
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde Darel Rutherford’un “Çözüm Sizsiniz “ kitabını ele alıyoruz. Seçim gücümüzü fark ederek istediğimiz hayatı nasıl inşa edebiliriz, bunu konuşuyoruz.
Ben Saati Instagram adresi: Ben Saati
Transkript
Merhabalar, yaşama, insana dair pek çok şey bulabileceğiniz Ben Saati'ne hoş geldiniz.
Ben Elif. Yoksulluk içsel durumunuzu yansıtır, gelir durumunuzu değil.
Daryl Rutherford Çözümsüzsiniz kitabına bu cümlelerle başlıyor ve okurun kucağına adeta bir bomba bırakıyor.
Kitabın isminden de anlaşılacağı gibi yazar sorunların karşısında bir kurtarıcı aramak ya da bir kahraman beklemek yerine o kurtarıcı sen oluyor bize.
Ve yaşamak istediğimiz hayatı inşa etmek için bize takip etmemiz gereken 9 adımdan bahsediyor.
Açıkçası tavsiye ettiği yöntemler bizim aşina olduğumuz klasik yöntemler değil.
Kitabı okurken insan önce bir yadırgıyor.
Ancak yazar çok detaylı bir şekilde anlattığı ve yaşanmış örneklerle konuyu desteklediği için insanda bir ben de denizten mi algısı oluşuyor.
Bu 9 adıma geçmeden önce.
Gelin Darren Rutherford'un ortaya attığı iddiayı birlikte inceleyelim.
Ne demiştim?
Yoksulluk içsel durumunuzu yansıtır, gelir durumunuzu değil.
Bu cümleyi ilk defa okuduğumda nasıl ya, ne diyor bu adam dedim kendi kendime.
Benim gelirim, aldığım maaş böyleyken fakir ya da yoksul olmamın sebebi ülke ekonomisinin kötü olması, işte peşi sıra gelen zamlar, vergiler değil de benim içsel
durumum mu? Dalga mı geçiyorsun sen derler adama.
Yazar daha ilk cümlesiyle tetikliyor bizi.
Hayatımızda sahip olduğumuz ya da olmadığımız şeylerin günah geçisi, sorumlusu bizim içsel durumumuzsa yazar burada neyi vurguluyor olabilir?
İçsel durumunuz dediği şey nedir?
İşte bunu kitapta detaylıca işliyor.
İçsel durum bizim bilinç seviyemiz, bakış açımız yani en basit haliyle düşüncelerimiz.
Geçenlerde sosyal medyada sormuştum zenginliği ve yoksulluğu nasıl tanımlarsınız diye.
O kadar farklı ve ilginç cevaplar geldi ki bazıları benim tanımlarıma uymuyor.
Bazıları çok uçuk tanımlar.
Yani bu konu biraz öznel diyebiliriz.
Yazarın da zenginlik ve yoksulluk tanımı oldukça farklı.
Zenginliğin sahip olduklarınızla banka hesaplarınızdaki parayla bir alakası yok.
Yoksulluğun da sahip olmadıklarınızla bir alakası yok.
Bütün bunlar sizin kim olduğunuzla alakalıdır.
Hayatımızda olsaydı kendimizi daha bütün ve tatmin dolu hissederiz diye düşündüğümüz halde hayatımızda olmayan bir şey varsa biz yoksulmuşuz.
Ancak yazara göre yoksulluğun kurbanı değiliz.
Eğer hayatımızın tüm alanlarında zengin değilsek, sevgi, kendine güven, para ya da başka şeylerin eksikliğini hissediyorsak, bunun sebebi o konudaki zenginlik fikri bizim gerçekliğimizde
ve bilincimizde olmadığı için diyor yazar.
Bunun da altında kendimizi istediğimiz o şeylere sahip olacak kadar değerli görmediğimiz düşüncesi yatıyormuş.
Alın size ikinci bomba, değersizlik.
Bu nasıl anlaşılır biliyor musunuz?
Bilincimizin zengin olup olmadığını biz nasıl anlarız?
Mesela bir ev almak istiyorsunuz.
