
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde, farkındalığın neden bazen bizi iyileştirmek yerine daha fazla yük hissettirdiğini, aynı döngüleri neden tekrar ettiğimizi ve gerçek değişimin nerede başladığını birlikte sorguluyoruz.
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba, ben Satine.
Hoş geldiniz, ben Elif.
Yaklaşık bir haftalık yurt dışı arasından sonra hala tatil döneminde olduğum için İzmir'e, aile evine yani köye geldim.
Bir on gündür de buralardayım ve yaşadığım şeyleri düşünüyorum.
Bazı sağlık durumlarından geçiyoruz aile içinde ve ben de bir şeyleri dürtükledi filan.
Bunun üzerine düşündüğüm zaman da tabii ki bazı farkındalıklar ortaya çıktı.
Bu bölümde de biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.
Farkındalık bize yetiyor mu?
Hayatımızdaki sorunları çözüyor mu?
Bazen bildiğim ya da öğrendiğim şeyler hayatımda olup biten bazı şeyleri yönetmeye ya da işte sorunları çözmeye yetmiyor.
Son zamanlarda dediğim gibi bu 10 gündür falan aslında daha evveliyatı var ama ben bunu son zamanlarda daha fazla hissettim.
O sınandığım yerlerin ağırlığı altında eziliyor gibi oluyorum.
Sanki farkındalık tek başına iyileşmeye yetmiyor.
Onca kitap okuyorsun, terapiye gidiyorsun, neden böyle hissettiğini, hangi yarandan tepki verdiğini anlamaya başlıyorsun.
Çocukluğundan bugüne taşıdığın yükleri bir bir tanıyorsun artık ve bir bakmışsın psikolojiyle o kadar çok haşır neşir olduğun için oradaki kavramlar da hayatının içine girmiş oluyor.
Travma, bağlanmak, tetiklenmek vs.
hepsi artık sana yabancı gelmiyor.
Ama yine de, yine de dönüp dolaşıp kendini aynı duyguların içinde...
de buluveriyorsun günün sonunda.
Benim farkındalık kaslarım çok güçlü ve bazen bunu bir lanet gibi gördüğümde oluyor arkadaşlar.
Çok samimi söylüyorum.
Duygumu tanıyorum, düşüncemi yakalıyorum, hangi tetikleyiciyle neden öfkelendiğimi ya da üzüldüğümü anlayabiliyorum ama tüm bunlar yaşadığım bazı sıkıntıları çözmeye ya da tekrar eden döngülerimi kırmaya
her zaman yetmiyor.
Tam da o anlarda cehalet mutluluktur sözünü hatırlıyorum.
Gerçi George Orwell'ın sözü cehalet güçtürdü ama itiraf edeyim bazı zamanlar hiçbir şeyi bu kadar derin düşünmeyen insanların daha hafif yaşadığını düşünüyorum
ve görüyorum da. Çok daha hafif yaşıyorlar.
Çok daha az hasar alıyorlar.
Ve kendime de dönüp şunu soruyorum.
Bu kadar farkındalık ne işime yarıyor?
Ya da ne işime yaradı?
Bu kadar bildin bildin de ne oldu?
Hani madalya mı taktılar sana?
Şaka bir yana arkadaşlar bilmenin yükü bana ağır geliyor.
Mesela annemle yaşadığım sıkıntıların kaynağını görebiliyorum.
Hani herkesin bir mother issue işte daddy issue denilen anne sorunsalı baba sorunsalı vardır az çok.
Belki sorunun kökü bende bile değil.
Kaynağı görebiliyorum ben.
Belki bu yük bana ait değil.
Kuşaklar boyunca taşınmış bir yükün bugünkü yansıması.
Ya da sadece annemin kuru inadı.
Ama annem değişmek istemiyor.
Babam da hayatı bildiği kadarıyla yaşamaya devam ediyor.
Ne kadar gördüyse, ne kadar anladıysa.
Bense işte bu bütün dinamikleri görebiliyorum ama onların yerine hareket edemiyorum.
En zor tarafı da bu.
Çünkü her ne kadar sorun bana ait olmasa da ucu bir şekilde gelip bana dokunuyor.
İnsan bazen kendi hikayesinin değil başkalarının eksik bıraktığı hikayelerin de yükünü taşıyor.
