
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Büyümek sadece yaş almak değilmiş. Kendi kararlarının sorumluluğunu almak, bazı insanları uğurlamak, herkese kendini açıklamaktan vazgeçmek, hata yapmaya izin vermek ve en önemlisi, hayat ne getirirse getirsin kendinin yanında kalmayı öğrenmekmiş.
Bu bölümde, 20’lerimden 30’ların ortasına gelirken hayatın bana öğrettiklerini ve geriye dönüp baktığımda artık farklı gördüğüm şeyleri anlatıyorum.
Belki senin de büyüdükçe fark ettiğin şeyler vardır.
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba, Ben Saati'ne.
Hoş geldiniz, ben Elif.
Bu bölümde büyüdükçe fark ettiğim, öğrendiğim şeyleri sizinle paylaşmak istiyorum arkadaşlar.
Çok kırılgan bir yerden anlatacağım.
Bilgi verici bir podcast bölümü olmayacak.
Beni dinlerken siz de kendi hayatınızı muhasebe edersiniz.
Sizin öğrendiğiniz, fark ettiğiniz şeyler neler, hayattan aldığınız dersler neler benimle paylaşırsanız çok mutlu olurum.
20'lerimde kendimi çok arafta bulurdum.
İnisiyatif almaktan çekinirdim.
Vereceğim kararların sonuçlarından korkardım.
Aslında kendime çok güvenmezdim.
Şöyle dönüp baktığımda öyleymiş.
Toyluk ve başarısız olma korkusu da bunda etkiliydi tabii ki.
Sanki dışarıdaki insanlar bu hayatı benden önce defalarca yaşamışlar da ben onların tecrübelerinden doğru yolu bulabilirmişim gibi düşünürdüm.
Yani öyle davranmışım.
Elbette ki bazı insanların bazı tecrübeleri çok değerli.
Ama herkese sormak, herkesin fikrini almak ve onların hayatlarından kendimize bir yol haritası çıkarmaya çalışmak hiç mantıklı değilmiş.
Çünkü ben hata yapmayayım derken çok fazla hata yaptım.
Ve daha ilginci o hataların sonuçlarında çoğu zaman tek başıma ağladım.
Hani o sorduğum insanlar nerede, akıl aldığım insanlar nerede?
Hiçbirisi yoktu yanımda.
Sanırım ben büyümekten biraz korkmuşum.
Çünkü büyümek bir noktada kendi kararlarını vermek ya, kimseye danışmamak değil belki ama verdiğin kararın sorumluluğunu başkasına bırakmadan yaşamak demekmiş.
Şu anda bile birçok insan bir karar alıyor ve sonuçlarına katlanamıyor.
Yetişkinlerden bahsediyorum.
Yetişkin olduğunu iddia eden insanlar bir şekilde karar alıyorlar.
Bazen çalışmıyorlar mesela.
İşte çalışmıyorlar, okulda çalışmıyorlar, derslerde çalışmıyorlar.
Neyse artık o yapması gereken şeyi yapmıyor ama onun bir sonucu var.
O sonuçla baş başa kalamıyor ve unutuyor.
O kararı kendisinin verdiğini unutuyor.
Neyse ki bunu ben son yıllarda artık öğrendim diyebilirim.
Büyük de konuşmayayım ama.
Bir şekilde artık eğitimlerle, hayatta yaşadığım bazı olaylarla, deneyimlerle öğrendim diye düşünüyorum.
Hele benim hayallerim hayatımdan büyük olmaya başlayınca ister istemez inisiyatif almam gerekti.
Buna mecbur da kaldım.
Ama büyüdükçe şunu da çok net anladım arkadaşlar.
Tek bir doğru yok. Yani herkesin kendi doğrusu var.
Ve nedense anneminkilerle benimkiler çoğu zaman çelişiyor.
Akrabalarım da hayatımı ve seçimlerimi çoğu zaman tuhaf buluyor, farklı buluyor.
Bunlar aile içinde böyle.
Tabii iş hayatında da seçimlerimi doğru yerinde bulmayan arkadaşlarım oluyor.
Kendi doğrunu yaşarken herkesin seni alkışlamasını beklemek nafileymiş.
