayacak?
Savrulmayacağız. Sosyal medyada sormuştum nedir duygusal dayanıklık diye.
Bir kişi... Acıya zorluğa katlanmak şeklinde cevap vermişti.
Bu duygusal dayanık değil dayanıksızlığın tanımı esasında.
Diş sıkmak değil dayanıklılık.
Umudunu kaybetme isminde Will Smith'in oynadığı Old But Gold diye tarif edebileceğimiz güzel bir film var.
Bu film kendisi ve oğlu için daha iyi bir gelecek sağlamak amacıyla evsizliğin ve zorlukların üstesinden gelen Chris Gardner'ın ilham verici gerçek hikayesini anlatıyor.
Filmi izlemenizi tavsiye ediyorum.
İnsanın kendisine başka bir hayat kurgulayabileceğini, yeni bir şans yaratabileceğini görüyoruz.
Bunun için de çelikten bir irade ve dayanıklılık gerekiyor.
İnsanlar bir şeyleri başarmak için genelde hep motivasyonun yüksek olması gerektiğini düşünüyor.
Motivasyonları biraz düştüğünde yaptıkları işleri devam ettiremeyebiliyorlar.
İşte o zaman o işleri devam ettiren ve çoğu zamanda bir sonuca bağlayan Kişilerin sihirli gücü yüksek motivasyonları değil.
Duygusal dayanıklıklarının yüksek olması aslında.
Şunu da belirtmem gerekir.
Duygusal olarak dayanıklı biri olunca stresli durumlarla başa çıkmak çok kolaydır gibi bir algının oluşmasını istemem.
Ya da duygusal olarak oldukça esneğiz diye zor zamanlarda kızgın, endişeli, üzgün hissetmeyeceğiz, ağlamayacağız anlamına gelmez bu.
Kendimize acı yok Rocky, acı yok diyerek o hissettiğimiz acıyı, öfkeyi, neyse o duyguyu Bastırmamız gerekmiyor.
Sadece tüm bunlar yaşanırken kendimizi çok budalmış hissetmeyeceğiz anlamına geliyor.
Daha az pes edeceğiz ve stresli durumlarla sağlıklı şekilde başa çıkma olasılığımız artacak.
Hani o migreni olanlar var ya morali bozulunca kendini yemeğe verenler, sıkıntıdan geceleri uyuyamayanlar, panik atak geçirip eli ayağı tutmayanlar.
İşte bu kişilerin rahatsızlıklarının altında yatan en temel ögüt Sağlıklı beslenerek bu problemlerin etkilerini biraz azaltabiliriz.
Ancak... Hani denir ya her şey kafada bitiyor.
O kafanın rahatlığında da değil bence.
O kafanın duygusal dayanıklılığında, olaylara daha esnek, daha geniş bir açıdan bakabilme kapasitesine bağlı biraz bu.
Duygusal dayanıklılığın bir diğer tanımı da stres ile baş edebilme kapasitemizdir.
Yani biz stresle baş edebildiğimiz oranda dayanıklıyız.
Stres halindeyken vücudumuzda çok acayip şeyler olup bitiyor.
Beynimizin limbik sisteminde yer alan amigdala Burası duygularımızı anlamlandırdığımız, isimlendirdiğimiz merkez.
İşte burası aktive oluyor.
Eğer büyük bir strese maruz kalınmışsa sempatik sinir sistemi harekete geçiyor bu defa.
Ve kalp atışı hızlanıyor, avuç içi terliyor, nefesimiz kesiliyor.
Hatta donuyoruz, nefes almayı unutuyoruz.
Beden bir nevi savaş ya da kaç modunu alıyor kendini.
Parasympatik sisteminin devreye girmesine acilen ihtiyacımız var.
Yani rahatlamayı, sakinleşmeyi, gevşemeyi sağlayan tarafımıza ihtiyacımız var.
Böyle olunca sempatik sinir sistemi etkisini azaltıyor.
Yani savaş kaç modundan çıkıyoruz.
Bunu destekleyen şey de duygusal dayanıklılığımız.
Bakın tek bir ifade ne çok şey anlamına geliyor.
Ve tehdit gibi gördüğümüz durumlarda parasempatik sinir sisteminin devreye girmesine o kadar çok destekleriz.
Ve o zorlu deneyimin tabiri caizse içinden de geçebiliriz.
Nasıl böyle bilmiş bilmiş konuşuyorum?
Benim de duygularımı kontrol edemediğim, stresi, krizi içsel olarak yönetemediğim dönemlerde ki bu uzun yıllara mal oldu.
