
Bu bölümde, hakkımda en çok merak edilen konulara değiniyorum. En sık aldığım sorulardan biri olan podcast yapmaya nasıl başladığımı ve bu süreçteki kendi yolculuğumu paylaşıyorum.
Transkript
Herkese merhaba, Ben Saati'ne.
Hoş geldiniz, ben Elif.
Bu bölümde rutinden biraz çıkalım istedim.
3 senedir içerik üretiyorum.
150 bölüme ulaştık herhalde podcast bölümlerinde.
Ama kendi hakkımda detaylı bilgi verdiğim...
Şöyle derli toplu bir bölüm hiç yayınlamamışım.
Dedim ki bu hafta bu açığı kapatalım ve bana en sık sorulan soruları yanıtlayayım.
En çok merak edilen konuları biraz açayım istedim.
Eğitim hayatım, mesleğim, podcast'e nasıl başladığım en sık sorulan, en çok merak edilen konular arasında.
Öğretmen olduğumdan, İngilizce öğretmen olduğumdan zaten bahsediyorum ara ara yeri geldiğince bölümlerde.
Üniversitemden bahsetmem gerekirse Eskişehir Anadolu Üniversitesi'ne mezunuyum.
İyi ki de oradan mezun olmuşum.
Çok severek bitirdim okulu, eğitim fakültesini.
Okulumu çok seviyordum, Eskişehir'i çok seviyordum ve bana çok fazla katkısı oldu diyebilirim.
Küçük bir yerde yetiştim ben.
Fazla bir imkanım yoktu böyle sosyal faaliyetlere vesaire.
Direkt zaten üniversiteye attım kendimi ve başka bir ile gelerek.
İyi ki de öyle yapmışım ve iyi ki de Eskişehir olmuş.
Çünkü orada okuyanlar bilir, oradan mezun olanlar bilir zaten ne demek istediğimi anlarlar.
Orada çok fazla sosyal faaliyet var ve öğrencilerin...
ulaşabileceği şekilde ekonomik açısından gayet uygun, makul.
Ben de o dönemde üniversiteye başladığımda biraz sudan çıkmış balık gibiydim zaten ve kaygılarım vardı, anksiyete yaşıyordum.
Farklı bir yerden, küçük bir yerden geldiğim için.
Ki Eskişehir zaten çok büyük bir yer değil ama ben öyle bir çocuktum diyeyim.
Ve kendimi fazla tanımıyordum.
Üniversiteye gelince önce bir afalladım.
Sonra bu sosyal faaliyetlere katılarak açıkçası o kaygılardan, korkulardan biraz arınmaya başladım.
Neden bu kadar geriye gidiyorum?
Çünkü hani şöyle bir soru da var geliyor bana hani kendinizi nasıl yetiştirdiniz?
Neler yaptınız? İşte bu ta o zamanlara dayanıyor aslında.
Üniversite zamanlarına dayanıyor.
Tabii ki sadece bir bölüm bitirdim ve şu anki Elif oldum demiyorum.
Ben kendime çok emek verdim.
Yani üniversite eğitimi bunun onda biri kadardır diyebilirim.
Daha bile az olabilir. Ama imkanları iyi değerlendirdim diyebilirim.
Şu anki aklım olsa çok daha farklı bir üniversite hayatı yaşardım.
Daha da güzel değerlendirirdim.
Ama orası bana bir kapı açtı.
Kendimi tanımam, anlamam için bana yol gösterdi.
Çok fazla imkan vardı dediğim gibi.
Hani ben kendimi çok tanımıyordum, çok anlamıyordum ama çok yönlü bir çocuk olduğumu, genç olduğumu biliyordum, hissediyordum.
Hiçbir zaman sadece okuduğum bölümle yetinmedim.
Başka alanlarda da merakım vardı.
O alanlarla ilgili dersler alıyordum.
Üniversitede başka bölümlerden dersler alıyordum.
İşte mitoloji, felsefe, edebiyat dersleri alıyordum.
Başka diller öğrenmeye çalışıyordum.
İçimde böyle bir arayış vardı açıkçası.
Kendimi anlamaya çalışıyordum, kendimi tanımaya çalışıyordum.
