
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
İşten sonraki akşam vakitlerini zorlamadan, iyileştirerek değerlendirmek üzerine 7 küçük strateji konuşuyoruz.
Enerjimizi tanımak, ekran döngüsünü kırmak ve akşamın o “çöküş anını” yumuşatmak…
Belki sadece 30 dakika.
Belki bir fincan çay.
Belki sadece kendine dönmek.
Transkript
Son zamanlarda yabancı YouTube kanallarında sıkça karşıma çıkan bir akım var.
Don't waste your evenings.
Türkçesiyle akşamlarını boşa harcama.
Bu akımı ilk gördüğümde ya yine mi üretkenlik baskısı diye geçirmiştim içimden çünkü sürekli üretmek, sürekli gelişmek fikri bir noktadan sonra tükenmişliği de beraberinde getiriyor.
Videolardan birini açıp izlediğimde amacın akşamları üretmek değil, üretme kaygısı olmadığını, bu akşam vakitlerini iyi değerlendirmek olduğunu anladığımda ve verilen önerileri
mantıklı bulunca bunları sizinle de paylaşmak istedim.
Herkese merhaba. Ben Saati'ne.
Hoş geldiniz. Ben Elif.
Bu bölümde işten sonraki akşam vakitlerini daha iyi değerlendirmeye yönelik 7 stratejiden bahsedeceğim size.
Doktor, gelişimci ve başarı koçu Justin Sand'in önerilerini temel aldım.
Ama üzerine kendi gözlemlerimi de ekledim elbette.
Bu tarz çok fazla içerik var ve başka videolarda farklı öneriler de görebilirsiniz yine bu akımla ilgili.
Ama ben Justin'in anlattıklarını daha böyle bize yakın buldum.
Videoda üniversitede okurken ve hastanede çalışırken işten eve geldiğinde hiçbir şey yapamadığını, akşamlarının boş geçtiğini ve sadece dinlenmeye ayırdığını söyleyeceğiz.
Ancak ne kadar çok uyursa uyusun ertesi gün yine yorgun olarak uyanıyor.
Kronik yorgunluk yaşıyor pek çoğumuz gibi.
Bunu aşmak ve akşam vakitlerini iyi değerlendirmek adına bize şu yolları öneriyor.
İlk olarak doğal enerji seviyemizi tanımamız.
Şimdi herkesin gün içinde enerjisinin yükseldiği, azaldığı saatler farklıdır.
Kimimiz sabah saatinde çok verimliyiz, kimimiz öğleden sonra, kimimiz geceleri.
Ama çoğumuz akşam olunca yapacak çok şeyim var ancak enerjim yok ya da vaktim yok diye düşünüyoruz.
Belki de enerjimizin en düşük olduğu o saatlerde kendimizi zorlamaya çalışıyoruz.
Bende bu böyle oluyor. Akşamları enerjim azalıyor ve zorluyorum.
Bir düşünelim mi? Günün hangi anlarında kendimizi daha canlı hissediyoruz?
İşe başlamadan hemen önce mi, öğleden sonra kahve içince mi?
Kendimizi şöyle bir üç gün gözlemlemek, not almak faydalı.
Enerjim ne zaman yükseldi, ne zaman düştü?
Çünkü akşamları geri kazanmak istiyorsak, o akşam vakitlerini güzel değerlendirmek istiyorsak, günü enerjimize göre planlamamız gerekiyor.
Bunun için de en önemli şey...
Uyku düzenimize bakmalıyız.
Gerçekten 7-8 saat uyku bize yetiyor mu?
Daha mı fazlası gerekiyor?
Ne kadar uykuya ihtiyacımız olduğunu anlamadan akşam saatlerini verimli kullanmak mümkün değil.
Birçok kişinin yaşadığı kronik yorgunluğun sebebi fark edilmeyen uyku borcudur.
Ve zaten Justin de bunu yaşamış.
Ve bu uyku borcunu 3 ay boyunca ödeyince yani vücudu artık o uyku, gerekli uykuyu alınca Ancak o zaman akşamlarını iyi değerlendirmeye başlayabilmiş.
Ve bir de enerjimizi etkileyen şeyler de vardı elbette rutinlerimizde.
Bunlara dikkat etmek gerekiyor.
Yediklerimiz, hareket miktarımız, şeker ve karbonhidrat tüketimi bile gün içinde bizi böyle dalgalandırabiliyor.