Az önce bahsettiğim rahatsızlıkları ben de deneyimledim.
Ama tabii ben nasıl daha iyi hissedebilirim, hayatımı nasıl daha keyifli bir hale çevirebilirim diye bir arayışa girince olayın duygusal dayanıklılıkla ilgili olduğunu öğrendim.
Kitapları okudum, eğitimlere gittim.
Tabii olay buymuş deyince hemen o krizleri yönetmeye başlamıyorsun.
Duygusal dayanıklılık bir günde inşa edilmiyor.
Hala en ufak bir krizde savrulmak mümkün.
Üzerinde çalıştıkça, emek verdikçe güçleniyor dayanıklılığımız.
Spor yapmak gibi düşünün.
Erkek kardeşim bir sporcu ve neredeyse her gün kasları üzerinde çalıştığı için benim iki katım olan ağırlıkları kolaylıkla kaldırabiliyor.
Bense 8 kiloluk valizi kaldırıp kabin bagajına yerleştirirken zorlanıyorum, yardım istiyorum, yorucu geliyor bana.
Araştırmalar şunu göstermiş.
Duygusal dayanıklı yüksek olan insanların büyük bir kısmında Ortak özelliklere rastlanılmış.
Bu özelliklere bir göz atalım beraber.
Böyle kişiler gerçeği olduğu gibi kabul ederler.
Doğaçlama, spontane hareket edebilirler.
Bu onların esnek olduğunu, olabildiğini gösteriyor.
Dört elle sarıldıkları bir yaşam amaçları var.
İyimserdirler, sosyal yapıları vardır.
Fiziksel olarak güçlüdürler.
Her zaman yeni çözümler üretebilirler.
Bu da onların yine esnek bir bakış açısına sahip olduklarını ve çözüm odaklı yaşadıklarını gösterir.
Bir kez daha vurgulamak istiyorum burada.
Duygusal dayanıklılık, duygularımızı bastırmak veya görmezden gelmek değil.
Bahsettiğim filmde Chris Gardner her başarısız olduğunda mücadeleye tekrar devam ediyor.
Daha çok çalışıyor ama onun ne kadar üzüldüğünü, hayal kırıklığı hissettiğini, endişelendiğini, ağladığını da görüyoruz.
En genç Nobel ödülü sahibi Malala Yusufzai'nin de inanılmaz bir hikayesi var.
Malala kız çocuklarının eğitimini savunduğu için Taliban tarafından vuruldu.
Ve hayal bile edilemeyecek zorluklarla karşılaştı.
Ancak sarsılmaz duygusal direnci ile yoluna devam etti.
Amacını gerçekleştirmek için vazgeçmedi.
Ve çok güçlü bir duygusal dayanıklılığı, azmi ve tutkusu vardı ki küresel bir güç ve ilham sembolü haline geldi.
Viktor Frankl'in İnsanın Anlam Arayışı adlı kitabını mutlaka görmüşsünüzdür raflarda, kitapçılarda.
Bu otobiyografik eserde Frankl İkinci Dünya Savaşı'nda Nazi toplama kamplarında esir olarak yaşadığı deneyimleri anlatır.
Akıl almaz acılara, işkencelere katlanmasına rağmen Frankl en zorlu koşulların ortasında bile bireylerin anlam ve amaç bulabileceğini keşfeder.
Ve hayatının bir amacı ve gayesi olduğuna inanır.
İnsanlar o kamptan sağ salim çıkabilmişlerdi.
Aslına bakarsanız onun hikayesi bize duygusal dayanıklılığın, hayattaki en karanlık anların bile üstesinden gelmemize yardımcı olduğunu gösteriyor.
Kurtuluş savaşını düşünelim.
Çok ciddi bir yaşam mücadelesi sergilenmiş.
Düşmanla burun buruna gelmiş halk.
Yemek, uyumak gibi en temel ihtiyaçları zar zor karşılandığı zor bir durumdalar.
Hele ki hissettikleri korku, öfke, üzüntü, endişe bunların tarifi yok.
İşte tüm bunların içinden geçen atalarımız bize mücadele gücünü gösterdikleri gibi duygusal olarak dayanıklı olduklarını da göstermişler.
Bu kadar gerçek örneklerden yola çıkarak bence şunu söyleyebiliriz.
Duygusal dayanıklılığı ateşleyen şey de insanın güçlü bir amacının, inandığı bir doğrunun, kolaylıkla vazgeçmeyeceği bir gayesinin olmasıdır.
Şöyle bir düşünelim mi? Bizim böyle bir gayemiz var mı?
Ve bu gaye için yeterince güçlü müyüz?