Evi arıyorsunuz da ilanlarda.
Yoldan geçerken çok güzel bir ev gördünüz.
Dışından beğendiniz. Ancak içeri girip ona bakmadınız.
Fiyatını dahi sormadınız.
Neden? Çok iyi bir muhitte olduğu ve oldukça büyük göründüğü için çok pahalı olduğunu düşündünüz elin.
Sırf ücreti bütçenizden yüksek diye eve girip şöyle bir bakmak dahi istemediniz.
Orada aslında kendinizi o eve layık görmediniz.
Ne gerek var bu kadar büyük bir eve deyip geçiştirdiniz.
Bazen de şöyle oluyor bu iddialı markaların vitrinlerinde çok şık ve çok güzel bir elbise gördünüz.
Ancak nasılsa alamam çok pahalıdır diye elbiseyi denemeyi bırakın dükkanın içeri bile girmediniz.
Tanıdınız mı o kişiyi?
Ben çok iyi tanıyorum.
İşte daha kafada, düşüncede, hayalde bile istediğimiz şeylerin varlığına ket vuruyorsak yazara göre dış dünyada onlara sahip olmamamız çok normal.
Peki bu bizi memnun etmeyen var olma halimiz, hayatımızda memnun olmadığımız şeyleri yaşamamıza sebep olan bakış açımızı nasıl değiştireceğiz?
Şu anda yaşadığımız hayat, işimiz, ilişkilerimiz, başarımız yani mevcut halimiz ağ kutusu olsun.
Bu kutuyu oluşturan her şey hayatımızda gördüğümüz her şey.
Paramız, mesleğimiz, malımız, sağlığımız, huzurumuz vs.
İşte bunların olmasına sebep olan şey bizim hayata karşı duruşumuz, tavrımız, düşüncelerimiz ve buna bağlı olarak attığımız adımlar, yaptığımız eylemler.
Bu kutudan memnun değilsek buradan çıkıp beğendiğimiz bir B kutusuna öylece gidemiyoruz.
Einstein'ın durumu yaratan zihin aynı kaldığı sürece kişi bu durumun üstesinden gelemez dediği gibi A kutusundaki zihin aynı kaldığı sürece yaşadığımız sorunların
karşısında yazarın dediği gibi çözüm falan olamayız.
O yüzden ne yapacağız?
A kutusunu oluşturan kişiyi yani kendimizi değiştireceğiz.
İçsel durumumuzu ve olaylar karşısında olma halimizi.
O halde gelin yazarın bizi kutumuzdan çıkarıp güce, zenginliğe ve bireysel özgürlüğe götüreceğini öne sürdüğü bu dokuz adıma birlikte bakalım.
Birincisi kişisel gücümüzü, seçim gücümüzü tekrar keşfetmek ve hatırlamak.
Olduğumuzu sandığımızdan çok daha bilgeyiz der Emerson.
Yazar da bunu savunuyor.
Kendi gerçekliğimizi yaratma gücüne yani istediğimiz hayatı, yaşamayı, istediğimiz işte çalışabilmeyi, istediğimiz gibi bir ilişkiye sahip olabilmeyi biz seçebiliriz.
Zaten şimdiye kadar neyi seçtiysek şu an onu yaşıyoruz.
Böyle bir baktığımızda hayatımızdaki her şey, her aksiyon bir seçim değil mi?
Sabah çay yerine kahve içmekten tutun.
Lisede okuyacağınız bölüm, yaşayacağınız şehir.
Hepsi birer seçim.
O yüzden kurbanlığa bir kenara bırakın ve seçme gücünüze uyanın diyor yazar.
Kurbanlık bilincinden artık sıyrılmamız gerektiğini söylüyor.
İnsan olarak kim olma gücüne sahibiz.
Yazara göre kim olacağımızı seçtiğimiz zaman karşımıza ona göre imkanlar, fırsatlar çıkacaktır.
Farkında olalım ya da olmayalım, beğenelim ya da beğenmeyelim biz seçtik.
Yani A kutusunu biz yarattık.
