
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde çoklu görev yanılgısından bahsediyorum.
---
Ben Saati Podcast Instagram:
Transkript
Herkese merhaba, ben Zahattin'e.
Hoş geldiniz, ben Elif.
Aynı anda birçok işi yapmak gerçekten verimli mi?
Yoksa beynimize yaptığımız en büyük kötülüklerden biri mi?
Günümüzde hepimiz birer çoklu görev ustası olmaya zorlanıyoruz.
Nasıl mı? Telefonla konuşurken gözümüz gelen bildirimlere kayıyor.
Biriyle sohbet ederken akıllı saatimize sık sık bakıyoruz.
Yemek yerken ya da yemek yaparken video izliyoruz.
Ki ben bunu çok sık yaparım.
Trafikte araç kullanırken mesajlaşıyoruz.
Bilgisayarda bir iş yaparken 4-5 sekme daha açık oluyor.
Bu şekilde daha bir sürü örnek sıralayabilirim sevgili dostlar.
Çok tanıdık geldi değil mi bunlar?
Hele benim öğrencilerin yaptığını size anlatayım.
İngilizce dersi ödev sunumu hazırlarken bilgisayarda arka planda oyun oynamaya devam ediyorlarmış.
Ben bunu duyunca böyle kala kaldım.
Yani ne desem acaba diye düşündüm.
Sözün bittiği yerdi yani benim için.
Daha verimli olmak adına aynı anda birkaç işi birden yapmaya çalışıyoruz.
Bence sadece verimli olmak değil de az zamanda çok iş halledeyim, hemen bitsin düşüncesiyle de yapıyoruz bunu.
Bir de çok sıkıldığımızda, zorlandığımız ve yapmak istemediğimiz işlerin yanına ona katlanmak için başka bir iş daha ekliyoruz.
Genelde bu müzik ya da podcast dinlemek oluyor.
Peki bu şekilde davranmamız gerçekten faydalı mı, işe yarıyor mu?
Beynimiz gerçekten bu kadar çok işi aynı anda yapabiliyor mu?
Yoksa fark etmeden kendimize zarar mı veriyoruz?
Gerçek şu ki beynimiz tek bir şeye tam odaklandığında daha iyi çalışıyor sevgili dostlar.
Aynı anda iki işe odaklanamıyoruz biz.
Öyle olduğunu zannetsek de ama ben bilgisayarda makale yazarken ya da ödevimi yaparken müzik dinleyebiliyorum, kahvemi içiyorum hatta telefona gelen bildirimlere de bakabiliyorum diyorsanız odağınız
dağılıyor. Aslında sadece işler arasında hızla geçiş yapıyoruz ve bu da hata yapma olasılığımızı arttırıyor.
Çünkü az önce söylediğim gibi odak yani dikkat dağılıyor.
Ama biz arka planda şu kafadayız.
Ya çok pratik bir sürü iş hallettim.
Diye seviniyoruz. Verimli hissediyoruz.
Esasında durum hiç de öyle değil.
İşler arasında gidip gelirken beynimiz bize bir fatura çıkarıyor.
Haberimiz yok. Görev değişimi maliyeti deniyor buna.
Örneğin kitap okurken böyle dalmışsınız.
Çok güzel ilerliyorsunuz kitapta.
Telefona bir bildirim geldi.
Yani iki saniye ona baktınız.
Haliyle anlık bir dikkat dağılması yaşadınız.
Beynimiz tekrar kitaba odaklanabilmek için ortalama 23 dakika harcıyor.
Zaten hepi topu ne kadar çalışıyoruz ki, ne kadar süre okuyoruz ki?
İşte bu yüzden derin çalışma gerektiren işlerde çoklu görev yapmak bizi daha hızlı değil, daha yavaş hale getirir.
Çünkü sürekli kafamızı toplamaya çalışırız.
Araştırmalara göre bu geçişler toplamda %40'a varan verimlilik kaybına yol açabilir.
Ve bunun sonucunda da daha fazla hata yapıyoruz.
Aynı anda birden çok iş yapabilme artistliğimizin sonucunda ödediğimiz bedellerden biri zihinsel yorgunluk.
Kendimizi daha üretken hissetsek de aslında zihnimizi hızla yıpratıyoruz.
Sonra buna bağlı olarak da karar verme mekanizmamız zayıflıyor.
Ve en fenası bana kalırsa stres hormonu yükseliyor, kortizol.
