
Instagram: ben_saati
Bu bölümde Gelişigüzel Hayaller’den Emine konuğum. Otuzlu yaşlarda ilişkileri, ayrılıkları, yeni başlangıçları ve bekârlığı konuşuyoruz. Yaş aldıkça ilişkilerden beklentilerimizin nasıl değiştiğini, kadın olmanın bu sürece nasıl yansıdığını ve kendimizi daha yakından tanımanın ilişkilerimizi nasıl etkilediğini samimi ve keyifli bir sohbet eşliğinde ele aldık.
Gelişigüzel Hayaller Instagram: https://www.instagram.com/emineyesilcimenn?igsh=bXNvMHo5eGkyZGtv
Transkript
Herkese merhaba. Bugün ortak bir yayın yapıyoruz.
Ben Saati'nden Elif ve Giyişi Güzel Hayaller'den Emine ile beraber.
Elif ile bayağıdır konuşuyoruz ve çok aslında benzer tonlarda konulara değiniyoruz.
Benzer konuların etrafında dolaşıyoruz.
O yüzden de dedik ki bu hafta neden biz güzel bir ortak yayın yapmayalım, birazcık dertleşelim, birazcık kafamızdaki konulardan bahsedelim, sizin kafanızı meşgul eden konulardan bahsedelim diyelim ve...
Hoş geldik Elif. Hoş geldin.
Ben de hoş geldim. Hoş geldin.
Hoş buldum. Bu teklif için de çok teşekkür ederim.
Zaten benzer konuları işliyoruz seninle Emine.
Ve akranız, otuzlarımızdayız.
Geçenlerde bir bölüm yapmıştım.
Date'e çıkmak, flört etmek bu yaşlarda ya da birinden ayrılmak üzerine böyle bir bölüm yapmıştım.
Ama bu bölümde de, ortak yaptığımız bu bölümde de karşılıklı sohbet şeklinde yine bu konuyu irdileyebiliriz diye düşündüm.
Hem sen Londra'dasın, bakalım oranın...
Nabzı nasıl atıyor? Bullam işleri, aşk işleri, ayrılık, bağlanma, flört etme, oralarda nasıl, bizde nasıl, özellikle bu yaş grubunda nasıl?
Seninle böyle karşılıklı kahvelerimizde aldık, bir sohbet edelim istedik.
Umarım keyifli bir yayın olur.
Olur olur, hiç şüphem yok. Bir de hani şöyle bizim seninle çok benzer tecrübelerimiz var.
Hem geçmiş tecrübelerimiz hem şu anki tecrübelerimiz sadece hayata bakış açımızın dışında.
Ve dediğin gibi dinleyici kitlemiz de benzer olmasının dışında yaş ortalaması da benzer.
Mesela ben ne zaman ilişkilerle alakalı, flörle alakalı bir bölüm yayınlasam ya da ayrılıklarla alakalı bu tarz böyle ilişkilerin ucundan kıyısından dokunan bölüm yayınlasam hep benzer taraftan
benzer mesajlar geliyor.
Dinleyicilerim bana mesaj atıyor.
Diyor ki Emine ben de böyle hissediyorum.
Aynı senin gibi düşünüyorum.
İşte kanayan yaran buydu gibi.
O yüzden seninle bu konuyu konuşmak da bence çok eğlenceli olacak.
diye düşünüyorum. Nereden başlayalım ama?
Konuşacak çok şey var Elif. Nereden başlayalım?
Ya evet. Kendi deneyimlerimizden de bahsedebiliriz belki ama genel anlamda şöyle bir baktığımda yani 30'larında hala böyle uzun ilişki yaşayamayan ya da işte belki bir evlilik,
beraberlik yaşayamayan kişilerin birazcık bunu şanssızlığa verdiğini düşünüyorum.
Ben de öyleyim. Sanki böyle çok daha önceki yaşlarda bu işi halletmeliymişiz gibi bir şey lance ediliyor.
Ama hayat öyle düz bir çizgide devam etmiyor.
Bazen hani ilişkilerimizde yol alamıyoruz ve 30'larımızda, 30'larımızın ortasında belki 40'larda yol ayrımına gidebiliyoruz.
Ve bu da aslında bize şunu veriyor.
Hani geç kaldım.
Özellikle kadınlarda belki hem böyle ayrılığı hem de yeniden date'e çıkma, yeniden işte birileriyle görüşme, kahve içme, yeniden o heyecanlar, heyecanlara ne bileyim...
atılma, belki uygulamalar kullanarak artık günümüzde bu çok yaygın.
Bunlar hakkında konuşabiliriz.
Ben 2 sene önce bir ayrılık yaşamıştım.
Ondan önce uzun bir birlikteliğim vardı.
Önce kendi deneyimimden bahsedeyim.
Genel olarak zaten aşağı yukarı herkesin de benim gibi düşüneceğini düşündüğünü varsayıyorum.
Çünkü genelde hep mesajlar o yönde oluyor.
Kadın arkadaşlarım tarafından.
O ayrılıktan sonra hemen böyle bir Yeniden date'e gideyim, flört edeyim, birileriyle görüşeyim kafasına girmedim.
Kadınlarda biraz böyle oluyor.
30'larda yeniden bir ilişkiye başlamak, yeniden date'e çıkmak, birisini tanımak çok istemiyoruz sanki.
Yorgun oluyoruz. Önceki ilişkinin yorgunluğu oluyor ya da çok uzun bir ilişkiden çıktıysak onun yorgunluğu oluyor.
Önyargılarımız oluyor. Aynı şeyleri yaşama korkusu.
Ama bir taraftan da toplumun şöyle bir baskısı var.
Geç kalıyorsun, hormonların ilerliyor, yaşın ilerliyor, çocuk sahibi olmalısın falan.
Kariyerine de bir noktaya geldiysen o da seni sıkıştırıyor.
Ben burada böyle bir... Yol ayrımında kalmıştım açıkçası.
Önce iyileşmeliyim. Önce bir kendimi toparlamalıyım.
O yaz sürecine girmeliyim.
Ama bir taraftan da zaman geçiyor.
Ama ben kendi iyilik halimi önceledim.
İşte terapi falan aldım.
Biraz ara verdim. Zaten ben şöyle bir flört işlerine tekrar girişeyim dediğimde de yıllar geçmiş her şey çok değişmiş.
