
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Gülme eylemine sahip tek canlı türü olarak bu bölümde gülmek üzerine bol bol düşünüyoruz.
Transkript
Herkese merhaba, Ben Saati'ne, hoş geldiniz.
Ben Elif. Gülmek en iyi ilaç mıdır?
Eskiler gülmenin en iyi ilaç olduğunu söylüyor.
Hipokras söyleseydi bak o zaman inanırdım ya da İbn-i Sina.
Ama yine de ben eskilerin dediğine bakmadım ve biraz araştırdım.
Ve bu araştırmalar gülmenin gülmemekten daha iyi olduğunu açıkça gösteriyor.
Bir kere insan türüne has bir eylem gülmek.
Bu çok ilginç geldi bana.
Ben hayvanların da güldüğünü sanıyordum.
Bizim evde 4 yaşında genç bir kız var.
Kedi kızım sabiş. Bazen gülüyor gibi bakıyor bana.
Yani şimdi bu bilgiden yola çıkarsak o zaman onun bu bakışları hiç de gülme bakışı değil.
Ve hazır olun söyleyeceklerime.
Bazı bilim adamları atalarımızın konuşmadan önce gülmeyi öğrendiğini düşünüyor.
Bunu öne sürüyorlar. Hatta gülmenin dil gelişimine de öncülük ettiğini savunuyorlar.
Öte taraftan da gülmekten kasıt nedir?
Yani kahkaha atmak mı?
Yoksa kısık sesle...
böyle hanım hanımcık kıkırdamak mı?
Gülmenin de dereceleri var elbette.
Hepimizde gülebilme seviyesi farklı bana kalırsa ve hayata bakışımızla paralel bir şey bu.
Elif, bu yaşam şartlarında, böyle bir hayatta ben niye güleyim?
Ağlanacak halimize mi gülelim?
Sorularının, serzenişlerin cevabını vereyim.
Gülelim. Çünkü gülmek fiziksel, zihinsel ve duygusal sağlığımızı olumlu yönde etkileyen çok güçlü bir araç.
Önceki ben saati bölümlerini dinleyenler hatırlayacaklar, bilirler.
Ben hayatta öylesine yaptığımız eylemlerin aslında yaşamamız için bize bahşedilmiş ya da zorlukların içinden geçebilmek adına kolaylaştırıcı araçlar olduğunu söyleyip duruyorum.
Yazmak, yürümek, yüzmek, uyumak gibi.
Bu bölümler zaten kayıtlı.
Onlara da şöyle bir uğrarsanız çok tatlı olur benim için.
Hem de ne demek istediğim daha iyi anlaşılır.
Gelelim bugün gülmek eyleminin hikmetine.
Şimdi güldüğümüzde neler oluyor bize?
Bunlara bakalım mı? Sonra ağlanacak halimize gülelim mi, gülmeyelim mi?
Buna kendiniz karar verirsiniz.
İlk olarak biz gülünce...
Stres atıyoruz arkadaşlar. Bu ekonomide, bu şartlarda yaşıyorken nasıl güleyim diyebilirsiniz.
Çok haklısınız bu konuda.
Ama uzun vadede söylenmek ve şikayet etmek işe yaramıyor ki.
Hatta kafa sağlığımızı daha da negatif etkiliyor.
Gülmeyi sadece bir eylem olarak hiçbir şeye, bir anlama bağlamadan ele alabilir miyiz?
Bir an bunu düşünelim mi?
Gülmek zor değil. Biz gülmeye koşullu yaklaşıyoruz.
Problem bu. Hayatımda şu olursa mutlu olurumcular.
Buna ulaşırsam keyfimi yerine gelirciler.
Burada mı? Eğer bir insan gülemiyorsa, ev aldığında da, araba aldığında da, hayatının aşkını yaşasa da gülemiyor arkadaşlar.
Buruk oluyor bir tarafa.
Çünkü koşullanmış zihin.
Kişi o olayda da negatif bir şey buluyor mutlaka.
Gülmek bedava arkadaşlar.
Onu hak etmek için bir şey yapmaya gerek yok.
Doğru anı beklemeye gerek yok.
Hayatın içinde koştururken belki unutmuş olabiliriz bunu.
Ama fark edersek, günlük hayatımızda kendimizi zorlayarak gülümsersek, biraz yapay da olsa gülmeye başlarsak vücudumuz bunu gerçek duygu zannedip gevşeyecek.
Beyin gerçekle hayali, oyunu ayırt edemiyor.
