
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde dünya tarihinin en büyük sanat soygununu inceliyoruz.
Transkript
Herkese merhaba arkadaşlar, ben Eda.
Bu hafta sizlere dünya tarihinde gerçekleşmiş olan en büyük soygundan bahsedeceğim.
Sırayla hangi müze soyuldu, soygun nasıl gerçekleşti, hangi ünlü eserler çalındı, hırsızlar kimdi, yakalandı mı ve en önemlisi çalınan eserler bulundu mu?
Hazırsanız başlayalım.
İlk olarak sizlere bu müze hakkında kısa bir bilgi vermek istiyorum.
Müze Amerika'nın Massachusetts eyaletinin başkenti olan Boston'da bulunan Isabella Stewart Gardner Müzesi.
Isabella Stewart New Yorklu varlıklı bir ailenin kızı.
20 yaşına kadar New York'ta yaşıyor ve Jack Gardner ile evlendikten sonra Boston'a taşınıyor.
Bir oğlu oluyor ancak doğumundan kısa bir süre sonra oğlunu zatürreden kaybediyor ve oğlunun ölümünden bir yıl sonra da diğer çocuğunu düşük yaparak kaybediyor.
Çok ağır bir depo. Depresyon geçiriyor Isabella ve bu depresyonu durmadan seyahat ederek atlatmaya çalışıyor.
Tabii bu seyahatler Isabella'nın hayatında bir dönüm noktası oluyor.
Onu aynı zamanda iyileştirmeye başlıyor ve Isabella tüm seyahatlerinin notlarını kaydediyor.
Bu arada sanata oldukça düşkünler ve gittikleri her ülkede çeşitli eserler toplamaya başlıyorlar.
Bu arada seyahatleri öyle kısa süren seyahatler de değil, sürekli aralıksız bir şekilde durmadan seyahat ediyorlar.
Jack'in babasından çok büyük bir miras kalıyor ve bu mirası sanat eseri koleksiyonlarına yatırıyorlar.
Bu arada o dönemlerde kadınların sanat eseri koleksiyonculuğuna katılması, asla söyleyemedim, pek de alışık bir durum değildi.
Ancak Isabella dönümünde yaşayan kadınlardan zaten oldukça farklı bir kadın, çağının ötesinde bir kadındı.
Eşinin ölümünden sonra...
Boston'da böyle gelişmemiş, çevresi bataklıklarla çevrili olan bölgeden bir arsa satın alıyor ve buraya hem Rönesans hem de Avrupa gotik tasarım unsurlarını içeren büyük bir saray inşa ettiriyor.
Ve bu sarayın yani şimdiki müzenin mimarisine Venedik'te bulunan Palazzo Barbarigo ilham oluyor.
Isabella hayatının 25 yılını müze oluşturmaya adadı ve koleksiyonuna yeni parçalar eklemek için seyahatlerine hep devam etti.
Bu arada arkadaşlar müze öylesine yaratılmış bir müze değil.
Ben çok değerli eserler topluyorum, hadi bunu bir binada sergileyim diye düşünen bir kadın değildi Isabella.
Her odanın bir anlamı vardı, her galerinin.
Farklı dönemlere ait eklektik galeri enstallasyonları, tablolar, heykeller, mobilyalar ve kumaşlar bir araya gelerek zengin, karmaşık ve benzersiz bir...
Anlatı oluşturuyordu müze içerisinde.
Müzeyi öylesine hassas tasarlamıştı ki hatta bir örnek vereyim.
Müzenin akustiğini test etmek istiyordu ve bunu yapmak için odada bir grup insanın olması gerekiyordu.
Ancak açılıştan önce müzeyi kimsenin görmesini istemiyordu Isabella.
Bu nedenle Test için Perking Görme Engeller Okulu'ndan bir grup öğrenciyi müzede misafir etti ve akustiğini bu şekilde test etti.
Ayrıca müzenin asla değişmesini istemiyordu ve ölmeden önce vasiyetine müzedeki herhangi bir şey kalıcı olarak değişirse koleksiyonun kasaya konulması, müzayede de satılması
için Paris'e gönderilmesi ve bu satıştan elde edilen gelirlerin Harvard Üniversitesi'ne bağışlanması gerektiğini ekletmişti.
Bu vasiyet nedeniyle de büyük soyguna dek müzedeki hiçbir eser yerinden dahi oynatılmamıştı.
Gelelim soyguna. 18 Mart 1990 yılında Aziz Patrick gününde bu soygun gerçekleşti.
Aziz Patrick günü bilmeyenler için İrlanda'nın koruyucu azizlerinden biri olan bu adam için kutlanan Hristiyan festivali.
Aziz Pedi günü olarak da bilinir ve Patrick'in öldüğü 17 Mart tarihinde kutlanır.