Şimdi ufacık değişikliklerle uyku kalitesini artırarak rutinleri birazcık düzenleyerek de günü daha yüksek bir enerjiyle tamamlayabiliriz.
Ne kadar dinlenmeye ihtiyacımız olduğunu gerçekten anladığımızda gün içinde tükenme hissi kaybolmaya başlıyor.
Bu bende böyle oldu. Ben 6 saat uyurdum, erkenden kalkardım ve geç yatardım.
Erkenden kalkınca o gün içinde çok şey yapmaya çalışırdım.
Ama akşamüstü 4'den sonra ben yok olurdum ya, hiçbir şey yapamazdım.
Dikkat sürem azalmış, böyle öfkeli ve tahammülsüz biri olurdum.
Hatta biraz uyumak isterdim.
Ne zamanki 7,5-8 saat uyumaya başladım, benim işim, modum, yaptıklarım iyileşti.
O yüzden bu ilk maddeyi biraz uzun anlattım.
Çünkü bence çok önemli ve çoğu kişinin de göz ardı ettiği bir şey bu.
Buna bağlı olarak ikinci stratejiye geçiyorum.
Enerjini tükettiğini düşündüğün akşamlarda küçük ve iyi gelen bir aktiviteyle enerjiyi üretmeye dene.
Şimdi çoğumuz, ben de dahil, enerjimizi bir batarya gibi, bir pil gibi düşünüyoruz.
Ve ben bu şekilde de anlatıyordum bu videoyu izleyene kadar.
Sanki sabah dolu başlıyoruz ve gün içinde çalıştıkça, koşturdukça bu pil yavaş yavaş azalıyor.
Günün sonunda da artık bitti, yapacak halim yok diye düşünüp kendimizi koltuğa bırakıyoruz.
Ben de uzun süre böyle düşündüm.
Ama enerjimizi bir bataryadan ziyade bir jeneratör olarak görsek nasıl olur?
Yani bazı aktiviteler aslında enerji harcamaz.
Tam tersine bize enerji kazandırır.
Hiçbir şey yapmadan oturmak bazen daha çok tüketir.
Özellikle elimizde telefon varsa.
Huzursuzlaştırır, yorar, duygusal olarak bile çökertebilir.
Mesela bir arkadaşım vardı.
Hafta içi okul, iş, kurs derken inanılmaz yoğundu.
Buna rağmen haftada bir gün halk oyunlarına giderdi.
Ve bana hep şöyle söylerdi.
Giderken kendimi zorla çıkarıyorum evden.
Oraya gitmek benim için çok zor oluyor.
Ama dönerken belki de dünyanın en mutlu ve en enerjik insanı oluyorum demişti.
Çünkü yaptığı şey onun jeneratörüydü.
Akşamları kendimizi geliştirmek zorunda değiliz.
Bu bir iş değil, rekabet değil.
Ama size iyi gelen bir aktivite, aileyle geçirilen samimi bir zaman, bir hobi, müzik, örgü, yoga, kısa bir yürüyüş artık aklınıza ne gelirse gerçekten sizi yenileyebilir.
Zihninizi dinlendirebilir.
Ben örgü örüyorum.
Telefonla oyalandığımda akşamları zihnim daha da karmaşıklaşıyor ve uykum iyi olmuyor açıkçası ve bir sürü rüya görüyorum.
Ama örgü beni biraz durulmamı ve sakinleşmemi sağlıyor.
Buradaki püf nokta şu ama sevgili dostlar.
Enerji her zaman dinlenerek geri gelmez.
Bazen üretmek, hareket etmek, ilgilenmek daha çok enerji verir.
Ama bizim ilgi alanımız olacak.
Sevdiğimiz bir şey olacak. Bunu böyle iş gibi yapmayacağız.
Buna aktif dinlenme hali deniliyor.
Yaparken yorulmuyorsun. Aksine kendine deniyorsun.
Bu fiziksel bir şey de olabilir.
30 dakikalık bir yürüyüş.
Evde bile home walk videoları var.
Evde yürüyüş videoları izleyebilirsiniz.
Ya da zihinsel bir faaliyet.
Bulmaca çözmek, merak ettiğiniz bir konu hakkında ufak bir şeyler öğrenmek.
Her akşam değil ama haftada birkaç akşam en az 30 dakikamızı bizi iyi hissettiren bir şeye ayırmak bile zamanla hayatımızı değiştirir.