Bir ifade var İngilizce'de.
Motivasyon konuşmacıları, kişisel gelişim uzmanları çok kullanıyor bu ifadeyi.
Fake it until you make it.
Yani o gerçek olana kadarmış gibi davran.
Hatta şu manifest konuları var ya çekim yasasıyla ilgili.
İşte orada çok anlatıyorlar bunu.
Sanki o istediğin işi elde etmişsin gibi şükret.
Duygu durumun o işle ilgili pozitif olsun diyorlar.
Bu gerçeği inkar değil, beyni oraya o olay olmuş gibi koşullamak.
Çocuklar konuştukları dili nasıl öğreniyorlar?
Hiç düşündünüz mü? Anne babalarını çevreyi modelleyerek, taklit ederek.
İşte biz de gülemiyorsak, aşırı ciddiysek böyle kazulet gibi duruyorsak gülmeyi modelleyebiliriz.
Mış gibi yaparak. Çünkü aşırı ciddi olmayı da biz modelleyerek öğrendik.
Bizim doğamızda bu yok.
Siz çok ciddi bir bebek ya da çok ciddi bir çocuk gördünüz mü?
Hani sessiz sinemanın bir ustası var Charlie Chaplin.
Hepimiz biliriz bu ismi değil mi?
Şöyle söylemiş Charlie Chaplin.
Kahkahasız bir gün boşa harcanmış bir gündür.
Bu yüzden günlerinizi boşa harcamayın.
En karanlık anlarda bile mizah bulunur.
Ya bu adamın hayatı drammış aslında.
Babası küçükken vefat etmiş.
Annesini akıl hastanesine kapatmışlar.
Sokaklarda dans ederek büyümüş ve hayatını kazanmış kardeşiyle.
Ve bu adam sessiz filmleriyle bizi de güldürüyor.
İşin komik tarafı da bu bence.
Şu sözü benim bayağı hoşuma gitti.
Hayat yakından bakıldığında trajedi, uzaktan bakıldığında ise komedidir.
Yani aslında olaylara mizah katmaya çalışabiliriz belki ya da olaylara biraz esprili bir şekilde yaklaşabiliriz.
Bize komik gelen, eğlendiren taraflarını bulabiliriz.
Altını çiziyorum, anlamlı olmasına gerek yok.
Benim gibi anlam arayanlar var biliyorum.
Ya her şeye de gülünmez Elif diyen birileri olur.
Olmasa da zaten benim iç sesim bunu sürekli söylüyor.
Ben de her şeye gülemeyenler dedim hatta.
Bir ortama girdiğimde...
Hani ne görse ne duysa gülen insanlar olur ya ben onlara sinir olurum hatta.
Anlamsız bulurum. Demek ki gülme eylemini anlamlı bir şeye bağlamışım ben de.
Yine de koşullu zihnin dayatmasına artık bir son versek güzel olur.
Yani arkadaşlar kedi köpek videoları bile yeter gülmek için.
Maksat ağız kaslarımız ve beynimizdeki hormonlar çalışsın.
Ve bu eylemden olumlu yönde faydalanalım biz.
Dediğim gibi gülmek bedava ya.
Bunu unuttuk biz. Kemal Sunal'ın oynadığı bir film var.
Yeşilçam filmi. Gülen Adam.
Bu filmi izlediniz mi? Oradaki Yusuf karakteri doğduğu andan itibaren her şeye gülüyor.
Hatta onu doğurtan ebesi korkuyor gülen bebeği görünce.
Bir akşamınızı bu filme ayırabilirsiniz.
Neden sizce? Nasıl gülünür?
Bize tatlı bir örnek olur Kemal Sunal.
Bilim insanları uzun süredir gülmenin beyin üzerindeki etkilerini araştırıyor.
İnsanlar üzerinde hiç kahkaha çalışması yapıyorlar.
Sonra da beyin kimyasını ölçüyorlar o kişilerin.
Hormonal değerlerine bakıyorlar ve şunu gözlemliyorlar.
İnsanlar kahkaha attıktan sonra, güldükten sonra o beyni iyi hissettiren endorfin salınımında bir artış meydana geliyor.
Kortizol düzeyini azaltıyor.
Yani stres seviyesi azalıyor.
Daha rahat, daha gevşemiş bir ruh haline bürünüyoruz.
Güldüğümüzde. Bunun yanı sıra hastalık karşısında da kahkaha, güçlü bir şifacı olabiliyor.
Kanserden kurtulan bir yazar ve gazeteci var.