Bu tarihte her yer yeşile boyanır, geçit törenleri düzenlenir ve insanlar sabahtan akşama kadar bira içerek bugünü kutlar.
Araştırmacılara göre hırsızlar özellikle bugünü seçti.
Polis görünümlü iki adam gece saat bir sularında müzeye girdi ve dünya tarihinin en büyük soygununu 81 dakikada gerçekleştirdi.
Bu 81 dakika içinde 500 milyon dolar değerinde 13 parça sanat eserini çalarak kayıpları...
Bu soygun Boston'ın çözülememiş en büyük gizem olmanın ötesinde dünyanın da çözülememiş en büyük sanat hırsızlığıydı.
Peki güvenlikli bir müzeye bu iki adam nasıl bu kadar kolayca girebilmişti?
Sözde polis olan polis kıyafeti giyen iki adam gayet normal bir şekilde müzenin kapısını çaldı ve o gece vardiyasında çalışan genç güvenlik görevlisi Rick Abbott'a bir ihbar aldıklarını ve müzeyi
kontrol etmeleri gerektiğini söyleyerek müzeye giriş yaptı.
İçeri girdikten sonra Ricky hakkında bir suçlama var diyerek tutuklayıp ellerini kollarını gözlerini böyle bir güzel bağlayıp müzenin alt katında bulunan tünellerden birine kapattı ve soyguna başladılar.
Gece vardiyası bittiğinde yeni gelen güvenlik görevlisi müzeye giremeyince güvenlik şefini aradı.
Müzenin kapı anahtarı sadece güvenlik şefinde bulunuyordu çünkü.
İçeri girdiklerinde öyle büyük bir felaketle karşılaşmışlardı ki dünyanın en büyük sanat soygunu kusursuz bir şekilde gerçekleşmişti.
Müze yönetimi, polis ve FBI aracılığıyla hemen soruşturmaya başladılar ve oldukça şaşırtıcı durumlarla karşılaştılar.
Toplamda 13 sanat eseri çalınmıştı.
Hepsi birbirinden değerliydi elbette ancak aralarında bir tanesinin kaybolması sindirilemeyecek kadar acıydı.
Rembrandt'a ait olan Selye Denizi'nde fırtına tablosu.
Ve bu tablo Rembrandt...
'ın tek deniz manzaralı tablosu.
İlk yayınladığım bölümde iklim aktivistlerinin tablolara boya fırlatmalarını ele almıştık ve bu eserlerin biricikliğinden bahsetmiştik.
İşte Rembrandt'ın bu tek ve biricik eseri artık yoktu.
Yine Rembrandt'a ait olan siyahlar içindeki kadın ve adam tablosu ve kendi otoportresi olan bir gravürde.
Garip olan olaylardan biri de Rembrandt'ın en büyük yağlı boya otoportresi duvardan indirilmiş, oraya öylece bırakılmış ancak çalınmamıştı.
Kayıp olan eserlerin arasında Vermeer'e ait olan konser tablosu, kağıt üzerine çizilmiş Edgar Degas'a ve Claude Monet'e ait olan bazı eserler, eski bir Çin vazosu ve çok da değerli olmayan birkaç
parça daha vardı. Sanat eserlerini, sanat eseri yapan şey onunla olan etkileşimimizdir.
Bizler var olmadan sanat da var.
olamaz çünkü. İşte hırsızlar bu soygunla o eserlerin etkileşimini insanlığın elinden almıştı.
Araştırmacıları ve müze yönetimini şoke eden bir diğer garip olay da eserlerin duvardan öylece indirilip çalınmadığıydı.
Yani bu adamlar eseri...
Gelip çerçeveleriyle birlikte alıp çıkmamışlardı.
Hırsızlar eserlerin olduğu tuval bezlerini vidasını söküp çerçeveden çıkartmak yerine daha zor bir yöntemi seçerek çerçevenin içinden ölçülü bir şekilde tuvalleri kesip Ve boş
çerçeveleri öylece orada bırakmışlardı.
Zor diyorum çünkü dikkatlice kesmeleri gerekiyordu ki yapmışlardı da.
Ancak böylesine eski bir eseri oradan kesip işte kağıt gibi rulo yaparak çalmak esere de zarar verirdi.
Yani daha uzun süren bir yöntem seçmişlerdi ve bu yöntemi neden seçtikleri asla bilinmiyor.
FBI bu duruma anlam verememişti.
Cam çerçeve içindeki çalınan eserler de aynı şekilde.
Yani çok küçük parçalardı kolayca taşınabilirdi.
Ya da işte camı kırıp...
Örneğin çalınan Rembrandt Gravürü böyle postapolu boyutunda bir eserdi.
Diğer eserleri kesip alırlarken bu camı olmayan küçük eserin çerçevesinin vidalarını sökmeye vakit harcamışlardı.