Çok demode kalmışım ben.
Çok eski kafada kalmışım.
O yüzden son bir 5 yıldır falan yokum zaten piyasada.
Geldiğimde de çok eski kafalı buldum kendimi.
Biraz zor sanki bu yaşlarda bizler için yeniden bağlanma, birisiyle kahve içme.
Çok çekimseriz, biraz korkak da davranabiliriz.
Sende nasıl, senin arkadaşlara da nasıl bu durum?
Şöyle dediğim gibi zor, kolay değil.
Hem bizim yaşlarda zor ama hem de şu anki dönemimizde de zor.
Çünkü Covid sonrası ve Covid öncesi değil.
bir nokta var bence dating dünyasında.
En başta söylediğin şeye gideyim.
Hani demiştin ya sanki bu yaşlarda bunu halletmemiş, halletmiş olmamız gerekiyor diye.
Evet onu ben de hissediyorum.
Özellikle etrafıma baktığımda ama gözlemlediğim birkaç tane şey var Elif.
Mesela bunlardan bir tanesi.
Seni bilmiyorum ama ben erken yaşlarımda, 20'li yaşlarımda hep çok uzun ilişkilerin içerisindeydim.
Yani hiç şöyle birileriyle birazcık tanışayım, insan tanıyayım gibi bir durumum olmamıştı.
Ta ki İrlanda'ya taşınana kadar.
İrlanda'da biraz daha, biraz bir vaktim olmuştu öyle söyleyeyim.
Bu olabilir. İkincisi Türkiye'de evlenmek biraz daha aile evinden çıkmakla eşdeğerde ya hala birçok insan için.
O yüzden de bazı insanlar çok büyük bir kesim aile evinden çıkmak için evlenmeyi belki de bir kurtuluş olarak gördüğü için de o yaşlarda halletmiş olabiliyor.
Ama benim etrafımda çok ciddi söyleyeyim sana Türk arkadaşlarımın arasında boşanmayan sadece bir tane arkadaşım var.
Yani evlenip de boşanmayan.
Ki şu anki diğer arkadaşlarımın hepsi bekar mesela.
Yani bu da ayrı bir şey.
Ve onun dışında bizler hayata şöyle bakan insanlarız.
Seninle benim bakış açılarım biraz benziyor.
Dinleyicilerimiz de bu noktadadır muhtemelen.
Özellikle de böyle annelerimiz.
Eğer ki ev hanımıydıysa ya da ev hanımı olmasa da biraz daha böyle geleneksel bir yerden geliyorduysa bize aman kızım hep çalış hep kendi ayaklarının üzerinde dur bir erkeğe tamah etme ya da kendi
kariyerine önceliklendir önce bir altın bileziğin olsun gibi söylemlerle büyütüldüğün zaman bu senin önceliğin olmuyor.
Ve sen hiçbir zaman bir noktada şey yapmıyorsun ya tamam evlilik benim önceliğim demiyorsun.
Üniversiteye giderken bir mentorluk alıyordum çalışan kadınlar tarafından üniversitedeki kız öğrencilere gelecekle alakalı böyle.
güzel bir koçluk veriyorlar hatta.
Sadece mentorluk da değil. Ben böyle gelecek planlarımdan bahsettiğimde mentorum bana demişti ki Emineciğim planların arasında evlilik ya da çocuk ya da aile kurmak gibi hiçbir şey duymadım.
Hani buraya değinmeli miyiz sence?
Yok hiç öyle bir planım yok zaten demiştim.
Mesela bak daha o yer şimdi aklıma geliyor.
Böyle bir noktadan da geliyor olabiliriz.
Ya da hayat öyle bir yere geliyor ki önceliklendirmemiş de olabiliyorsun.
O yüzden burayı bir kenara koyalım isterim.
Onun dışında Elif bir de şu var.
Özellikle uzun ilişkiden çıktıktan sonra Otuzlarında, otuzlarının başında ya da ortasında şöyle oluyorsun.
Oh be dünya varmış.
Ne rahatladım. Hayatım bana kaldı.
Önce böyle bir rahatlık geliyor. Ondan sonra etrafındaki insanların...
evlendiğini, çocuk yaptığını gördüğünde senin etkilenmeyeceğin varsa bile bak senin etkilenmeyeceğin varsa bile, senin önceliğin değilse bile sonuç itibariyle toplum insandan, insan toplumundan ayrı düşünemeyeceği için şöyle oluyorsun.
Bende mi bir yanlışlık var acaba diye düşündüğün zamanlar da olabiliyor.
Öyle olunca da geç mi kaldım hissi gelebiliyor ama ben her zaman şunu düşünüyorum.
Bir kadının en güçlü olduğu yaşlar 30'ları.
Neden biliyor musun? Çünkü birincisi hayatımızı oturtmuş oluyoruz.
Çoğumuz kendimizin üzerine çalışmış oluyoruz.
Hani mentalimiz daha güçlü oluyor.
Ve hayatta maddi olarak iyi bir yerde oluyoruz.
Düzenimizi kurmuş oluyoruz.
Ne istediğimizi ve ne istemediğimizi çok daha iyi biliyoruz.
Hem fiziksel olarak hem mental olarak, duygusal olarak.
O yüzden de bir kadının 30'larında bekar olması bence bir yandan da çok çok güçlü.
Çok güzel. Ben bunu çok hissetmiştim.
Ve tanışma kısmına gelince oraya da geliriz zaten birazdan ama çok konuştum.
Mikrofonu sana uzatacağım.
Yani buralar böyle. Bence biraz da nereden baktığına bağlı gibi sanki.
Ya da çevrendeki insanların seni nasıl hissettirdiğine, senin hangi içeriği ya da neyi tüketmeyi tercih ettiğine alakalı da olabilir.
Çok güzel yerlere değindin.
Gerçekten de ben de benzer bir kültürden geliyorum.
Zaten hani okumakla kafayı bozduk.
O da neden? Çünkü bizim annelerimiz okuyamadı.
İşte güçlü bir kadın olmak için önce okumak gerekiyor.
Kendi işini eline almak gerekiyor falan.
Ben çok fazla date yapmadım yani genç.
daha böyle genç yaşlarımda çok fazla böyle ilişkim olmadı.