Sanırım farkındalığın en acı tarafı da burada başlıyor arkadaşlar.
Artık görüyorsun.
Görmezden gelemiyorsun.
Ama gördüğün şeyi tek başına da değiştiremiyorsun.
Herkes değişmeye gönüllü değil.
Zorunda değil zaten. Dönüşmek istemez.
Kendi yarasına bakmaya cesareti bile yoktur kimi insanın.
İşte sen de o noktada bütün bilgilerinle, bütün bildiğinle, öğrendiğinle duvara çarpmış gibi hissediyorsun.
Bu sadece aile ilişkilerinde de olmuyor.
Size de soruyorum.
Dahil olun lütfen.
Beraber düşünelim, konuşalım.
Bana böyle tepkiler verebilirsiniz içinizden ya da yorum olarak.
Romantik ilişkilerde de aynı şeyi yaşamıyor muyuz?
Sorunlar ortada. İki tarafta neden kavga ettiğini bal gibi biliyor.
Bir taraf diyor ki gel konuşalım toparlayalım ya da işte çift terapisine gidelim bir çözüm yolu bulalım filan.
Ama diğer taraf yürüdüğü yoldaki o küçücük bir taşı bile kenara koymaya yanaşmıyor.
Bazen sen o kişi oluyorsun bazen de karşındaki.
Tek tarafı düşünmeyelim bunu.
Beni dinleyen kişiler de farkındalığı biraz daha yüzeysel seviyede tutmak isteyebilir.
Yani bu sohbeti dinleyen her iki kişi de olabilir.
Çünkü fark etmek başka, emek vermek bambaşka bir şey.
Bir şeyi anlamak onu dönüştürmek anlamına gelmiyor ya da gelmiyormuş.
Çözmek anlamına gelmiyormuş.
Şöyle söyleyeyim hadi tek başına yeterli gelmiyormuş diyelim.
Genelleme yapmayalım öbür türlü.
Tıpkı sigaranın zararlı olduğunu bilmenin sigarayı bırakmaya yetmemesi gibi.
Biz her şeyi çok güzel biliyoruz ama işte icraata geldiğinde olmuyor.
Bilmek ve yapmak arasında görünmeyen ama çok uzun da bir köprü var aslında.
Yani oraya girmeyeceğim farkındalığa dönmek istiyorum.
Biraz daha farklı bir yerden bakmak istiyorum.
Biz bence belki de farkındalığa olduğundan fazla anlam yüklüyoruz.
Sanki fark edince her şey çözülecekmiş gibi düşünüyoruz.
Belki de farkındalığın görevi iyileştirmek değildir.
Yani biz o görevi ona atfetmişizdir.
Belki onun görevi yalnızca seni durdurmaktır.
Bir arabanın freni gibi, yokuş aşağı hızla giderken sana sadece şunu söyler.
Dur, kendini kaybetme, otomatik pilota bağlama, şu an ne yaşadığını gör.
Fren seni istediğin yere götürmez ama kontrolsüzce savrulmanı engeller.
Duygusal savrulmalarını engeller.
Farkındalık da biraz böyle olabilir işte.
Kaosu ortadan kaldırmaz, insanları değiştirmez, geçmişi silmez, silemez.
Yaraları bir gecede kapatamaz ama seni kendine geri çağırır.
Nefes al. Merkezini kaybetme, acele etme.
Şu an hissettiğin şey geçecek.
Ya da tam tersini söyler bazen.
Artık kalk. Burada çok kaldın.
Bu acının içinde beklemek sana iyi gelmiyor.
Görüyorsun artık. Bir şeyler yap.
Çünkü bazen de hani gitmek iyileştirir ya, bazen kalmak, bazen konuşmak, bazen susmak ve yine bazen o zor gelen ilk adımı atmak, yardım
istemek ya da seni korkutan o konfor alanının dışına çıkaracak o şeyi yapmak.
Psikiyatrist Viktor Frankl'ın şöyle bir sözü var.
Biraz üzerine düşünelim istiyorum.
Uyaran ile tepki arasında bir boşluk vardır.
Yani seni dürten. işte travma artık neyse seni tetikleyen o şeyle senin tepkin arasında yaşadığın o olayla sana söylenen o sözle senin tepkin arasında
bir boşluk vardır. O boşlukta seçim özgürlüğümüz bulunur.
