
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Vefatının 86.yılında ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ ü büyük bir özlem, sevgi ve saygı ile anıyoruz.
---
Instagram:
Transkript
Herkese merhaba, Ben Saati'ne, hoş geldiniz.
Ben Elif. Cumhuriyetimizin 101.
yılını kutladığımız şu günlerde Türkiye Cumhuriyeti'nin mimarı, kurucusu, ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ü ve onun silah arkadaşlığını bu bölümde anmak istedim.
Hani Atatürk'e son mektup şiiri vardır, hep okullarda öğrencilere okutulur.
Oradaki bir mısra da şöyle diyor.
Mustafa Kemal'i anlamak bu değil.
Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil.
Birini tanıdığımızda onu daha iyi anlarız değil mi?
Atamızı da anlayabilmek için onu yakından tanımamız çok kıymetli bence.
Çünkü biz insanları tanıdıkça da onlarla daha kolay ve derin bir bağ kurabiliriz.
Cumhuriyetin kurucusu nasıl yaşadı?
Neler okudu? Hayatı yaşama şekli nasıldı?
Öncelikleri, rutinleri nelerdi?
Hassasiyetleri var mıydı?
Yani mevzu bahis Atatürk olunca bu kadar donanımlı bir kişilik nasıl inşa edildi?
İnsan açıkçası merak da ediyor.
Geçtiğimiz sene atamızın rutinlerini konuşmuştuk bir bölümde.
Onu biraz daha genişletelim ve hakkında daha detaylı bilgi edinelim istedim.
Hem de bu vesileyle Ulu Önder'i bir kez daha saygı ve minnetle anmış olalım.
Mustafa Kemal daha çok gece insanıydı arkadaşlar.
Geç saatleri değerlendirmeyi severdi ve geceleri daha verimli çalışırdı.
Uykuyla arası çok iyi olmadığı için Geç saatlerde uyumuş olsa da sabahları en geç 9-10 gibi uyanırdı.
Değiştirmediği ya da vazgeçmediği şey okuma saatleriydi onun.
Yatma öncesi ve uyandıktan sonra kitaplarına gömülürdü.
Zaten okumaya çok küçük yaşlarda başlamıştı ve bu alışkanlığını hayatı boyunca sürdürdü.
Atatürk nasıl kitap okurdu sizce?
Tabii ki üzerine notlar alarak, düşünerek okurdu ve bu notları çevresindekilerle paylaşmayı çok severdi.
Sadece tarih değil, edebiyat, felsefe gibi alanlara da yoğun ilgi gösterirdi.
Filozofların eserlerine özellikle Voltaire, Rousseau, Kant gibi aydınların eserlerine ilgi duyardı.
Başucu kitabım diye bahsettiği bir roman var.
Aslında hepimiz biliyoruz bunu.
Çalıkuşu hatta filmi de yapıldı.
Atatürk neden bu kitaptan etkilenmiş derseniz, kitabın baş karakteri Feride Anadolu'nun en ücra köşelerine dahi giderek öğretmenlik yapıyor ve bu da onun başlattığı aydınlanma hareketi oluyor.
Roman bu yönüyle Atatürk'ü etkilemiş arkadaşlar.
Benim liderlerde merak ettiğim bir şey genelde şu olur, kaç kitap okumuştur, ne okumuştur gibi.
Lider, önder dediğimiz kişilerin de tutunacak bir şeylere ihtiyacı var mental olarak.
Bazen inanç olur, bazen umut ve bunun için vizyon gerekiyor.
O vizyona tutunuyorlar.
Bu vizyonu bize ya da onlara ne sağlıyor?
Tabii ki kitaplar.
Cepheden cepheye koştuğu günlerde bile okumaktan vazgeçmeyen Mustafa Kemal'in sizce kaç kitabı vardı arkadaşlar?
Atatürk'ün oluşturduğu özel kitaplığındaki kitapların sayısı...
4.289, bibliografik künyede ise 10.000'i bulmuştur Bursa'yı.
Bunca kitabı nasıl okudu derseniz, sonuçta cepheden cepheye koştuğu dönemleri de hesaba katarsak, bir liderin bu kadar çok kitap okuması sizce nasıl mümkün olabiliyor?
İşte burada devreye Atatürk'ün planlı ve disiplinli yaşama giriyor elbette ama onun nadir bulunan bir yanı var, bir özelliği var.
Fotografik bir hafızaya sahip.
Ve bu yüzden de çok hızlı kitap okuyor.
Bu aynı zamanda onun çok hızlı öğrendiğini de gösterir.
