
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
300 yıllık bu tarihi dönemin sanata nasıl bir etkisi oldu? Rönesans neden yeniden doğuş olarak görülüyor? Mediciler neden bu kadar önemli? gibi sorular ve daha fazlasının cevabı yeni bölümümüzde.
Transkript
Herkese merhaba arkadaşlar, ben Eda.
Başlıktan da anlayacağınız üzere konumuz sanat tarihinin en ünlü dönemi olan...
Rönesans dönemini yani 300 yıllık bir tarihi yüzeysel bir podcast konusu olarak tek bir bölüme sığdırabilmek birazcık imkansız.
Bu yüzden en yalın haliyle iki ayrı bölüm olarak ele alacağım.
Bu bölümde Rönesans hangi dönemlerden sonra nasıl ve ne şekilde ortaya çıktı?
Dönemin özellikleri neydi?
Rönesans'ın en ünlü sanatçıları kimlerdi?
Bunlardan yüzeysel bir şekilde bahsedeceğim.
Diğer bölümde de sanatçıları, sanatçıların hayatlarını ve en ünlü eserlerini detaylı bir şekilde anlatacağım.
Kahvelerinizi alın. Arkanıza yaslanın, hazırsanız başlıyoruz.
Rönesans İtalyanca Rinaschita ya da Rinaschimento yani Fransızca Rönesans yani hepimizin bildiği yeniden doğuş anlamına geliyor ve bu kavramı tarihte ilk kullanan kişi Jules Michelette'tir
arkadaşlar. Ancak Rinaschimento kavramını da tarihte ilk kullanan kişi, ilk sanat tarihçisi olan Giorgio.
Vassar'ı İtalyan ressam, mimar ve yazardır arkadaşlar.
1540'lı yıllardan itibaren sanatçıların hayatlarıyla ilgili böyle ufak ufak notlar almaya başlamış ve ilk sanat tarihi metni yazmıştır.
Yani sanatçıların hayat hikayeleri adlı kitabını yazmıştır.
Pek çok konuda olduğu gibi Vasari konusunda da ülkemizdeki ilk tanıtım yazısını kaleme alan kişi Bedrettin Cömert'tir.
Kendisi aynı zamanda Ernst Gombrich'in Sanatın Öyküsü kitabının çevirmenidir.
Bu arada sanat tarihine ilgisi olanlar için bu mükemmel bir kaynak kitaptır.
İlkel mağara resimlerinden tutun da günümüz sanatına kadar uzanan...
Geniş çaplı bir anlatımı var.
Okumayan sanatçıya sanatçı denilmiyor.
Öyle bir kitap. Önerimdir.
Sanat tarihini böyle bütün gerçekliğiyle detaylı bir şekilde öğrenmek istiyorsanız mutlaka okumanızı tavsiye ederim.
Hayatımda sanırım tekrar tekrar okuduğum bir kitap kendisi.
Gelelim konumuza. Nedir bu Rönesans?
Rönesans arkadaşlar çok uzun yıllar boyunca gündemde olan bir dönem aslında.
14. yüzyılda başlayıp 17.
yüzyıla kadar süre gelen bir dönemdir.
Ve İtalya'da başlayarak tüm Avrupa'ya yayılmıştır zamanla.
300 yıllık bir tarihi var demiştik.
Doğru. Tarihte de hangi dönemden sonra ortaya çıkmıştır derseniz Romanesk ve Gotik sanat olarak adlandırdığımız dönemden sonra ortaya çıkmıştır.
Ortaçağ sanatına daha sonra değineceğim.
Ama genelde şöyle bilinen bir gerçek var.
Kabaca anlatıyorum. İşte Mısır sanatı ortaya çıkmıştır.
Ondan sonra klasiklerden Yunan sanatı ve her şeyi Yunanlılardan alıntıladığını hatta çaldığını düşündüğümüz Roma sanatı.
Ek bir bilgi veriyorum. Romalıların çok tanrılı dinlerin...
Tanrılarını bile Yunanlılardan çaldığını duymuşsunuzdur.
Çalmak demeyelim de esinlenmişler diyelim.
Rönesans karanlık çağdan modern çağa bir geçiş olarak kabul edilir.
Yani ortaçağ karanlık çağ olarak adlandırılırdı.
Çünkü insanlığın o günlere dek yapmış olduğu bütün bilgi birikimlerinin unutulduğu veya yok sayıldığı zamanlardı ortaçağ.
