
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde, uzun ömürlü insanların yaşam sırlarını konuşuyoruz. Uzun ve anlamlı bir hayat yaşamak mümkün mü, gelin birlikte düşünelim.
Transkript
Merhabalar, Ben Saati'ne.
Hoş geldiniz, ben Elif.
Bir soruyla başlayalım mı bölümümüzde?
Vücudunuzu kaç yaşında terk edeceğinizi biliyor musunuz?
Teknik olarak bunu bilmek pek mümkün olmasa da çoğumuz bu beden mabedini olabildiğince geç terk etmek istiyoruz.
Değil mi? Kimse genç yaşta ölmek istemez ki.
Sorsalar herkesin yapacak çok şeyi var hayatta.
Ya da hayattan beklediği çok şey var.
Nitekim bu uğurda kendini sağlıklı beslenmeye, spora, takviyelere adamış birçok kişiyi tanıyorum çevremde.
Sadece güzel görünmek için bunu yapanlardan bahsetmiyorum elbette.
Hasta olmaktan deli gibi kaçınan büyük bir kitle de var.
Yani biz uzun bir hayat yaşamak istiyoruz.
Dedelerimizin, ninelerimizin yediğine içtiğine, ilacının gırımına kadar dikkat etmesi, özen göstermesi bundan.
Ne güzel söylemiş Nazım Hikmet yaşama dair şiirinde.
Öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı.
Yetmişinde bile mesela zeytin dikeceksin.
Hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil.
Ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için.
Yaşamak yani ağır bastığından.
Annem yaşamayı çok ciddiye alan birisi.
Ne zaman bir meyvenin çekirdeği eline geçsin, bir tohum bulsun bir yerden, hemen bahçeye koşuyor, toprağa gömüyor onu.
Bir sürü zeytin ağacımız var sayesinde sağ olsun.
İleride bize bırakmak istediğinden değil, ölünce cennete gittiğinde onların altında gölgede oturacakmış serin serin böyle.
Ondan yapıyormuş bunu.
Yaşamak, hayata bir şekilde tutunmak, zeytin dalıyla bile olsa...
Herkes de bir şekilde ağır basıyor değil mi arkadaşlar?
Şiirin devamında da diyor ya hiç ölmeyecekmiş gibi yaşıyoruz.
Yaşadım diyebilmek için.
Ne güzel ifade etmiş.
Geçenlerde bir belgesel izledim.
Bir araştırmacı uzun ömürlü insanların yaşadığı bölgelere gidip onların uzun yaşam sırlarını araştırıyor.
Yaşam sırra. Ne tuhaf bir ifade.
Yaşamın sırrını öğrenmek ve bunu yaşayarak öğrenmek.
Nazım şiirinde bize soruyor yaşamayı öğrenen var mı diye.
İşte araştırmacı, kaşif diyelim, belgeselin başında sanki bu mısraya ithafen şöyle bir yorum yapıyor ve diyor ki belki de işin sırrını, uzun ömrün sırrını yani ölümü engellemeye
çalışarak değil de yaşamayı öğrenerek çözeceğiz.
Yaşamayı öğrenmek ne demek arkadaşlar?
Bu soruyu düşünürken kendi kendime dedim ki biz yaşamayı bilmiyorsak nasıl yaşıyoruz o zaman?
Gelişi güzel mi? Biraz durup düşünmek lazım bu soruyu.
Tam böyle felsefe yapılacak konuyu bulmuşum.
Ancak bu bölümde meseleyi biraz bu belgesel üzerinden ele alacağım.
Bahsettiğim kişi Dan Bündner National Geography araştırmacısı olarak dünyada 5 bölgeye gidiyor.
Bu gittiği yerler dünya üzerinde bilinen en uzun ömrü yaşayan insanların yaşam alanları.
Bu yerlerin bazıları ada, dağ, ücra yerlerken bazıları şehrin göbeğinde.
Görünürde çok farklı olsalar da kültürel ve yaşam şekli olarak hepsi ortak paydalarda buluşuyor.
Ben sadece bir bölgeden bahsedeceğim size.
Siz mutlaka diğerlerini de izleyin.
İnsan bazen sadece kendisi varmış bu hayatta gibi hissediyor.
Ama belgeseller görüş açımızı genişletiyor neyse ki.
Japonya'nın Hawaii'si olarak görülen bir yer var.
Okinawa adası. Hiç duymuş muydunuz burayı?
Ben yabancı vloglarda görmüştüm ama buranın parmakla gösterilen bir yer olduğunu bilmiyordum açıkçası.
Dan Bündner bu adanın birçok hanesini ziyaret edip insanların hayatını nasıl yaşadığına tanık oluyor.
Onlarla sohbet edip onlara sorular soruyor.