O yüzden biraz deneyimsiz de kaldım açıkçası.
Birkaç deneyimim vardı.
Sonra zaten uzun bir ilişkim oldu.
Belki hani senin o mentoruna söylediğin vakitlerde hani ben de biraz daha gençken böyle birkaç arkadaşlığım olsaydı daha hızlı eleyebilirdim.
Sonraki gelen kişileri.
Ya da bir kişide çok uzun kalmazdım.
Olmayacağı varsa anlardım.
Şöyle bir şey de var. Sen de zaten değindin.
Çok hak veriyorum. Biz kendimizi biraz 30'lara doğru anlamaya başladık.
Mesleğimizi elimize aldık.
Para kazanmaya başladık.
Şöyle tam rahat ettik.
Kendimizi anlamaya başladık.
Bu sefer tabii yaş ilerliyor falan.
Bir şeyler sıkıştırıyor. Ben çok sevdim aslında bu yaşlarımı.
Sana çok katılıyorum.
Çok eğlendim. Hani prime dediğimiz bir dönem de olabilir bizim için.
Tek başımıza seyahatler ediyoruz, işler hallediyoruz, beceriyoruz da.
Yani aslında burada benim baktığım bu date'lerde, randevularda artık evlilik ya da değil bu kişiden kişiye değişir ama sadece yol arkadaşlığı olarak ya da uzun ciddi ilişki olarak buna
değinebilirim.
tercih ettiğim şey bu.
Yoksa hani hemen ilk kahvede hadi gel evlenelim gibi bir iş anlaşması yapmıyoruz.
Geçenlerde biri öyle söyledi.
Hani randevulaşıyor muyuz?
İş anlaşması mı yapıyoruz?
İş sözleşmesi mi yapıyoruz?
Ben böyle şey demiştim ona.
Biraz daha net olur musun acaba?
Herkesin beklentisi değişiyor.
Bir taraftan da şunu hissettiğim oluyor.
Arkadaşlarım var, üniversite arkadaşlarım bana yazıyorlar.
Ben saatini dinliyorlar sağ olsunlar.
Ve gerçekten dönüp baktığımda herkes çok yol almış.
Aile kurma anlamında.
Orada biraz altın kalmışım, uzakta kalmışım.
Ben bunu çok hissediyorum. Ama tek başıma da okeyim yani.
Gayet güzel bir hayat yaşıyorum.
Bunun şükrünü falan da eda ediyorum ama biz ne de olsa insanız ve bir noktada bağ kurmak istiyoruz birileriyle.
Sağlıklı... Güvenli bir bağ ihtiyacımız var.
Ailelerimiz, atalarımız, annelerimiz belli bir süreye kadar bizimle.
Ben yaşım ilerledikçe bağ kurma ihtiyacına binaen bu işte görüşmeler, kahveler, flörtler bunlara doğru yeltendim.
Çünkü anladım. Bir noktada benim buna ihtiyacım var.
Duygusal ihtiyaçlarım var.
Tabii toplum beklentileri başka.
Çocuk sahibi olmak, güzel bir aile kurmak bunlar da çok güzel.
Ama ilk etapta bağ kurmak çok önemli.
Ve uzun bir ilişkiden çıktıktan sonra, iki sene falan da ara verdikten sonra hadi sahalara bir daha geri döneyim dediğimde gerçekten de şoka girdim.
Ben sanki bu dönemin insanı değilmişim gibi hissettim.
meselesine geri dönersek de pek beceremedim aslında.
Çünkü şununla karşılaştım.
Akranlarımız sanki karşı cins özellikle bu kadınlarda da var.
Çok hızlı tüketmeye alışmışlar her şeyi.
Her şey bedeni, işte duyguyu, hayatı ve hemen Birinden ne alıyorsam alayım sonra öbürüne geçeyim.
Ve bunun da sıkıntısını, karmaşasını hiç yaşamıyorlar.
Yani birden fazla kişiyle aynı anda da görüşülüyor.
Aynı anda da kahveler içiliyor.
Beraberlik yaşanıyor. Açık ilişki diye bir şeyler var gündemimizde falan.
Ben ne diyorum? Ben bağ kurmak diyorum.
Onlar ne diye. Yani bana gülüyorlardır.
Z kuşağı gülüyordur zaten.
Hani babaanne gibi konuşuyorum.
Ama hayır bence sağlıklı olan o değil yani.
Benim kastetmem. O yüzden de açıkçası zorlanıyorum.
Peki senin gözlemin ne?
Sizin oralarda Londra'da bu uygulamalar kullanılıyor mu?
Hani çöpçetanlık uygulamaları diyelim artık genel isim olarak.
Bunlar işe yarar mı?
Senin fikrin ne? Otuzlarında işte akranlarımız için kadın erkek dinleyenlerimiz için tavsiye eder misin?
Şimdi ya tavsiye eder miyim orayı bilmiyorum.
Ben uygulama kullanmaya hep biraz daha dirençli bir insandım.
Ve ilk uygulamamı da geçen sene Modern Dating diye bir bölüm çektim.
O bölümü çekmek için açtım.
Baktım hani ne oluyor, ne bitiyor.
Çünkü Modern Dating'den bahsedeceğiz.
Buna da bakayım diye. Ve şöyle bir şeyi fark ettim.
Dediğin gibi çok hızlı tüketiliyor her şey.
Çok farklı farklı uygulamalar var.
Uygulamalar çok kullanıyor ama uygulamadan bıkan da çok büyük bir kesim var.
Londra'daki dating, en zor datinglerden bir tanesi en çok yalnız kadın da Londra'daymış Avrupa'da.
Öyle bir çalışma vardı geçen sene.
Çünkü burada insanlarla tanışmak zaten çok zor.
İnsanların vakti zaten çok yok.
Ve tanışılan, görüşülenler de aynı senin bahsettiklerin gibi.
Daha tek gecelik olmaya yönelik, daha açık ilişki olmaya yönelik.
Hani çok böyle güzel... kurmak istediğin zaman onu tabii ki bizim yaş grubumuz ve 40 üzeri uygulamalarda hep şeyi de gördüm.
Hani ben evlenmek istiyorum, çocuk yapmak istiyorum, ciddi değilsiniz bana yazmayan diyen bir kesim de var mesela.
Yani çok benzer bir noktada aslında.