Çünkü birden fazla dili akıcı şekilde de konuşabiliyor Atatürk.
Keskin zekasından bahsetmiyorum bile.
Bununla ilgili İlber Ortaylı çok güzel anlatıyor zaten.
Onun videolarını izleyebilirsiniz.
En az beş dilde kitap okurdu Atatürk.
Ve akıcı şekilde konuşabilirdi bu dilleri.
Yani çok büyük bir gurur bence böyle bir lidere sahip olmamız.
Fransızca öğrenmeye Selanik'te başladığında birçok tarih kitabını orijinal dilinde okudu ve bu sayede dünya fikirlerini, devrimleri daha yakından tanıma şansına sahip oldu.
Bir liderde olması gereken bir özellik bence bu ve bizim de ondan örnek almamız gereken bir özellik.
O kadar başarılıydı ki dil konusunda.
Hatta zamanında Fransız bir diplomat Atatürk'ün Fransızcasını çok başarılı bulur ve onu tebrik eder.
Yani nasıl bu kadar bu dile hakimsin, nasıl bu kadar akıcı konuşabiliyorsun diyerek bunu hep anlatırlar.
Aynı zamanda bu özellik onun bir dil ustası olduğunu da gösterir.
Türkçe'ye olan sevgisi onun dil devrimi başlatmasına kadar gitti biliyorsunuz.
Zaten okuduğu her şeyi Türkçe'ye sade bir dille anlatmayı çok severdi.
Belki de bu nedenle halkını böylesine etkileyebildi.
Ancak şu da var ki kendisinde dili yeteneği mevcut ama onu geliştirmek için de çok çalışmış.
Fırsat buldukça Fransızca metinler okur ve kelime dağarcığını genişletmek için notlar alırdı.
Çeşitli dillerde yazılmış kitapları okuyarak bilgilerini pekiştirip öğrendiği dillerde notlar tutarak günlük pratik yapardı.
Gerçekten çok ciddi çalışmış diller üzerinde.
Özetle şunu söyleyebiliriz.
Atatürk'ün entelektüel birikimi kendini öz...
Çünkü okuma alışkanlıkları, dil öğrenme tutkusu ve yazı çalışmalarıyla şekillenmiştir.
Ve ben saatlerini daha çok bu yönde değerlendirmeyi tercih etmiş kendisi.
Yoğun hayatında bu tür çalışmalara nasıl vakit ayırdığı, onu tanımak ve ondan ilham almak açısından oldukça önemli bana kalırsa.
Ulu Önder daha çok gece insanıydı demiştim.
Düşünün gecenin karanlığında herkes uykudayken Atatürk defterlerine bir şeyler karalıyor.
Bu sadece günlük notları değildi.
O tüm bir tarihi kayıt altına da alıyordu.
İşte Nutuk o gece çalışmalarının bir ürünü olarak ortaya çıktı arkadaşlar.
Nutuk bir konuşma metni gibi dursa da aslında Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş hikayesidir.
Bu metni yazarken bazen sabaha kadar uyumaz Atatürk.
Yanındakiler uykudan baygın düştüklerinde bile kalemini bırakmazdı.
Bir gece Atatürk'ün notu yazarken uyumadığını fark eden bir arkadaşı ona sorar.
Paşam hiç yorulmuyor musunuz?
Atatürk de gülümseyerek cevap verir.
Tarih yazılırken uyunmaz.
Bu kadar net. Peki bunlar dışında neler yapardı?
Okuma saatlerinden sonra özel kalem müdürüyle günlük programını gözden geçirirdi.
Devlet meseleleriyle ilgili toplantılar ve görüşmeler yapılacaksa yine bu sabahın ilk saatlerinde planlanırdı.
Sonuçta bu adam bir devlet adamı ve her dakikasını böyle ince ince dokunması lazım, değerlendirmesi lazım.
Uyanır uyanmaz dikkat ettiği bir diğer şey de kişisel temizliğiydi.
Ardından kahvaltısını yapardı.
Kahvaltıda özellikle peynir, zeytin ve çay tercih ederdi.
Yani çok sade aslında. Sade bir yemek kültürü var Atatürk'ün.
İlber Ortaylı Atatürk'ün yemekle arasının pek iyi olmadığını söyler.
Çok yemek tasarrufa aykırıdır da demiştir bir yerde Atatürk.
Özellikle fasulye ve pilavı çok severdi ama sadece birkaç kaşık alırdı bu yiyeceklerden de.
Hatta onun bu yeme alışkanlığını İlber Ortaylı çok tuhaf buluyor.