Ben bunu öğrendim. Seni destekleyen, seninle gurur duyan insanların olması elbette çok güzel.
Ama onlar olmadığında da yoluna devam edebiliyor musun?
Çünkü bazen en sevdiğin insan bile seni istediğin gibi anlayamayabiliyor.
Hani anlaşılmayabiliyorsun.
Çoğu zaman anlaşılmıyorsun zaten.
Ben de zamanla kendi omzumu kendim sıvazlamayı, kendi kararlarıma sahip çıkmayı öğrendim.
Çok zor oluyor bazen ama...
Yıllardır kendi başıma yaşıyorum.
Paramı kazanıyorum. Son yıllarda tek başıma yurt dışına da çıkmaya başladım.
Bütün bu süreçlerden geçerken çok insan kaybettim.
Çok insan tanıdım.
Vefanın bazen tek taraflı olabildiğini öğrendim.
Acı olarak öğrendim.
Öyle olduğunda da birilerine yol vermek gerekiyormuş.
Bunu da deneyimlemiş oldum.
Sınırlarımı daha doğrusu o korkularımın ipini gevşetmek açıkçası beni çok zorladı.
Buradaki hani sınırlarım dediğim şey de Sınır ihlali yapılmasından bahsetmiyorum.
O konfor alanımdan çıkabilmek biraz beni zorladı.
Ama o ip gevşedikçe, o alandan biraz çıkmaya başladıkça yeni şeyler denemeye başladım.
Şimdi bu anlattıklarımı kötümser bir yerden anlatmıyorum aslında.
Öyle de algılanmasın.
Şu bilgiyi verirsem bence beni daha iyi anlayacaksınız.
Benim ebeveynlerim oldukça kaygılı insanlar ve küçük bir çevreleri var.
Ben daha büyük bir hayat yaşamak isterken aradığım desteği onlardan her zaman alamam.
Çünkü onlar güvenli bir çevrede yaşamak istiyorlar.
Daha az risk almak istiyorlar.
Bildikleri doğrulardan devam etmek istiyorlar.
Ve bana da bunu söylüyorlar.
Sen de bu yoldan git diyorlar.
Ama benim istediğim hayat öyle değil.
Onlar benim baktığım yerden bakamıyorlar.
Bu da çok doğal. Yani onları da suçlayamam.
Böyle olunca...
Kavga etmektense hem kendi hakkımı gözetmeyi hem de onları oldukları haliyle kabul etmeyi öğrendim.
Tabii ki zor oldu bu. Bunun için bir kere her şeyi kendin yapman gerekiyor.
Paranı kendin kazanman gerekiyor.
Yani ekonomik olarak da özgür olduğunda zaten bir şekilde kendi kararlarını daha çok kendin verebiliyorsun.
Arkasında kalabiliyorsun.
Ve bu süreçte de büyüdüğümü fark ettim.
30'larımın başında hala toydum.
Yani 30 desen de...
Çok cahillikler yaptım yani.
Çok ağlamışımdır.
Yanlış adamı sevdim.
Yanlış yerlerde zaman kaybettim falan.
Ama bunun sebebi aslında 20'lerde çok inisiyatif alamamamış.
O zamanlar çok böyle korkak ve kendi sınırlarımda çok kaldığım için 30'larda bir şeyleri cesaret etmeye başlayınca tabii ilk başta çok fazla hata yapıyorsun.
Sonra sonra düzeltiyorsun.
Tek başına ev taşımaktan, arabayı servise götürmeye kadar dışarıdan çok sıradan görünen bazı şeyler...
Beni zorluyordu o dönemde.
Ama bana şunu deseler.
Ya Elif şurada bir eğitim ver.
Şunu anlat. Şu seminere git falan deseler.
Ben dünyanın öbür ucuna giderim.
Kolaylıkla giderim. Benim için zor gelmez yani bu.
Bu konularda daha cesurum.
Öyle düşünüyorum. Daha yatkınım.
Ama hayatı idame ettirmek işte o noktada orada çok da pratik değilim.
Bir şey öğrenmek, anlatmak, üretmek konusunda...
Kendimi daha rahat hissediyorum.
Ama hayatın pratik tarafıyla çoğu zaman tek başıma baş etmek zorunda kaldım.
Çünkü ben bunu öğrenmedim.