Bir de şey var. Sen bölümlerinden bir tanesinde daha genç erkeklerin olduğundan bahsetmiştin mesela.
Bizim yaşımızdaki kişilerin daha ilişki içerisinde olmasından, evli olmasından ama yine de macera peşinde olmasından.
Burada o da var. Şöyle hatta.
Şimdi hani dedik ya biz hayata biraz daha geç başladık ya da bir şeyleri geç özümsedik diye en başta biraz konuşmuştuk ya.
Geçten katsın da biraz daha özümseyi özümseyi gittik diyelim buna.
Şimdi burada benim gözlemlediğim şeylerden bir tanesi bu insanlar.
Doğduğun ev kaderindir tabii ki.
Lise bitmiyor. Bir gap year yapıyorlar.
Gidiyor dünyayı geziyor. Geliyor üniversite yapıyor.
Ondan sonra bir gap year daha yapıyor. Gidiyor yine dünyayı geziyor.
Ondan sonra geliyor burada kariyerine her şeyine odaklanıyor.
E biz bizim ülkemizde çok büyük bir kısım eğer şanslıysa Erasmus'a giderse bir yurt dışı görmüş oluyor.
Tabii ki şu an daha farklı. Bizim kendi yaş grubumuz için söylüyorum ben bunu.
Ya da çalışıp para kazandığında yine para geçtiğinde dünyayı gezmeye başlayıp ondan sonra şeyi fark ediyor.
E benim daha yaşayacağım çok şey var göreceğim çok şey var tecrübe edeceğim çok şey var.
Yani daha bir bekleyeyim bekleyeyim derken buraya geliyor.
Ama şimdi Londra özelinde konuşayım.
Diğer Avrupalı arkadaşlarımda da gördüğüm bir şey.
Çünkü 7 sene yakın İrlanda'da yaşadım.
Dünyanın her yerinden arkadaşım vardı.
Çok fazla Batı Avrupa kısmından arkadaşım vardı.
Onlar bir şeyleri daha hızlı yaşadığı için, daha önceden tecrübe ettiği için hayata daha erken atılıyorlar.
O yüzden de biraz daha böyle erken bir ilişkiye, ciddi ilişkiye, evliliğe, çocuk işlerine giriyorlar.
Ama bizim yaşlarımıza geldiğinde de şöyle bir dakika ya ben ne yapıyorum?
Ben sıkıldım. Diyen bir kitle var.
Ve ben buraya taşındığımda şeyi çok 3 sene oldu Londra'ya taşınalı İrlanda'dan Elif.
Şuna çok şaşırmıştım. Kimin eli kimin cebinde belli değil.
Hatta bir tane arkadaşım var. Çok şükür şu ana kadar çalıştığım hiçbir şirkette başıma böyle bir şey gelmedi ama kız şirkete girdiğinde ona şey demişler.
Burada herhangi biriyle bir yasak aşk yaşamak istersen, bir efe yeri yaşamak istersen hiçbir sorun değil.
Ve bana böyle anlatıyor şirketteki bütün entrikaları.
Diyorum ki arkadaşım sizinki kurumsal bir şirket değil.
Çok pardon burayı bittiririz herhalde.
Sizinki... Yani burada böyle gördüğüm çok fazla şey var.
Böyle denk geldiğim de çok fazla şey var.
İnsanın amacı bağ kurmak olduğu zaman diyorsun ki benlik değil.
O yüzden Londra'da da durum çok farklı değil.
Londra'da date'e çıkmakta zor.
Bir de eskiden insanlarla ortamlarda tanışırdın.
Bir şekilde böyle bir göz temasın olurdu.
Gelirdi konuşurdu. İrlanda'da böyleydi en azından.
Benim bekar olduğum dönemde İrlanda'da.
Ama sonrasında...
Şunu fark ettim. Bu MeToo hareketlerinden sonra birçok erkek arkadaşımla konuştum.
Onlar da şeyi söylüyor. Biz de çekiniyoruz ki kadınlara yaklaşmaya.
Ters anlaşılmak istemiyoruz.
Çekiniyoruz. Böyle bir algı da var.
Bir de Londra'yı sordun diye söylüyorum.
Şimdi Türkiye'deki son durum nasıl bilmiyorum.
Son 10 senedir ben Türkiye'de yokum.
Ama biz Türkiye'de biraz kadınlar olarak geride durmayı erkeğin gelmesine alışkınız.
Evet. Burada...
Tam tersi. Biraz daha tüketmeye yönelik ilişkiler için konuşuyorum.
O yüzden de insanların mesela son zamanlarda yapılan araştırmalar var.
Bu çok fazla koşu kulüplerine gidiyor olması, farklı aktivitelerle tanışmak istiyor olması bunlardan da bir tanesi.
Ben de bu arada koşu kulüple gidiyorum ama amaçım bu değil.
Bu amaçla giden çok fazla insan var.
Benim mahallemdeki koşu grubu böyle bir komünite, çok güzel bir komünite.
Uygulamadan bence daha iyi.
Canlı kanlı görüyorsun orada.
Bilmiyorum ama. Yani ben şeye çok katılıyorum.
Sadece koşa grubu için konuşmuyorum bu arada.
Farklı aktivitelerle beraber kendi hayat görüşüne uygun bir yerlerde tanışmak.
Çünkü baktığın zaman önceki erkek arkadaşlarına nerede tanıştın Elif?
Yine böyle arkadaş ortamında zaten.
Arkadaş ortamı olur, okul olur, iş olur işe ilk başladığında.
Hani zaten ortak arkadaşların, ortak hayata bakış açın olduğu insanlarla tanışıyorsun ya da ortak zevklerin olduğu insanlarla.
E sen zaten fit bir insansan, koşmayı seviyorsan, hayatta biraz daha sağlıklı kalmak istiyorsan ve bu senin yolunsa bir koşu kulübüne gittiğinde haklı olarak oradan kendine uygun birini bulma ihtimali daha yüksek.
Ya da spor salonu demeyeceğim ben erkek arkadaşımla spor salonunda tanıştım ama o çok ayrı.
Bir kere düşünmüştüm ben de gitsem mi diye.
Daha doğal ortamlarda.
Yani şöyle ben spor salonuna giden bir insan değilim.
Ben butik dersleri olan yerleri seviyorum.
