
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde çok sık yapılan düşünce hatalarından bahsediyoruz.
Ben saati Instagram adresi: https://www.instagram.com/ben_saati/
Transkript
Merhabalar, yaşama, insana dair pek çok şey bulabileceğiniz Ben Saati'ne hoş geldiniz.
Ben Elif. Bugün Ben İlizyonu serisinin ikinci bölümü ile sizlere sesleniyorum.
Bir önceki bölümde benlik algısını anlatırken hepimizi sihirbaz ilan etmiştim.
Düşüncelerimizle kendimizi bir ilizyonun içine hapsedip benlik inşa ettiğimizi ve bunun sonucu olarak gerçekliğimizi nasıl oluşturduğumuzu aktarmıştım.
Bu bölümde de düşüncelerimizdeki virüslerden bahsetmek istiyorum.
Bilim insanları beynimizi bir bilgisayara benzetebildiğine göre düşüncelere virüs bulaşması bence mümkün.
Konuya girmeden önce durun size bir hikaye anlatayım.
Biraz bilinen bir hikaye ama bir de benden dinleyin lütfen.
Zamanın birinde bir köyde yaşayan yaşlı ve çok fakir bir adam varmış.
Fakirliğine rağmen kral bile onu kıskanırmış.
Zira dillere de destan bir beyaz atı varmış.
Kral bu at için ihtiyara neredeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş.
Ama ihtiyar bir türlü satmaya yanaşmayıp bu at bir at değil benim için.
Bir dost, insan dostunu satar mı demiş hep.
Bir sabah kalkmışlar, at ortalarda yok.
Köylü ihtiyara, seni ihtiyar bunak.
Bu atı sana bırakmayacakları ve çalacakları belliydi.
Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın.
Şimdi ne paran var, ne de atın demişler.
İhtiyar da, karar vermek için acele etmeyin.
Bildiğimiz sadece atın kayıp olması, ondan ötesi...
sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar.
Atımın kaybolması bir talihsizlik mi yoksa bir şans mı?
Bunu henüz bilmiyoruz.
Çünkü bu olay henüz bir başlangıç.
Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez.
Köylüler ihtiyar buna kahkahalarla gülmüşler.
Aradan on beş gün geçmeden at bir gece ansızın döner.
Meğer çalınmamış dağlara gitmiş kendi başına.
Dönerken de valideki on iki vahşi atı peşine takıp getirmiş.
Bunu gören köylüler toplanıp ihtiyara babalık sen haklı çıktın.
Atının kaybolması bir tarihsizlik değil.
Adeta bir devlet kuşuymuş senin için.
Şimdi bir at sürünü var diyerek özür dilemişler.
İhtiyar karar vermek için gene acele ediyorsunuz.
Sadece atın geri döndüğünü söyleyin.
Bilinen gerçek sadece bu ve bu daha başlangıç arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez.
Bir hafta geçmeden Vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşüp ayağını kırmış.
Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış.
Köylüler gene ihtiyara gelip bu atlar yüzünden tek oğlun bacağını uzun süre kullanamayacak.
Oysa sana bakacak başka kimsen de yok.
Şimdi eskisinden daha fakir daha zavallı olacaksın demişler.
İhtiyar, siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz.
O kadar acele etmeyin.
Oğlum bacağını kırdı.
Gerçek bu. Ötesi sizin verdiğiniz karar.
Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı sizin bildirilmez.
Birkaç hafta sonra düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış.
Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış.
Köye gelen görevliler ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almış.
Köyü matem sarmış.
Çünkü savaşın kazanılmasına imkan yokmuş.
Giden gençlerin ya öleceğini ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş.
Köylüler ihtiyara gelip gene haklı olduğun kanıtlandı.
Oğlunun bacağı kırık ama hiç değilse yanında.
Oysa bizimkiler belki asla geri dönemeyecekler.
