
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde hayatımızda normalleştirmemiz gereken şeyleri ele alıyoruz. Sürekli kendimizi açıklama ihtiyacı hissetmekten hayır diyememeye, geç kalmış hissetmekten dinlenememeye kadar bize yük olan birçok konuyu konuşuyoruz. Artık kendimiz olmak için sürekli izin istemeyi bırakmanın zamanı gelmedi mi?
Transkript
Herkese merhaba, Ben Saati'ne.
Hoş geldiniz, ben Elif.
Geçen gün yaz tatili için bir bilet aldım arkadaşlar.
Epeydir görmek istediğim bir yer vardı.
Hırsatım oldu aldım. Ben ne zaman bir bilet alsam özellikle yurt dışına anneme bunu nasıl açıklayacağımı düşünürüm.
Kampanya vardı zaten masrafları arkadaşla bölüşüyoruz okulla gidiyorum gibi bir sürü savunma cümlesi hazırlıyorum ben kafamda.
Çünkü ona göre yurt dışına gitmek gereksiz bir harcama ve biraz da kaygılı bir insan olduğu için böyle uzak yerlere gitmek onda kaygıya telaşa sebebiyet veriyor.
Ve bu yüzden de onu böyle ikna etmeye çalışıyorum.
Yani yaşım kaç olursa olsun illa bir açıklama yapma ihtiyacı hissediyorum.
En pahalı seyahatim Amerika'ya olmuştu.
Onun için de böyle günlerce kafamda açıklamalar hazırlamıştım.
Ama ne hikmetse annem hiçbir şey sormadı o zaman.
Demek ki o dağında başka bir şey vardı.
Onu daha çok kaygılandıran bir şey.
Çok ilgilenmedi o zaman.
O an kendi kendime şunu düşündüm.
Ya ben neden bunu sürekli kendime yapıyorum?
Bu davranışın benzerini bir arkadaşımda da gördüm.
Güzel bir kıyafet alıyor ya da...
Belki pahalı bir çanta takıyor.
İlk gün onu kullanırken sanki böyle utanıyor gibi davranıyor.
Hemen açıklama yapmaya kendini savunmaya başlıyor.
İndirimdeydi aslında uzun zamandır istiyordum.
Bir kere kendime bir şey aldım zaten gibi böyle bir sürü cümle.
Ve o böyle bunları söylerken ben de kendi içimde şunu düşünüyorum.
Neden açıklama yapıyorsun? Bazen de bunu ona söylüyorum.
Beğenmişsin, almışsın, takmışsın ne güzel.
Şunu bir düşünelim mi? Bir karar verdiğimizde kaç kişiye kendimize açıklama ihtiyacı hissediyoruz?
Bir kişiye mi, beş kişiye mi yoksa hiç açıklama yapmadan rahat edebiliyor muyuz?
Biz büyürken bir şey öğrendik.
Kararlarımızın geçerli sayılması için mutlaka bir gerekçesi olması gerektiğini öğrendik.
İlla mantıklı bir sebebi olmalı.
Yoksa yargılanırız.
Belki gerçekten yargılandık da hatırlamıyoruz ama sinir sistemimiz bunu kaydetti.
Şimdi kimse sormasa bile cevabımız hazırda bekliyor.
Hazırda bekliyor cevabımız.
Belki sorarlar, söyleriz.
Gardımızı alıyoruz aslında.
Ama bazen canım istedi demek...
Yeterli bir sebeptir.
Ben öyle uygun gördüm.
Ne kadar net bir cümle aslında değil mi?
Ne güzel bir cümle. Sınırını belli eden, karşı tarafı kırmadan, insanın kişinin kendini koruyabildiği bir ifade.
Sürekli açıklama yapma ihtiyacı hissetmemeyi normalleştirmeliyiz arkadaşlar.
Bu bölümde zaten başlığında gördüğünüz gibi derdimiz, meselemiz artık bir şeyleri normalleştirmeliyiz.
Attığımız her adımı, verdiğimiz her kararı insanlara uzun uzun anlatmak zorunda değiliz.
Bazen sadece hayır demeyi, sınır koyarken böyle sakin ve net durabilmeyi, duramıyoruz ya hani kızarıyoruz böyle bir tuhaflaşıyoruz.
İşte onu yani sakin ve net kalabilmeyi, soğukkanlı bir şekilde bunu yapabilmeyi normalleştirmeliyiz.
Yapabilen insanlar var ama yapamayan çok fazla kişi var.
Yakın çevresine, işte iş arkadaşlarına, bazen çocuklarına, ailesine sınır koymakta zorlanan çok fazla kişi var.
Ve bu ne demek oluyor? Çok fazla açıklama yapılıyor.