İşleri hemen bitireceğiz, rahatlayacağız derken bu tez canlılığımız bizi daha fazla strese sokuyor.
Yorgunluk toplumu ve dopamin bölümlerinde anlatmıştım aslında biraz bunu.
Bu kadar işi birlikte götürmek bizim doğal dopamin kaynak sistemimizi yani beynimizin ödül sistemini bozuyor.
Bir işin başında doğru düzgün oturamıyoruz.
Oturamayınca yüzeysel kalıyor bizim ortaya koyduğumuz ne varsa.
Ben bu konuyu düşünürken aklıma annem geldi.
Memlekete gittiğimde şunu fark etmiştim.
Ne zaman ki annem sakin, misafiri yok, fazla iş yükü yok, böyle bir iki çeşit yemek yapıyor.
Yemeklerin tadı efsane oluyor, yani çok lezzetli oluyor.
Ama misafir geleceği zaman yemek çeşidi artıyor.
E tabii yemek yaparken temizlik ve başka işlere de aynı anda girişiyor kadıncağız.
O zaman yemeklerden mutlaka bir iki tanesinde bir şey eksik kalıyor.
Unutuyor. Tuzunu eklemeye unutuyor.
Başka bir şeyleri unutuyor.
Yani çok iş hallediyor ama kalite değişiyor.
Lezzet değişiyor. Duymasın küser bana.
Peki neden çoklu göreve bu kadar bağımlıyız?
Dürtüsel davranıyoruz.
Zaten bunu bildikleri için sosyal medya üreticileri sürekli bizi dürtüyor.
Bizim bir şey üretmemiz odak gücümüze bağlı.
Bizim süper gücümüz.
Odaklanma dikkat becerimizdir, irademizdir.
Dürtüsel oldukça irademizi elimizden alıyorlar.
İşin içine suni, yapay dopamini sokuyorlar.
Çünkü yeni bir bildirim aldığımızda beynimiz ufak bir ödül hissi yaşıyor.
Sosyal medya, e-postalar, haberler bunların hepsi bizi uyararak sürekli bir şeyler yapma ihtiyacı hissetmemize sebep oluyor.
Ama bu kısa vadeli bir tatmin sağlarken uzun vadede bizi daha da verimsel...
Altyazı M.K.
Sinan Canan'ın sıkça vurguladığı gibi beyin tek iş mantığıyla çalışıyor sevgili dostlar.
Ne kadar çok şeyle uğraşırsak o kadar daha az etkili oluruz.
Çalınan Dikkat kitabında çok hoşuma giden bir bölüm vardı.
Odak ve akışta kalma halinden bahsediyordu.
Bunların öneminden bahsediyordu kitap.
Biz ne kadar odaklanırsak bir şeye yaptığımız o iş oluruz.
Bunu Atomik Alışkanlıklar kitabında da okumuştum.
Ve o akış halindeyken uğraştığımız o şeyle adeta bütünleşiyoruz.
Ve bu haldeyken de bize ilham geliyor.
O işi 10 saatte değil belki ama 3-4 saatte hem de büyük bir tatmin duygusuyla bitiriyoruz.
Hani bazı kitaplar bizi içine alır.
Sanki biz kitabın kahramanı gibi yaşıyoruzdur olan biteni.
O dalma halinden çıkınca, kitap bitince ve içimizde tuhaf ama iyi bir duygu kalır.
Başka bir dünyadan çıkmış gibi.
Ya da şöyle bir örnek vereyim.
Bir şeye odaklanırsanız size seslenirler ama duymazsınız.
İşte bu hal çok kıymetli.
Beynimiz tek bir şeye böyle odaklandığında yani biz tek bir şeye böyle odaklandığımızda daha üretken özgün şeyler ortaya çıkarabiliyoruz.
Bu da pratik, verimli ve iyi hissetmemizi sağlıyor.
Şunu hep hatırlayalım olur mu?
Beynimiz her görev veya her iş için ne olursa olsun bu belirli bir enerji harcar.
aynı anda çok iş yapınca bu enerji ve irade gücümüz daha hızlı tükenir.
Çoklu görev yapmak bizi daha üretken değil, daha dağınık hale getiriyor.
Performans toplumu olduğumuz için, yani sürekli bir şeyler yapma eğiliminde olduğumuz için bazen unutuyoruz ama sonuçta önemli olan şey yapmak değil, gerçekten değerli olan şeyleri en iyi
şekilde yapabilmek. Peki ne yapabiliriz?