Belki farkındalık tam da o boşluğu fark etmektir.
O birkaç saniyeyi.
Eskisi gibi otomatik tepki vermeden önce durabildiğin o küçücük alanı İşte orayı genişletmek, orayı esnetebilmek, orada esneyebilmek, oraya bakışı değiştirmek.
Ve bazen bütün hayat o küçücük boşluğun içinde değişmeye başlıyor.
Elbette ki yaşamamız gereken şeyleri yaşayacağız.
Belki ağlayacağız, uykusuz gecelerimiz olacak, kalbimiz kırılacak.
İyileşmek bunların hiçbirisini yaşamamak değil.
Biz iyileşmeyi kaçmakla, kaçınmakla, olayı hiç olmamış gibi görmekle karıştırıyor olabiliriz.
İyileşmeye yüklediğimiz anlamı da bence gözden geçirsek iyi olur.
Sanıyorum ki iyileşmek bunların içinde yani o yaşanan fırtına neyse artık onun içinde kendini kaybetmeden yürüyebilmektir.
Bugün geldiğim yaşta böyle düşünüyorum.
Bu aralar böyle düşünüyorum.
Belki acının süresi değil seni ne kadar tükettiği değişiyordur.
O acının süresini biz değiştiremiyoruzdur ama işte o tepkiyi değiştirdiğimizde vereceğimiz tepkiyi değiştirdiğimizde o acının süresi değişmese de bizi ne kadar tükettiği değişiyordur.
Ve iyileşmek ne zaman ve nasıl olur?
Çünkü hepimiz sonuç odaklıyız ve bu soruyu illa ki soracağız.
İyileşmenin tam olarak nerede başladığını ben de bilmiyorum arkadaşlar.
Ben de hala arıyorum.
Çok farklı yollarla da arıyorum.
Denemediğim fazla bir yol kalmadı aslında ama belki bir aile dizimi falan kaldı.
Büyük ihtimalle onu da denerim.
Yine kendi yoluma devam ederim sonra da.
Anlatsam hani dertlerimin, problemlerimin çoğunda kendinizden bir parça bulacağınıza eminim.
Çünkü hepimiz ne kadar farklı hayatlar yaşıyoruz desek de benzer yaralar etrafında toplanıyoruz.
Kimine ağır gelen bir başkasına hafif gelebiliyor.
Herkesin dayanıklılığı farklı.
Bazen çok güçlü olsan da bütün pratikleri uygulasan da meditasyon yapsan da işte terapiye gitsen de olmuyor dediğin zamanlar yaşanıyor.
Olmuyor ya. Uğraştım uğraştım olmuyor.
İşte burada artık akışta kalmayı öğrenmemiz gerekiyor gibi hissediyorum.
Büyük resmi o an göremediğimiz için teslimiyette kalmaktan başka hayat size zaten bir tutanacak bir dal bırakmıyor.
Peki teslimiyet ne demek?
Şimdi bu kavramları da böyle soruyorum, sorgulayalım istediğim için.
Hiçbir şey yapmamak mı?
Öyle de değil bence ya.
Hani böyle düşünmek de bence çok da bir sonuç vermeyebilir.
Elinden geleni yaptıktan sonra kontrol edemediğin şeyi zorlamayı bırakabilmektir.
Ama bu bırakmak da öyle kolay bir bırakmak olmuyor yani yaşayan bilir.
Belki iyileşme hayatın senden öğrenmeni istediğin şeyi yaşayarak öğrenmektir.
Yani illa onu yaşaman lazımdır.
Kaçmadan, savaşmadan ama kendini de kaybetmeden.
İşte farkındalık seni, beni, bizi tek başına tam olarak iyileştirmeyebilir.
Ama... bizi merkezinde tutacağı kesim ilgi.
Tüm bu yaşananlar içinde belki de tek ihtiyacımız olan şey kendi merkezimizde kalabilmektir.
Belki de asıl mesele budur zaten.
Yani biz çok arıyoruzdur orada burada.
Çünkü merkezini kaybetmeyen biri yolu ne kadar uzun olursa olsun yürümeye devam edebilir.
Bu konu hakkında sizin de fikirlerinizi merak ediyorum.
Ben Saati burada sona eriyor.
Çok sevgiler, selamlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