Kişisel gelişim de zaten hayatıma o dönemde girmeye başladı.
Sahafları dolaşıyordum ve ennegram, kişilik analizleri vs.
Bu tarz kitapları okuyordum ki bu bayağı eski bir tarih.
Yani şöyle bir 20 yıl öncesinden bahsediyorum.
Ve hani çok bilinmeyen kitaplar.
Ben nedense gidip onları buluyordum, okuyordum.
Kendimi anlamaya, keşfetmeye bilmediğim yönlerimi çıkarmaya çalışıyordum.
Böyle bir arayışta olunca zaten karşısına çıkıyor.
Daha sonra... Konserlere falan gittim üniversitede, tiyatrolara, sosyal faaliyetlere çok fazla katıldım.
Bu benim ruhumu beslemeye başladı.
Çünkü dediğim gibi o kaygılardan, korkulardan bir şekilde arınmam gerekiyordu.
Ya antidepresan kullanacaktım ya sosyal yönümü besleyecektim.
Ben o tarafı tercih ettim dediğim gibi.
Ve bir taraftan da işte kitaplar okuyorum dedi, araştırmalar yapıyorum.
Üniversitemizin çok güzel bir kütüphanesi vardı dört katlı.
Ben hep oradaydım zaten gece gündüz.
Bir gün... Bir kurs karşıma çıktı.
Ney kursu, müzik kursu.
Ve ben o dönemde ney müziğini çok, ney sesini çok seviyordum.
Ney eserlerini de dinliyordum.
Yansımalar diye bir grup vardı.
O bana çok iyi geliyordu böyle.
Kaygılı hissettiğimde onu dinliyordum.
O müzikleri dinliyordum. İşte uyumadan önce falan ney sesi dinliyordum.
Kursla karşılaşınca dedim ki ben buna gideyim.
Belediyenin kursuydu. Gittim.
Daha sonra... Başka bir hocadan ders aldım.
Niyazi Sayın ekolünden.
Niyazi Sayın zaten duayendir bu alanda.
Onun ekolünden de işte bursumdan biriktirerek üniversite dördüncü sınıfta hem KPSH hazırlanıyorum hem NEY kursuna gidiyorum.
Bu şekilde müzik ile de uğraşmaya başladım.
Ve benim şurada göstereyim size.
Daha önce bahsetmediğim bir yönüm bu.
İki tane NEY'im var. Biri kız NEY, biri Mansur.
Bu alanda da 5-6 yıl kadar emek verdim diyebilirim.
Orada eğitim aldım.
Güzel bir müzik eğitimi aldım.
İşte bir taraftan atanmaya çalışıyorum.
KPS'ye gidiyorum.
Stres falan. Neyse o aşamaları da atlattık.
İşe başladım. Ama tabii çok stresliydim.
Yani acayip stresliydim.
İşe başlayınca biraz rahatladım.
Para kazanmaya başlayınca yine bu hobilere döndüm.
Ama bana tabii yetmiyor. Yani sadece meslek, o mesleği yapmak, para kazanmak yetmiyordu.
Yani daha fazlası olabilir.
Ne olabilir? Şimdi bunun bir sebebi şu.
Ben küçük yaşta dediğim gibi belli faaliyetlere katılamadığım için sadece okuldan eve evden okula gidiyordum.
Ve kendimi çok çocukken geliştiremedim açıkçası.
Hani şunu yapabilirim, işte şu spor aktivitesine katılırım, işte şu halk oyunlarına giderim.
Bunları ben yapamadım. O yüzden kendimle ilgili en ufak böyle güzel...
Güzel bir şey fark ettiğimde o yönü beslemeye çalışıyordum.
Müzik de böyle oldu. Ve maymun iştahlık falan da yapmıyordum.
Başladığım bir şey uzun süre devam ettiriyordum.
5 sene kadar zaten dediğim gibi müzik vardı hayatımda.
Yine tabii ki kitaplar vardı.
Eskişehir'de başka başka atölyeler işte filan da vardı.
Onlara da katılıyordum. Şu an hatırlamadığım çok şey olabilir.
Ama temelde aklımda kalanları söylemek istiyorum.