Bu listenin sonu yok arkadaşlar.
Çünkü normalleştiremediğimiz ve bize yük olan maalesef yüzlerce şey var.
Özellikle benim jenerasyonumun ve önceki kuşakların çok iyi bildiği bir şey var.
Kayıtsız kalamamak.
Bize sorulan her şeyi cevaplamak zorunda hissediyoruz kendimize.
Özellikle akrabalar işte bayram seyran derken insanı soru yağmuruna tutuyorlar yakalıyorlar böyle bir kenarda sıkıştırıyorlar maaşın ne kadar oldu kirana zam geldi mi evlilik ne zaman çocuk düşünüyor
musun gibi gibi böyle bir sürü soru soruluyor.
Aslında bunları sormamayı normalleştirmeliyiz orası ayrı sorulmaması lazım bu kadar detay ama diyelim ki sordular yine de cevap vermek zorunda değiliz geçiştirebiliriz bu konuyu konuşmak istemiyorum
diyebiliriz. Şu an paylaşmak istemiyorum diyebiliriz.
Bence biraz da çekimsel olmayı değil kayıtsız kalabilmeyi normalleştirebilmeliyiz.
Eskiden yakın çevremde beni kararsız ya da istikrarsız gibi gösteren bir durum vardı.
Canım sıkılıyordu o algıdan.
Çünkü sürekli yeni şeyler denemem, işte kurslara gitmem, başka alanlarda dersler almam, öğrenmeye çalışmam.
İşte benim bu gayretlerim. Bazen sonuç alamadığım da oluyor tabii bunlardan.
Hepsinin yüzüme vurulması.
Ama yeni bir şey denemeyi de normalleştirmeliyiz arkadaşlar.
Özellikle denemeyi.
Çünkü çoğu zaman mükemmel yapamayacağımız şeylere başlamaktan korkuyoruz.
Yeni bir işe, yeni bir hobiye, bazen yeni bir ilişkiye bu yüzden cesaret edemiyoruz, adım atamıyoruz.
Ya resim yapacağız, ne olacak sanki kötü yapsak?
Ne olacak yani? Merak ettiğim bir el işi var.
Görüyorsun işte yapmak istiyorsun.
Punch diye bir mesela el işi var.
Çok güzel görünüyor. Bir dene bakalım ne olacak?
Al malzemelerini, git kursuna ya da kendin internetten bakarak öğren.
Ya bunun gibi bir sürü şey var.
Denemekten bile imtina ediyoruz aslında.
Hayatın bir alanında çok başarılı olup başka bir alanında tökezleyebiliriz.
Bu bizi başarısız biri yapmaz.
Hatta insan bazen en çok hata yaparken kendini tanıyor.
İşte artık o hatalardan ders çıkarabilirsek.
İşimizde çok başarılı olup ilişkilerimizde zorlanabiliriz.
Doğru insanı bulamayabiliriz.
Bunlar bizi eksik biri yapmaz.
Yani bunları da normalleştirmeliyiz.
İş hayatında çok başarılı diye ya da evliliği çok iyi gidiyor diye diğer bütün boyutlarda, bütün hayatın diğer alanlarında da başarılı olacağız diye bir kayda yok.
Hayat... Kimin nereden sınanacağını kimse bilemez.
Kimin nerede bir derdi vardır onu da kimse bilemez.
O yüzden her alanda her zaman başarılı olmamayı da olamamayı da normalleştirmeliyiz.
Bu hani vazgeçmek anlamında değil.
Bir şeyi geç başarmayı da normalleştirmeliyiz.
Bence bizim en büyük dertlerimizden bir tanesi bu.
Geç kalıyoruz diye düşünüyoruz ya bir şeyleri.
Hayat sürekli bir yarış gibi yaşanıyor.
Sanki herkes aynı yaşta aynı başarıları elde etmek zorundaymış gibi bir baskı var.
Herkes 30'unda o kariyeri yapacak, o evliliği yapacak, erken yaşta anne baba olacak, evini çok erken alacak gibi.
Kimisi 25'inde yapar kariyeri, 20'lerinde başarıyı elde eder.
Kimisi 30'unda, 35'inde, belki ikinci evliliğinde, belki üçüncü üniversitesinde bilemeyiz.
Birbirimizi sürekli baskılıyoruz.
Ne gerek var? Bir insanın hayatı neden bir başkasının temposuna uyumak zorunda olsun ya?
Bir salsak artık kendimizi.
Ben çok yoruldum.
Akranlarımla aynı koşuda olmaktan çok yoruldum.
Aynı şeylerle sınavmaktan çok yoruldum.
Bazı insanlar geç açılır, bazıları geç iyileşir.