Küçük adımlar bunlar.
Üçüncü strateji yorgunluk döngüsünü kırmak.
Bazı insanlar gece saatlerinde daha verimli çalışabiliyor.
Ben gece insanım diyebiliyor.
Ancak bu durumda hani gündüz enerji düşüyor.
O yüzden bu stratejiyi herkes kendi ritmine göre değerlendirebilir.
Ben burada çoğunluğun yaşadığı o sirkadyen ritme ve iş hayatının da getirdiği düzene göre konuşuyorum.
Hani akşam makul bir saatte uyuyup sabah erken kalkmak.
Zorunluysa bizim hayatımıza o yüzden bu stratejiyi dinleyebiliriz.
Gün içinde önemli olan ben bunu üretkenlik bölümünde de slow productivity ya da derin çalışma bölümlerinde de anlatmıştım yine karşıma çıktı.
Zaten hiç şaşmıyor yani doğru metot aslında bu.
Gün içinde önemli olan şey çok çalışmak değil yaptığın işin kalitesine odaklanmak.
Sürekli meşgul olmak enerjimizi fark etmeden tüketiyor.
Bazen az ama öz çalışmak hem daha verimli hem bizi daha az yoruyor.
Ve bu da yorgunluk döngüsünden çıkmamıza yardımcı oluyor.
Akşamları ise illa böyle tüketici aktiviteler yapmak zorunda değiliz.
Tüketmek de yoruyor işte.
Bir sürü film izlemek, dizi izlemek, telefonun başında saatleri harcamak da zaten açıkçası bu yorgunluk döngüsünden bizi çıkarmıyor.
Bazı günler sadece durup kendimizi ve günümüzü değerlendirmek bile yeterli.
Eğer yorgunsanız bir şey yapmayın.
Böyle sıcak bir bitki çayı alıp kendimizi, günümüzü değerlendirebiliriz.
İş hayatında ya da genel yaşamda aksayan noktaları fark edip böyle küçük iyileştirmeler planlayabiliriz.
Bunun için 30 dakikalık bir hedef belirlemeyi öneriyorlar.
Bu bir aktivite, hafif bir uğraş ya da...
Sadece yazıp düşünerek kendimizi gözlemlemek olabilir.
Bunu düzenli yaptığımızda sadece akşamlarımızı değil gündüzlerimizi de iyileştirmiş oluyoruz.
Dördüncü stratejiye gelirsek hepimizin akşam için Bir yapılacaklar listesi var.
Aileyle vakit geçirmek, belki evcil hayvanı gezdirmek, yemek hazırlamak, sınava çalışmak, cilt bakımı falan gibi böyle uzar bu liste.
Ama çoğu zaman bu listenin hepsi bitmiyor.
Mümkün değil zaten. Biz de robot değiliz ve biz de kendimizi kötü hissediyoruz bu listeyi bitiremediğimiz için.
Halbuki bitmeyen değil, yani listenin bitmesi değil, öncelikli olan önemlidir.
Hani iş dışında bir şey yapmak istiyorsanız bunun ne olduğunu belirlemeniz gerekiyor.
Her gün bir paragraf, yazı yazardım.
Artık neyse, öykü de olabilir.
İşten gelip 15 dakika kitap okur, 15 dakikada yazardım.
Çünkü ben buna öncelik vermiştim.
Bu konuda kendimi geliştirmeye çalışıyordum ve akşamları böyle 30-40 dakika kendime biraz okuma, biraz yazma pratiği vermiştim.
Siz de kendiniz için akşam rutinlerinizi yazın ve her madde için bir tampon zaman belirleyin.
Belki aileyle her gün değil de haftada 2-3 gün kaliteli zaman geçirmek Sizin dinamiğiniz için yeterlidir.
Diğer maddeleri de buna göre yerleştirebilirsiniz.
Ve bu şekilde aslında ne oluyor biliyor musunuz?
Günü kazanmıyorsunuz, haftayı kazanıyorsunuz.
Burada beşinci strateji bununla ilgili.
Ama bu dördü bitireyim önce.
Mesela bu listeye baktığımızda ne yapmak istiyorum sorusunun cevabını bilerek akşama başlamak çok önemli.
Yani bu maddenin en kritik noktası bu.
Niyetimiz olacak, ne yapacağımız belli olacak, kişisel gelişimi, kariyer hedeflerimi öğrenmek istediğimiz bir dil ya da ilerlemek istediğimiz bir hobi de olabilir.