Gaye varsa süper. hemen dayanıklılığı güçlendirip yol almaya başlayabiliriz.
Bu yeteneğimizi illaki ekstrem durumlar için geliştirmiyoruz.
Sınavlara giren veya sınavlardan çıkan öğrencileri bir gözlemleyin.
Hangilerinin daha dayanıklı ve esnek olduğunu verdiği tepkilerden, moral durumlarından da anlayabilirsiniz.
Duygusal dayanıklılık doğuştan gelmez.
Bu zamanla öğrenilen, geliştirilen bir şey demiştik.
Farkında olarak ya da olmayarak.
Hani bazı anneler çocuklarını cinnastik kursuna, havuza falan götürür.
İşte o anneler tamam çocuğum gitsin enerjisini assın, beni biraz rahat bıraksın şeklinde yaklaşıp çocuğunu oralara götürüyor.
Ama aslında iyi yapıyor.
Çocuklar esnemeyi öğreniyorlar.
Sadece bedenen değil, duygusal olarak da.
Zaten narin ve hassas, kırılgan bir yapıları var.
Ama daha küçük yaşlarında, o küçücük yaşlarında duygusal dayanıklıklarını inşa etmeye başlıyor olmaları aslında bakarsanız onlar için çok ciddi bir avantaj.
Potansiyellerimizi açığa çıkarırken mesela bir yabancı dili konuşabilme, bir enstrümanı çalabilme, sanat ya da zanaat alanında bir şeyler üretebilmek.
Aslında ne yaparsak yapalım güzel bir şey ortaya koyabilmek için güçlü bir duygusal dayanıklılık gereklidir.
Bu bize devam edebilmemizi, bir işin sonunu getirebilmemizi destekler.
Yine aynı noktaya geliyorum.
Rutinlerin gücü bize bunu sağlıyor.
O zaman şunu da diyebilir miyiz?
Hayatımızdaki doğru rutinler bizim duygusal dayanıklılığımızı da arttırır ya da arttırabilir mi?
Kesinlikle. Buna bağlı olarak biz duygusal dayanıklılığımız kadar başarılıyız da diyebilir miyiz?
Bunu biraz düşünelim mi? Yılmaz Erdoğan'ın konuk olduğu nasıl olunur podcast yayını dinlemiştim.
Yılmaz Erdoğan'ın bugünkü ustalık imzasına ulaşmasının hiç kolay olmadığını, defalarca kapıların yüzüne kapandığını, asla vazgeçmediğini etkilenerek, çok etkilenerek hem de dinledim
o yayında. O bölümü bu konuyu düşünerek...
Dinlemenizi çok isterim.
Peki bu kadar önemli olan duygusal dayanıklılık nasıl inşa edilir?
Nasıl geliştirilir?
Yapılan araştırmalar bize şunları söyler.
İlk olarak proaktif olun.
Yani sorunlar neyse yüzleşin.
Gerekeni yapın.
Problemlerin bir köşede birikip daha da büyümesine izin vermeyin.
Dayanıklı insanlar hemen harekete geçerler.
Ve tabii buna bağlı olarak problem çözme becerilerinizi geliştirin.
Pek çok kişi yetişkin olmasına rağmen, siz de karşılaşmışsınızdır, birçok kişisel sorununu çözemiyor.
Çünkü çocukluktan itibaren birileri onların sorununu çözmüş ve bu becerilerini geliştirmemişler.
Bu durumun kendi sorumluluklarında olduğunun farkında bile değiller.
Hatta bu insanlarla iş yapmak, ilişki kurmak da yorucu olabiliyor.
Çünkü onların sorularını çözmek size kalıyor maalesef.
İkinci olarak öz farkındalık geliştirin.
Bu da duygularımızı anlamaktan geçiyor.
Şu anda ne hissediyoruz?
Hayal kırıklığı mı? Heyecan mı?
Öfke mi? Birkaç dakika kendimize zaman ayırıp o anki duygularımıza bakabiliriz.
Sonrasında bunları kabule geçmeliyiz.
Duygularımızı hatta karmaşık olanları bile kucaklamak onların içinden zarafetle geçmemizi sağlar.
Unutmayın her zaman iyi hissetmek zorunda değiliz.
Önemli olan... Duygularımızı bastırmak yerine onları kabul etmek ve onaylamaktır.
Biz de onları kabul etmezsek başka kim kabul edecek?
Üçüncü olarak kişisel bakım uygulayın.
Egzersiz yapmak, yürümek, yüzmek, meditasyon veya hobilerle uğraşmak gibi bizi yeniden şarj eden, gençleştiren faaliyetlere öncelik vermeliyiz.