Norman Cousin. Bu...
İyileşme yolculuğunu bir kitapta anlatıyor ve gülmeyi tedavisine dahil ettiğini söylüyor.
gülmenin ağrıyı önemli ölçüde azalttığını ve kendi iyileşmesine çok büyük katkıda bulunduğunu söylüyor kitabında.
Nitekim Ankara'da da bir test çalışması yapılmış ve huzur evinde kalan insanlara gülme terapisi uygulanmış.
Bu terapinin oradaki yaşlı ve hasta insanların sağlığına, o yaşam fonksiyonlarına olumlu katkısı olduğu gözlemlenmiş.
Hatta ölçülmüş bunlar. Bu veriler var yani.
İkinci olarak fiziksel sağlığımıza faydası çok büyük gülmenin.
Kahkaha. Doğal bir egzersizdir.
Çeşitli kasları çalıştırır.
Kardiyovasküler sistemimizi güçlendirir.
Hatta bağışıklık sistemimizi güçlendirir.
Bir araştırmacı şöyle söylüyor.
Kahkaha içsel bir koşudur.
Bu yüzden bunu hem bedeninize hem de ruhunuza neşe getiren bir egzersiz olarak düşünebilirsiniz demiş.
Ben de şunu söylüyorum.
Koşamıyorsanız... Gülün arkadaşlar.
Bizde çok gülenlere deli diyorlar.
Deli gibi ne geliyorsun? Bazen düşünüyorum da bize iyi gelecek şeyleri neden toplum ya da birileri zamanında kötülemişi ve o eylemleri yaftalamış, negatif bir algı yaratmış?
Kızıyorum bazen bizim insanımıza.
Bilinçaltımız çok karışık.
Neyse devam edelim. Üçüncü olarak sosyal hayatımız için gülmeliyiz.
Gülmek bulaşıcıdır.
İnsan olmak kitabında Engin Gençtan korkunun bulaşıcı olduğunu öne sürüyor.
Gülmek de öyle. Size gülümseyen birisine karşı böyle put gibi durabilir misiniz?
Evet durabilirsiniz ama kendinizi zorlayarak değil mi?
Çünkü aynı nöronlarımız gördüğü şeyi yansıtmamızı sağlar.
Yani size biri gülümserse otomatik olarak yüz kaslarınız gülümser.
Gerilir böyle. Eğer küs olduğunuz biri değilse o kişi tabii.
Victor Borgen'ın güzel bir sözü var.
Kahkaha iki insan arasında en kısa mesafedir diyor.
Hayatın iniş ve çıkışlarında yol alırken güzel bir kahkahayı paylaşmayı unutmayalım.
Çünkü kahkahada sadece mutluluk değil, kendimizle ve etrafımızdakilerle daha derin bir bağda buluruz.
Yani gülmek, kahkaha atmak insanlar arasında bağda kuruyor.
Dördüncü olarak başa çıkma mekanizması olarak gülmeyi ele alabiliriz.
Hayatın zorlukları kaçınılmazdır.
Evet ancak kahkaha da gülmek yani güçlü bir başa çıkma mekanizması olarak hizmet eder.
Mark Twain'i bilirsiniz. İyi bir yazardır.
Onun da ifade ettiği gibi insan ırkının gerçekten etkili tek silahı vardır.
O da kahkahadır. Bakın yazarlar bunu keşfetmiş ya da sanatçılar.
Ve şöyle devam ediyor Mark Twain.
Onu kucaklayın ve zorluklar karşısında dayanıklılık bulacaksınız.
Bunu fark edeceksiniz. Hani duygusal olarak dayanıklı değilim.
Enerjim çok düşük. Yaşadıklarımın içinden çıkamıyorum diyor bazı insanlara.
Bazen sosyal medyada da bana yazanlar oluyor bu şekilde.
Mutlaka herkesin hikayesinde böyle durumlar yaşanabiliyor.
Herkesin hayatında inişler çıkışlar olabiliyor arkadaşlar.
Bu durumlarda tabii ki bir uzman desteği gerekiyor.
Ama kendi başımıza da akıl sağlığımızı korumak adına biraz...
Neşelenmenin, gülmenin o zor günleri aşmada bize yardım edeceğini vurgulamak istiyorum burada.
İyi bir teknik var. Bunu sizle paylaşmak istiyorum.
Bedene güldüğümüzde hissettiğimiz o güzel duyguları daha sık hatırlatabiliriz.