Tabi her ne kadar karanlık çağ olarak adlandırılsa da Roma İmparatorluğu yıkıldıktan sonraki o bin yıllık dönemde yapılan araştırmalar ve yazılan metiller aynı zamanda çeviriler Rönesans'ın böyle yavaş yavaş
ortaya çıkmasına bir ön hazırlık olmuştur aslında.
Yani Rönesans birdenbire bir grup dahi tarafından ortaya çıkmamıştır.
Orta çağda ruhsal olan yükseltilmişti, tensel olan reddedilmişti.
Burada ne demek istiyorum? Ruhsal derken din merkezli bir anlayış mevcuttu.
İnsanlar resimlerinde hep cennet ve cehennem tasvirleri kullanıyordu.
Gotik döneme bakıldığında da sanatçılar hep kilise.
Yani bu adamlar yememiş içmemiş görkemli kiliseler yapmıştı.
Hatta şifacı bir kadın cadı olarak asılmıştı.
Ve o dönemde yaşayanlar inanmayacaksınız ama para karşılığında cennetten toprak satın alındığına inanıyorlardı.
Çok da yabancı gelmedi bu bana.
Günümüzde hala buna inananlar olduğu için ya bu konudan bağımsız düşünün.
Orta çağdan bahsediyorum ya.
Hatta bu olay yeni çağda başlamıştı.
Katolik kiliselere harcamalarının artması üzerine bir bildiri yayınlıyor.
Hristiyanlar günahlarından öğrenebilmek için işte kiliselere bağışta bulunmalıydı.
Kiliselerinde halka para karşılığı cennetten arsa sattığı gibi bir inanış vardı.
Yani bu anlattığım olay yeni çağ.
Ama günümüzde hala buna inanan insanlar var.
Hayret ediyorum gerçekten. Neyse konumuza geri dönelim.
Ne demiştik? Ruhsal olan yükseltilirken sanata, bilime, felsefeye ve mimarlığa olan ilgi doğal olarak oldukça...
Zaten bu dönemde resim sanatından din dışında bir konu işlenmesini bekleyemeyiz ya da mimaride kilise veya diğer dini yapılar dışında bir yapı inşa edilmesini bekleyemeyiz.
Her şey görülen dünyayı farklı yorumlamakla başlıyor aslında.
Rönesans'ın doğuşunu niteleyen fikirlerin kökeni Petrarca'nın yazılarında gizlidir aslında birazdan.
Bu dönemde artık matbaanın da gelmesiyle antik Yunan filozofları ve bilim insanlarının çalışmaları çevrilmiş ve insanların Bu deneysel düşüncesi canlanmıştır.
Bu nedenle de hümanizm üzerine yoğunlaşılmıştır.
Tanrı değil insan evrenin merkezine yerleştirilmiştir.
İnsanlar artık tanrının iradesine ihtiyaç duymadığının farkına varmıştır.
Bu demek değil ki dini bir kenara atıyoruz.
Hayır. Sadece insanlar artık daha böyle kendi yaşamlarına adapte bir yaşam sürmek istiyorlardı.
Kendi varoluşunu antik çağ filozofları gibi sorgulamak istiyorlardı ve kendi yeteneklerini elinden geldiğince sergilemek istiyorlardı.
Ve bunu başarmıştı. Rönesans ile birlikte artık dinin sanat üzerindeki etkisi azalmış.
Sanatçılar din dışında yapıtlar üretmeye ve doğaya ait eserler üretmeye başlamıştı.
Aynı zamanda sanatçılar artık eserlere imza atmaya başlamıştı.
Şaşırdığınız bir gerçek olabilir ancak Rönesansa kadar insan eliyle yapılmış olan herhangi bir eser esnaf loncaları olarak adlandırılan yerlerin elinden çıkıyordu.
Bu yüzden imza atılmıyordu.
Tabii ki Rönesans'la bu durum da değişmiştir.
Birey olarak sanatçılar özgürce imza atabilir hale gelmişlerdir.
1450'de Gutenberg'in matbaayı icat etmesiyle Avrupa'da bir iletişim devrimi yaşanmıştı.
artık ulaşılabilir bir şey haline dönüşmüştü.
İtalyan şair Francesco Petrarca dönemin en büyük bilgini olarak görülüyordu ve yazılarında Hristiyanlıkla klasik Roma Yunan düşüncesini ortak bir paydada buluşturmuştu.
Ortak bir paydada buluşturup Roma Yunan kültürünün yaygınlaşmasına sebep olmuştu.