Butiğim yerde çok güzel bir komünitesi olan böyle şey.
Herkesin aynı saatte aynı derse geldiği, herkesin bir programının olduğu, dolayısıyla herkesin birbirini tanıdığı ve sürekli birbirini görmekten mütevellit artık o ilişkilerin bir arkadaşlık formuna dönüştüğü, tanıdık formuna dönüştüğü böyle böyle olduğu bir yer.
Yoksa normal o büyük kurumsal spor salonlarına gittiğimde kimseyle muhatap olmuyorum böyle şeye bakıyorum.
Bir tane duvar köşesi buluyorum oraya yönelik.
Hepinizden tiksiniyorum modunda.
Spor yapıyordum. Çok tercih ettiğim bir şey değildi.
Bu tarz şeyler bence, bu tarz yerler şu an insanların tanışması için özellikle Londra'da daha uygun olabiliyor.
Bu arada buradaki bazı sektörlerde de senin o dediğin hani hızlı tüketim ortamları...
Artık olmuş ya Londra'da.
Burada da öyle aslında. Bazı sektörlerde ben duyuyorum.
Gerçekten de kimin eli kimin cebinde hiç belli değil.
Baya karışık. Bunu da çok normalize ediyor toplum.
Ya ben olayın bu tarafında değilim.
Bu kadar hızlı tüketimin de bizim ruhumuza iyi geleceğini düşünmüyorum.
O anlık işte... Beynimizin o dopamin merkezini sürekli uyarmanın da çok da uzun vadeli faydası alacağını düşünmüyorum.
Sadece flört etmek değil, sadece bağ kurmak değil bu yaşlarda ayrılmak da zor bence.
Yani biz çok batık yatırım yapıyoruz.
Yani ben kendimi öyle görmüştüm geçmişte de.
Çok çabuk hani sıyrılamadım.
Çok çabuk ayrılamadım. Bu biraz da zaten bizim duygusallığımızdan da kaynaklı.
Hem öyle hem de belli bir noktaya kadar geldikten sonra hani nasıl biz bir işimize emek veriyorsak, yaptığımız bir şeye emek veriyorsak ilişkiye de emek veriyoruz.
İyi ya da kötü, toksik ya da değil.
Hani o kişi narsist ya da bilmiyorum artık neyse.
Bir noktaya kadar getiriyorsun, emek veriyorsun ve biliyorsun ayrılma sebeplerini de biliyorsun aslında.
Karar da veriyorsun ama yine de oradan kopmak, oradan uzaklaşmak da çok zor.
Bence bizim dönemimizdeki insanlarda ayrışmak, ayrılmak, yaz tutmak.
Sonuçta o emek verdiğin şeyle özdeşleştiriyorsun.
Sonrasında... Otuzlarda tek başına kalmak öyle çok da hani tamam özgürüz vesaire güzel ama uzun bir ilişkiden sonra zor.
Ya da bir evlilik yaşıyorsan.
Sen dedin ya işte arkadaşlarımla bir kişi kaldı boşanmaya.
Çok zor olmuştur aslında onların o kararı vermesi.
Çünkü sonrasında yeniden bir insanı tanımak, yeniden inşa etmek, kendine dönmek, o yaptığın hataları tekrardan revize etmek, aynı hataları yapmamaya çalışmak.
Zaten aynı hataları yapmamak için de biz birileriyle randevu ulaşamıyoruz.
Birisini çok çabuk kabul edemiyoruz.
bağı kuramıyoruz. Yani aslında çok fazla başka sıkıntıları da var bu yaşlarda.
Ayrılmanın, ilişkiye girmenin, girebilmenin, giriyorsan da oradan sağlıklı bir şekilde ayrılıp tekrardan yeni bir yola girmenin.
Ama şanslı da hissediyorum kendimi.
En azından evlenip ayrılma yaşamadığım için.
Çünkü o daha yaralayıcı.
Bence daha zorlayıcı bir süreç.
Sen ne düşünüyorsun? Bu yaşlarda hani bağ kurmak zor ama ayrılmak da zor bence.
Evet, öyle.
O batıp gemi maliyeti dediğin şey çok doğru.
Ta böyle seneler önce Dublin'de çalıştığım şirkette böyle konuşmalar oluyordu.
O zaman işte bir psikiyatr gelmişti ve ilişkilerden...
Biz de gittik ne anlatacak, neden iş yerine ilişkileri konuşacağımız, dating dünyasını konuşacağımız bir konferans düzenlendi diye.
Ama o şirket Prenses Diana'nın astroloğunu bile getirmiş bir şirket olduğu için, astroloji hakkında konuşmak için.
Yani kapsayıcılık diyelim.
Kadın şey demişti. O psikiyatr benim çok aklıma yattı.
Yani özellikle sizin yaşınızdaki gençler bu 20'lerin sonu 30'ların başı.
Siz bir ilişkiyi ne zaman bitireceğinizi bilmiyorsunuz.
Yürümediği zaman yürümeyen bir ilişkiyi yürüttürmeye çalışıyorsunuz.
Ve aslında çift terapisine gittiğiniz zaman eğer giderseniz zaten çok geç olmuş oluyor.
Ve bir şeyi vaktinde bırakamıyorsunuz gibi bir cümle kurulmuştu.
Ne kadar haklı istediğim içinden.
Ama şimdi... Bunun da farklı farklı yönleri var.
Mesela biz kendi benzer kafa yapımızdan insanlardan bahsediyoruz ama eminim yürümediği an benim etrafımda var öyle insanlar.
Bu bana hizmet etmiyor. Tak diye bitirip insanlar da var.
Yani biraz da şeyle alakalı.
Sen nasıl bir aileden geliyorsun?
Ben nasıl bir aileden geliyorum?
Bizim ilişki olarak, bir ikili ilişki olarak, partnerlik olarak gördüğümüz örnek nedir?
Ve normalleştirdiğimiz şeyler nedir?
Şey demişti ayrılırken ben ona sordum dedim ki yani madem ayrılacaktın neden çocuk olmadan ayrılmadın ki hiçbir zaman onayladığın bir ilişkileri yoktu.
Tabii ki de söylemedim bunu ona bir şekilde ama onaylamama sebebin hiçbir zaman...
Eşinin o kadına davranışını beğenmemiştim.