Bu kadar ciddi işler yapıyor, yoruluyor.
Nasıl azıcık yemekle dayanıyor?
Bu nasıl bir dirayettir diye anlatır.
Sadece bu anlattıklarımdan anlaşıldığı üzere.
Atatürk duygusal ve bedensel olarak çok dayanıklı ve iç disiplini kuvvetli bir adamdı.
Bedenine de özen gösterirdi.
Aynı zamanda bir at binicisi ve doğa aşığıydı.
Sabahın erken saatlerinde atına biner, temiz hava eşliğinde düşüncelerini toplardı.
Bakın bunlar hep ben saati.
Bu anlar onun için tıpkı bir meditasyon gibi rahatlatıcıydı.
Hatta bazen at sırtındayken düşüncelere dalar, yanındakilere tarihten, kültürden ve dilden bahsederdi.
Bu kısa at gezileri onun derin düşüncelerinin filizlendiği anlar olurdu.
Yürüyüş yapmayı da çok severdi.
Yoğun bir programı olsa da hava almak için kısa yürüyüşlere çıkardı.
Pek çok spor danına da merak vardı.
Yüzmeyi sever, zaman zaman dostlarıyla masa tenisi gibi oyunlar oynayarak da vaktini değerlendirirdi.
Atatürk'ün rutinleri bölümünde de anlatmıştım.
Atana sofraları çok meşhurdu o dönem.
Akşam yemeklerini sevdikleriyle paylaşmaktan hoşlanırdı.
Sofrasında çeşitli konuların tartışıldığı entelektüel sohbetler yapılırdı.
Türk mutfağına olan sevgisi bilinse de bu sofralarda dünya mutfaklarına da yer verilirdi.
Fikir alışverişinde bulunurken çevresindekilerin düşüncelerine önem verir ve demokratik bir ortam oluşturmaya çalışırdı.
Haftalık rutinlerine bakarsak sık sık inceleme gezileri yapardı.
Halkın arasına katılır, Türkiye'nin çeşitli bölgelerindeki gelişmeleri bizzat yerinde görmek için geziler düzenlerdi.
Halkın ihtiyaçlarını ve taleplerini doğrudan dinlemeyi çok önemserdi.
Yine haftalık olarak tiyatro, opera ve diğer kültürel etkinliklere de katılırdı.
Aynı zamanda Türk sanat musikisi dinlemeyi ve desteklemeyi çok önemserdi.
Şimdi gelelim akıllardaki o soruya.
Bu yoğun hayatta zamanını nasıl yönetirdi peki?
Disiplinli olmak onun hayat felsefesiydi.
Bir gün Mustafa Kemal'e hayatında nasıl bu kadar disiplinli olabildiği sorulmuş.
O da şöyle cevap vermiş.
Disiplin insanın kendisine saygısıdır.
İşte tüm bu yoğun tempoya rağmen Atatürk kendisine ve çevresine olan saygısından ödün vermeden yaşamış bir liderdi.
Savaş meydanında gösterdiği kararlılığı kitap sayfalarında, gecenin sessizliğinde ve halkın geleceğinde de göstermiştir.
Gününü çok iyi organize ederdi, planlardı, hangi saatte ne yapması gerektiğini bilirdi.
Uykusuzluğa dayanıklı bir yapısı vardı ve çoğu zaman 4 ila 6 saat uyurdu.
Bu da ona daha fazla çalışma ve okuma fırsatı tanıyordu.
Bölümün başında da belirttiğim gibi çalışmalarını genellikle gece geç saatlere bırakır, gecenin sakinliğinde.
Verimli bir şekilde yazı yazar veya okurdu.
Bu alışkanlığı sayesinde hem devlet işlerini yönetebiliyor hem de entelektüel ilgilerine vakit ayırabiliyordu.
Kılık kıyafetine de çok büyük özen gösterirdi Atatürk.
O zamanın zor ekonomik şartlarına rağmen belirgin bir stili ve tarzı vardı.
Bir lider olarak sadece düşünce dünyasıyla değil, duruşuyla, giyim kuşamıyla, yaşam şekliyle de bizi, ülkemizi en iyi şekilde her zaman temsil etmiştir.
Bölüm sonuna gelirken umarım onun Ben Saati'ni değerlendirme şekli hepimize örnek ve ilham olur.
Ondan alacağımız, öğreneceğimiz daha çok şey var.
Vefatının 86. yılında ulu önderimizi büyük bir özlemle, sevgiyle ve saygıyla anıyorum.
Çok sevgiler, selamlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
