
Açlık mı, Detoks mu? Bedenin Kendini Yenileme Gücü
17 Mart 2025 · 11 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde açlığın vüdumuzu nasıl etkilediğini konuşuyoruz.
---
Ben Saati Podcast Instagram:
Transkript
Herkese merhaba, Ben Saati'ne.
Hoş geldiniz, ben Elif.
Acıkınca sinirlenen var mı aramızda?
Açlık biraz huzursuzluk veriyor.
Azıcık içimiz kıyılsın hemen ağzımıza bir şeyler atıyoruz.
Çayın yanı boş olmasın falan derken boğazımızı tutamıyoruz.
Halbuki atalarımızın yaşadığı dünyada eski zamanlarda insanların günün her saati yemek bulmak gibi bir lüksü yoktu.
Avcı toplayıcı olarak yaşarken yiyecek bulamadıkları uzun saatler boyunca bedenleri açlığa adapte olmayı öğrendi.
Bazen günlerce aç kaldılar.
Ve DNA'mızda bu kayıtlar var.
Bedenimiz sürekli yemeğe değil, esasında biraz aç kalmaya daha yatkın.
Şu günlerde Ramazan dolayısıyla çoğumuz açlığı deneyimliyoruz.
Dinimizde önemli bir yeri var, bir ibadet neticede.
Bir zamanlar insanlar için mecburiyet olan bu eylemi biz belli sebeplerden dolayı bile isteye yapıyoruz.
Nefsi terbiye etmek niyetiyle yapanlar da var elbette.
Birçok kadim kültür, Açlığı bir arınma ve bilgelik arayışı olarak görmüştür.
Budist rahipler sabahın erken saatlerinde sadece tek bir öğün yer ve geri kalan zamanı meditasyon ve derin düşünmeye ayırırlarmış.
Bazı kültürlerde, inanışlarda sadece belli şeyleri yemeyerek ya da içmeyerek oruç tutuyorlar.
Mevlana'nın bir sözü var, açlık ruhu arındırır.
Belki de tam olarak bunu anlatıyordur bu söz.
Peki siz ne düşünüyorsunuz?
Oruçlu olduğumuz bu günlerde?
Ruhumuz da arınıyor mu?
Nasıl hissediyorsunuz?
Sanki hafifliyoruz değil mi?
Bedenen en azından böyle bir his oluyor.
Peki neden birçok dinde, kadim kültürde belli zamanlarda bedeni aç bırakmak önemli?
Sadece maneviyat açısından düşündüğümüzde benim biraz daha maddi dünyada da desteklenmeye ihtiyacım oluyor.
Biraz daha materyali sebeplere de ihtiyaç hissediyorum.
Çünkü eylemin faydasına gerçekten ikna olmam gerekiyor.
Neticede açlık biraz nahoş da bir şey.
Ve hatırlıyorum yaz aylarında...
Uzun saatler oruç tuttuğumda artık böyle son demlere geldiğimde, son saatlere geldiğimde benim betim benzin atıyordu.
Yemek yediğimde de kendimi toparlamam bayağı zaman alıyordu.
Benim zorlandığım bir eylem bu.
Baş ağrısı filan da tabi cabası.
Bu yüzden çok zorlanıyordum.
Açken ben ben değilim diye düşünüyorum hatta.
Ama öte taraftan tokluk da rahatsız ediyor.
Yani yemeği biraz kaçırınca da oturup öyle hemen ders çalışamıyoruz, kitap okuyamıyoruz, ağırlaşıyoruz.
Arınma ve bilgelik arasındaki bağlantıya dönersek beden dolu olduğunda zihin bulanıklaşıyor, kafamız ağırlaşıyor değil mi?
Sürekli atıştırmak beyin sisine de sebep oluyor yapılan araştırmalara göre.
Çünkü yaşam enerjimizin büyük bir kısmı midemizin keyfine göre çalışıyor.
Beyin odağı midede ve bedeni dengelemede tutuyor maalesef ki.
Zihinsel faaliyetler, okumak, yazmak, işte bir şeylere karar vermek öyle dışarıdan çok böyle büyük şeyler gibi görünmese de aslında çok enerji isteyen eylemler, aktiviteler.
Biz kendini yenileyebilen bir organizmayız, bir varlığız.