Hep böyle küçümseyerek, aşağılayarak, dalga geçerek ya da böyle ona olduğundan daha az hissettirme üzerine bir iletişim tarzları vardı.
Şimdi sen kendi evinde böyle bir iletişim gördüysen, böyle bir insan seçtiysen de bu senin normalin oluyor.
O yüzden hani...
O yüzden de evliliğe kadar gidebiliyor o ilişki.
Ben bu soruyu ona sorduğumda yani çünkü anlattı bunu bunu yapıyor diye.
Sen hiç mi görmedin bunları hiç mi fark etmedin?
O da dedi ki ya bu kadar fark etmemiştim Emine ama dedi kızım olunca daha çok bana dank etti.
Kızımın da aynı şeyleri bu davranışı normalleştirip böyle bir ilişki yaşamasını bu kadar yıpranmasını istemiyorum.
Ben o yüzden ayrılıyorum bu adamdan.
dedim ona. Ve orada wow dedim.
Şimdi bunları da göz önüne bulundurmak lazım.
Yani herkesin getirdiği bagajlar var ya sırtında.
İster erken olsun, ister geç olsun.
Yaş ilerledikçe bagajlar da artıyor tabii ama böyle durumlarda da işte çok fazla parametre devreye giriyor bence.
Bana şey demişti terapistim.
Ben terapi aldım.
Bayağı bir uzun süre almışım.
İyi ki daha almışım. Çünkü o süreci değerlendirmek de sıkıntılı olabiliyor.
Hani dedin ya o bagajda bir sürü şey oluyor.
Kendini de suçlayabiliyorsun.
Ben işte yetersiz olduğum için olmadı, yürümedi.
Niye yürümedi falan da diyebiliyorsun.
Suçluluğa da gidebiliyor. Şunu söylemişim.
Şu anda pek çok gencin de söylediği şey.
Ya ben artık yeni bir insan tanımak istemiyorum.
Yoruldum diyorlar falan. Bu çok hani common, yaygın bir ifade.
25 yaşındaki çocukta da ben bunu duyuyorum.
Ya sen ne ara o kadar ilişki yaşadın da bunu söyledin?
Ben de söylüyordum ama ben 35'imde söylüyordum.
Bunu ben Esma Hanım'a terapistime söylediğimde artık aynı Elif değilsin.
4 yıl önceki Elif değilsin.
O zaman işte ya da 5 yıl önceki 6 yıl önceki Elif değilsin.
Şu anda artık batık yatırıma vakit yok.
Çok hızlı eleyeceksin.
Aynı kişi değilsin artık.
Yani ne istedin ne istemediğini.
Evet bu ilişki çok zordu.
Çok yıpratıcıydı.
Ama o kadar çok şey öğrendin ki kendini de tanıdın, ne istediğini de anladın ve bundan sonraki süreçte zaman kaybetmeyeceksin.
Bir yönüyle de aslında böyle bir faydası da var yaşantının.
Öyle baktığımda yani haklısınız dedim ve gerçekten de...
Terapinin çok faydası oluyor ilişkilerde bence.
Çünkü aynalıyor karşıdaki kişi falan.
Gelen insanların yaklaşımlarını, niyetlerini, o alt metinleri, imaları, eylemle söylemin bir olmaması, verilen sözlerin tutulmaması çok hızlı idrak ediyorum.
Önceden beklerdim. Tamam bunun yapmadığı biraz daha bekleyeyim.
Belki yapar. Belki yapar gibi.
Ama şimdi çok kısa sürede eleyebiliyoruz da.
İlişkilerden özellikle ders çıkarırsak bence bu aşamaya gelebiliyoruz.
Ve ben yeni bir insan tanımaktan korkmuyorum açıkçası.
Onu ancak terapiyle aşabildim ama.
Yani bakış açımı değiştirince.
Yoksa gerçekten de tedirgindim.
Sadece sansar tiplerden biraz tedirgin olabiliyorum.
Yani onlar çünkü narsistlerden falan böyle çok kendilerini iyi saklayabiliyorlar.
Gizleyebiliyorlar kendilerini.
Biraz bu tiplerden hani. Çünkü Türkiye'de kadın olmak kolay değil.
Bir sürü şey yaşanıyor falan.
O yüzden de zaten işte o bahsettiğim uygulamalarla çok...
fazla kişi tanımak istemedim.
Böyle imtina ettim, kaçırdım.
Daha böyle güvenli alanlarda adresimi falan da söylemem yani kolay kolay.
O kadar da temkinliyimdir.
Ama biraz da bunu gerektiriyor.
Çağ bunu gerektiriyor diye düşünüyorum.
Peki sen ne düşünüyorsun? Ayrıldıktan sonra yeni bir ilişkiye başlarken yani sende nasıl oluyor?
Çevrende nasıl oluyor? Benim biraz sürdüm.
İki sene falan sürdü.
Yeni alan açmam.
Ama benim için Gayet iyiydi.
Tamam böyle iyileştim. Kendime geldim falan toparladım.
Zaman geçmiş oldu biraz daha ama yapacak bir şey yok.
Yani ayrıldıktan sonradan kasıt uzun bir ilişkiden çıktıktan sonra.
Yani sonuçta o ilişki içerisindeyken sen bir gelecek düşünüyorsun.
Bir gelecek inşa etmek istiyorsun.
O insandan başkasını düşünmüyorsun.
Ama baktığın bir yere kadar gidiyor.
Bir yerde artık şunu düşündüğün zaman ben bu insanla bir hayat istiyor muyum?
ya da ben şu anki durumumu 5 sene daha yaşar mıyım ya da bakıp ben bu insandan çocuk yapmak istiyor muyum dediğin zaman ben bu evde Çocuk büyütmek istiyor muyum dediğin zaman orada aslında bir şey oluyor.
O yüzden de hani sürekli böyle emek vererek, sürekli ittirerek belki iki tarafında ittirerek sadece karşı tarafında iki tarafında hatalarıyla beraber ya da kendi emekleriyle beraber yürütmeye çalıştığı
bir şey bir noktada yürümeyince o aslında çok büyük bir hayal kırıklığı.
Yani o şey gibi bir hayal kırıklığı bence bizim yaşlarımız tarafında.
Hem karşı taraftan gelen bir hayal kırıklığı hem de kendine karşı olan hayal kırıklığı.
