
Başkasının Derdinde Boğulmak: Aşırı Empati (Hiperempati)
15 Ocak 2026 · 15 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde, empati kurarken fark etmeden kendimizi nasıl tükettiğimizi konuşuyoruz.
Başkalarının acısını içselleştirmek, kurtarıcı rolüne girmek, sınırları aşmak ve bunun ilişkilerde yarattığı duygusal tükenmişlik…
Sempati, aşırı empati ve sağlıklı empati arasındaki farkları; romantik ilişkilerden aile bağlarına uzanan örneklerle ele alıyorum.
Eğer başkalarının yükünü taşımaktan yorulduysan,
“Onun iyiliği için” derken kendini ihmal ediyorsan,bu bölüm senin için.
Transkript
Herkese merhaba, ben Satin'e.
Hoş geldiniz, ben Elif.
Kendi kişisel tarihime baktığımda geçmişte yaşadığım büyük pişmanlıkların temelinde hep aşırı duyarlılık vardı.
Başkalarının yaşadığı zorlukları kendi derdim gibi sahiplenirdim.
Aşırı empati kurardım yani onlarla.
Sorunun sahibi gece rahatça uyurken böyle mışıl mışıl uyurken benim gözüme uyku girmezdi.
Ve farkında olmadan onun içindeki huzursuzluğu da alır kendi bedenimde taşırdım.
Abartmıyorum gerçekten o ağrıyı acıyı bile bedenimde hissettiğim zamanlar oldu.
Bunu yaşayanlar çok iyi anlıyordur.
Bazen hani bu yetenek yeti artık neyse öyle ağır bir yük haline geliyor ki hani özellikle diyebilirim.
İnsan lanet olsun diyecek kadar zorluyor ve işin en zor kısmı da şu bundan sıyrılmak gerçekten hiç kolay değil.
Hani fark etmek bir yana kalsın bunun içinden çıkmak çok zor.
Bir anket yapmıştım instagramda.
Sen de aşırı empati kuruyor musun diye sormuştum takipçilerime.
100 kişi evet dedi, 3 kişi hayır dedi.
Milletimiz hiper empati hastalığına yakalanmış benden söylemesi çünkü bu sayı baya fazla.
Ki o hani anketi görmeyenler de vardır muhtemelen aşırı empati kuran kişi sayısı daha fazla çıkacaktır.
Empati sadece böyle anlamak değil aşırı empatiden bahsediyorum ben hiper empati de deniliyor buna.
İşte biz bu hale girdiğimizde aşırı empati kurduğumuzda partnerimizin arkadaşımızın çocukluk travmasını bile fazla içselleştiririz.
Onun acısını kendi acımız gibi hissetmeye başlarız.
Bazı arkadaşlarımız vardır.
Gelirler derdini anlatırlar anlatırlar.
Biz ise farkında olmadan kurtarıcı rolüne geçeriz.
Aman o acı çekmesin.
İşte çözüm yolları üretiriz bunun için.
Sonra bir noktada fark ederiz ki o kişi ya da kişiler aslında çözüm aramıyordur.
Sadece anlatmak istiyordur.
İşte burada yaptığımız ilk hata.
Kurtarıcılığa soyunmak.
Çünkü ortada açık bir yardım talebi yoktur.
Biz onun acısını fazla içselleştirdiğimiz için bu acıya katlanamaz ve durumu çözmek, onu iyileştirmek isteriz.
Fakat mesele sadece kurtarıcı olmak da değildir.
Farkında olmadan sınır ihlali de yaparız.
Yani üst üste yaptığımız hatalara bakın.
Hem kendi sınırlarımızı aşarız, gereğinden fazla yük alırız, hem de karşı tarafın sınırlarını ihlal ederiz.
Oysa çoğu zaman kendi hayatımızı sağlıklı şekilde yönetmek için bile ancak yeterli enerjimiz vardır.
Değil mi? Yetmiyor bile yani bazen enerjimiz.
Başkasının sorununu çözmeye bırakın.
Kendimize kadar var bu enerji.
Bize bile yetmiyor. Yardım etmek başka şeydir.
Yük almak bambaşka şeydir.
Bir de bunu artık alışkanlığa döktüğümüzde sırtımızda bir sürü çuval.
Düşünün artık siz. Bu sınır ihlalleri ilişkilerde dengesizlik yaratır.
Karşımızdaki kişi bizim bu kadar yük almamızı beklemiyor bile olabilir.
Ama biz otomatik pilotta bunu yapmaya devam ederiz.