Yine ziyaret ettiği evlerden birinde yaşayan bir yaşlı teyze kaşifin dikkatini çekiyor ve bu kadın 101 yaşında, hayat dolu, dinç, komik bir kadın.
Kadına soruyor Umeto teyze senin gibi 101 yaşında ve sağlıklı olabilmem için ne yapmalıyım diye.
Yalnız soran da 61 yaşında yani Denbüttner'da baya fit yaşına göre.
Diyor ki Umeto teyze neşe.
Neşeni herkesle paylaş ve seni üzen şeylere takılma.
Gülümsemek bizim ömrümüzü uzatıyor diyor.
Sonra bu yaşlı kadın bizde tambura benzeyen bir enstrümanı alıp eline.
Başlıyor çalmaya. Şarkı söyleyip dans ediyor.
Ve yaptığı müzikte de gayet başarılı.
Hiç öyle eli titremiyor çalarken.
Çok özenli, çok dikkatli bir şekilde çalıyor enstrümanı.
Teyzenin bilissel ve fiziksel düzeydeki faaliyetleri o yaşta o kadar iyi bir şekilde yapabilmesi açıkçası beni bayağı etkiledi izlerken.
Benim anneannem yatalak ve bu kadından 10 yaş küçük.
İzlerken biraz üzüldüm de.
Uzun yaşamanın birinci sırrını böylece keşfetmiş oluyoruz arkadaşlar.
Neşe. Sonra bu insanlar ne yer ne içer diye araştırıyor Denbüttner.
Bakıyor ki insanların bedenini bu kadar sağlıklı tutan şey besin çeşitliliği.
Hatta mor tatlı patates denilen bir yiyecek var çok faydalı.
Onu mutlaka her gün yiyorlar.
Besin değeri çok yüksek ama düşük kalorili gıdaları tüketiyorlar.
Onlarda bir tabir var.
Bizim kültüre tanıdık geldi biraz.
İfade şu. Onda sekiz demekmiş.
Yani midelerinin yüzde seksenini doldurduklarında yemeği bırakıyorlar.
Ne dedik? Neşe ve gıda çeşitliliği uzun yaşam sırlarından ikisi.
Dan Bündner birçok kişinin evine misafir gidiyor.
Onların günlerini nasıl geçirdiklerine, neler yaptıklarına şahit oluyor.
Bakıyor ki bizde ayakta bile duramayacak insanlar.
Orada bahçede çiçeklerle, bitkilerle, dikiş nakışla uğraşıyor.
Sanatı, zanaati neyse her gün...
Bunun için çalışıyor, bununla meşgul oluyor.
Ve bu kişiler yürüyorlar, merdiven çıkıyorlar, evlerinde doğru düzgün sandalye yok.
Eğilip kalkıyorlar, çömeliyorlar, bağdaş kurup oturuyorlar.
Araştırmacı sonra anlıyor ki bu şekilde onlar alt ağırlık merkezlerini, vücutlarının alt ağırlık merkezlerini çok iyi hareket ettirdikleri için fiziksel olarak da egzersiz yapmış
oluyorlar. Yani vücutları daima aktif.
Ben şimdi bakıyorum bizim insanımıza.
Üç kişiden biri fıtık.
Bir yeri mutlaka ağrıyor.
Yani asansör kullanmadığı gün yok.
Sonraki uzun yaşam sırrı arkadaş edinmek, sosyalleşmek, onlarla bağ kurmak.
Benim anneannem şu an yatalak ama yine de hakkını yemeyeyim kadının 80 yaşlarındayken kendi işini görecek durumdaydı.
Ve komşuları hep onun bahçesinde akşamüstüleri böyle toplanırlardı.
Onu çok severlerdi. Zor ve yalnız bir hayatı vardı anneannemin.
Ama şimdi düşününce tansiyon hastası olduğu için hep dikkatli beslenir.
Daha doğrusu az yerdi.
Çiçekleriyle, kedileriyle uğraşır.
Meki koyası yapar. Ve dediğim gibi ahbapları ile her gün 1-2 saat oturur sohbet ederdi.
Ve pek çok yaşlıya göre çok iyi durumdaydı.
Yani Okinavalıların yaşam şeklini de bir şekilde sağlamasını görmüş oldum.
Amerika'da uzun bir süredir yalnızlık salgını olduğu söyleniyor.
Yalnızlık salgını. Salgının ismine bakın.
Ve yapılan araştırmalara göre yalnızlık beklenen yaşam süresinden 15 sene götürüyormuş.
Okinevalılar bir de bu yönden öndeler.
Arkadaş edinmek, sosyalleşmek bizim için bir ihtiyaç.
Arkadaşlar eve kapanmayalım.
Ve gelelim onların uzun yaşamlarının diğer sırına.
Okinevalılarda ikigai denilen bir kavram var.