Çünkü şunu diyorsun. Ben neden bunu görmedim?
Ben neden daha önce bir adım atmadım?
Ben neden kendime bunun yapılmasına izin verdim?
Ya da... Ben neden böyle yaptım gibi sonra kendini biraz daha suçlar bir duruma geliyorsun haklı olarak.
Ondan sonrasında da neyi nerede yanlış yaptım bir daha o yanlışı nasıl yapmayabilirim ya da nasıl bir insan çektim hayatıma bir daha nasıl bir insan çekmemem gerekir gibi şeyleri düşünüp biraz daha böyle içsel hesaplaşmalar
da oluyor. Tabii ki hayatının içinde o an sadece ayrılık değil başka bir şeyler de oluyorsa eğer hani iş değişikliği, ülke değişikliği vesaire gibi o da iyice seni yormaya başlıyor.
başlıyor gibi gibi. O yüzden bence bu tarz durumlarda terapi en güzel şeylerden bir tanesi.
Yani senin bir şeyleri daha doğru görebilmen için ve her zaman söylüyorum kız arkadaşlar kız arkadaş grupları her zaman düştüğünde senin yanında olan sana böyle yeri geldiğinde kollarından sarsıp
bir kendine gel Allah aşkına diyen ya da böyle ayna tutup dediğin gibi sana bir şeyleri gösteren bence hani bunların çok büyük bir katkısı oluyor.
Sonra zaten yavaş yavaş tecrübeli bunu öğreniyorsun.
Ama şeyi de görmemek lazım.
Şimdi bazı insanlar İlişkide olmayı seviyor.
O yüzden de senin yaptığın gibi ya da benim yaptığım gibi böyle bir 2-3 senelik ara vermek istemiyor.
Ben ilişkide iyileşiyorum.
Kesinlikle bu arada eleştirmiyorum.
Çünkü bu da bir tarzdır.
Ya da bu da onlara iyi gelen bir şeydir.
Bu oluyorsa ne mutlu.
Ama bazen bir...
tercih olarak insan yalnız kalmak isteyebiliyor.
Mesela geçtiğimiz hafta ben bir tane video yayınladım.
Çok da tarzım olan bir video değil böyle videolar yayınlamak ama şeyden çok sıkılmıştım.
Bekar olduğum dönemde bana insanların özellikle erkeklerin ya işte sen şöylesin böylesin işte ama nasıl oldu da seni almadılar hatta hani nasıl oldu da
hala evlenmedin neden hala evlenmedin sorusu bunu eleştiren bir video yayınlamıştım.
Çok Hedeflemediğim bir kitleye ulaştı diyeyim.
Ve orada benim için sosyal bir tecrübeydi.
Hani oluyor ya böyle social experimentlerde, bilmem ne şeylerde, televizyonlarda.
İnsanların bu tarz konulara nasıl yaklaştığını görünce dedim ki bu da çok büyük bir baskı ve bu şu an görünen baskı yazılı olarak.
Çok büyük bir kısım bu arada insanların hadsizliğinden dem vurmuş.
Çok büyük bir kısım insanların kendilerine ilgili olmayan konulara burnunu sokmasından rahatsız olduğundan dem vurmuş.
Vesaire vesaire. Ama onun dışında da şöyle yorumlar.
İşte evde kalmış kız tesellisi.
Ondan sonra şeyler vardı.
İşte siz yalnızlığı çok bir şey mi zannediyorsunuz?
Yani yalnızlığı mı övdüm, bekarlığı mı övdüm?
Yok. İnsanlar kendilerinin ihtiyacı olduğu bir dönemde yalnız kalmayı tercih edebilir.
Ve bunu tercih etmelerinin eleştirilmesini doğru bulmadığımı söyledim.
Gibi yani altında böyle insanların o kadar hakarete varan yorumları falan vardı ki.
Böyle şaşırdım. Yani dedim bu tarz insanlar aslında çevremizde her yerde.
Tek bir yerden bakan, seni hayatının tek bir tercihiyle yadırgayan, tek bir cümlenle yadırgayan, tek bir şeyle yadırgayan.
Yani öyle olduğu için ister istemez bu insanlar senin ailemde de var, benim ailemde de var.
Hani böyle çevremizde de var.
Onlar da seni etkiliyor.
O aslında sen belki bu kadar kötü hissetmeyecek değilsen onların yüzünden de kötü hissediyordu.
Olabilirsin. Yani büyük şehirlerde İstanbul'da yaşıyorum ben.
Şehirde hiç böyle kendimi geç kalmış hissetmiyorum aslında da ne zamanki memlekete daha küçük bir yere gittiğimde kendime resmen acıyorum çünkü gerçekten orada evde kalmış gözüyle bakılıyoruz
falan. Ve sana yapılan o baskı bana da yapılıyor.
Annem ameliyat olmuştu geçen sene ona işte refakat etmiştim.
Oradaki bir teyze çok beğendi beni.
İşte aklı başındayım, öğretmenim falan böyle.
Ah vah yavrum dedi ya sen hala birini bulamadın mı sana dua edeceğim dedi.
Ben böyle biraz üzüldüm böyle söyleyince.
Bir taraftan da hani önceki bölümde şakasını yapmıştım dinleyenlere ama burada da söyleyeyim biz köyde olsak zaten çoktan evlenmiştik.
Bu yaşa kalmazdık.
Ama işte modern dünyanın getirdikleriyle bizim kendi tercihlerimiz biraz daha özgür bir hayat yaşayalım.
Daha böyle değerlerimize uygun birileriyle beraber bir şeyler yapalım derken tabii zaman geçiyor.
Bir de şu var ya şunu biraz geç anladım ben.
Bazı insanlar hayatımızda misafirdir.
Çok da tutunmaya gerek yok.
İlla bunun için üç yılını, beş yılını oraya gömmeye gerek yok.
Bunu öğrendiğinde artık oluyorsun, olgunlaşıyorsun.
Ondan sonra artık daha doğru insanlarla görüşmek için işte kalbini açıyorsun, hayatını açıyorsun.
Bence biraz hani nasıl sigara, alkol bağımlıksa insanlara da böyle bağımlı olabiliyoruz.
Bu aslında biraz kendi kişisel ihtiyaçlarımızla da alakalı.