Ancak B kutusunda olmayı da seçebiliriz.
Hayatımızda ne eksik?
Bunu net olarak belirleyip o eksik olan şeye sahip olan kişi olmayı seçmeliyiz.
Başarı eksikse başarılı biri olmayı seçmeliyiz.
Darren Rutherford kendinden örnek veriyor burada.
Milyonlara sahip olmayı değil de milyoner olmayı seçtim.
Ve oldum da diyor. Şunu da vurguluyor.
Birçok problemi şu çok basit soruyu sorarak çözebilirmişiz.
Eğer probleminiz artık olmasaydı siz kim olurdunuz?
Bu soru sizin bakış açınızı doğrudan çözüme götürür.
Diyor yazar.
Ben şunu sormuştum kendime.
O aralar yüzmeyi korktuğum için öğrenemiyordum.
Kafayı takmıştım bu konuya.
Eğer bu olmaktan korkmasaydım kim olurdum?
Şöyle bir cevap geldi içimden.
Dalgıç ya da iyi bir yüzücü.
Yani o havuza o denize bir şekilde girilecek.
Ben de iyi bir yüzme hocası tuttum.
Ondan yüzmeyi öğrendim.
Bakalım dalgıç olabilecek miyim?
Onu da göreceğiz.
Para benim için sorun olmasaydı ben kim olurdum?
Para sizin için sorun olmasaydı siz kim olurdunuz?
Bir videoda görmüştüm.
Acun Ilıca'ya soruyorlar.
Gelen bu zamları gördüğünüzde ne düşünüyorsunuz?
Fiyatların değişmesine karşı tepkiniz nedir diye.
Acun da diyor ki benim parayla böyle bir ilişkim yok.
Ben neye ne verdiğimi bilirim ama bunu sorun etmem.
Yani sürekli bunun takibine peşine düşmem.
Ben işime bakarım.
Benim odağım işimdir.
Bu para olduğu zaman da böyleydi.
Olmadığı zaman da böyleydi.
Ve oturduğum bütün masalarda yemek yediğim bütün masalarda hesabı ben öderim.
Aslında bu sorunun cevabını vermek öyle kolay değil ancak cevabı da gerçekten hayatta ne istediğimizi ne yapmak istediğimizi gösteriyor bize.
Ben bol bol seyahat eden biri olmak isterdim mesela.
İkinci adım ise sahip olduklarımızı bizim seçtiğimizi kabul etmek.
Bunu aslında ilk adımda biraz açıkladık.
Bizim bugüne kadar ortaya koyduğumuz, inşa ettiğimiz bir imajımız var.
Bu imajı yöneten bir zihin yapımız var.
Mevcut kutumuzu, mevcut hayatımızı bırakıp yeni bir seçim yapmadan önce hali hazırda ne durumdayız?
Bunu tespit etmemiz gerekiyor.
Bu kutuyu oluştururken bazen başkalarının fikrine uyduk.
Anne babamız kararlarımızda etkili oldu.
Arkadaşlarımızın tesiriyle belki işimizi seçtik.
Yeni bir seçim yapmadan önce merciyi kendinize çevirin diyor yazar.
Durup kendimize şunu sormalıyız.
Ben hangi düşüncelerimle bu kutuyu inşa ettim?
Bu maaşı, bu işi, kariyeri, evliliği hangi kafayla, hangi zihniyetle seçtim?
Kararlarımı verirken beni ne etkiledi?
Bunlara bakacağız.
Yani kendimizle yüzleşeceğiz.
Ortaya çıkan cevaplar çok ilginç ve beklemediğimiz şeyler de olabilir.
Bir kız çocuğu tökezliyor ve babası da ona ne kadar sakarsın diye şaka yapıyor.
Sonra çocuk bu düşünceyi kabul ediyor ve bu kalıba göre yaşıyor.
Aslında kız bir kere yere düştü veya bir kere tökezledi ve hemen sakar etiketini ona yüklenen bu düşünceyi alıp kabul etti.
Ve şimdi elini nereye atsa hangi işe atsa hep sakar olduğunu beceremeyeceğini düşünecek ve bununla da yaşayacak.