Ne olur zamanla ilişkiler yorucu, tek taraflı ve ağır bir hal alır.
Ve kaçınılmaz sonuçla karşılaşırız.
Duygusal tükenmişlik, burnout dediğimiz o sendrom.
Sürekli başkalarının yükünü sırtlanmak kendi duygusal rezervlerimizi tüketir.
Bunun sonucunda yorgunluk, tahammülsüzlük, motivasyon kaybı ve hatta depresif hisler ortaya çıkar.
Romantik bir ilişkimde şunu yaşamıştım.
Muhatabım işte eski partnerim bazı hatalar yaptı.
Ben bu hataların ardındaki psikolojik sebepleri fark ettim.
Yani iyi analiz ediyorum.
Böyle bir artık ne diyeyim kötü tarafım mı var diyeyim bazen de başıma dert oluyor.
Onu anlamaya çalıştım. O sebepleri fark ettim ve anlamaya çalıştım.
Anlayış gösterdim.
Başka şanslar verdim o kişiye.
Ama bir yandan da şunu yaptım.
Bak bu davranışlarının altında bazı travmalar var.
Laflara bak yani, benim söylediğim laflara bak.
Sen bunları fark et, çöz ki aynı sıkıntılara tekrar düşmeyelim diyerek çok ısrar ettim.
Yani düzelmesi için, onun davranışlarını iyileştirmesini bekledim.
Ve bu beklentinin içinde uzun sürede kaldım.
Hatta belki de onu aşırı anladım.
Fazla empati romantik ilişkilerde bizi tam da bu noktada yanıltabiliyor.
Kendimizi az önce de bahsettiğim gibi fark etmeden kurtarıcı rolüne sokabiliyoruz.
Partner olmak dışında bir sürü role bürünüyoruz.
Ben olmazsam düzelmez.
Düşüncesine kayabiliyoruz.
Ya da kişiyle onun mevcut hali üzerinden değil de potansiyeli üzerinden bağ kurabiliyoruz.
Şimdi farkındalığınız yüksekse karşınızdaki kişinin potansiyeli görürsünüz.
Fark edersiniz. Şöyle iyi bir potansiyeli var.
Kendinizce rasyonalize edersiniz bazı şeyleri.
Ama gerçek şu ki yapmıyor.
Potansiyeli olsa ne?
Yapmıyor. Yapmayı tercih etmiyor.
Biz de fazla empatiyle onun şu anki haliyle kalmakta zorlanıyoruz.
Travmasını fazla içselleştiriyoruz.
Bizi dürtüyor, tetikliyor.
Onunla baş edemiyor ve çözümü o değilsin noktasında arıyoruz.
İlişkideki gerginliği karşı tarafın dönüşümüyle çözmeye çalışıyoruz.
İçimizdeki huzursuzluğu karşı taraf değişirse geçecek zannediyoruz.
Ama bazen şu da var.
Karşı taraf size yaptığı kötülüğü aynı hatayı bile bile ikinci kez bile yapıyor.
Bunun altında hani illa travma vesaire aramak da biraz fazla iyicil.
Hatta bazen de saf olmakla ilgili bence.
Biz bu saflığa düşüyoruz.
Bizim fazla anlayışlı olma halimiz kullanılıyor.
Yani adam ya da kadın bile bile yapıyor aynı hatayı.
Yapmasın. Onun travması var da bizim yok mu?
Onun sıkıntıları oldu çocukluğunda bizim olmadı mı?
Değil mi? Kendimizde hani o ilişkiden vazgeçmeyi belki hemen böyle göze alamıyoruz.
İyileştireyim aman düzelsin belki devam eder belki iyi olur derken kaybetme korkumuzla da yüzleşmemiz gerekiyor burada.
Şimdi bu dinamik bu olay sadece romantik ilişkilerde değil.
Ben böyle bir örnek verdim ama anne baba ilişkisinde de kardeşlikte de ya aile içinde de çok fazla yaşanıyor.
O değişirse bunu yaparsa şunu anlarsa şu.
Onu söylemezse, oraya gitmezse, daha dikkatli olursa her şey düzelir diye düşünüyoruz.
Ama hayatında her şeyi çözen biri olduğunuzda Diğerleri size bağımlı hale geliyor.
Düşünsenize hayatınızda biri her şeyi çözüyor.
Siz sorumluluk alır mısınız?
Almazsınız. Nasıl olsa her şeyi toparlayan, her krizi yöneten biri var ve bu yüzden de sorumluluk almıyor işte insanlar.
Ve bu döngü hem onları hem bizi daha da yoruyor.