Yani aile evinde çok kalmadım aslında.
Onların da desteği olmadı.
Bir evin sorumluluğunu almak, para kazanmak, bir şey bozulduğunda çözmek, hastalandığında kendinle ilgilenmek, taşınmak, bir yere tek başına gitmek.
Bunlar tabii ki benim istediğim hayatı yaşarken yüzleşmem gereken şeylerdi.
Ama çok zorlandım açıkçası.
Beni büyüten şeyler bunlar oldu.
Hayatın bazı dersleri kitaplardan, eğitimlerden ya da seminerlerden öğrenilmiyor.
Kitaplardan çok şey öğrendim, videolardan çok şey öğrendim.
Ama bir noktada da yaşarken o alanda öğrenmen gerekiyor.
Yani o farkındalığı, öğrendiklerini o alanda, gerçek hayatta içselleştirmen gerekiyor.
Pratiğe dökmen gerekiyor.
Bazen ev taşırken öğreniyorsun.
Bazen bir ilişkinin bitişinde öğreniyorsun.
Yalnız başına hastane işini hallederken, hiç tanımadığın bir ülkede bazen valizini eline alıp tren istasyonunda beklerken.
Yani böyle... Şekillerde öğrenebiliyorsun.
Bu sene artık 30'ların ikinci yarısına geçtim.
Böyle söyleyince daha genç arkadaşlar inşallah dinlemeyi bırakmaz.
Bu aralar tatilden dolayı aile evine geldim.
Ufak tefek krizler oldu tabii.
Her ailede olduğu gibi hır gür çıktı.
Annemin rahatsızlığından dolayı.
Ben diyorum tedavi olacaksın.
O diyor ki olmayacağım. Şöyle böyle.
Kardeşler arasında da bazı ufak tefek anlaşmazlıklar çıktı falan.
Herkesin hayatında vardır.
Böyle şeyler mutlaka değil.
Bir kere zaten 3 günden fazla kaldığında aile evinde travmalar tetiklenir.
Hemen böyle zorlu duygularla baş etmeye çalışırsın.
Herkes bir yandan alınmaya başlar falan.
Üstüne alınır her konuyu.
Bizde de öyle oluyor haliyle.
Artık alıştım gerçi. Yani bu konularda farkındalığım arttığı için, içgörüm arttığı için alıştım herhalde.
İnsan doğduğu yere ara ara döndüğünde kendindeki değişimleri daha fazla fark ediyor.
Ben de bu defa tatilde geldiğimde...
Gerçekten çok fazla değiştiğimi fark ettim.
Çünkü son iki sene çok zor geçti benim için.
Pratikte zor geçti ama beni çok değiştirmiş.
Buraya geldiğimde eve geldiğimde ev aynı oluyor.
Belki bıraktığım insanlar da aynı oluyor ama ben değişmiş oluyorum ve oradaki o aradaki daha önce geldiğim zamanki halimle aradaki boşluğu daha iyi değerlendirebiliyorum.
O farkı daha doğrusu boşluk demeyeyim de değişimi daha iyi değerlendirebiliyorum.
Ve geriye dönüp baktığımda eskiden nasılım şimdi nasılım daha çok tabii aile evine döndüğümde fark ediyorum.
Daha net görmeye başladığımda diyebilirim.
Bu tatil döneminde iyice bir düşündüm, gözlem yapmaya başladım.
Eskiden böyle büyük büyük tepkiler verirken bir şeylere artık o kadar tepki vermiyorum.
Büyümek biraz şuna da ilgili bence arkadaşlar.
Problem çözme becerin artıyorsa, gelişiyorsa...
Artık gelen problemleri problem değil de halledilmesi gereken bir mesele, bir zorluk ama bir şekilde halledebileceğim bir şey gibi bakmayı öğreniyorsan ve hemen çözüm odaklı yaklaşıyorsan bence sen artık büyümüşsündür.
Böyle bakmaya başladım.
Yoksa çocuk gibi mızmızlanıp hani battaniye altına girmenin bir anlamı yok ki.
Ya da şöyle de diyebilirim.
Dayanıklılığın artıyor büyüdükçe.
Birazcık daha esniyorsun, katı bakmıyorsun ya da o konfordan ayrılmaya başlıyorsun.