Böylelikle pagan geçmiş diye görmezden gelinen şeye olan ilgiyi tekrar arttırarak Rönesans'ın temellerine atılmasına da yardımcı olmuştu.
Kendisi aynı zamanda hümanizmin de öncelerindendir arkadaşlar.
Böylelikle Rönesans dönemi hümanizm ile birlikte başlamıştır diye düşünebiliriz.
Rönesans dönemi deyince herkesin aklına tek bir isim geliyor.
Tabii ki Leonardo da Vinci.
Ancak Rönesans Leonardo da Vinci ile ortaya çıkmadı ya da onun sayesinde ortaya çıkmadı.
Leonardo da Vinci Rönesans'ı çok ileriye taşıyan bir sanatçıydı.
Brunelleschi Rönesans'ın ilklerinden diyebileceğimiz bir sanatçıdır.
Kendisi kuyumcu, heykeltiraj, mimar, mühendis ve matematikçiydi.
Kuyumculuk ne alaka diye düşünmeyin arkadaşlar.
O dönemde sanatçı olmak isteyen herkesin mutlaka kuyumculuğu bilmesi gerekiyordu.
İyi bir sanatçı olmak için önce iyi bir zanaatçı olmak gerekiyor gibi ufak bir algı vardı.
Rönesans'la beraber bu algı da yıkılmıştı bu arada.
sanatçı ve zanaatçı arasındaki ayrım başlamıştı.
Ek bilgi o dönemlerde sanat okulu diye bir şey tabii ki yoktu.
Bu adamlar nasıl sanatçı oldu diye merak edenler olacaktır.
Şöyle arkadaşlar bir çocuk ressam olmaya karar vermişse babası onu Kent'in belli başlı sanatçıların yanına çırak olarak veriyordu.
İşte ustaların yanında yatıp kalkıyorlardı, ayak işlerine koşturuyorlardı ve her durumda ustasına faydalı olmak için çalışıyorlardı.
Ustalar da ona yavaş yavaş böyle küçük görevler veriyordu.
İşte boyaları ezmek, tahta panoları veya tuvalleri hazırlamak gibi.
Çırak geliştikçe de ustası ona artık yapabileceği tarzda işler vermeye başlıyordu.
Hatta çıraklar genellikle ustasını taklit ediyor.
Yani ustanın tarzını taklit etmesini iyice öğreniyor.
Bunu iyice öğrenmişse daha önemli görevler veriliyordu.
İşte ustanın yönetimi altında bütün bir tabloyu boyamak gibi.
15. yüzyılın resim okulları bunlarmış işte.
Gombrie, Sanatın Öyküsü kitabında bu durum için Bugün de birçok ressam böyle eksiksiz bir yetişme dönemi geçirmek isterdi kuşkusuz demiştir.
Kesinlikle katılıyorum. Ben bu konuda çok çok şanslı olduğumu düşünüyorum.
Ressam bir babanın kızıyım.
Baba kız ortak bir atölyede çalışıyoruz.
O da benim ustam ama işte boynuz kulağı geçermiş babacım.
Buradan sana selamlar.
Ben de onun yanında çıraklık yapıyorum şu an.
O dönemdeki sanatçılar hala gotik tarzda eserler üretirken Brunelleschi, gotik etkisi altında kalmamış, basit ve yalın şekiller kullanmayı seçerek klasik mimariye yönelmeyi tercih
etmiştir. Gotik dönemde bütün yapılar Göğe yükseliştir.
Zaten onunla da alakalı bir bölüm gelecek.
Böyle süslü, sivri uçlu halde yapılmıştır.
Brunelleschi'nin yapıtlarında bunu görmeyiz.
Gotik mimaride kullanılan o uzun komplike oranlardan uzak durmuştur.
Örneğin Florensa Katedrali bir diğer adıyla Santa Maria del Fiore'yi bir inceleyin derim.
Brunelleschi bu katedralin kubbe kısmını dayanma kemeri kullanmadan inşa etmiştir arkadaşlar.
Hatta Florensalılar bu inşadan sonra onun bir deli olduğunu söylemiştir.
Kendisi... için Rönesans onunla başlar onunla biter derler.
Hatta Michelangelo'ya sormuşlar nereye gömülmek istersiniz diye.
Michelangelo da Brunelleschi'nin yapıtını sonsuza kadar seyredebileceğim bir yere demiştir.
Aynı soruyu bana sorsalar Sistine Chapel'in tavanını sonsuza kadar seyredebileceğim bir yere derdim.
Yani şapelin tam ortasına.
Öyle bir sanatçıdır kendisi.