Sonra İstanbul'a geldiğimde daha güzel devam etti benim bu müzik eğitimim.
Niyazi Sayın'ın kendisiyle tanıştım.
Çok güzel oldu. Süleyman Ergüner diye bir hoca müzisyen de var tabii ki.
Kutsi Ergüner. Bu isimleri belki biliyorsunuzdur.
Süleyman Ergüner'le bir röportaj yaptık.
Üniversite öğrencisiyken bir araştırma ödevim vardı.
Ney üzerine yaptım? İlgi alanı olunca her şeyi onunla ilgili yapmak istiyorsun.
İstanbul'a gelip bu kişiyle...
Ki o da artık doğayan bir neyzendir.
Onunla görüşüp röportaj yapmıştım.
Tabii bu bana İstanbul'a gelmem için de bazı sinyalleri verdi.
Dedim ki ben İstanbul'a geleyim.
Burada çok fazla şey var. Kendimi geliştiririm.
Yapmak istediğim çok şey var. Onları yapabilirim vesaire diye.
İstanbul'a gelince de dediğim gibi Niyazi Sayın'la tanıştım.
Onun öğrencisinden dersler aldım.
Sonra... Pandemiden önceydi, pandemiden önceydi evet.
Baktım ki müzik dışında bir şeyler daha yapmak istiyorum.
Okuyorum, öğreniyorum, biraz da yazayım, yazmayı öğreneyim.
Yani doğru şekilde işte öyküler yazayım, şiir yazmayı öğreneyim, denemeler yazayım falan istiyordum.
Beni çünkü çok etkiliyordu güzel bir öykü, güzel bir roman.
Bunlar çok etkiliyordu. Ben de yapabilirim diye hissediyordum.
Bir de benim şöyle bir sağlatma yöntemim var.
Çok üzüldüğümde, çok acı çektiğimde bunu yazarak atlatıyorum, öyküleştiriyorum.
Bu kendi kendime keşfettiğim bir yöntemdi.
Bu şekilde yazmaya da başladım aslında.
Sonra Ali Ural'ın yazı-şiir atölyesiyle karşılaştım.
Zaten İstanbul'a gelmeden önce doğuda görev yaparken...
Radyoda Ali Hoca'nın derslerini dinliyordum.
Diyordum kendi içimden yani İstanbul'a gittiğimde inşallah karşılaşırım dersi, ondan dersler alırım, onun öğrencisi olurum diye.
Sonra neyse ki tabii ben de araştırıyorum yani direkt karşıma da çip var.
Araştırdığım için de karşılaşıyorum.
Bu yazı şiir atölyesine de başladım.
Ne'ye biraz ara verdim ve yazıya döndüm.
Okumalar, araştırmalar, analizler yapa yapa bir 4-5 sene Ali Hoca'nın tedrisatından geçtik.
Onun öğrencisi oldum ve Şule yayınlarının da zaten başında olduğu için oranın da yöneticisi sahibi olduğu için sağ olsun bana bir yol açtı.
Dedi ki sen güzel çeviriler yapıyorsun.
George Orwell'ın iki eserini çevir.
Burma günleriyle 1984.
Bana böyle bir alan açtı çok sağ olsun ve basın yayın dünyasında neler yapabileceğimi ilk bu adımlarla.
hani öğrenmeye başladım diyebilirim.
Bunlar benim ilk adımlarımdı.
Tabii dergilerde de işte bir takım şiirlerim, işte öykülerim yayınlandı.
Bunlar da çok güzel oldu benim için.
Böyle deneyimlerim de oldu.
Bir beş sene dediğim gibi oraya da emek verdim.
Pandemi öncesinde bu kitapları çevirdim.
İyi ki de yapmışım aslında.
Çünkü merak ediyordum.
Yani acaba çeviri alanına mı yönelsem diyordum.
Denemesem bilmeyecektim.
Zaten okuduğum...
Alan ve yöneldiğim şeyler birbirinden çok kopuk şeyler değil.
Alanlar değil. Daha böyle beni besleyerek devam etti.
Sonra pandemi geldiğinde herkes ekmek yapmaya başladı.
Yabancı dil öğrenmeye başladım.
Ben de dedim ki öykülerimi biraz daha güçlendireyim.