Tabii ben böyle düşünüyorum ama büyümemiş bir sürü çocuk var bununla da uğraşıyorsun yani.
O yerden çıkmayan, mızmızlanan, en ufak bir şeyde ağlayan böyle yetişkinler de var etrafımızda.
Hani biz bir taraftan büyüyoruz ama onlar büyümeyince zor oluyor tabii haliyle.
Mesela eskiden kendimi çok açıklıyormuşum.
Bunu fark ettim. Yanlış anlaşılmaktan çok korkuyordum çünkü.
Sebep buydu. İnsanları kırmak istemiyordum.
Kendimi böyle tek tek herkese anlatırsam, herkes beni doğru anlarsa meseleler çözülür diye düşünüyordum.
Ama öyle olmuyor. Yani şimdi burada en ufak bir olayda ben herkesi tek tek dinlesem, herkese tek tek kendimi anlatsam da...
Herkesin baktığı yer farklı.
Hikayeler o kadar farklı oluyor ki.
Gerçek hangisi bilemiyorsun.
Herkes başka bir şey anlatıyor çünkü.
Öyle olunca da dedim ki ben niye kendimi anlatıp durayım.
Ve bazen de insanlar seni anlamak istemezler.
Sen ne kadar uğraşırsan uğraş.
Sadece bu aile evinde değil hayata karşı da böyle.
İş hayatında da böyle.
Ya da kendi arkadaş çevrende de böyle.
Bu kadar çok kendini anlatmaya gerek yok.
Bazı insanlar seni anlamak istemiyorsa dünyanın en güzel cümlesini kursan da iyi niyetli davransan da anlamıyor.
Ben de kendimi çok fazla açıklamaktan vazgeçtim.
Sessiz kalmak bazen en güzel cevap.
Susmak. Beklentiyi aslında düşürdüm.
Büyüdükçe... Hayattan beklentim değil ama insanlardan beklentimi bayağı bir düşürdüm.
Eskiden çok arkadaşım vardı.
Ailemden uzakta kaldığım için onlar başka bir ilde oldukları için arkadaşlarıma daha çok tutunuyordum.
Onları böyle ailem gibi görüyordum.
Ve zamanla şunu fark ettim.
Her ilişki ömür boyu sürmek zorunda değil.
İnsan değişiyor. Bazen birlikte büyüyemiyorsun.
Bazen biri sana zarar veriyor.
Bazen de ortada büyük bir kavga bile olmadan hayatlar birbirinden böyle sessizce uzaklaşıyor.
Hikayeler bitiyor. Paylaşılacak bir şey kalmıyor falan.
Enerjin değişiyor. Onun enerjisi değişiyor.
Hani sebep bile gerekmiyor bazen.
Eskiden bir şey bittiyse son ana kadar tutunurdum.
Bu ilişki de olsa öyle arkadaş da olsa böyle.
Şimdilerde olmuyorsa zorlamıyorum.
Kendimi daha çok seçiyorum açıkçası.
Gerektiğinde birilerini uğurlamayı da öğrenmişim demek ki.
Hayatımda çok fazla insan olmasına da eskisi kadar ihtiyaç duymuyorum.
Sanki hani zamanın ruhu değişti ve pek çok insan böyle benim gibi düşünüyor gibi geliyor bana.
Herkese rahat sohbet edebilirim.
Bu biraz mesleğin de getirdiği bir şey galiba.
Ama hayatıma çok az insan alıyorum.
Birkaç gerçek dost yetiyor.
Zaten dost dediğimiz insanlar da hani bir iki geçmiyor.
Ve insana yetiyor gerçekten de.
Bir de büyüdükçe büyük konuşmaktan çok korkmaya başladım.
Çünkü eskiden kınadığım bazı şeyleri benim de yaptığımı gördüm, deneyimledim.
Asla böyle yapmam dediğim bazı şeylerin içinde kaldım.
Bunu yapan birini anlamıyorum dediğimde...
O yerde kendimi buldum.
O yüzden buna çok dikkat ediyorum.
Hayat insana sınamadığı şeyler üzerinden yargılamanın ne kadar kolay olduğunu gösteriyor.
O yüzden artık insanları eskisi kadar kolay yargılamıyorum.
