
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Zor zamanlarında eli ilk önce kitaplarına gidenler için üç farklı kitap tavsiyesi.
Kendime Düşünceler - Marcus Aurelius
Kendimden Uzaklaşıyorum Sonra Tekrar Kendime Kavuşuyorum - Semih Uçar
Atomik Alışkanlık - James Clear
Ben Saati Instagram adresi: Ben Saati
Transkript
Altyazı M.K.
Merhabalar, yaşama, insana dair pek çok şey bulabileceğiniz Ben Saati'ne hoş geldiniz.
Ben Elif. Hepimizin zaman zaman kaygılardan, stresten uzaklaşmak istediği, sorunlarımızdan sıyrılmamıza yardımcı olacak bir şeyler aradığımız dönemler oluyor.
Önceki bölümlerde konuştuğumuz rutinler oluşturmak, duygusal dayanıklılığa nasıl sahip olabiliriz gibi konularla bile ilgilenmek istemediğimiz zor zamanlar geçirebiliyoruz.
Peki bu zor zamanlarda nelere yöneliyoruz?
Uyumaya mı yelteniyoruz mesela?
Yoksa çıkıp biraz yürüyüş ya da koşu mu yapıyoruz?
Sosyal medyaya, diziye, filme mi sarıyoruz?
Ya da balık tutmak, yüzmek gibi aktivitelerle kendimizi mi oyalıyoruz?
Ben zor zamanlarımda genellikle kendimi kitaplığımı karıştırırken buluyorum.
Sevdiğim kitaplarımı şöyle önüme alıp...
Altını çizdiğim satırları tekrar tekrar okumayı, o yazarların ifadelerinin bana bu kadar iyi hissettirmesini seviyorum.
Bundan yüzlerce yıl önce bile yaşamış olan insanlarla o duygudaşlığı yakalamak, o satırlarda kendime ait bir şeyler de bulabilmek beni hep çok etkiliyor.
Okumaktan başka yapacak işim, gidecek tek yerim yoktu.
Çünkü çevremde saygıya layık, beni kendine çekebilecek tek bir meşguliyet bulamıyorum diyen Dostoyevski'den de pek de farklı düşünmüyorum.
Bugün zor zamanlarda sürekli elimin gittiği, onlardan güç aldığım, yeniden yola devam etme isteğimi tazeleyen üç farklı kitapla geldim size.
İlk olarak Romalı yazar Marcus Aurelius'un Kendime Düşünceler kitabından bahsetmek istiyorum.
Yazarın yaşama dair düşünceleri, kendi kendine sorgulamaları sanki benimle konuşur içini döker gibi.
Beni bu kadar kitaba dahil etmesi, yazarın kendi düşüncelerimden sayılıp onun düşünceleri arasında bu kadar rahat dolaşabilme hissi bana bir motivasyon kaynağı
da oluyor. Bizi zor zamanlarımızda düştüğümüz o karamsar, kaotik, karışık düşüncelerden sarsarak da uyandırıyor aslında.
Şunu söylüyor.
Kendine gel.
Ayıl. Uykudan uyan.
Ve seni rahatsız eden şeylerin rüya olduğunun farkına var.
Yeniden uyanıksın.
Her şeyi önceki gibi gör artık.
Bazen önemli kararlar almanın eşeğinde.
Odağımızı kaybettiğimiz zamanlarda isteklerimizi, ihtiyaçlarımızı önceliğimiz haline getirmek için etraflıca düşünmeyi isteriz.
İşte tam da bu noktada kendimize hatırlatmamız gereken şeyi Aurelius şöyle ifade ediyor.
Yaşamanı bir bütün olarak düşünüp endişelenme.
İleride başına gelmesi muhtemel acı olayların hepsini de düşünme ve her durumda kendine şunu sor.
Bunda katlanılmaz, dayanılmaz olan ne?
Öyleyse kendine canını sıkan şeyin gelecek ya da geçmiş değil, şimdiki zaman olduğunu hatırlat.
Filozof İmparator olarak bilinen Marcus gün gün tuttuğu notlardan derliyor kitabını.
Amacı da başkalarına öğüt vermek değil, kendi düşüncelerini, iç dünyasını yazıya dökme ihtiyacından doğuyor kitap.
Düşüncelerini okuyan herkes aynı kanıya varmış olacak ki bilgi kral sıfatını kazanmış zaman içerisinde.
İkinci kitabımız çok ilham aldığım yazar Semih Uçar'a ait.