Buna ek olarak yeterince uyuyun, temiz ve sağlıklı beslenin.
Size neşe ve rahatlama getiren aktivitelere zaman ayırın deniliyor.
Farkındalık ve öz bakım uygulamaları duygusal esneklik için bizim kullanabileceğimiz birer araç.
Ben yürümeyi, yüzmeyi bizim yaşam yolumuzda yanımıza taşıdığımız kolaylaştırıcı araçları olarak görüyorum.
Ben saati yapmak, rutinlerden faydalanmak da böyle.
Güçlü bir duygusal dayanıklılığın ve esnekliğin de bu şekilde kolaylaştırıcı bir araç hatta kalkan olduğunu düşünüyorum.
Ve ne güzel ki bu araçlar birbirini besliyor.
Dördüncü olarak bir destek ağı oluşturun.
Zor zamanlarda size cesaret ve rehberlik sunabilecek pozitif, destekleyici kişilerle etrafınızı çevreleyin.
Biz iken yanınızda olmasına gerek yok bu kişilerin.
Gerçekten yargılanmadan konuşabileceğiniz birilerini bulduğunuzda o olaylara bakışınız bile Ben yüzmeyi öğrenirken çok defa vazgeçtim ve şanslıyım ki içsel
motivasyonumu ne zaman kaybetsem bunu tekrar bulmamı sağlayan iki kişi var hayatımda.
İnsan bazen korkularını herkesle paylaşamıyor, zayıf yönlerinin görülmesini istemiyor.
Ama o desteği bulmak için...
WhatsApp grupları gibi küçük topluluklara katılmak iyi gelebiliyor.
Durumu daha da kolaylaştırabiliyor.
Beşinci olarak şimdiye odaklanın.
Bu başlık bile kendi başına bir podcast konusu olur.
Eckhart Tolle'ün Şimdinin Gücü isimli kitabını okumakta fayda var.
Gerçekten şu anın içine girebilmek, şu anın içinde bulunabilmek pek çok derdimizi çözecek aslında.
Altıncı olarak her gece günlük tutun.
Bu en sevdiği madde. Sahip olmak istediğiniz...
Nitelikleri yazın. Hayallerinizden de bahsetmek motivasyonunuzu güçlü tutar.
Motivasyonda dayanıklılığı ateşleyen bir şey olduğu için onu güçlü tutabilmek işimize yarayacak.
Yazmak zaten başlı başına bir terapi gibi bize iyi gelen bir şey.
Yedinci olarak bakış açınızı değiştirin.
Sürekli tavsiye edilen klişe bir söylenmiş gibi gelse de gerçekten hayatımızdaki kişilere, olaylara, durumlara yeni bir gözle, yeni bir fitreyle bakınca Çözümsüz gibi görülen
problemler için mutlaka bir çözüm yolu bulunuyor.
Önemli olan başınıza ne geldiği değil ona nasıl tepki verdiğinizdir der Epictetus.
Bu da bizim hangi fitre ile olayları değerlendirdiğimizi gösterir.
Sekizinci olarak büyüme zihniyetini geliştirin.
Zorlukları öğrenme ve büyüme fırsatları olarak kabul edin.
Son olarak da minnettarlık pratiği yapın.
Hayatınızdaki olumlu şeylere odaklanıp şükür etmek.
Bakış açınızı değiştirebilir ve zor zamanlarda dayanıklılığınızı korumanıza yardımcı olur.
Benim bir tane baksım var, mucize kutum.
Yaşadığım güzel olayları oraya not alıp atıyorum.
O kutu doluyor ve onu her gördüğümde hayatımda ne kadar çok şükredeceğim şeyin olduğunu görüyorum.
Bu bana bayağı bir moral de veriyor.
Bir önceki bölümde yolculuğu kucaklamaktan, sonuç odaklı olmaktan biraz uzaklaşmanın bize iş yapış şeklimize daha iyi geleceğinden bahsetmiştim.
İşte bunu sağlayacak, işimizi kolaylaştıracak, yolculuktan yorulsak da keyif alabilmemize olanak sağlayacak şey güçlü bir rezilyans yani dayanıklılıktır.
Bölümü Nelson Mandela'dan bir alıntıyla bitirelim.
Yaşamdaki en büyük zafer hiç düşmemekte değil, her düştüğümüzde ayağa kalkmakta yatar.
Ne dersiniz? İçimizde açığa çıkarılmaya bekleyen potansiyellerimizi gerçekleştirebilmek için duygusal dayanıklılığımızı güçlendirmeye var mısınız?
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