Bu kadar basit işte bir düşünceyi alıp kabul edebilmek, onu yaşamak.
Hele ki küçük yaşlarda.
Yeterince iyi değilim.
İşimi sevmiyorum ama istifa edemem.
Sürekli bir yarışın içindeyim.
Evliliğimde mutlu değilim ama güvencim de bu.
Hiçbir zaman yeteri kadar param olamayacak.
Tanıdık geldi mi bu düşünceler?
İşte A kutumuz bunlarla dolu.
Kutuyu tanıdıysak şimdi sıra üçüncü aşamada.
Gerçekten ne istediğimizi bilme aşaması.
Kitabın bu bölümünden çok etkilenmiştim.
Şimdi bu noktada ne istediğimizi netleştireceğiz.
Ve A kutusundan biri gibi düşünmeyi bırakacağız artık.
Bunun yerine istediğimiz şeye odaklanacağız.
Kitaba göre insanların en büyük sorunlarından biri ne istediklerini bir türlü anlayamamaları.
Mesela işçisiniz ya da memur.
Artık işinizi yapmak istemiyorsunuz.
Ancak ne yapmak istediğinizi de bilmiyorsunuz.
Yazar da bu noktada şunu yapmamızı tavsiye ediyor.
İstemediğiniz şeylerin listesini çıkarın.
Nelere hayır diyorsunuz bunları belirleyin.
Zaten o zaman ne istediğinizi anlayacaksınız.
Sonra da bu hayırların karşısına istediklerinizi yazın.
Yani bunları karşılayan şeyleri yazın.
Mesela Başımda bir ev sahibi olmasın diyorsanız bunun karşılığı nedir?
O zaman siz bir ev satın almak yani bir ev sahibi olmak istiyorsunuz.
Hayatımızda var olan problemler bizim kim olduğumuzla uyumlu oldukları için varlar.
Problemler de bizimle uyumlu.
Ses çıkarmayan hep alttan alan birisi ilişkisinde tatmin dolu hisseder mi?
Tatminkar olur mu? Eğer bu sorun olmasaydı hayatınızda siz kim olurdunuz diye bir soralım bakalım kendimize.
Kim olurduk?
Kendi değerini bilen, kendini çekinmeden ifade eden biri olmaz mı?
Aman tadımız kaçmasın Ali Rıza Bey diyen Hayriye Hanım mı yoksa hakkını söke söke alan Ferhunde gibi mi olurduk?
Bu biraz kötü bir örnek oldu ama ne demek istediğimi bence anladınız.
Yazar şunu belirtiyor.
Net bir karar verdiğinizde ne istediğinizi bildiğinizde kendinizi daha iyi hissedersiniz.
Bu da öz değerinizi tetikler, yükseltir.
Dördüncü adımda istediğiniz şeye karşı büyük bir tutku yaratmak.
İstediğimiz hayat için o B ya da C kutusu neyse ona gitmek için ateşli bir istek duymalıyız.
Çünkü oraya giderken birçok engelle karşılaşacağız.
Bir kere egomuz bize karşı çıkacak.
Yapamayacağımızı söyleyecek ve sürekli olumsuz senaryolarla kulağımızda fısıldayacak.
Olumsuz senaryoları bize sürekli tekrar tekrar fısıldayacak.
Tabi bir de etrafımızda size inanmayan, kararlarınızı tiye alan, yakınlarınız hatta sevdikleriniz olacak.
Bazen o yeni kutuya bile şüpheyle bakacaksınız.
Tüm bunları aşabilmek için bir şeylerin değişmesi.
ve o istediğiniz hayatı elde edebilmeyi kalpten çok istemeliyiz.
Yazar motivasyonumuzu korumak ve yüksek tutmak için isteklerimizi sık sık vizyonlamamızı tavsiye ediyor.
Mevcut durumdan çıkmak için yapılacak şeylerin biri de o durumun yani yine kutu örneğinden gidersek o kutunun dışındaki hayat nasıldır, neye benzer diye hayal etmemiz gerekiyor.