Avrupalı ve Amerikalı mimarlar yaklaşık 500 yıl ona izinden gitmişlerdir.
Hatta günümüzde de hala bunun etkilerini görmek mümkün.
Brunelleschi sadece mimari alanda Rönesans'ın bir önderi olmamış.
Aynı zamanda gelecek yüzyılların sanatını fazlasıyla etkileyebilecek bir olay.
Perspektifi. Perspektifin gelmesiyle de sanatçılar artık gerçekçi bir şekilde figürler yapmaya başlamışlardır.
Rönesans sanatı 3 bölümü ayrılıyor arkadaşlar.
1400-1480 arası Erken Rönesans.
1480-1520 arası Yüksek Rönesans, 1520-1590 arası Geç Rönesans ya da Erken Manierist dönem.
Ciberte, Botticelli gibi sanatçılar erken Rönesans dönemine ait sanatçılardır.
Leonardo da Vinci, Michelangelo, Raffaello gibi sanatçılar da yüksek Rönesans dönemi sanatçılarıdır.
Biz tabii ki yüksek Rönesans dönemi sanatçılarına daha çok hakimizdir.
Bu arada Rönesans sanatçıları gerçekten dahilerden oluşan bir ekipti.
Hepsi birçok konuda uzman sayılabilecek yeterliliğe sahip insanlardı.
Sadece resim ya da heykelle uğraşmamışlardı.
Bunların yanı sıra işte mühendislik, kuyumculuk, matematik, mimar...
gibi konularda da oldukça ustalardı.
Aynı zamanda kadavra üzerinden insan bedenini inceleyip kas yapısından iç organlarına kadar çalışma yapan bir anatomist aynı zamanda gökyüzündeki yıldızları da inceleyen bir astronomdu.
Burada kimden bahsettiğimi hepimiz biliyoruz.
Sanatçılara yüzeysel bir şekilde değineceğim.
Ancak önce başka bir konuya da geçmek istiyorum hemen.
Rönesans deyince akıllara bir isim daha geliyor arkadaşlar.
O da Medici ailesi.
Bu aile neden bu kadar önemli?
Bundan biraz bahsetmek istiyorum.
Çünkü Medici ailesi olmasaydı Rönesans dönemi diye bir şey olmazdı muhtemelen.
Ya da yükselişe geçmezdi.
Toskana'da Rönesans yükselişe geçmeye başladığında bölgede ekonomik olarak çok güçlü ve zengin aileler bulunuyordu.
Medici de bu ailelerin başta geleneğiydi.
Bu aileler sanatı ve sanatçıları koruyup destekleyerek yani onlara hamilik yaparak Rönesans'ın gelişmesinde fazlasıyla etkili oldular.
Medici ailesi ticaret ve bankacılıkla uğraşıyordu.
Bu sayede zengin olan bir aile.
Günümüz hesaplarına göre 129 milyar dolara tekabül eden bir serveti mevcuttu.
Bu miktar belki günümüze göre çok büyük bir miktar değil.
Ama sadece Medici ailesi tek başına Rönesans'ın en önemli mimar, resim, felsefi ve edebi eserlerinin hamiliğini yapmıştı.
Yani düşününce 15.
yüzyıl İtalyan ve Felemeng sanatının en büyük koleksiyonu Medici Aile sayesinde günümüze kadar geldi.
Medici ailesi Rönesans sanatçılarının gelişimine, üretimine, maddi manevi çok büyük destek oldu.
Aileden 3 papa, çok sayıda Floransa hükümdarı ve Fransa kraliyet mensubu çıktı.
Yani bu aileyi siz bir düşünün.
İşte Botticelli'den Donatello'ya, Da Vinci'den Michelangelo ve Raffaele birçok sanatçının hamisi yani destekçisi.
Günümüz deyimiyle de sponsoru.
Rönesans döneminin en büyük ustalarından biri olan Botticelli'nin The Birth of Venus yani Venus'un doğuşu adlı tablosunda bir portakal ağacı var.
Ona hiç dikkat ettiniz mi?
İşte o portakal ağacı Medici'lerin simgesidir arkadaşlar ve eserde yer alması Medici'lerin gücünü destekler niteliktedir.
Sanat tarihinde çok ama çok önemli bir yere sahip olan, eşsizliğini anlatmakla bitiremeyeceğimiz güzellikte eserleri koleksiyonuna dahil ettiğini, sanatçılara sonsuz destek sağladığını düşününce
günümüzdeki zengin olarak adlandırılan ailelerden nedenle farklı bir vizyona sahip olduğunu anlayabiliyoruz.