Zor zamanlarımda hissettiğim duygu, düşünce veya durumlardan uzaklaşmak isterken, kaçmak isterken yani.
Bir nevi kendimden de uzaklaştığımı fark ediyorum.
Ne zaman ki bu farkındalığı ediniyorum, bu sefer kendime yaklaşıyorum.
Semih'in kitabının ismi bile benim bu hislerime paralel.
Kendimden uzaklaşıyorum, sonra tekrar kendime kavuşuyorum.
Yazarın deyimiyle kitap bazen bir anadan ya yazarın bir yerlerde karşılaşıp etkilendiği bir pasajdan ya da çoğunluğun yaptığını görüp daha iyisiyle
değiştirebileceğini düşündüğü bir takım düşünce alışkanlıklarından yola çıkarak soruna cevap verdiği yazılardan oluşuyor.
Ve aslında yazar birilerinin yardıma ihtiyacı olduğunu sezip bu türden yazılarıyla kendince yardıma koşuyor.
Hepimizin günlük yaşamının büyük bir bölümünü işi oluşturuyor.
Her gün gidip geldiğimiz iş yerimiz, ortamımız, üstlerimiz, İş tanımımız, iş arkadaşlarımız hakkında belli yargılarımız var.
Bunların bazıları olumsuz tabii.
Mesleğimi seviyorum ama kazancımı sevmiyorum gibi.
Yeterince takdir görmüyorum.
Yaptığım iş görünmüyor.
Övgüyü de kazancı da başkaları alıyor dediğimiz zamanlar hiç olmuyor mu?
Böyle zamanlarda o kadar kaygılı ve stresli hissediyoruz ki istifa etmekle yeni bir iş bulamama korkusu arasında Git gel yaşıyoruz.
Bu yorucu sürece Semih şöyle bir öneri getiriyor.
Bir işi yaparken mutlu olmanıza rağmen o işi yapmanın sonucunda aldığınız tepki sizi mutlu etmiyorsa, düşük gelir, değerinizin bilinmemesi, özensizlik gibi
yapabileceğiniz en akıllıcı hareket o işi para karşılığında yapmayı hemen bırakmaktır.
Çünkü bir işin getirisi sizi mutlu etmiyorsa bir süre sonra o işi yaparken duyduğunuz hazı da yitirirsiniz.
Yaparken mutlu olmamıza karşın getirisiyle mutlu olmadığımız işler aslında getirisinin başkalarını mutlu ettiği işlerdir.
İşi biz yaparız ama getirisi başkalarını mutlu eder.
Kendisine saygı duyan insanlar olarak biz böyle işlerde yer almayız.
Biz yaparken mutlu olduğumuz getirisiyle de hem kendimizi hem de başkalarını mutlu ettiğimiz işlere bağlanırız.
Hiç bu açıdan bakmayı denemiş miydiniz?
Yazar bizim bu tür düşünce kalıplarından kurtulmamızı kolaylaştırıyor.
Zorlu süreçlerimizde de değerli olduğumuzu fark etmemizi amaçlıyor.
Bu değere sahip çıkmanın da ilk şartı tabii ki özgüvenimizi inşa etmek.
Özgüvenimizi güçlendirmek.
Ben kendimi ne zaman özgüven konusunda çekimsel hissetsem Semih'in satırlarına gidiyorum.
Kendime verdiğim sözleri hatırlatıyor bana.
Ona göre biri bize bir söz verir, sözünü tutar, ona güveniriz.
Biri bize bir söz verir ama sözünü tutmaz, ona güvenmeyiz.
Mesele bu kadar basit.
Kendimize güvenebilmemiz yani özgüven sahibi olabilmemiz için de bu süreci yaşamamız gerekiyor.
Önce kendimize söz vereceğiz.
Sonra bu sözü tutacağız.
Bu sayede de kendimize güveneceğiz.
Başka bir deyişle özgüven sahibi bir insan olacağız.
Kendimize verdiğimiz sözlerin özgüvenimizle ne ilgisi var diye düşünüyorsanız yazarımız şunu ekliyor.
Eğer kendinizi özgüvensiz buluyorsanız Geçmişte kendinizi bilerek veya bilmeden belli sözler vermiş ve bu sözleri tutmamışsınızdır.
Bu benim daha önce deneyimlemediğim bir bakış açısıydı açıkçası.
Bu kitap benim birçok yargımı değiştirmemi sağlayan, kendimle olan ilişkimi güzelleştiren bir kitap.