Başarılı bir yazar mı olmak istiyoruz?
Bir yazar nasıl yaşar?
Neler yapar günlük hayatında?
Olaylara bakışı nasıldır?
Duygu dünyasına nasıl desler diye sorgulamamız lazım.
Bu noktada da beşinci madde giriyor devreye.
İsteklerimize sahip olan kişi olmayı seçiyoruz.
Ve bu kararı kendimize her gün ama her gün hatırlatıyoruz.
O istediğimiz şeye sahip olduğumuzu, ona layık olduğumuzu, yani...
Onu hak ettiğimizi sık sık kendimize söylüyoruz.
Dışarıdan gelen sözlere, etiketlere, yargılara karşı egomuz biraz da bizi dinlesin değil mi?
Ne zaman A kutusundan biri gibi davranıyoruz hemen fark edip yeni kararımız neyse o şekilde davranacağız.
Altıncı maddede kendimizi dönüştürüyoruz artık.
Olaylara, durumlara yeni bakış açımızla bakmaya ve normalden farklı tepkiler vermeye başlıyoruz demiştik az önce.
Mesela üç harfli marketler var ya işte oralara gidip peynire zam geldiğini görünce en azından küfretmeyeceğiz.
Durumu da inkar etmiyoruz ama şu da var ki yeni kutudaki kişi gelen zamma küfretmeyen biri olacağı için tepkilerimizi gözden geçirmekte fayda var.
Tekrar hatırlayalım bizi zengin eden şey o arabaya, eve, paraya sahip olmak değil.
Bunlar sonuçları sadece.
Esas olan zenginliği, bolluğu doğal olarak kendine çeken bolluk bilincinde, bolluk zihniyetinde olabilmek.
Bu yüzden hayatımızda eksik ya da az olduğunu düşündüğümüz şeyler için en azından şikayet etmeyi kesmemiz gerekmez mi?
Beynimiz hayalle gerçeği ayırt edemediği için bu maddede olmak istediğimiz kişiyi, istediğimiz hayatı kendimize sık sık göstermeliyiz.
Bazen hayallerle, bazen fotoğraflarla.
İnsanın davranışları inançlarının resmedilmiş halidir diye bir söz var.
İnanmaya başladıkça inandıklarımızı var edeceğiz.
Aksiyon, eylem yok mu?
Yoksa yazarda kolunu bile kıpırdatmayıp her şeyi enerjiyle halledebileceğini düşünenlerden birisi mi diye sorabilirsiniz.
Hayır öyle değil.
Kafayı bilinci hazırladık.
Buraya kadar geldik.
Şimdi de B kutusundaki kişi olmak için neler gerekli?
Neler yapmamız gerekiyor?
Bir eylem planı bir liste çıkaracağız.
Bu listede İngilizce öğrenmek de olabilir.
CV hazırlamak, kitap okumak, başvurular yapmak, belki Excel programını öğrenmek de olabilir.
Bu maddeleri tek tek ne gerekiyorsa o şekilde yazıp eyleme dökeceğiz.
Ve bunun taahhüdünü vereceğiz.
Bir nevi ant içeceğiz gibi dizisini izliyor musunuz bilmiyorum ama orada bir ant içme bölümü vardı.
Çok eğlenceli. O aklıma geliyor bu kelimeyi nerede duysam.
Biz eski yaşamamızı bir döngüye göre kurduk.
Bunu hiç düşünmüş müydünüz?
Formüle dökersek, nasıldı bizim eski bakış açımız?
Yap, sahip ol ve sonucunda o kişi olacaksın zaten.
Seda Sayan'ın formülü bu aslında.
Köpek gibi çalış, paran olsun, kraliçe gibi yaşayan ol.
İşte biz artık böyle yaşamayı istemiyoruz.
Bu 9 adımda bu formülün tersinden gidiyoruz aslında.
Önce zihnimizde kraliçe olduğunu veriyoruz.
Bilinci zenginleştiriyoruz.
Sonra eylemleri yapıyoruz.