Yazı dilimi biraz daha güçlendireyim.
Film okuluna gideyim dedim. Film okulu online tabii.
İki kur film okuluna devam ettim.
Kimden eğitim aldım onu da söyleyeyim.
O zamanlar beni çok heyecanlandırmıştı bu.
Onur Ünlü ile Funda Alp senarist hocalarımız oldu.
Çok güzel bir eğitim verdiler bize.
Senaryo yazmayı öğrettiler.
İşte filmi analiz etmeyi, filmi okumayı, anlamayı vesaire bir sürü detay şey öğrendim orada.
Senaryo yazmayı da o şekilde pandemiyi değerlendirerek öğrenmiş oldum.
Ve birçok alandan arkadaşım oldu.
Farklı meslek gruplarından.
Hatta senaryo ekiplerimiz bile var.
Hala görüşüyoruz o arkadaşlarla.
Beraber senaryolar yazdık.
Dizi senaryolarımız var.
İşte kanallara yolladık.
Benim bir tane projem var.
Dizi, hem dizi hem film.
Bunu yarışmalara, altın portakal yarışmalarına falan yolladım.
Bunlar benim için çok güzel deneyimlerdi.
Neyi yapıp neyi yapmak istemediğimi de anladım.
Hem de insan katman katman, yani öyle sadece bir alanda sıkışıp kalmanın çok anlamsız ve manasız olduğunu Ama tabii dalanıp budaklanmak ayrı bir şey ama bu yaptığım,
denediğim şeylerde hep Elif'in başka yönlerini gördüm.
Ve dahasını yapabileceğimi fark ettim.
Ne kadar kaygılı bir insan olsam, ne kadar ansiyete, krizlerine girsem de bir şekilde o potansiyeli akıtmaya çalıştım diyebilirim.
Kendinizi nasıl yetiştirdiniz?
İşte böyle uğraşarak, eğitimlere katılarak.
Benim işte evim, arabam vesaire olmadı.
Çünkü ben hep paramı ya seyahate yatırıyordum ya eğitimlere yatırıyordum.
Şu an çok şükür bir arabam var ama daha henüz bir evim yok.
Çünkü dediğim gibi paramı hep başka şeylere yatırdığım için, kendime yatırdığım için.
Bakalım o da olur bir gün.
Sonrasında o atölyelerden de hani ayrıldık bitti.
Devam ettik. Arada görüşüyoruz o arkadaşlarla.
İşte çevremiz oldu, networkumuz oldu.
Ve 30'lu yaşlara geldik.
Bende bir buhran oluştu.
Şimdi neden podcast yapıyorum?
Nasıl oraya geçtim?
Biraz bunu da anlatmak istiyorum.
O kırılma anını çok merak ediyor.
Dinleyenlerim çok fazla soru geliyor.
Tabii psikoloji alanında da çok fazla okuyorum.
Psikoloji beni çok içine çekti.
İmkanım olsa kendimi okutabilseydim gerçekten de psikoloji de okumak istiyordum.
Hatta bölümleri ilk dinleyenler böyle ilk başlarda beni psikolog zannedip sizinle görüşmek istiyorum, seans istiyorum diyenler oldu.
Öyle zannetmişler. Demek ki güven veren bir yerden konuşmuşum.
Tabii çok fazla araştırıyorum.
Okuyorum bir süzgeçten geçiyor onlar.
İnanmadığım şeyleri çok aktarmıyorum aslında.
O yüzden de karşıya bir güven veriyor demek ki.
O güveni vermek de güzel.
Biraz da öğretmenliğin verdiği bazı hani ne diyeyim.
Benefitler de var, faydalar da var, konuşma tarzı vs.
Neyse ben daha podcast yapmayı düşünmedim ama bir şeyler yapmak istiyorum, üretmek istiyorum.
O 30'lu yaşlara girince o hissettiğim buhrandan bir şekilde çıkmak istiyorum.
Ama mesleki anlamda doyum hissetmiyorum.
Sıkıldığımı fark ettiğim bir dönemdeyim.
Zorlu bir ilişki yaşıyorum ve ne yapacağımı bilmiyorum.