Önemli olan hangisini seçeyim?
İkilemine düşmeden niyetimizi belirleyip akşamı ona göre yönlendirmek.
Dediğim gibi 5.
strateji günü değil haftayı kazanmayı hedeflemek.
Biz genelde şöyle bir yanılgıya düşüyoruz.
Bir güne ne kadar çok şey sığdırırsak o kadar başarılı olduğumuzu düşünüyoruz.
Ben de böyle düşünüyordum.
Bugün çok şey yaptım süper bir gündü diye, çok verimli bir gündü diye seviniyoruz.
Ama bazı günler öyle akmıyor.
O gün elimizden kayıp gidiyor gibi hissediyoruz.
Akşamları kendimizi zorlayıp ya şunu da halledeyim diye uyku saatini bozabiliyoruz.
Ve bu döngüyü başa sarıyor.
Ve zincir de orada kırılıyor.
Ertesi gün daha yorgun.
Ve daha verimsiz oluyoruz.
Yani mesela o günü kazanmak değil haftanın genel ritmini koruyabilmek.
Haftalık düşünmek yani.
Ve uzmanımız burada diyor ki akşamlar için küçük bir pencere rutini oluşturalım.
Bunun üç kuralı var. Minimum 30 dakika saati kuruyoruz.
Ekranları uyaranlara dikkat dağıtacak her şeyi kapatıyoruz.
Düşüncelerimizi yavaşlatıyoruz.
Bu üçüncü maddeydi.
Bu yarım saat boyunca sadece ne yapmaya niyet ettiysek onu yapıyoruz.
İstersek bunu 60 ve 90 dakikaya kadar da uzatabiliriz.
Zaten seversek uzatırız da.
Bence bu süreyi biz ben saati gibi de bir ritüele dönüştürebiliriz.
Eğer zihnimiz çok doluysa ki benim böyle oluyor.
Bu 30 dakikayı yazarak geçirmek gerçekten çok iyi gelir.
Zihnimiz boşalır zaten uykuya dalmak daha da kolaylaşır.
Hepimizin bazı günleri var ki enerjimizin...
Böyle en çok bittiği, en hızlı bittiği günler.
Benim nöbet günlerim böyle.
Okuldan sonra o beyin artık kolay kolay çalışmıyor.
Hiçbir şey yapmak istemiyorum.
Ama tamamen telefona dalmak da daha kötü yapıyor.
Ben dediğim gibi bu sefer uyku kalitem bozuluyor.
Böyle zamanlarda bizi rahatlatan ufak...
gibi görünen şeyler aslında çok iş görür.
Yormayan bir film, bir dizi, örgü örmek ya da sevdiğimiz bir YouTube vlogu.
Ben o günleri böyle geçiriyorum ve inanır mısınız akşam 8-9 olduğunda sakinleştiğimi, dinlendiğimi, yenilendiğimi hissediyorum.
Biraz o kendi kendime vakit geçirmek ve dinlenmenin ardından.
Ve sonra son zamanlarda artık o 8'den sonra da hiç üretken olmayacağımı düşündüğüm saatte ben Podcast bölümlerimi taslağını çıkarmaya başladım.
Yani 30 dakika, 1 saat.
Böyle bir sayfa yazıyorum.
Ve o akşam da bir şey ortaya çıkmış oluyor.
Bu küçük ilerlemeler bir günün değil de haftanın toplamını güzelleştiriyor.
Ve işte fark da orada başlıyor.
Yol almış oluyoruz, ilerlemiş oluyoruz.
Altıncı strateji.
Az kaldı artık, sona geliyoruz.
Kendimize bir erteleme alanı yaratmaktan bahsediliyor.
Yani gün içinde 5'er veya 10'er dakikalık küçük serbest zamanlarına ihtiyacımız var.
Ve bu zamanlarda kendimize hiç baskı yapmadan canımız ne istiyorsa onu yapacağız.
Sosyal medyadan istediğimiz kadar dolaşacağız.
O 10 dakika ya da 5 dakikada.
Online alışveriş sitelerine bakmak istiyorsak.
Yani tamamen keyfimize kalmış.
Günde 3-4 kez böyle kısa kısa.
En fazla dört kez yani o bile çok da.
Kısa kısa bu molaları vermemiz gerekiyor.