Belli zamanlarda aç kalarak bedenimizin kendini yenilemesine izin veriyoruz.
İşte burada otofaji kavramı devreye giriyor.
Japon bir bilim insanı Yoshinori Osumi isminde bir adam aç kaldığımızda hücrelerimizin kendi içindeki bozuk ve yaşlanmış parçaları temizlediğini yani kendini yenilediğini keşfetmiş
bu adam. Ve bunu ortaya koyduğunda 2016'da Nobel ödülü kazanmış.
Bugün insanlar artık açlıktan değil çok yemekten ölüyor.
Obazite konusuna girmeyeceğim ama böyle bir problem var.
Afrika'daki aç olan insanları kastetmiyorum.
Demek istediğim şey dünyada kıtlık yok genel olarak baktığımızda.
Aç insanlar var ama kıtlık yok.
Herkese yetecek kadar yemek de var.
Ama bir taraf çok açken bir taraftaki obazite miktarının çok ciddi seviyelere geldiğini anlatmak istiyorum.
Yani bu... Beslenmenin de bir dengesi var.
Beden kendini onarmaya başlar demiştik.
Bunun yanı sıra bilmemiz gereken bir hormon var.
Midede üretilen ve salgılanan açlık hormonu.
Adı ghrelin. Esasında hepimiz onu çok iyi tanıyoruz.
Bazen acıkınca karnımız guruluyor.
İşte ghrelin hormonu o anda çok fazla salgılanıyor.
Midenin boş olduğunu beyne sinyallerle...
Bu guruldamalar aslında birer sinyal.
Beyne gönderilen acıktım sinyali.
Yemek yeme dürtüsünü tetikleyen de yine bu grillin hormonu yani açlık hormonu.
Mide dolunca salgılamayı tabii ki azaltıyor.
Ama işte onun çok salgılanması lazım.
Bizim lehimize çalıştığı için.
Bu hormonun salgıladığı miktar arttıkça beyin odaklanmayı ve zihinsel performansı artırıyor.
Düşüncelerimiz berraklaşıyor.
Dolayısıyla açlık öğrenme.
Altyazı M.K.
Ben tokken pek bir şeye odaklanamıyorum demiştim.
Yemek yedikten sonra ağırlık çökebiliyor.
Bunun sebebi tabii yediklerimiz de ne kadar besleyici.
Ve yemek yedikten sonra insülin seviyemiz de yükseliyor biliyorsunuz.
Vücut gelen enerjiyi işlemeye çalışıyor.
Ancak uzun süre aç kaldığımızda artık beynin mideyle bir işi kalmadığında bir protein salgılamaya başlıyor.
Bu protein o kadar önemli ki hafızamızı güçlendiriyor.
Az önce de söylediğim gibi odaklanmayı da destekliyor.
Şöyle bir sonuç çıkartabiliriz.
Açlık beynimizi keskinleştirir.
Tesla'nın dahisi Nikola Tesla'yı biliyorsunuz.
Yoğun çalışırken sık sık öğün atlıyormuş.
Zihni en iyi kullanabildiği anların aç olduğu zamanlar olduğunu söylüyor bu adam.
Bence çok da mantıklı.
Sadece aç kalmak olarak düşünmedim ben bunu.
Hani akışta kalma hali vardır.
İnsan bir şeye odaklanır, bir işe odaklanır.
Ve o akıştaki haldeyken, o dalma halindeyken yaratıcılık ortaya çıkar.
Şimdi biz zırt pırt yeme molası, kahve molası verirsek o yaratıcılık, o odaklanmanın verdiği o üretkenlik bölünüyor.
Bölündüğü zaman beyin tekrardan konsantre oluncaya kadar zaten gün bitiyor, zaman bitiyor.
O yüzden çok da şaşırmadım. Yani bunun sadece açlıkla alakası yok.
Bir taraftan odaklanma, akışta kalma haliyle de alakası var.
Dahası dediğimiz gibi açlık bizi yaratıcı yapıyor.
Çünkü vücut hayatta kalmak için çözüm üretmemiz gerektiğini biliyor.
Yani aç olduğumuzda beynimiz...
çözüm üretmeye daha yatkın hale geliyor.
Çünkü kaç ve savaş modu da birazcık aktive oluyor.