Hatta kıyaslayamayız dahi.
Aralarındaki patron-sanatkar ilişkisi öylesine değerliydi ki her akşam yemekte döneminin en iyi filozoflarını ve sanatçılarını etrafına toplar, sanat ve felsefe üzerine tartışırlardı.
Covid günlerinde hangi karantina evinde olmak istersiniz diye bir moda çıkmıştı hatırlar mısınız?
İşte ben Medici'lerin o akşam yemeği masasında olmak isterdim.
Bir de Raffaello'nun Açina Okulu tablosunda.
Orada böyle sanat ve felsefe tartışmak isterdim.
Bu arada Medici ailesiyle sanatçıları arasındaki ilişki parayı veren düdüğü çalar cinsinden bir ilişki de değildi arkadaşlar.
Medici'lerin bir amacı vardı.
Dünyaya bilgelik, güzellik ve gerçeklik kazandırmak istiyorlardı.
Ve bunu yaparken... Sanatın eğitici gücünden faydalanmak istiyorlardı.
Evet onlar sanatın her şeyden önce eğitici olduğuna inanıyorlardı.
O dönemde bile. Ve insanlar güzel yerlerde yaşarlarsa, işte güzel şehirlerde yaşarlarsa güzel şeyler düşünürler, iyi şeyler yaratırlar diye bir felsefi inançları vardı.
Hayat görüşleri bunun üzerine kuruluydu.
Yaşadığı bölgeyi... tamamen güzelleştirmeyi hedeflemişlerdi.
Ve bunu yaparken hem mühendis hem sanatçılarla bir arada çalışarak yapmıştı.
Sanatçılarına sahip çıkmıştı.
Onların düşüncelerinden, onların sanatından faydalanmıştı.
Bir şeye dikkat çekmek istiyorum.
Bundan yüzyıllar önce, asırlar önce ortaya çıkmış bir dönemde dahi bir yapı inşa ederken mühendisler, mimarlar ve sanatçılar işte ressamlar falan bir arada çalışırdı.
Yani o dönemin sanatçısı zaten hem mühendis alanında hem mimari ve sanat alanında yeterli uzmanlığa sahipti.
Ve bir yapı inşa ederken estetik değerleri korumak onlar için çok çok önemliydi.
Günümüzde sırf yapı zengini olmak için betondan estetik yoksunu binalar dikip işte ağaçlandırmayı azaltıp şehrin estetiğini mahvetmeyi ilki olarak benimseyen insanları düşününce bu açıdan
Rönesans döneminin bile gerisinde olduğumuzun Farkına varmalıyız bence.
İnsanlar için yapılardaki estetik görünüm önemli olmadığından dolayı aslında şu an pencereden dışarı baktığımızda beton yığınları görüyoruz.
Bu yüzden Avrupa'daki şehirlerin şehir planlamasına hayran kalıyoruz.
Çünkü Batılılar estetiğe önem verdiler arkadaşlar ve yapılarındaki estetiğin korunması için ellerinden geleni yaptılar.
Bizim ülkemizde de böyle yapılar mevcut.
Ancak restore ederken...
Pimapen takan insanlarla çalışınca onu korumuş olmuyoruz.
Yani onların zihniyetine erişebileceğimizi asla düşünmüyorum ben.
İstisnalar var tabii ki o ayrı.
Bence bu yüzden bugün Floransa, Roma ve Verona gibi şehirler dünyanın en güzel, en estetik yerlerinden.
Çünkü sanatçılarla çalıştılar.
Ve yapılarını güzelleştirmek için sanatçıların fikirlerine önem verdiler.
O estetik görünümü, o tarihi korumak için de ellerinden gelen her şeyi yaptılar.
Her şeyden önce sahip oldular.
Hep çıktılar tarihlerine. Bizim gibi kaldırıp bir kenara atmadılar ya da ibadete sunmadılar.
Tarihlerini korudular. İşte biz koruyamadığımız için şu an düşünce olarak Rönesans döneminin oldukça gerisindeyiz bence.
Sanatçıların fikirlerine çok önem veriyorlar dediğim gibi.
Onlar da aynı masada yemek yiyip içiyorlar.
Yani daha nasıl iyi olabiliriz tartışıyorlardı.
Sanatçılarını da ileri taşıyorlardı böylelikle.
Yani bunu düşününce şu anki bulunduğumuz konum gerçekten çok komik.