İşte o güncelleme, 30'lu yaş güncellemesi öyle bir bölüm yapmıştım.
Beni bayağı bir vurdu. Ne yapacağım?
İşte özel hayatımda ne yapacağım?
Gelecekte ne yapacağım? İşte ben bu işi yapmak istiyor muyum falan gibi.
Tabii ki de yaptığım işi seviyorum.
Eğitim, öğretmenlik bunlar benim sevdiğim şeyler.
Burada da olmaktan mutluyum.
Ama yetmiyor yani yeterli gelmiyordu.
Benim için bu böyle yani.
Herkes için farklı olabilir.
Ondan sonra düşündüm yazıya mı yönelsem?
Ne yapsam diye böyle.
Dedim ki ben zaten hali hazırda anlatıyorum.
Bu podcastta anlattığım içerikleri ben zaten işte teneffüste gördüğüm öğrencilere, arkadaşlarla çay içerken onlara, bazen aileme, etrafıma hep anlatıyorum.
Zaten bölümleri ben bölümlere başlamadan önce de bu içerikleri bir şekilde insanlara anlatıyorum.
Gerçekten çok da anlatıyordum yani böyle hemen hani konu oraya geliyordu.
Hemen böyle aktarıyordum.
İşte gezdiğim yerleri anlatıyordum.
Kitapları anlatıyordum.
Öğrendiğim kavramları anlatıyordum.
Dedim ki bari ben bunu ilgisi olan, dinlemek isteyen kişilere anlatayım.
Böyle oradan buradan insanları çekiştirmeyeyim de.
Çünkü anlatmak hoşuma gidiyordu.
Böyle bir istek vardı içimde.
Zaten bir noktada artık o bilgiyi alıyorsun, alıyorsun, alıyorsun.
Böyle hamal gibi. Eğer sen onu böyle boşaltmazsan, açığa çıkarmazsan o sana yük oluyor.
Bir şekilde ortaya koyman lazım.
Ve dedim ki podcast yapayım.
Çok da zormuş aslında.
İlk başta çok zorlandım.
Anlatmak benim için kolay.
Yıllardır anlatıyorum ama mikrofonu almak, neyi nasıl anlatacağını organize etmek, araştırmalar yapmak falan biraz daha derli toplu olması, biraz da mükemmel yetişiklik var,
düzgün olsun işim, yaptığım şey kaygısı da var.
Bunlar biraz beni zorlasa da.
Çok şükür bugünlere geldik diyebilirim.
Ve ses tonumun iyi olduğunu hani bana gelen yorumlardan böyle düşünüyorum.
Yeni fark ettim açıkçası podcast ile beraber fark ettim.
Ya bana çok iyi geliyor ses tonu sabahları senle güne başlıyorum falan demeniz çok hoşuma gitmeye başladı.
Kendimle ilgili böyle bir bilgi yoktu yani bende farkındalık yoktu.
Hatta sonra siz öyle deyince.
Sesin çok etkileyici, çok iyi geliyor, yatıştırıyor beni deyince ben de bazen öfkelendiğimde, sinirlendiğimde açıp kendi bölümlerimi dinliyorum.
Herhalde o flikans iyi geliyor size.
Bana da iyi geliyor çünkü kendi sesim.
Sanki başkası anlatıyormuş gibi.
Bu şekilde başladı podcast.
Ama neden ben saati derseniz yine o 30'lu yaşlarımda benim gene bu buhranlarımın olduğu zamanlarda kafam çok dolu, bedenim kaskatı.
Ve odaklanamıyorum, ne yapacağımı bilmiyorum.
Ve yavaşlamam gerektiğini, durmam gerektiğini, es vermem gerektiğini o zamanlarda anlamaya başladım ben.
Ve rutinler koydum, ritüeller koydum sabah, akşam bunları deniyordum.
Ve İngilizce'de me time diye bir kavram var aslında biliyorsunuz.
Benim zamanım, benim saatim.
Kendime ayırdığım bu özel zamanları arttırmaya başladım.
Baktım ki bana iyi geliyor, ruhuma iyi geliyor.
Dedim ki ben bunları insanlarla paylaşayım.
Podcast'tan önce sayfayı açtım zaten.