Oğlunun bacağının kırılması talihsizlik değil şansmış meğer.
İhtiyar siz erken karar vermeye devam edin.
Oysa ne olacağını kimseler bilemez.
Bilinen bir tek gerçek var.
Benim oğlum yanımda.
Sizinkiler askerde ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece Allah bilir.
Acele karar vermeyin.
Bu hikayede köylülerin her durum üzerine nasıl hemen yorum yaptıklarını, olaylardan ya çok iyi ya da çok kötü sonuçlar çıkardığını gördük.
Ama ihtiyarın ısrarla söylediği bir şey vardı.
Orayı yakalayabildiniz mi?
Ne diyordu? Erken karar veriyorsunuz.
Sadece olana, gerçeğe bakın.
Gerçek nedir?
Atın kaçması gerçek, kaçmasının kötü ya da iyi bir netice olması bizim sadece yorumumuz.
Daha o sonuç görmedik ama biz öyle olduğuna inanıyoruz.
Mindfulness'da da sıkça sorulan bir sorudur bu.
Gerçek nedir? Bu soru aklımızın bir köşesinde beklesin şimdilik.
Hani ben ilizyonunda kendimize söylediğimiz, inandığımız ve çok sık düşündüğümüz şeyler bir süre sonra davranışlarımıza ve gerçekliğimize yansıyor ya, işte bizim dışarıyı yorumlama şeklimiz
de bizim ilizyonumuzun bir parçasını oluşturuyor.
Dışarıda yaşanan her neyse onu iyi ya da kötü olarak etiketleyerek öyle olduğuna inandığımızda, bakın bu ayna nöronlarla ve davranışlarımızla hemen dışarıya yansıyor.
Ve gerçekten düşündüğümüz şeyi yaşayabiliyoruz.
Zihnimizden geçen bizimle ya da dışarısıyla ilgili her düşünce doğru mu?
Bunu bilmiyoruz ki.
Ya değilse? Hatırlayın.
Önceki bölümde kendinize bu soruyu hep sorun demiştim.
Ya öyle değilse? İşte burada devreye çok sık yapılan düşünce hataları giriyor.
Bunlar viral virüs gibi bakış açımızı eğip büküyor, gerçeği çarpıtabiliyor.
Sonuç olarak da biz o gördüğümüz şeyin düşündüğümüz gibi olduğuna inanıp ilizyon oyununu oynamaya çoktan başlamış oluyoruz.
Bir film vardı, Bakış Açısı diye.
Filmin ana konusu Amerikan başkanına düzenlenen suikast.
Biz filmde ilk olarak gazeteci gözüyle bu suikastı görüyoruz.
Sonra film geri sarıyor ve bu sefer başkanı korumakla görevli kişinin gözünden suikastı izliyoruz.
Sonra film tekrar geri sarıyor.
Ve bu kez suikastı izleyen birinin gözünden daha o suikastı nasıl gerçekleştiğini derken yaklaşık 7 kişinin bakış açısı ile aynı olaya bakıp suikastın
tüm gerçeklerini görüyoruz.
Ve izlerken şunu anlıyoruz.
Birbirinden ne kadar farklı görüyorlar olayı insanlar ve ne kadar farklı yorumluyorlar.
Vaktiniz varsa bu filmi izlemenizi tavsiye ederim.
Bakış açımız, olayları yorumlayış şeklimiz diğer taraftan da iletişimimizi etkiliyor.
İlk önce kendimizle sonra da dış dünyayla kurduğumuz iletişim düşünce hatalarımızdan nasibini alıyor.
Nitekim sağlıklı bir iletişimi başlatmak ve sürdürmek için güçlü bir bilister kapasiteye ihtiyacımız vardır.
Yani bize aktarılanı doğru anlamak ve geri yansıtmak doğru iletişimin en önemli unsurlarıdır.