Çoklu görevin beynimize olan zararlarını azaltmak adına aslında yapılacaklar belli.
Temelinde çok basit şeyler.
Peki bunlar neler bakalım?
Tek iş prensibi. Bir seferde sadece tek bir işe odaklanmak.
Japonların Kaizen yaklaşımı var.
Tek şey ilkesi. Çoklu görev yapmak yerine her işe hak ettiği dikkati vermek hem daha üretken hem daha huzurlu bir yaşam sürmemizi sağlar.
Japonlar bunu uyguluyor.
Hatta Kaizen isimli bir kitap da var.
Okuyabilirsiniz. Bunun ardından da zihinsel detoks.
Haftada en az birkaç saat, bakın birkaç gün bile diyemiyorum, birkaç saat ekransız zaman geçirerek beynimize nefes aldırmalıyız.
Şimdi bazı kişiler şunu söyleyecekler.
Benim dikkat dağınıklığı problemim var.
Bunu hemen böyle kendimiz anlayamayız.
Çünkü şu an zaten performans toplumu sürekli dürtülüyoruz.
Sürekli herkes sosyal medyada.
Dikkat dağınıklığı herkesde var.
Ama bunun rahatsızlığının sizde olup olmadığı etiketi de hemen kendinize yapıştırmayın.
Bunu böyle uzmanlar falan anca semptomlara bakarak karar verip size söylüyorlar.
O yüzden birazcık dikkat süremizle Oynamalıyız, biraz kendimizi zorlamalıyız, odaklanmaya, dikkatimizi bir noktaya toplamaya çalışmalıyız.
Pomodoro tekniği var. Genelde sınavlara çalışanlar bu tekniği çok uygularlar.
25 dakika boyunca tek bir işe odaklanabiliriz.
Sonrasında kısa bir mola vereceğiz böyle 5-10 dakika kadar.
Ardından tekrar 25 dakika hangi işle olursa olsun o işe odaklanacağız.
Zamanla bu 25 dakikayı arttırabiliriz.
Bu dediğim gibi buna Pomodoro tekniği deniliyor.
YouTube'da da bakabilirsiniz.
Ardından derin çalışma saatleri belirlemeliyiz.
Yani dikkat süremizi 25 dakikadan arttırdık.
Daha fazla odaklanabiliyoruz.
Artık 1,5 saatte 4 saat.
Arası bloglarda bir şeye kesintisiz çalışmayı öğrenmeliyiz.
Bakın öğrenmeliyiz diyorum. Kendimizi alıştırmalıyız.
Derin çalışma deniliyor buna.
Böyle bir bölüm yapmıştım.
Deep work, derin çalışma.
Çünkü bazı işler için gerçekten de full konsantre olup derin çalışmamız gerekiyor.
Ardından ne yapabiliriz?
Bildirimleri kapatmalıyız.
Belki de bu yapabileceğimiz en kolay şey.
Telefon ve bilgisayarda bildirimler var ayarlar kısmından.
Onları kapattığımızda en azından zırt pırt bizi dürten birileri olmayacak.
Biz zaten böyle sürekli telefona bakma eğilimindeyiz ama en azından dışarıdan böyle bir şey gelmesin bize.
Son olarak da...
Bu hep söylenen bir şey ama pek dikkate almıyoruz.
Ancak arkasında bir hakikat de var.
Dikkat egzersizleri yapın deniliyor.
Bunlar neler? Nefes çalışmaları, meditasyon, farkındalık, mindfulness çalışmaları.
Bunları yaptığımız zaman beynimiz anda kalıyor ve daha odaklı hale gelebiliyor.
Daha sağlıklı şekilde çalışmaya başlıyor.
Yani günde 5-10 dakika böyle küçük pratikler de bize çok büyük katkı sağlayabilir.
Yapabileceklerimiz temel düzeyde bunlar sevgili dostlar.
Çalınan Dikkat kitabını mutlaka okumanızı tavsiye ederim.
Orada daha detaylı da anlatıyor bunu.
Belki de bugünden itibaren her şeyi bir arada yapmalıyım baskısını bırakıp bir işi hakkını vererek yapmayı deneyebiliriz.
Çünkü bazen daha az yapmak aslında daha çok şey başarmaktır.
Az çoktur düsturunu iş yaparken de sık sık hatırlamak dileğiyle Ben Saati burada sona eriyor.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Bölümü faydalı olacağını düşündüğünüz sevdiklerinizle paylaşmayı da unutmayın.
Çok sevgiler, selamlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