Çok yakınım olan birinin, çok yakınım kan bağı olan birinin sorunlarının içinde boğulmuştum geçmişte.
Ona fazla yardım etmek istediğim için onun döngüsünü hatta derdini işte imtihanda diyebilirim.
Altyazı M.K.
İyiliği için uyardığımı düşündüğüm böyle en ufak bir tartışmada uyarıyorum kendimce.
Çünkü o acıyla artık dayanamıyorum.
Bak ne olursun şunu yapma diyorum ona.
Duymadığım söz kalmadı.
Bunun üzerine kesin bir şekilde geri çekildim o ilişkide.
Bir süre sonra fark ettim ki...
O kişi kendi zorluğunun altından bir şekilde kalkmış.
Ben olmasam da kalkmış.
Bir şekilde o sorunu çözemez zannettiğim sorunu çözmüş.
İyi ya da kötü şekilde nasıl çözülse çözmüş işte.
Ben ona kıyamazken nasıl baş edecek diye günlerim gecelerim birbirine karışmışken o bana sınır çizmeyi başardı.
Aslında bu iyi de oldu. Çünkü fazla empati kuran kişi haddini bilmeli.
Aksi halde bu döngüden çıkış yok.
Biz olmadan da insanlar hayatlarına bir şekilde devam edebiliyorlar.
Bazen Fark etmeden tabii ki tanrıcılık oynuyoruz.
Hatta bu halim bana bazen çok komik geliyor.
Fark ettiğim anda Allah aşkına Elif diyorum yani.
Bazen sokak hayvanlarında...
Fazla böyle sorumluluk aldığımda hani kızıyorum kendime.
Elinden geleni zaten yapıyorsun.
Yapamadığında da tanrıcılık oynama yani yapabileceğin şeyler belli.
Belki bundan besleniyoruzdur.
Bir de işin o tarafı var. Kendimizi daha işe yarar, daha güçlü hissetmek hoşumuza gidiyordur.
Birilerini iyileştirdiğimizde, bize ihtiyaç duyulduğunda, onları düzelttiğimizi, eğittiğimizi düşündükçe içimizde bir şeyler tatmin oluyordur.
Ego yapıyor olabiliriz yani.
Bunu da düşünmekte fayda.
Başkası acı çekmesin diye kendi sınırlarımızı, isteklerimizi hatta sağlığımızı ikinci piyana atmak uzun vadede kendimize karşı büyük bir öfke ve pişmanlık yaratıyor.
Bunu bizim kadınlarımız yapıyor aslında çok özverili davranıyorlar.
Ya ben bunu annemde anneannemde gördüm fazla özveride bulunup fazla yükün altına girdikleri için ve başkalarının da sıkıntılarını yüklendikleri için duygusal olarak da bedenende.
Maalesef çok yıprandılar.
Şimdiki nesil biraz daha farkında.
Hani ben bir adım atıyorsam karşıdaki de atmalı.
Yani dengeyi daha çok önemsiyorlar bence.
Ben de bazı deneyimlerden sonra akıllanmış olmalıyım ki insanların yardım istemediği alanlarına...
Ama dediğim gibi sokak hayvanlarına fazla duyarlıyım.
Bazen beni yoruyor bu.
Burada da dengede kalmak önemli.
Sağlıklı empati nasıl olur da anlatmak istiyorum bölüm bitmeden.
Çünkü hep böyle aksini anlattık.
Ama ondan önce şuraya vurgu yapmak istiyorum.
Sağlıksız empatiye yani hiper empatiye.
Kaydığımızı gösteren işaretler var.
Onları bir böyle gözden geçirelim.
Neler bunlar? Şimdi eğer bir başkası için, onun iyiliği için kendimizi sürekli açıklarken buluyorsak bir konuda.
Onun iyiliği için yaptım, onun iyiliği için.
Bir düşünelim. İşte bunlar çok açık bir şekilde anlayabileceğimiz aşırı empati işaretleri.
Şimdi bir de şöyle bir şey var. Sempati kavramı.
Sempati ile empati biraz karıştırılıyor.
Sempatide de başkasının yaşadığı şeye biz üzülüyoruz.
Aman vah vah diyoruz.
Ama orada içselleştirmek yok aslında.
Dışarıdan bakarak üzülüyoruz.
Yazık, kıyamam. Ya çok zor yaşadığın şey.
Haklısın. Duygusuna eşlik etmiyoruz.
Orada biraz acıyoruz o kişiye.
Üsten bakan bir pozisyon var.
Yargı da var aslında burada.