Bunu niye yapacağız? Çünkü gün içinde hiç böyle alan açmazsak gece uyumadan önce ben biliyorum hepimiz elimize telefon alıyoruz.
Özellikle anneler de yani gün içinde çok çalışıyorlar.
Çocuklarla falan iyi geliniyorlar.
Akşam olunca onlar da telefona dalıyor.
Bir bakıp çıkacağım deyip hani bu şekilde başlayıp kendimizi saatlerce kaybolmuş buluyoruz.
Hem uyku kaçıyor hem can sıkılıyor ve hem de Uykunun kalitesi düşüyor.
O yüzden bu kontrollü özgürlük alanını gece değil gün içinde dağıtarak yapmamız lazım.
Bu alanı açmamız lazım ki böylece akşamları sosyal medyaya saldırma ihtiyacımız da azalır.
Hem kontrol duygumuz tatmin olur hem de biraz rahat rahata takılmak istiyorum ya diyen beni rahat bırakın diyen tarafımıza da bir alan açmış oluyoruz.
Böylece pencere rutinimizi de bölmemiş oluyoruz.
Biraz irade işi sevgili dostlar kabul ediyorum ama bence yapılır.
Gelelim son stratejiye.
Ben bunu çok sevdim.
Aklıma çok yattı.
Uygulayacağım. Ölü enerji noktalarından kaçınmak.
Şimdi bu ne demek?
Günün hangi saatlerinde ve hangi aktivitelerden sonra enerjimiz çok düşüyor?
Önce bunu fark ediyoruz. İlk başta ne yaptık?
Enerjimizin en yüksek olduğu anları fark ettik.
Şimdi de enerjimizi düşüren o vakitleri ve o aktiviteleri fark ediyoruz.
Bunları bulduktan sonra o düşük noktaya mümkünse enerji veren bir şey yerleştiriyoruz.
O aktivitenin yerini, şeklini değiştiriyoruz.
Ve böylece ilk stratejiye de hizmet ediyor bu yaptığımız şey.
Belki de en kolay uygulanabilir olanlardan biri bu.
Ve çoğumuz için de en büyük o ölü nokta anı işten eve geldiğimiz an.
Benim için bu böyle. Eğer trafik bizi çok yoruyorsa ve hemen eve gitmek zorunda değilsek belki o ölü nokta dediğimiz zaman dilimini spor yapmak, halletmemiz gereken bir işi eve gitmeden, o yolu çekmeden,
trafiğe çıkmadan önce yapabiliriz.
Eve biraz geç gideriz ama trafik sinirde yaşamayız hem de bir işimizi aradan çıkarmış oluruz.
Ya da eve gidiyorsak... Yani bu kaçınılmazsa eve gitmemiz gerekiyorsa hemen o ölü nokta bizi daha da böyle enerjimizi sömürmeden o ölü nokta artık illa ki yaşanacaksa hemen üzerimizi değiştirip
20-30 dakika sakin bir yürüyüş yapmak bile o çöküş anını kırabilir.
Videodaki anlatıcı bir koç yani başarı koçu iş insanlarıyla da çalışıyor.
O yüzden verdiği örnekler benim kafama yatmıştı.
Biriyle çalışmış ve o kişinin sabah trafiğinde araba kullanması.
Enerjisini çok ciddi düşürüyormuş çünkü trafik gerçekten çok çekilmezmiş.
Ve Justin ona şunu söylüyor.
Eğer mümkünse araba yerine metroya bin diyor.
O da yarım saat araba kullanmak yerine bir saat trenle gitmeyi tercih ediyor.
Ve sabahları bir saat trenle işine gidiyor.
Bu şekilde hem yorulmuyor hem de günlük okumalarını yapıyormuş.
Ve enerjisi yüksek olarak başlıyor.
Yani mesele enerjimizi neyin düşürdüğünü fark edip oraya bize iyi gelen bir şey yerleştirmek.
Oyun gibi düşünün bunu. Umarım bu 7 strateji içinde illaki birkaç madde aklınıza yatmıştır.
Ben hepsini sevdim. Uygulayabileceğimi düşünüyorum.
Özellikle son madde bayağı kafama yattı.
Sizin de yorumlarınızı merak ediyorum.
Akşamları nasıl geçiriyorsunuz?
Nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bunları lütfen benimle de paylaşın.
Kusura bakmayın sesim biraz kötüydü.
Bu aralar hastayım. Ben Saati burada sona eriyor.
Çok sevgiler, selamlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