İletişimde en önemli noktalardan biri az önce bahsettiğim gibi karşımızdakinin söylediklerini, sözlerini, davranışlarını nasıl algıladığımızdır.
Durumlara verdiğimiz tepkiler bizim algılarımız ve düşünce biçimlerimiz sonrasında oluşur.
Yani gerçekliğimiz.
Durumlara verdiğimiz tepkilerden sonra artık Gerçekliğimiz oluşmuş oluyor.
Bu noktada hepimizin sahip olduğu bazı kalıplaşmış düşünce biçimleri vardır.
Bunlara düşünce hataları veya bilissel çarpıtmalar da denilir.
Peki bu en sık yapılan düşünce hataları neymiş?
Birlikte bakalım mı? Bunlara Beyhan Budak düşünce virüsleri adı da vermiş.
Ben de bu bölümün başlığını o şekilde kullandım, o şekilde söyledim.
Bana daha anlamlı geldi, aklımda daha...
kolay kaldı. Bunlardan birincisi aşırı genelleme.
Bireyin tek bir duruma bakarak diğer tüm kişiler ya da durumlar için genelleme yapmasıdır.
Örneğin ilk denemede ehliyet sınavından başarısız olduğunuzda asla ehliyet almayacağım, alamayacağım demeniz.
Ya da bunlar hep beni bulur gibi genellemeler yaptığınızda bilin ki Durum ve olayların sonucunu genelleştiriyorsun.
Bir arkadaşım vardı. Ya Elif hep beni buluyor bunlar derdi.
Negatif olaylar, aksilikler falan, şanssızlık, talihsizlikler falan.
Bir süre sonra fark ettik ki gerçekten onu buluyordu.
Çünkü artık o düşüncesini gerçekliği yapmıştı.
Söyleye söyleye artık ne zaman buluşsak, buluşsak, görüşsek.
Ya Zehra lütfen böyle söyleme derdim ona yani.
Söyleye söyleye bak yine bir şey yaşamadı.
Bu da bir aşırı...
Genellemedir.
Buna inanarak gücümüzü vermeyeceğiz.
Olabilir. Bu bir başarısızlıktı ama bir dahaki sefere.
Bir dahaki daha iyi olur. Hani bazen diyoruz ya vardır bir hayır.
Böyle şeyler söylemek de belki aşırı genellemeyi engeller.
Aklıma bir hikaye daha geldi burada.
Onu da size aktarayım.
Devesiyle çölde gezen bedevinin bir tanesi dinlenmek için devesini durdurduğunda o günü ve ülkesi için hiçbir şeyin ters gitmemesi adına Allah'a dua eder.
Bir anda karşısında kendisine doğru yaklaşan bir adam görür.
İyi niyetinden olsa gerek adamla ilgili kötü bir şey düşünmez.
Susuzluktan dudakları kuruyan adam Bedevi'den su isteyince Bedevi devesindeki kırbadan kalan son suyunu çıkarıp adama uzatır.
Suyu içen adam Bedevi'yi hızla iterek deveyi aldığı gibi kaçmaya başlar.
Bedevi adamın arkasından sakin bir ses sonuyla şu şekilde seslenir.
Tamam deve senin olsun ama senden bir ricam var.
Sakın deveyi benden alıp kaçtığını kimseye anlatma der.
Bu tuhaf isteğe şaşıran adam duraklayıp Bedevi'ye sebebini sorar.
Gayet iyi niyetli bir biçimde Bedevi eğer anlatırsan bu her yere yayılır ve insanlar bir daha çölde muhtaç birine yardım etmezler der.
Bazen kendi deneyimlerimizden bazen de çevremizde yaşanan olaylardan bir ders çıkarırız.
Ders çıkarmakta sorun yok ama ya o ders doğru bir düşünceyi beslemiyorsa, doğrudan kastım bize fayda sağlamıyorsa bunu iyi analiz etmek gerekir.