Hani o üzerine and içtiğimiz eylem planı var ya onları tek tek gerçekleştiriyoruz.
Zaten sonucunda para da geliyor aşk da o istediğimiz şeyler de.
Yazar öyle kuru kuru and içilmez.
Taahhüdümüzü yapacağımız eylemleri bir kağıda yazıp hatta imzalayıp bir süre.
Minimum 21 gün boyunca kendimize verdiğimiz bu sözü, bu kağıdı hep gözümüzün önünde bir yerde tutmamız, kendimize hatırlatmamız gerektiğini söylüyor.
Daha detaylı açıklama isterseniz eğer bir kağıda yeni bakış açımızı, o yeni kutuyla ilgili verdiğimiz kararı, istediğimiz hayatın ne olduğunu yani kim olmak istediğimizi
yazıyoruz. Mesela sevgi dolu bir ilişki, bir ilişkiye sahip olduğunuzu ya da gelirinizi ikiye katlayan biri olduğunuzu yazıyorsunuz.
Daha detaylı anlattığınız istekleriniz de olur.
Ama burada püf nokta şu, sizin ne olduğunuzu net olarak oraya yazmanız gerekiyor.
Yedinci madde direnç gösterdiğimizde onunla nasıl başa çıkacağımızı bilmek.
Hani söylemiştik ya biz zengin olmayı seçtiğimizde egomuz bize olamazsın imkansız gibi bir sürü şey söyleyip bize zengin olamama sebeplerimizi sayacak.
Çünkü ego bizi eski kutuda o yoksul alanda tutmak istiyor.
Bu da art niyetinden değil bizi dış dünyaya dışarıya karşı korumak için yaptığı bir şey.
Ama en büyük engelli kendisi oluyor maalesef.
O eğitim için paran yok diyecek.
Yeterince güzel değilsin, beceremezsin ki, zenginlik senin neyine gibi gibi bir sürü negatif kasacak.
İşte burada şu önemli.
Konuşan kim? Ego?
Ego mu? Dış ses mi?
Ailemizden gelen bir ses mi?
Arkadaşlarımızdan gelen bir ses mi?
Bu kimin sesi? Bunu fark edebilmemiz çok kıymetli.
Onunla kavga etmeden, yani egoyla kavga etmeden, Bizim onun sahibi olduğumuzu hatırlatmamız lazım.
Bu şey gibi.
Fil ego ise üzerinde küçük bir çocuk oturuyor ve çocuk fili yönlendiriyor.
Elinde de ip var çocuğun file bağlı.
İşte biz bu kocaman görünen şeyi yöneteniz.
İpler bizim elimizde.
Bu yüzden motivasyonumuzu koruyup sık sık verdiğimiz sözü, taahhüdümüzü hatırlamalıyız.
Yazar bize bu konuda yardımcı olması için bir araç veriyor.
Dirençleri kırabilmek ve en azından zihnimizi rahatlatabilmek için bu aracın bize çok faydalı olacağını söylüyor.
8. maddeye geldik.
İşte bu araç güç duruşu.
Darren Rutherford diyor ki geleceğiniz konusunda endişe ettiğiniz anlarda 3 dakikanızı güç duruşuna ayırın.
Bu şekilde her konudaki hissettiğiniz korkunun kaygının yerine yeni bir vizyon koyarak zihnimizi rahatlatıyoruz.
Güç duruşunun üç adımı var.
Çok basit bir egzersiz bu.
Birinci adım o kriz ya da sinir anında zihni hemen huzurlu bir yere götür.
Nerede huzur buluyorsan o mekana git.
İkinci olarak bu problem çözüldüğünde sen nasıl bir duyguda olursun?
Nasıl görünürsün?
Bunu düşün yani problemin çözülmüş halindeki o kişi ol diyor yazar.
Problemi sen çözmüyorsun o anda o zaten hallolmuş.
Son olarak da bu sıkıntı problem hallolduğu için minnettar olduğunu hisset.
Şükret diyor aslında.
Bu kadar. Bu bir nevi zihin oyunu.