Ben saatini, bu konsepti oluşturdum.
Sonra podcastler gelmeye başladı.
Birazcık dinlendikten sonra, sakinleştikten sonra dedim ki artık tamam anlatayım.
İyi yaşam nedir?
Yürümek, uyumak bunlardan başladım.
Bu rutinlerden başladım.
İyi yaşam aktivitelerini anlatırken de konu buralara geldi.
Aslında podcast'ı neden podcast diye sorarsanız benim çok fazla ilgi alanım vardı.
Hepsini kucaklayabildiğim, özgürce anlatabildiğim bir alan olsun istedim.
Bu hani podcast ortaya çıktı.
Buradan nereye evrildi bilmiyorum ama podcast sayesinde çok muazzam kişilerle tanıştım.
Konuklu bölümlerimi dinleyenler biliyorlar.
Aklıma bile gelmeyecek kişilerle tanıştım diyebilirim.
Mümin Sekman, bir tanesi Sinan Canan ve başka değerli isimler.
Mümin Sekman da sağ olsun ki yine podcast sayesinde tanıştığım bir isimdir.
Hatta... O beni keşfetti diyebilirim.
Ben gidip onu araştırmadım ama kitaplarını okuyordum.
Hatta bölümlerin ilk bölümlerde irade ile ilgili bir bölüm yapmıştım galiba.
İrade olması lazım.
Kitapları da okumuştum.
Uzaktan bir eğitimini dinlemiştim ve o bölümü oluşturmuştum.
Asistanı... O bölümü görüyor.
Daha ilk bölümlerde Spotify'dan nasıl fark etti bilmiyorum.
Dinliyor. Bizim eğitmenlerin anlattığı şeyler.
Hemen hocaya gönderiyor.
Mümin Bey'e gönderiyor. Hocam işte böyle birisi var ve sizin eğitimlerinizden bazı konuları anlatmış diye.
Mümin Hoca da beğeniyor benim anlatma şeklimi.
Bizim eğitimimize katılmadı ama nasıl bunları bu kadar iyi anlatabiliyor deyince bana ulaştı.
Ben de tabii bu fırsatı kaçırmadım.
Tanıştım. Kitaplarımı imzalattım ve onun hazırladığı başarı eğitimine katıldım.
İyi ki de katılmışım çünkü hayatımın dönüm noktalarından bir tanesi de bu oldu.
Ben çok çalışkan bir insanım.
Bir şeyleri başlatmayı çok kolay yapabiliyorum ama bir şeyleri sürdürürken çok yoruluyorum.
Sonunu getirirken çok yoruluyordum.
Yani o içsel dayanıklılık, irade, disiplin bu konularda benim eksiğim vardı.
Emek veriyordum kendime ama çok duygusala da kaçıyordum açıkçası.
Melankoliyi de kaçıyordum. Ama bu eğitimle, Mümin Hoca'dan aldığım eğitimle ve sağ olsun bölümlerime konuk oldu.
Bu başarı eğitimiyle o içsel liderliği de yavaş yavaş içimde kurmaya başladım.
Ve podcast aslında bu kadar sene, 3 senedir devam etme bir sebebi de kendi içimdeki o kasları...
dayanıklılık kasları, rezil yansı arttırmaya çalışmam.
Ben Saati'nin de buna katkısı çok fazla.
Kendimi tanırken arada es vermek, molalar vermek ne kadar önemliymiş bunu da anlamış oldum.
Şimdiye kadar hani anlattıklarım biraz uzun oldu galiba.
Yani 20 dakika falan oldu ama genel hatlarıyla hani eğitimlerim, kendimi nasıl yetiştirdiğim ve podcast'e nasıl başladığım bu şekilde.
Tabii aralarda başka hikayeler de var ama onları da yeri geldiğince anlatmak isterim.
Çok da sıkmak istemiyorum.
Çok uzun olduğunda dikkat dağılıyor çünkü.
Aşağı yukarı bir fikriniz olmuştur diye düşünüyorum.
Umarım hoşunuza gitmiştir bu içerik.
Yine merak ettiğiniz başka sorular olursa bekliyorum.
Ben Saati burada sona eriyor.
Çok sevgiler, selamlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