İkigai bir tür gaye hissi, vazife.
İnsanların yaşamak için amaçları var.
Üretiyorlar. Her gün işlerini, uğraşlarını odaklanmış bir şekilde yapıyorlar.
Aslında biraz da akış haline gidiyorlar.
Çünkü emeklilik nedir bilmiyor bu insanlar.
Ne kadar trajikomik durumdayız ya değil mi?
Bizde de emeklilik ne zaman gelecek?
Ayına gününe kadar hesaplanıyor, bekleniyor böyle.
Dört gözle emekliliğini bekleyen insanlar var.
Belgeseli izlerken insan ister istemez bir kıyasa gidiyor.
Ve diyorlar ki hayat gayemizi kaybedersek ölürüz.
100 yaşına gelebilmek için ruhsal sağlığın kilit unsuru iki gayedir.
Sabahları ne için uyandıklarını biliyor bu insanlar.
Dünyayı kurtaran bir iş yapmıyorlar belki ama yaptıkları her işe kıymet verip özen gösteriyorlar.
Bizi yaşama bağlayan ne var bu hayatta?
Her gün yataktan kalkmak için sebebimiz var mı?
Üretmek, ben de varım burada demek için hangi gayeyi büyütüyoruz içimizde?
Bir video izlemiştim. Biraz eski bir video ama izleyenler mutlaka vardır.
Anthony Robbins 108 yaşındaki Alice Herzomer ile bir röportaj yapıyor.
Ve bu kadın Nazi toplama kampından sağ çıkabilmiş birisi.
Annesini babasını orada kaybediyor.
Yapılan bütün eziyetlere, psikolojik baskılara, açlığa rağmen hayata müziğiyle bağlanmış.
Ve o ortamda müzik yaparak akıl sağlığını korumuş.
Demek ki onun iki gayesi müzikmiş ve onun gücüyle yaşama dair umudunu kaybetmemiş.
Anthony Robbins soruyor Alice'e nasıl hayatta kaldın?
O kadar zorluğun içinden nasıl çıktın?
diye Alice Sommer diyor ki ben hep güldüm.
Yanımda 5,5 yaşında oğlum vardı yemek yemeye ihtiyacımın olmadığını düşündüm ve hep iyi şeylere odaklanıp herkes bitkin düşerken ben oğlumla hep gülümsedim diyor.
Neşenin, gülümsemenin, hayattaki zorluklara karşı ayakta durabilmek için duygu dünyamızı nasıl desteklediğini görüyoruz değil mi arkadaşlar?
Youtube'da Cehennemdeki Cennet isimli bu videoyu mutlaka izleyin.
12 dakikalık kısa bir video ama eminim sizi çok etkileyecek.
Okinavalılara geri dönersek ve en önemlisi şu ki uzun yaşam sırrı olarak sen önemlisin, bize lazımsın cümlelerini birbirlerine sık sık söylerlermiş.
İnsanlar daima amaç hissiyle dolu burada ve değerlerini biliyorlar.
Ben değerliyim ve yaptığım şey değerli.
Ben birileri için bir anlam ifade ediyorum.
Bunu hissediyorlar, bunu biliyorlar, bunu içselleştirmişler.
Bu çok müthiş bir şey ya bence.
Size böyle bir şey en son ne zaman söylendi?
Ya da kim söyledi?
Değer gören, değer gösteren ve değerini bilenlerin hayatı nasıl da yeşilleniyor değil mi?
Ben buradan şöyle bir şey çıkardım.
Şöyle bir çıkarımda bulundum daha doğrusu.
Mesele sadece yeme içme değil.
Bütünsel olarak iyi bir yaşam kalitesi içinde dengeyi tutturarak yaşamayı becerebilmek çok kıymetli.
Bu ne demek? Fiziksel, ruhsal, mental, duygusal olarak dengede bir hayat rutini tutturan insanlar bir de iki gayesini bulduysa başlarına kaza falan gelmezse zaten iyi ve uzun
bir hayat yaşıyor. Ve anlamlı da.
Ömrümüz uzun mu? Kısa mı?
Onu yaşarken bilemiyoruz aslında.
Ama Okinavalılardan ilhamlı şunu söyleyebiliriz.
Nazım Hikmet oraya bizden önce varmış zaten.
Ve demiş ki hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşıyoruz.
Yaşadım diyebilmek için.
Bunun üstüne aklıma gelen soruları size yönelterek bölümü bitirelim.
Bir hayat nasıl yaşanır?
Nasıl bir hayat yaşanmalı?
Ve nasıl bir hayat yaşadım dedirtir insana?
Sizin bu sorulara cevaplarınız neler?
Paylaşımlarınızı heyecanla bekliyor olacağım.
Çok sevgiler, hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