Gülme çapası atabiliriz kendimiz arkadaşlar.
Peki nasıl yapılır bu gülme çapası?
Çok keyifli ve coşkulu, neşeli hissettiğiniz anlarda elinizin üzerine, belki baş parmağınızın üzerine ya da kolunuzun çarpmaya maruz kalmayacak bir yerine baskı uygulayın.
Böyle parmağınızla bastırın o anda.
Beden kas hafızası o duyguyu bedene hapsediyor.
Bedende işaretliyor bu şekilde.
Birkaç kere keyifli olduğunuz anlarda, güldüğünüz anlarda yine o aynı noktaya baskı uygulayın birkaç defa.
Daha sonra ne zaman o bölge elinizde ise vücudunuz gülmenin verdiği, o hapsettiği, kaydettiği duyguyu size hatırlatacaktır.
Siz gülmeseniz bile bunu hatırlayacaksınız artık.
Çünkü beden hafızasına bunu yerleştirmiş oluyoruz.
Gülmeyi zorluklarla başa çıkma mekanizması olarak ele aldık.
Hiç anlamadığım bir güruh var.
Böyle bir türlü anlamlandıramadığım.
Morali bozulunca gülenler, korkunca gülenler.
Ya benim sinirim bozulduğunda bir gözlerim şelaledir.
Ne gülmesi? Bazı insanlar düşünce...
Kendilerine çok gülüyorlar.
Bazıları da düşen birini görünce gülüyorlar.
Üst üste kötü şeyler yaşayan birisi de sinirleri bozulup kahkaha tufanına kapılabiliyor.
Bana tuhaf geliyor. Ne bileyim sanki düşen birini görsem ve gülsem bana tuhaf geliyor.
Ne bileyim sanki düşen birini gördüğümde gülsem benim başıma gelecek diye korkuyorum herhalde.
Böyle batıl inançlarım da var.
Bazı insanlar acılarını gülerek anlatıyor.
Böyle arkadaşlarım var benim.
Ya nasıl dayanıyor o? O yaşadığı hayata diyorum içimden.
Ve hala gülebiliyor bu durumda da.
Belki de gülmek bazı şeyleri katlanır hale getiriyordur.
Katlanmak zorunda olduklarımıza belki biraz gülerek baksak.
Hayatımızda bir şeyler değişir mi dersiniz?
Beşinci olarak gülmek yaratıcılığı da tetikliyormuş arkadaşlar.
Arttırıyormuş. Kahkaha ve öğrenme el ele gider diyor.
Ünlü eğitimci Maria Montessori.
Hani Montessori eğitimi var ya çocuklarda.
Oradan hatırlayın. Şöyle ifade ediyor.
Oyun çocuğun işidir.
Oyun kahkahayı da içerir.
Ve bu neşeli enerji sadece çocuklar için değil, hepimiz için etkili öğrenmeye olanak sağlar.
Yani etkili ve kalıcı öğrenmek için de gülmeliyiz.
İnsan severek yaptığı şeyle bağ kuruyor.
Bağ kurduğu şeyi daha fazla yapmak istiyor.
Yaptığımız şeyleri, işleri, öğreneceğimiz konuları eğlenceli hale getirebiliriz.
Sanırım bazen ilişkilerimizde de buna ihtiyacımız oluyor.
Değil mi? Bizde şöyle bir algı da var.
Aman çok gülmeyelim, başımıza bir şey gelmesin.
Çok güldük ağlamayalım.
Yüksek sesle gülen, kahkaha atan insanlara, özellikle kadınlara toplum kötü gözle bakıyor, pis pis bakıyor.
Onu hemen yaftalayabiliyor.
Neden? Ciddi soruyorum yani bu neden böyle?
Ya gülmek sadece bir eylem.
hareket etme becerisi, yürümek gibi nasıl hızlı yürüyorsak yüksek sesle gülebiliriz.
E tabii ki başkalarını rahatsız etmeyeceğiz.
Ama bakın koşullamışız zihni.
Gülebilmeyi çok görüyoruz.
Eğlenmeyi kendimize fazla görüyoruz.
İyi duyguları itiyoruz.
Filozoflar bile ikiye bölünmüş zamanında.
Bir kısmı gülmeyi överken bir kısmı bunun ahlaki yönden olumsuz olduğunu, erdemlere ters düştüğünü falan öne sürmüş.
Sizce bu kadar insan bedenine, ruhuna iyi gelen bir şey kötü olabilir mi?
Çok sevgiler, selamlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