Onun yaşadığı şeyi biz ya sen çok zor bir durumdasın diyoruz ama...
Bir dediğim gibi arada bir mesafe var ve üstten üste kibirle bakış hali de mevcut.
O yüzden bu empati olmuyor, sempati oluyor.
Aşırı empati ise acıyı içselleştirmek.
Ben daha çok bundan bahsettim.
Sempati genellikle duygusal olarak yüzeyde kalıyor.
Sadece ifade ediyoruz.
O duygu bize çok geçmiyor.
Sağlıklı empatiyle bölümü bitirirsek.
Yani dediğim gibi aksini anlattık aşırı aşırı empati kurduğumuzda neler yaşıyoruz şey bile oluyor şimdi sağlıklı empatiye geçeceğim yine ama bazen başımız bile ağrıyor benim çok olurdu bu
kalabalık ortamlarda ne oluyorsa artık o duyguları da galiba alırdım ben birisi çok kaygılıysa.
Farkında olmadan o duyguyu da alırdım konuşmaya gerek yok zaten o ayna nöronlarla biz çekiyoruz eğer bizde böyle bir özellik varsa bakın bu içsel bir durum yani doğduğumuzda paketimizde var mı bizim sen bunu
nasıl aldığını bilemezsin ya bu sende nasıl başladığını bilemezsin hani öğrenilmiş bir şey değil bence ben böyle düşünüyorum çünkü çocukken de böyleydim fazla üzülürdüm ama Sınır koymayı öğreniriz, bunu yönetmeyi
öğreniriz, sağlıklı bir şekilde kullanmayı öğreniriz.
Çünkü empati ilişkilerde çok ihtiyaç duyulan bir şey.
Sağlıklı ve güvenli bir bağ kurmak istiyorsak ilişkilerimizde, yakın ilişkilerimizde empati kurma özelliğimiz olmalı.
Karşımızdakini anlayabilmeliyiz.
O yüzden sağlıklı empati çok önemli.
İnsanların yaşadığını anlarız, o acıyı anlarız ama sahiplenmeyiz sağlıklı empati kurduğumuzda.
Onun duygusunu fark ederiz, canı yanıyor.
Şu an kötü durumda ama bilinçsizce şuna geçmeyiz.
Bu acıyı ben çözmeliyim.
Bu sorunu ben halletmeliyim gibi.
Acı onun, sorumluluk da onun.
Duyguyu görürüz ama...
Onu kendi sinir sistemimize taşımayız.
Sağlıklı empati başka nasıl olur?
Dinleriz ama müdahale etmeyiz.
Şu soru belki sorulabilir.
Ben daha çok soruyorum artık arkadaşlarıma.
Bunu sadece paylaşmak mı istiyorsun?
Bu anlattığın şeyi, yaşadığın olayı.
Yoksa fikrimi mi soruyorsun?
Benden yardım mı istiyorsun?
Ben bazen bunu anlayamadığımda...
Bu soruyu soruyorum. Bu ayrımı anlayamadığımda.
Üçüncü olarak sağlıklı empati şefkatlidir.
Ancak sınırları vardır.
Empati katlanmak zorunda değildir.
İlla ağlama duvarı gibi sürekli birilerinin derdini dinlemek değildir.
Seni yoran, tüketen, tekrar tekrar aynı döngüye sokan bir ilişki varsa orada empati kendini ihmal etmeye dönüşmüş demektir.
Sık sık sınırlarımızı...
Hatırlamalıyız. Anlatan kişi olarak da dinleyen kişi olarak da.
İki tarafı da bu böyle. Değiştirme ihtiyacı duymaz.
Sağlıklı empati kuran birisi.
En önemli farklardan biri bu bence.
Sağlıklı empati karşısındakini karşısındakini düzeltmeye çalışmaz.
Çünkü bilir ki değişim farkındalıkla olur.
Ve kişi ancak kendi istediği zaman değişir.
Ya bu dört maddeyi düşünürsek yani ilişkilerimizde uygularsak bence orta yolu denge yolu.
buluruz diye düşünüyorum. Siz peki aşırı empatik misiniz?
Sizin ilişkilerinizde duygusal durumunuz nasıl?
Daha mı yüzeysel bakıyorsunuz?
Sempati mi kuruyorsunuz?
Aşırı empati mi kuruyorsunuz?
Yoksa sağlıklı empati haline geçebiliyor musunuz?
Lütfen bu bölümün ardından Instagram sayfasında yorumlarda bunu paylaşın.
Ben Saati burada sona eriyor.
Çok sevgiler, selamlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