Çünkü insanın hangi şartta nasıl davranacağını gerçekten bilmiyoruz.
Bir başka öğrendiğim şey de hak, hukuk, adalet meselesi.
Eskiden her şey kitabına uygun olmalı, herkes dürüst davranmalı, işte herkes verdiği sözün arkasında durmalı gibi diye düşünürdüm.
Hala bunlara çok önem veriyorum.
Bazı işte etik değerlerim var.
Ama fazla dürüst davrandığım için birkaç kez aldatıldım insanlar tarafından.
Birine dostum dediğimde gerçekten dostum sanıyordum.
Birini sevdiğimde onun da benim gibi...
Sadık kalacağını düşünüyordum falan.
İnsan bir şekilde bazı deneyimlerden geçiyor.
Artık herkesin dürüst olması gerektiği beklentisinden vazgeçtim.
Yani yaşadıklarımdan sonra.
Terapistim bana çok basit ama benim için çok önemli bir şey söylemişti.
Hayatın bana adil olmak gibi bir borcu yokmuş.
Bazen aile içinde bile.
Hani adalet sağlanmıyor ya kardeşler arasında.
Birine öyle davranılıyor birine böyle davranılıyor filan.
Yani adaleti nasıl sağlayacaksın?
Bana bu yüzden %20 hata payı bırakmamı tavsiye etti.
Terapistim ve bunu bana çok söylemişti.
%80 hatta 65-70 iyiyse bir insan tamam onunla yoluna devam edebilirsin demişti.
%20 hata payını...
Kendine de bırak demişti.
Yani sadece karşıya değil. Sen de %20'lik bir hata yapabilirsin.
İnsanlar da yapabilir. Büyürken son yıllarda bu söz çok işime yaradı.
Çünkü hem insanlara hem de kendime biraz daha gerçekçi bakmayı öğrendim.
Herkes senin gibi değil.
Herkesin niyeti seninki kadar iyi olmayabilir.
Ben karma'ya inanıyorum.
O yüzden dikkatli davranıyorum.
Herkesin ahlakı, değerleri, inancı farklı olabilir.
Yani seninkine benzemeyebilir.
O yüzden hani... Kalbimi de öyle herkese kolaylıkla emanet etmemem gerektiğini de anlamış oldum.
Bir de bir konu var hiç sevmiyorum ama hadi onu da söyleyeceğim.
Politik olmak nedir onu öğrendim.
Öğrenmeye çalışıyorum.
Bana biraz ikiyüzlülük gibi geliyor hala ama gerekiyor.
Zorunlu bir ilişkiyi sürdürmek için, yüksek tepkiler vermeden yoluna devam edebilmek, bazen o işin hallolması, bazen o mecburen görmen gereken kişilerle o kızışmalar olmadan, sürtüşmeler
olmadan, o anı zarar görmeden yaşayabilmek için bazen politik davranmak gerekiyor.
Bunu aslında sınırlarını korumak için de yapıyorsun ama bana yine de iki yüzlük gibi geliyor.
Hala orayı çok böyle halledebilmiş değilim.
Ama öğreniyorum diyelim.
Çok keskin olmamam gerektiğini söylüyor terapistim bana.
Bir de büyüdükçe beni sevenler kadar benden hoşlanmayanları da kabul etmeye başladım.
Herkes benimle aynı frekansta olmak zorunda değil.
Herkes tarafından sevilmeye...
çalıştığında bir noktada insan kendi rengini kaybediyor.
Yani bu kalemun değiliz.
İnsanın bir duruşu olmalı.
Herkes seni sevmese de kendine ihanet etmemek.
Herkes seni anlamasa da kendini tüketene kadar açıklamamak.
Bunlar artık benim hani share'ım oldu.
Kendi ilkelerim diyebilirim.
Büyüdükçe tabii ki öğrendiğim güzel şeyler de var arkadaşlar.
Tek başına uzun yola çıkabilmek, bilmediğim bir yerde kaybolduğunda paniklememek, ya bir şekilde hallederiz diyebilmek.
Bazıları için bunlar çok sıradan şeyler olabilir ama bazı insanlar için gerçekten büyük adımlar, büyük lüksler.