Bazıları da kendini 40 yaşından sonra tanır.
Ve bunların hiçbirisi aslında başarısızlık değildir.
Bir başka konu da şu bence normalleştirmemiz gereken.
Konu fikirlerimizin değişebileceği.
Bazen bir konuda düşündüğümüz şey değişir.
Bir şeyi istemekten vazgeçeriz.
Artık onu istemeyiz.
Daha önce çok emin olduğumuz bir kararın arkasında durmak istemeyebiliriz.
İnsanlar bunu tutarsızlık gibi görüyor ama insan yaşadıkça dönüşüyor aslında.
Yani sürekli karar değiştirmekten bahsetmiyorum.
Ama biz de değişen, dönüşen bir mekanizmayız ya.
Dün istediğimiz bir şeyi bugün istememek kötü bir şey değil.
Bu hani şununla ilgili artık biz başka bir insanızdır.
Bir şey okuduk, bir şey izledik.
Kararımız değişti.
O eski kararı alan kişi değiliz artık.
O yüzden aynı insanlarda, aynı çatı altında yaşamak, istemek, istemiyor olabiliriz.
Bunların normalleşmesi lazım.
Aynı işe devam etmek istemiyor olabiliriz.
Bunların normalleşmesi lazım.
Çünkü biz değişiyoruz.
Günün sonunda. Bir de şu mesele var.
Terapiye gitmeyi normalleştirmeliyiz arkadaşlar.
Eskiden terapiye giden insanlara böyle öcü gibi bakardık.
Sorunlu gibi görünürdü. Şimdi ise düzenli terapiye devam edenler sorgulanıyor.
Ya tamam gittin problemini hallettin.
Şu an hayatın iyi. Hayatında ne var ki?
Sorun ne var ki hala gidiyorsun?
Niye o kadar para harcıyorsun?
Neden düzenli terapiye gidiyorsun?
Oysa terapi sadece kötü durumda olan insanların gittiği bir yer değil.
Bazıları kendini anlamak için gidiyor.
Bazıları ruhsal olarak sağlıklı kalabilmek için gidiyor.
Bir sürü sebepten dolayı gidiyor insanlar.
Yani bunu bile sorguluyoruz aslında.
Bence burada şu da var.
Hani biz iyileştik, düzeldik falan ya.
Her şeyi biliyor olabiliriz.
Buna rağmen yine de tetiklenebiliriz arkadaşlar.
Bunun kesinlikle normalleşmesi lazım.
Terapiye gitmiş olabilirsin, onlarca kitap okumuş olabilirsin, bir konuda uzmanlaşmış bile olabilirsin.
Ama yine de bazen dürtüsel ya da duygusal tepkiler de verebiliriz.
Çünkü insanız bazen duygu bütün bilgilerin önüne geçebiliyor.
Hormonlarımız alt üst olabiliyor.
Bizi etkileyen çok şey var.
Çok fazla değişken var.
Bazen ayrılırsın, yas tutarsın, kaybedersin.
Öyle anlarda öğrenin hiçbir şey yeterli gelmez.
Çünkü bilgi her zaman acıyı ortadan kaldırmıyor.
Yani bazı duyguları çözmüyor.
Ve bizim de o duyguları yaşamamız gerekiyor.
Sadece yaşamamız. Yani şunu demek istiyorum.
O duyguları yaşamayı da normalleştirmeliyiz.
Ağlamayı da yeniden normalleştirmeliyiz.
İnsanlar artık duygularını yaşamak yerine kontrol etmeye çalışıyor.
Hemen toparlanmak, güçlü görünmek istiyoruz.
Birinin yanında sessizce ağlamak bile garip karşılanıyor.
Önce biz kendimizi garip karşılıyoruz zaten.
Bu ülkede yaşayan hepimiz çok yorgunuz arkadaşlar.
Depresyondayız aslında biz ülkecek.
Kim ne derse desin.
O yüzden zaten bir sürü kişi terapiye gidiyor.
Sadece hani farkındalık olayı değil, yoruluyoruz, sürekli yoruluyoruz.
Bir şeylerden sürekli etkileniyoruz.
Yani olaylar sürekli devam ediyor, durmuyor.
Yani süt liman sakin olan bir dönem ben hatırlamıyorum kaç yaşına geldim.
Bu dediğim gibi bunun yüzlerce sebebi var ve bu yorgunluk bizde hırçınlığa, öfkeye dönüşüyor.
Bir şekilde etkileniyoruz.
Gördüklerimizden, duyduklarımızdan, yaşadıklarımızdan.
O yüzden nazik olmayı da yeniden normalleştirmeliyiz.
İnsana, hayvana, doğaya karşı daha yumuşak olmayı, kendimize karşı daha yumuşak olmayı normalleştirmeliyiz.