Bu anlattığım hikayede bedevinin de korktuğu şey yaşadığı olayı diğer insanların duyup aşırı genelleme yaparak güvenlerinin sarsılmasıdır.
Sadece bir olaya, bir duruma bakarak olumlu ya da olumsuz genelleme yapmak gerçeği göstermez.
Ancak bizim o tarz olaylara bakışımızı Bizim ben ilizyonumuzu etkiler bu genellemeler.
İkinci düşünce hatası ise kişiselleştirme.
Kişinin kendisinin bir ilgisi olmadığı halde herhangi bir olumsuzluğu kendine yorması, buna kendisinin sebep olduğunu düşünmesidir.
Bir çalışanın müdürünün ortada hiçbir şey yokken kendisine ters davranmasını ya da sert davranmasını hemen üstüne alınması.
Bir kişiselleştirme örneği.
Bu genellikle utanç ve suçluluk duygularına da yol açabilen bir durumdur.
Ya da çocuğu kötü not alan bir annenin ben kötü bir anneyim sonucuna ulaşıp suçluluk hissetmesi.
Bu bence bizim annelerimizin kanayan yarası.
Çocuğun yetişkin olduğunda da yaptığı seçimlerin sonucunu hemen üstlenmeleri.
İyi ya da kötü. Çocuk iyi bir şey yaptıysa yetişkin olduğunda anne hemen üzerine.
Kötü bir şey yaparsa ya da yani iyi ve kötü gerçi tartışılabilen bir şey yani sonuçları kötü görünüyorsa anne yine orada kendini suçlayarak kişiselleştirmeye girer.
Üçüncüsü ya hep ya hiç tarzı düşünme.
Durumları ve kişileri iki uçta değerlendirme eğilimidir.
Bu düşünce tarzına sahip kişiler için insanlar ve durumlar ya iyidir ya kötüdür.
Örneğin bir arkadaşıyla problem yaşayan birinin o arkadaşını artık tamamen kötü biri olarak düşünmesi de bu iki uçlu düşünce tarzına bir örnektir.
Ya da ikili ilişkilerde en ufak bir tartışmada ayrılmayı düşünmek de buna bir örnektir.
Dördüncü düşünce hatası, düşünce virüsü ise zihin okuma.
Bence bu çağın hastalığı zihin okuma.
Niyet okuma desek daha güzel olur bence.
Herhangi bir kanıt olmadan karşısındaki kişinin ne düşündüğünü düşündüğü hakkında tahminde bulunmak ve bundan da emin olmak, bu tahminin doğruluğundan da emin olmak.
Yani yeni bir ortama girdiğinde biriyle tanıştığında kişinin kesin benim için çok aptal olduğumu düşündü.
İşte ya çok aptalca davrandım, çok saçma sapan davrandım, kesin böyle böyle düşündü gibi.
Yani bu davranışlar akıl okumaya örnek gösterilebilir.
Ya da bana selam vermedi.
Bir şey mi yaptım acaba?
Neden bugün öyle giyinmedi?
Neden beni aramadı?
Neye bozuldu ki şimdi gibi gibi örnekler benim aklıma geldi.
Beşincisi falcılık yapma.
Bir durumun gelecekle ilgili en kötü olasılığını düşünmektir.
Üniversite sınavına hazırlanan bir gencin yeterince çalışıyor olmasına rağmen...
Asla sınava kazanamayacağım diye düşünmesi bununla bir örnektir.
Gerçekten böyle insanlar var, böyle gençler var.
Bir şeyin kötü bir şekilde sonuçlanacağına o kadar ikna oluyor ki bu insanlar.
Bu kaçınılmaz bir son diye düşünüyor.
Artık buna o kadar inandığı için de bunu değiştirmek için söyleyebileceğiniz, yapabileceğiniz hiçbir şey olmadığından da artık emin oluyorsunuz.
Çünkü o ona ikna olmuş.