Aslında düşüncelerimizle oynayarak kendimizi rahatlatıyoruz bir nevi.
Nasıl ki düşüncelerimizle kendimizi korkutuyorsak.
Bunun aksi de işte güç duruşuyla yapılıyor.
Kitapta bu basit oyunu oynayarak hayatını kolaylıkla dönüştüren örneklerden bahsediyor.
Ama bazen eğer o iç ses çok güçlü bir şekilde direnç yaratıyorsa yazar bize daha güçlü bir aracımız olması gerektiğini vurguluyor.
İşte geldik son maddeye.
Destek grubu oluşturmak.
Destek grubu dediğimiz şey iki ya da daha fazla kişinin ortak amaçlar için bir araya gelmesiyle oluşuyor.
Bu bana şunu hatırlattı.
Başarı seminerine gitmiştim.
Orada Mümin Sekman başarılı olmak istiyorsanız kendi topluluğunuzu, kendi komünetinizi oluşturmalısınız demişti.
Gerektiğinde bu topluluktan ilham, destek ve güç alacaksınız.
Çünkü biz zaman zaman düşebiliriz.
Sonuçta insanız. Her günümüz aynı olmuyor.
Bazen kendimizden, seçimlerimizden, gücümüzden şüpheye düşebiliyoruz.
Duygusal dayanıklılığı nasıl inşa edeceğimizi anlatmıştım son bölümlerden birinde.
Orada da bu şekilde destek grubu oluşturmamız gerektiğini vurgulamıştım.
Buna güç paketi de diyor yazlar, destek grubuna.
Peki şimdi detayları verelim.
Biz bu paketi oluşturduk, topladık kendimiz gibi 3-5 kişiyi ne yapacağız?
Kendimize yeni kararımızı, eylem planımızı bu kişilere anlatmaya başlayacağız.
Ne gibi engellerle karşılaştık ve bunun için neler yaptık bunları paylaşacağız.
Bir nevi sizin dönüşümünüze şahitlik edecek oradaki insanlar.
Ancak yanlış anlaşılmasın bize koştuk falan yapmıyor bu insanlar ya da seçimlerimizi yargılamıyor.
Aynı şekilde biz de onları dinleyeceğiz ve bu görüşmeler sık aralıklarla olacak.
Yeni kutuya giderken umutsuzluğa mı düştük?
O gruptaki bir arkadaşımız bize verdiğimiz sözü hatırlatacak.
Ben bunu şuna da benzettim.
Yabancı dizilerde ya da filmlerde sık sık görürüz.
Yeni anne olanlar bir grup oluşturur.
Toplanırlar belli aralıklarla.
Ve bebeklerle ilgili yaşadıkları problemleri birbirlerine anlatırlar.
Ya da bir bağımlıktan kurtulmak isteyen kişiler.
Bir grup oluşturur destek grubu ve yine herkes orada kendi hikayesini anlatır ve birbirlerini dinler.
Bunun için bir yere de gitmeye gerek yok.
Telekonferansla da böyle bir destek alabiliriz.
Darren Rutherford Çözüm Sizsiniz kitabında bu dokuz maddeyi çok detaylıca anlatıyor.
Burada yer vermediğim üzerinde belki biraz daha fazla düşünmek isteyebileceğiniz bölümler de var kitapta.
Hayat sizi desteklemeyecek ve beslemeyecek ilişkiler kurmak ya da böyle bir hayatın içinde olmak için çok kısa diyor yazar.
Ve bu konuda ona çok hak veriyorum.
Açıkçası bana kurbanlık psikolojisine girmeden, tabiri caizse diş sıkmaya gerek olmadan da iyi bir hayat yaşanabilir ya da böyle bir hayat mümkün diye yeni bakış açısı sunan
insanları, kişileri, yazarları dinlemeyi seviyorum ben.
Umarım birlikte öğrendiğimiz bu yeni yol haritası takım çantamızda işimize yarar bir araç olabilir.
Yazarın da dediği gibi güce ve zenginliğe giden yolda özüm olabilmek dileğiyle.
Hoşçakalın. Fikrinizden yayına,
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