Çünkü gerçekten buna ihtiyacımız var.
Başka türlü tahammülsüzlük bizi daha da yıpratıyor.
Sinirimizi birbirimizden çıkarıyoruz.
Bu arada burada toksik pozitiflikten bahsetmiyorum.
Her gün aynı ruh halinde olamayız.
Sürekli güçlü, sürekli motive, sürekli iyi hissetmek zorunda değiliz.
Kendimizi buna zorladıkça daha çok yoruluyoruz.
Ve en çok da...
Dinlenmeyi normalleştirmeliyiz arkadaşlar.
Dinlenmek sadece uyumak değil, bazen hiçbir şey yapmadan oturmak, telefona bakmadan camdan dışarıyı izlemek ya da kendini sürekli geliştirmeye çalışmadan bir gün geçirebilmek.
Bunların hepsi ihtiyaç.
Artık sanki sürekli üretmek, sürekli ilerlemek zorundaymışız gibi hissediyoruz değil mi?
Hayatın her döneminde az önce söylediğim gibi de nasıl değişmeyi normalleştiriyorsak aynı insan olmamayı da Bunun sonucu olarak normalleştirmeliyiz.
Artık bölümün sonuna geliyorum.
Aklıma gelenler bunlardı.
Normalleştirme üzerine aslında bir sürü şey var.
Kılık kıyafetten de konuşabiliriz.
Ya da başka konulardan da konuşabiliriz.
Ama bölümün çok da uzun olmasını istemiyorum.
Dikkat süresi ne yazık ki kısa.
Genelde beni işte yolda okula giderken, işe giderken dinliyor dinleyicilerim.
O yüzden bu konuyu biraz sizde düşünme payı bırakarak böyle tadında bırakmak istiyorum.
Şuraya bağlayacağım.
Hayatın her döneminde aynı insan olmamayı da normalleştirmeliyiz arkadaşlar.
Bazen insanlar eski halimizi seviyor diye değişmekten korkuyoruz.
Oysa insan Değişebildiği için yaşıyor değil mi?
Bizim değişmemiz çok normal.
Eski seni özleyen insanlar olabilir ama belki eski sen de çok yorgundun.
Artık değişime gitmen gerekiyordu.
Yani o kişileri kaybetmeyi bile göze almalıyız bence.
Ve o insanların artık bizim değişimimizi aslında önce kendimize başlıyor bu.
Bizim kendimizin değişebileceğini normalleştirmeliyiz.
Bugün konuştuğumuz her şey aynı yere çıkıyor.
Kendimiz olmak için sürekli izin istemeyi bırakmalıyız.
Belki de en çok normalleştirmemiz gereken şey tam olarak bu.
Kendimiz olabilmek için onay aramak, izin istemek.
Bunları artık bırakmalıyız.
Canım böyle istedi. İçimden böyle geldi gibi.
Bunu yaptığımızda ne oluyor biliyor musunuz?
Bu aralar bir eğitim alıyorum.
Böyle en çok takıldığım şey, ara ara böyle bölümlerde de bahsettiğim bir şey vardı.
Duygusal dayanıklılık, işte rezilyans, duygusal, psikolojik sağlamlık konuları.
Bunu gerçekten nasıl güçlendirebileceğimiz üzerine...
Ben Silivanya Üniversitesi'nden bir eğitim alıyorum çünkü Türkiye'de böyle derli toplu tek bir eğitim, tek bir kaynak yok bunu anlatan ve ben gerçekten çok merak ettiğim için böyle bir işte kursa başladım.
Bizim sinir sistemimizi yatıştırmamız lazım.
Yani rezilyansımızı güçlendirmek için birazcık sakinleşmemiz lazım ya.
İşte hayatımızdaki bazı meseleleri bize yük olan az önce bahsettiğim bir sürü şey vardı.
Bunları bu yük olan meseleleri normalleştirdiğimizde önce kendi içimize normalleştirdiğimizde sinir sistemimiz sakinleşiyor arkadaşlar.
Ve dayanıklılığımız da buna bağlı olarak artıyor.
Daha da güçleniyoruz yani dış dünyaya karşı.
Peki siz en çok neyi normalleştirmek isterdiniz?
Yorumlara yazın.
Burada dinlediğiniz platformda da yazabilirsiniz.
Sosyal medyada da yazabilirsiniz.
Gerçekten merak ediyorum.
Benim aklıma gelenler bunlardı.
Sizin hayatınızda, sizin dünyanızda artık bu normalleştin dediğiniz ne varsa ben açıkçası dinlemek isterim.
Ben Saati burada sona eriyor.
Çok sevgiler, selamlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