Öyle olacak. O sonuca göre hareket etmeye başlamış.
Ya da bu işe başvurursam bana gülerler, özgeçmişimi atarlar gibi.
Bu biraz kehanetçiliğe de giriyor.
Yani telefonumu açmıyor, kesin kötü bir şey oldu gibi de bir örnek verebiliriz düşünce hatasına.
Altıncısı etiketleme.
Kişinin kendisini ya da diğer insanları sadece bazı özellikleri göz önünde bulundurarak olumsuz sıfatlar koyarak değerlendirilmesi.
Mesela kişinin kendisini tek bir olaydan dolayı aptal diye etiketlemesi buna bir örnek olabilir.
Yani daha genç yaşlarımda yemek yapmayı yeni öğrendiğim zamanlarda ilk deneyimlerim çok başarılı olmamıştı.
Mesela kuru fasülenin içinde su falan kalmıyordu o kadar.
O zamanlarda kendime mutfakta iyi olmadığımı hatta beceriksiz olduğumu söyleyip durdum.
Şimdi güzel yemekler yapsam da böyle bir iki kişiden fazlasını çok misafir edemiyorum.
Kendime güvenemiyorum çünkü.
O etiketi henüz kaldıramadım galiba kendimle ilgili.
Geçen bölümde bahsettiğim imposter sendromunu hatırlayın.
Kişi kendini olduğundan daha aşağıda ve yetersiz olarak görür bu sendromu gerçekleştirirken.
Bu da bir etiketlemedir.
Keza bunun tersi olan Dunning-Kruger sendromu da kişinin olduğundan fazla kendini üstün görmesi.
O da yine etiketleme kategorisine girer.
Bu bahsettiğim 6 tane düşünce çarpıtmalarına başka kategoriler de eklemek mümkündür.
Sağlıklı bir iletişim için bu düşünce hatalarını fark etmek ve yerine alternatif düşünceler koyabilmek çok önemli bir adımdır.
Yani benim böyle bir düşünce hatam var, evet bunu gözlemlemek, fark etmek ve...
Onu kaldırmak hemen kaldırdım attım gibi olmuyor bu.
O sık yaptığımız düşünce hatasını fark edip orada durup ben burada bunun yerine alternatif olarak ne düşünebilirim?
Hangi düşünceyi kendime verebilirim?
Daha gerçekçi ne olabilir?
Gibi bunun üstüne biraz çalışmamız gerekir.
Yani bunu yaptığımız zaman hem karşımızdaki kişiyi hem de durumları değerlendirmede daha sağlıklı bir bakış açısı da kazanabileceğiz.
Bütün bunlardan yola çıkarak birer sihirbaz olarak ben zatimiz gelip çattığında kendimize küçük bir toplantı yapalım mı?
O vakitlerde şu soruları cevaplandırabiliriz.
Ne tür düşünce hataları yapıyorum ben?
Ya da erken karar verme hastalığına yakalanmış olabilir miyim?
Hangi durumlarda bunu yaşıyorum?
Kimlerle yaşıyorum?
Ne zaman yaşıyorum gibi.
Daha sonra da bu düşünceleri belirleyip bunların yerine az önce bahsettiğim gibi hangi düşünceleri koyabilirim?
Bunların hepsi birer pratik.
Yani yaptıkça yaptıkça, düşündükçe, üzerine eğildikçe değişebilen şeyler.
Bu konuyla ilgili daha belirgin bir tanı koymak isterseniz...
Bazı testler var, bilissel çarpıtmalar ya da düşünce hataları şeklinde Google'a yazıp onları kolaylıkla da ulaşabilirsiniz.
Bu şekilde de daha net, daha belirgin kendinizle ilgili tanımlar elde edebilirsiniz.
Bu bölümün sonuna geldik.
Ben Saati'ni Instagram'dan da takip edebilirsiniz.
Hoşçakalın, çok sevgiler.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