Semih Uçar edebi yazar, çevirmen, müzisyen ve aynı zamanda dil öğrenme uzmanı.
Bu özellikleriyle de yıllardır birçok kişiye ilham olmakta.
Kitabının yalın ve açık diliyle bize geçen samimi duygu ve düşünceleriyle herkesin kendinden bir şeyler bulabileceği bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Son kitabımız Atomik Alışkanlıklar James Clear'den.
Bu kitabın bendeki...
En büyük tesiri kendime dair, eylemlerime dair farkındalık kazandırmış olması.
Bu farkındalığı en çok da zorlu süreçlerden geçerken rutinlerimi uygulamakta, yeni bir alışkanlık edinmekte veya sonuç alamadığım alışkanlıklarımı düzenlemekte
bir rehber olarak görüyorum.
Defalarca ne yaparsak oyuz.
Bu yüzden mükemmellik bir eylem değil, alışkanlıktır demiş Aristoteles.
James de kitabında bunu baz alarak, bu ifadeyi baz alarak neyi sürekli yapıyorsak onunla kimlikleşmeye başladığımızı vurguluyor.
Çünkü içeride bir yerde sürekli yaptığımız şeylere uyumlanıp onları sahipleniyoruz biz.
Öğrenciler her gün okula gittiği için kendini öğrenciyim diye tanımlıyor mesela.
Zorlu süreçlerimde kendime dönüp Olduğum kişiden memnun hissetmediğimde rutinlerimi, davranışlarımı veya alışkanlıklarımı sorguluyorum.
Her alışkanlık sadece sonuç vermekle kalmaz.
Aynı zamanda size çok daha önemli bir şey öğretir.
Kendinize güvenmeyi derceğimiz.
Rutinler bize kendimizi güvenmeyi öğretir.
Sürekli yaptığımız, rutine bağladığımız eylemler o eylemi gerçekleştirdiğimize dair bize bir kanı sunar ve inancımızı besler.
Semih'in de söylediği gibi kendimize verdiğimiz sözü gerçekleştirerek kendimize güvenimizi kuvvetlendiririz.
Aramızda mutlaka pazartesi diyete başlıyorum, bu sefer kararlıyım deyip diyete başlayamayanlar vardır.
Çünkü diyete başlamak bir rutin oluşturmak anlamına da geliyor aynı zamanda.
O konfor alanından çıkıp yeni bir rutin oluşturmak hiç de öyle kolay bir şey değil.
James'in kitabında en sevdiğim şey, Alışkanlık edilmeyi sistematik bir şemada ele alması oldu.
Bu sistemi edinmek istediğiniz herhangi bir davranışta da uygulayabiliyorsunuz ve bu size çok iyi bir yol gösterici oluyor.
Kitap tek başına hedef koymanın yeterli olmadığını, süreçte de o hedefe hizmet eden davranışlar edinmenin önemini vurguluyor.
Bu süreçten de en etkili sonucu almanın iyi bir sistem oluşturmakla, mümkün olacağını bize gösteriyor.
Bununla ilgili şöyle güzel bir örnek var kitapta.
Müzisyenseniz hedefiniz yeni bir parçayı çalmak olabilir.
Ancak sisteminiz ise ne kadar sık pratik yaptığınız, farklı ölçüleri nasıl parçalara bölüp çaldığınız ve eğitmeninizden nasıl geri bildirim aldığınıza
bağlıdır. Ve yine vurgulayalım burada.
Bize o parçayı doğru şekilde çalabilme sonucunu getiren şey, Esasında kurduğumuz sistemdir.
Konuşmacı, yazar, eski beyzbol oyuncusu James Clear kendi hayatında da çeşitli zorlu süreçlerden geçmiş bir insan olarak şu an en çok satan
yazarlardan birisi.
Amacı nasıl daha iyi alışkanlıklar edinerek daha iyi kararlar verebileceğimiz ve bunların sonucunda nasıl daha iyi hayatlar yaşayabileceğimizi.
Bize göstermek. Bu sebeple zorlu süreçlerinizde yolunuza ışık tutacak bir kitap olduğuna inanıyorum.
Bu bölümde zorlandığım zamanlarda elimin gittiği bazı kitaplardan bahsetmek istedim size.
Sizin de bu süreçlerinizde olmazsa olmazlarınız neler merak ediyorum.
Geri dönüşlerinizde heyecanla bekliyor olacağım.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