Benim için de böyle. Bir de son yıllarda bu ben saatini kurmamla beraber, bu hesabı açmam, bu içerikleri üretimekle beraber öğrendiğim şeylerden ve deneyimlediğim şeylerden bir tanesi de şu.
Çalışmak kadar kaliteli dinlenmek de çok önemli.
Bu o kadar önemli ki eskiden dolu bir takvimi, dolu bir hayat sanıyordum ben.
Meşguliyetin çok önemli bir şey olduğunu.
Gerçek hayatın, hayatı dolu dolu yaşamanın çok meşgul olmakla ilgili olduğunu sanıyordum ama hiç de alakası yokmuş.
Bazen hiçbir şey yapmadan geçirilen bir öğleden sonranın bütün gün koşturmaktan daha değerli olabileceğini düşünüyorum.
Dinlenmek tembellik değil.
Kendi hızında yol almak çok değerli.
Kendini ayırdığın zaman, hayatından çaldığın zaman değil.
Yani durarak da aslında ilerleyebiliyoruz.
Dediğim gibi herkes hayatını kendi hızında yaşıyor.
Kendi hızına da biraz saygı duymak gerektiğini öğrendim.
Kendi hayatını sahiplenmek, işte her halinle kendini kabul etmek.
Bunlar bence biraz büyümekle alakalı.
Şimdi geriye dönüp baktığımda büyümenin sandığım gibi bir anda gerçekleşen bir şey olmadığını düşünüyorum.
Bir sabah uyanıp da artık büyüdüm diyemiyorsun.
Kendi kararlarını verirken biraz tabii ki biraz da yanlış kararların bedelini öderken.
Biraz insanları uğurlarken, biraz kendini savunurken, biraz tek başına kalırken, korktuğun şeyleri tek başına yaparken büyüyorsun.
Bence büyümek biraz da kendine güvenmeyi öğrenmek.
Ve hani bir tane bölüm yapmıştım çok sevildi.
Kendi hayatını sahiplenebilmek bence büyümek demek.
Hayat her zaman istediğimiz gibi gitmeyebilir ama ben bununla başa çıkabilirim diyebilmek.
Sanırım son yıllarda ben de bunu...
Öğreniyorum, öğrendim diyemem tamamen ama hala yoldayım.
Bazı korkularım hala var ve yanlış kararlar da veriyorum.
Bazen insanları ben de yanlış anlıyorum ve hala bazen annemin ne diyeceğini düşünüyorum.
Kendimi suçlu falan hissediyorum.
Ama artık bütün bunlara rağmen bir şekilde kendi hayatımı yaşamaya başladığım için bunu sürdürebileceğimi biliyorum.
Bir kere buna cesaret ettiğinde, kendi hayatını kurabildiğinde ve zor da olsa bunu becerebildiğinde, koşulların nasıldır bilmem, herkesin koşulları kendine göre, gerçekten o zaman büyümeye başlıyorsun.
Ve son zamanlarda da kendime verdiğim sözlerden bir tanesi de şu, ne olursa olsun kendi hayatımın içinde, kendimin yanında olacağım.
Yani bu benim için o kadar önemli ki, biraz kendine yardım et Elif diyorum, zorlandığımda, çok bunaldığımda.
Kendimi bunaltmaktan ziyade kendime yardım etmeye çalışıyorum.
Çünkü bu çok şey değiştiriyor.
Yani büyüdükçe biz hayatı tamamen çözmüyoruz.
Ama hayatın çözülemeyen taraflarıyla beraber yaşamayı öğreniyoruz.
O belirsizlikle bir arada kalabilmeyi öğreniyoruz.
O yüzden de en büyük destekçimiz kendimiziz.
Psikolojik esnekliğimiz, dayanıklılığımız ve bazen de hatalarımızla da sevaplarımızla günahlarımızla kendimizle baş başa kalabilmemiz.
Ben şimdiye kadar bunları öğrendim.
Aslında daha farklı konularda farklı deneyimlerim de var ama hani genel anlamda kişisel gelişim anlamında bahsedecek olursak benim anlatacaklarım bu kadar.
Sizin de deneyimlerinizi gerçekten merakla bekliyorum.
Ben Saati burada sona eriyor.
Çok sevgiler, selamlar.
Altyazı M.K.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