Karşıdan çok almaya çalışıyoruz bunu.
Halbuki adam vermeyecek yani, kadın vermeyecek.
Bu seninle ilgili, o senin açlığınla ilgili.
Biraz da kendimize, kendimizle kurduğumuz ilişki de çok önemli diye düşünüyorum.
Eğer kendimizle kurduğumuz ilişki güzelse 30'larda çok da büyük bir savrulma olmuyor bence.
Hani kaybedişler, yıkılışlar olur, biter.
Yenisine de başlayabilirsin, o da yıkılabilir.
Yani Seda Sayan'a burada örnek mi alsak, ne yapsak?
Kaçıncı oldu gerçekten ablamız ve hala yani dimdik duruyor falan öğütler veriyor.
Burada hatta onunla bir bölüm falan mı yapsak?
Çok eğlenceli olur. Kafa dergisi yaptı ya onunla bir tane bölüm.
Bazı haklı olduğu konular var tabii.
Herkesin haklı olduğu konular.
Ama bazı katılmadığım yanları da var.
O zaman şöyle bir toparlayacak olursak.
Aslında dönüp dolaşıp şuna geliyoruz.
Birincisi ilişkiler genel anlamda global düzeyde yozlaştı.
Ve bu yozlaşan ilişkilerde insanlar biraz daha nasıl...
Eşyaları hızlı tüketiyorsa ilişkileri ve duyguları da hızlı tüketmeye başladı.
Ve bundan mütevellit daha sağlam bağlar, derin bağlar kurulmaz oldu.
İnsanların yalnızlaşması da buradan geliyor olabilir.
Ya da kendine uygun bir hayat arkadaşı bulamıyor olması da.
İkincisi ne olursa olsun kendimize anlattığımız hikaye.
O hikayeyi sahiplenmek ya da o hikayenin etrafında dönmek bu bize kalmış bir şey.
Hangi hikayeyi anlattığımız bu da bize kalmış bir şey.
Bunlar önemli ayrılıklarda.
Sen ne eklersin? Sen öyle hikaye sahiplenmek deyince hani orada yaşadığın acıyı da sahipleniyorsun.
Bir türlü ayrışamıyorsun. Benim de aklıma o gelmişti.
Ya yine de 30'lar güzel yaşlar.
Kim ne derse desin.
Olumsuz deneyimlerimiz olabilir.
Yani bize uygun olmayan insanlarla karşılaşmış olabiliriz.
Belki bize uygun kişilerle karşılaşmaya da biliriz.
Yani her şey olabilir. Hayat bu.
Bence hayatın her haline bir okey demek gerekiyor.
durumlarda da kendimizi kabul etmeliyiz gibi geliyor bana.
Yani bekar ya da değil.
Birlikte olmak ya da olmamak.
Yani bunun da çok eksikmiş gibi kendimizi lanse etmemeliyiz.
Kendimizi böyle başkalarından da hadi yetersiz gibi bir kere önce kendimiz görmemeliyiz diye düşünüyorum.
Ben böyle görmediğim zaman çok dışarıya açıkçası dikkate almıyorum.
Ama ne zamanki böyle biraz duygusallaşıyorum, bir bağ kurma ihtiyacı hissediyorum, kendimi yetersiz hissediyorum.
O zaman dışarıdaki gözleri o zaman fark ediyorum.
Aslında direkt kendimle kurduğum ilişkide de çok alakalı olduğunu düşünüyorum.
Kesinlikle. Bak çok doğru bir noktaya değindin.
Yine bir saat uzatacak bir konu aslında.
Bunun üzerine ayrı bir bölüm daha çekelim.
Kendinle kurduğun ilişkinin kurduğun ilişkilere nasıl etki ettiğiyle alakalı.
Çünkü ben şeyi çok fark ettim.
Sen nasıl bir moddaysan, nasıl bir enerji yayıyorsan karşındakine öyle insanları da çekiyorsun.
O vibe'i veriyorsun.
Biraz daha mutsuz olduğun zaman, kendinle alakalı bir memnuniyet sizin olduğu zaman belki insan adını koyamıyor onun ama bir şeyin böyle yolunda olmadığını görüyor.
Hani bazı insanlar vardır ya böyle bir ortama girerler, enerjileri ortamı aydınlatır.
Onlar hep işte o kendiyle biraz daha hemhal olabilmiş insanlar gibi geliyor bana.
Bu arada akşam güneşi yüzüne çok güzel vuruyor.
Akşam güneşi kime vuruyordu?
Güzlele vuruyor sabah güneşi gibi.
Öyle. Valla Elif için çok güzel bir bölüm oldu.
Çok güzel bir sohbet oldu. Yine yapalım.
Evet. Mutlaka dinleyicilerimizin de yorumunu bekliyoruz.
Devam etmemizi isterseniz biz böyle ayda bir konuşuruz.
Evet konuşuruz. Güzel olur.
Bu arada kendi Geçti Güzel Hayaller dinleyicilerim için de söyleyeyim.
Elif'in bölümlerini dinlemeyi unutmayın eğer dinlemiyorduysanız.
Çünkü gerçekten nokta atışı, duyguları çok iyi ifade ettiği bizim yaş grubumuzun...
Aklını kurcalayan konuları böyle masaya yatırıp güzel analiz ettiği öyle güzel bölümleri var ki kesinlikle tavsiye ederim.
Senin de öyle. Sen zaten benden önce başlamışsın podcast'e.
Epey de bir bölüm birikmiş.
Zaten ikimizin de podcast sayfalarının linkini aşağıya bırakırız.
Hem beni dinleyenlerim hem seni dinleyenlerim.
Bir tanışmış olalım bakalım.
Belki onlar da beni dinlemeye başlar.
Benim dinleyicilerim de seni tanımaya başlar.
Böyle güzel bir ortak bir yayınımız olur, grubumuz olur.
Böyle birbirimize itibar yağdırırken şeyi fark ettim.
Beren Saatin kim neydi?
Bir tane videosu var ya.
Sen bir yenik olsun.
Ona dönüştürün biraz sonra.
Bir sonraki bölümde buraya geleceğiz.
Evet arkadaşlar kendinize çok iyi bakın.
Hoşçakalın. Bir sonraki bölümlerde görüşmek üzere.
Görüşmek üzere. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