O esnalarda canımızı kurtarmamız için, yaşayabilmemiz için çözüm üretmemiz gerekiyor.
Atalarımız belki uzun açlık günlerinde çözüm üretmek zorunda kaldıkları için bugünkü medeniyetler koruldu.
Eski yazarların hepsi de kont ya da dük değildi.
Karın tokluğuna işlerde çalışan, tek öğünle beslenen yazar ve şairler nasıl o muhteşem eserlerini ortaya çıkardılar?
Belki de azıcık aç kaldılar.
Ben podcast bölümlerimi hazırlarken işte araştırma yaparken notlarımı alırken biraz buna dikkat ediyordum.
Farkında olmadan yaptığım bir şeydi.
Bu kahvaltıyı geciktiriyordum.
Eğer kahvaltıdan sonra oturursam masaya disiplinimi, odamı koruyamıyorum.
Rehavet çöküyor. İşte kahve içeyim, ayılmaya çalışayım, toparlanayım falan derken o günkü iş planı değişiyor, bozuluyor.
Ve zaten kahvenin fazlası da sinir yapıyor, çarpıntı yapıyor.
Böyle değişik bir kısır döngüye giriyorum.
O yüzden sabah saatleri biraz aç kalmak önemli işlerimizi yaparken aslında destekleyici de bir şey.
Ayşegül Çorhulu diyor ya ben sürekli beslenme, yeme...
Halini insana yakıştıramıyorum, çok ilkel buluyorum diye.
Günleri, zamanımızı öğünlere göre bölüyoruz mesela.
Her şeyi yemeye, içmeye göre ayarlıyoruz, sosyal faaliyetleri bile.
Ancak bir de şu var ki uzun uzun süren açlık da insanı yoksunluk duygusuyla rahatsız ediyor.
Psikolojik olarak tetikleyen bir tarafı da var.
O yüzden her şeyin bir dengesi olmalı.
Yani ben buna inanıyorum, bunu savunuyorum.
Yapılan araştırmalara göre kısa süreli açlık işte 12 ile 16 saat arası bu aralıklı oruç dediğimiz zamanlar zihinsel performansı arttırabilir.
Uzun süreli açlık.
Bilişsel işlevleri ve duygu durumunu da olumsuz etkiliyor sevgili dostlar.
Yalnız şunu kastetmiyorum. Yani Ramazan ayında bir aylık oruç tutuyoruz.
Bunun da bir zararı olmasın gibi.
Böyle bir şeyden bahsetmiyorum.
Çünkü bizim orada yeme saatimiz belli.
Hani günlerce açlık oruçları, su oruçları falan tutuluyor ya ben bunu kastediyorum.
Her bünye aynı değil.
O yüzden kafamıza göre günlerce aç kalmak çok da mantıklı bir şey değil.
Aralıklı oruç gibi kontrollü açlık yöntemleri beyin sağlığını destekliyor.
kadar anlattığımız şeyden bunu çıkarabiliriz.
Benim burada odaklandığım şey hani ruhum arınıyor mu bilmiyorum.
Artık bu kadar beden arındıktan sonra ruh da illaki arınıyordur.
Ama benim odaklandığım şey sabrı öğretmesi.
Dürtülerimizi kontrol etmemizde bize yardım etmesi çok güzel.
Her istediğimizde ulaştığımız bir dünyada bir şeylerin kıymeti bilinmiyor.
Değil mi sevgili dostlar? Dopamin yani ödül merkezimiz Bozuluyor sürekli atıştırmalarla, sürekli istediğimiz şeylere böyle hemencecik ulaşmayla.
Bir süre sonra mutsuz ve yorgun tiplere dönüşüyoruz.
Sabrı öğretiyor dedim ya açlık kolay bir şey değil.
Allah kimseye bununla imtihan etmesin.
Biz böyle kendi belirlediğimiz saatlerde yiyoruz, içiyoruz.
Bunlar çok da mühim şeyler değil.
Bizi zorlayan şeyler değil.
Umarım bu eylem...
empati duygumuza da hizmet eder.
Aç ve yardıma muhtaç canlara eziyet değil de onları korumamızın onlardan daha güçlü olduğumuz bu evrende insanlık vazifemiz olduğunu idrak edebilmemiz temennisiyle.
Ben Saati burada sona eriyor.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkürler, çok sevgiler, selamlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