Daha önce de belirteyim gibi zaten Rönesans sanatçıları dahilerden oluşan, dehalardan oluşan bir ekipti.
Hepsi birçok konuda uzman sayılabilecek, yeterliliğe sahip insanlardı.
Leonardo da Vinci müthiş bir dahaya sahipti.
Hem ressam, hem mühendis, hem matematikçi, hem de bilim insanıydı.
Michelangelo aynı şekilde mimar, heykeltıraş, ressam ve şairdi.
Galileo sadece iyi bir astronom, matematikçi, fizikçi veya mühendis değildi.
Aynı zamanda çok iyi bir filozoftu.
Böyle sanatçılar ve düşünürler sayesinde de aydınlanma çağına giden yolda layık düşüncenin temelleri atılmış oldu.
Ne demiştik bölüm başında?
Ortaçağ düşüncesi bu dünyayı değil hep ahireti merkezine almıştı.
Kara ölüm olarak bilinen veba, insanlık tarihindeki en ölümcül salgındır bu ve vebanın gelmesiyle işte hastalık, ölüm ve kıtlık dönemi başlamıştır.
Ortaçağ eserlerindeki o cennet-cehennem tasvirini görmemizin sebebi biraz da bu aslında.
Çok büyük bir zorluk atlattılar.
Doğal olarak Tanrı'ya sığınarak dini merkezlerine koydular.
Rönesans ile birlikte ise dünyanın güzellikleri hatırlandı.
Ve yeni dünyalar keşfedildikçe ahireti düşünmek yerine bu dünyanın keyfini çıkarmaya yönelik bir düşündüğü ortaya çıktı.
Rönesans'ta insan merkezi düşünce ortaya çıkınca Tanrı tabii ki unutulmadı ya da din, inançlar bir rafa kaldırılmadı.
Aksine kilise hiç olmadığı kadar zenginleşti ve güçlendi o dönemde.
Fakat hayatlarının merkezine hümanizmin gelmesiyle insanları yerleştirdiler, dini değil.
Hümanist filozoflar insanı Tanrı'nın bir kuklası olarak değil, onları düşünebilen, üretebilen ve hayata şekil verebilen bir varlık olarak kabul etmeye başladılar.
insan vücudu realist bir şekilde korkusuzca resmedilmiştir ve güzellik ön plana çıkartılmıştır.
Peki, Rönesans sanatını diğer dönemlerden nasıl ayırt edebiliriz?
Özellikleri nedir? Özellikleri şöyle arkadaşlar, belli başlı özellikleri bunlar.
Çizgisel perspektifin bulunmasıyla doğal olarak sanatçılar bunu resimlerine deneyimlemiş oldular.
Resimlerine perspektifle boyutsal bir özellik kazandırdılar.
İki boyutlu görünümlü o donuk, hacimsiz figürlerin yerine artık üç boyutlu görünüme sahip, Daha canlı ve gerçekçi figürleri aldı.
Ortaçağ resimlerine bakın mesela figürler hep özensiz bir görüme sahip ve belirsiz mekanlar içinde resmedilmiştir.
Rönesans'ta bunu göremezsiniz.
Bu dönemde mekanlar da ön plana çıkmaya başlamıştır.
Gerçekçi mekanlar ya da doğadan görüntüler tuvallere taşınmıştır artık.
Ve en önemli şey anatomi bilgisi.
Figürler olabildiğince gerçekçi bir anatomiyle resmedilmiştir.
Ve idealleştirilmiş güzellik artık ön plandadır.
Venus'un doğuşlu tablosuna bakın mesela.
Figürler hep çok güzeldir ya da diğer tablolara.
İfadeleri hep sakindir.
Hep bir duranlık söz konusudur.
Işık kullanımı açısından da farklı denemeler yapılmıştır.
Ama genelde doğal bir ışık söz konusudur resimlerde.
Baruktaki gibi keskin ve net bir ışık yoktur Rönesans'ta.
Koyu renkler yerine doğadan alınan daha gerçekçi ve doğal renklere bırakmıştır.
Rönesans ile beraber yeniden doğan sanatçılar daha meraklı, daha heyecanlı ve fazlasıyla araştırmacı bir ruha sahipti.
Rönesans insanın yapmak istediği her şeyi yapabileceği bir inançtı.
Bir sonraki bölümde bu meraklı ve dahi sanatçıları inceleyeceğiz.
Yeni bölümleri kaçırmamak için de beni takip etmeyi unutmayın.
Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Kendinize güzel bakın.
Meraklı kalın ve sanatla kalın.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