Tarihin en büyük soygununu gerçekleştiriyorsanız ve polisin gelip gelmeyeceği de belli değilse ve soygun için vaktiniz bilinen şekilde sınırlıysa cebinize sığacak kadar küçük ve diğer eserlere
oranla pek de para etmeyen bir gravürü çerçevesinden çıkartmaya vakit harcar mıydınız?
Müze yönetiminin merak ettiği ilk soru hırsızların neden bu önü?
parçayı seçtiğiydi. Çünkü aralarında dediğim gibi değersiz sayılabilecek eşyalar da vardı.
Çalınan eşyalar iki ayrı katta ve üç farklı galerideydi.
Gelişi güzel bir soygun olsaydı tek bir galeriden çok daha değerli sanat eserleri çalınırdı.
Paha biçilemez eserlerle dolu bir müzede ellerindeki değerli vakti Bir Napolyon bayrağı süsü çalacak kadar rahat harcamışlardı.
Polislere ve FBI'ye göre 81 dakika zaten soygun için aşırı uzun bir süre.
Hırsızlar nasıl bu kadar rahat hareket etmişlerdi?
İçeriden bilgi mi alıyorlardı?
Üstelik müzede hareket sensörleri ve güvenlik kameraları da vardı.
Ancak kameralar kapatılmıştı, kayıtlar da silinmişti üstelik ve bu kayıt odası gizliydi yani bunu dahi bulmuşlardı.
Bir eserin önden geçerken sensör bilgisayara hangi saatte eserin önden geçildiği bilgisini kaydediyordu.
Bu sensör kayıtlarına göre hırsızlar soygun halindeyken 45 dakika boyunca hiçbir sensöre görünmemişlerdi.
İşte garip olan da buydu biraz da.
Araştırmacılar bu bilgilerden yola çıkarak hırsızların müzeyi daha önce gözetlediklerini, müzeye geldiklerini hatta eserleri incelediklerini düşünmüşlerdi.
Bu yüzden polis de hırsızların kesinlikle ne istediğini bilerek geldiklerini düşündü.
Çünkü tüm bu eserlerin dışında müzenin en değerli eserine dokunulmamıştı.
Akıllardaki bir diğer soru hırsızlar bu eserlerle ne yapacaklardı?
Bir koleksiyoner mi tutmuştu onları?
Bunlar adı üstünde sanat eserleri.
Çalınan eserler dünyanın en bilinen eserlerinden.
Dolayısıyla serbest pazarda satılamazdı.
Herkes tarafından bilinen bir eser.
Bunları kimse elinde tutamazdı.
Bir koleksiyoncu da olsanız böylesine değerli bir Rembrandt tablosunu salonunuzda sergileyemezdiniz sonuçta.
Uzmanlara göre belki de bu eserlere hayran biri eserleri alıp...
Bodrum katını tutuyor ve hayatının sonuna dek eserleri kendine saklayacağı düşüncesiyle tatmin oluyordu.
Dünyada bunu yapabilecek kafadan çatlak.
Çok fazla insan var. James Bond filmlerinden tanıdık gelmiştir belki bu durum bilenler için.
FBI ilk olarak güvenlik görevlilerinden şüphelendi.
Çünkü polisleri içeri alması zaten çok anlamsızdı.
Ve hırsızlar güvenlik protokolünden haberdar olacak kadar da müzeye hakimdi.
Ama bir kanıt olmadığı için kimse resmi bir şekilde suçlanamadı.
Şu an Sherlock izleyenler beni dinliyorsa onun gibi düşündüğünüzün farkındayım.
Hatta eminim şu an herkesin aklına tek bir sahne geliyor.
Moriarty'nin müzeye...
gidip tüm sistemleri devre dışı bırakıp işte cama bir sakız yapıştırıp ve bir elmas yapıştırıp camı kırıp oradaki sergilenen tahta oturup Sherlock'u istemesi.
Sherlock sevenler dizi devam etmediği için bir hayli kızgın ama Sherlock olsa bu tobloları.
Bu tabloları çoktan bulmuştu.
Neyse konumuza geri dönelim.
Şimdi diyeceksiniz ki Eda koskoca müze bu eserler sigortalı değil miydi?
Hırsızlık sigortası bütçesi müzenin yıllık bütçesini bir hayli aşıyordu.
Bu yüzden müzedeki eserler hırsızlık vakalarına karşı sigortalanmamıştı.
FBI soygundan sonra çok meşhur bir sanat hırsızından şüphelenmişti ama.
Miles Connor adlı.
Bu adam daha öncesinde Boston'da ve diğer bölgelerde yaklaşık 30'dan fazla kez soygun yapmış ve yetkililerin bu rakamın çok küçük bir kısmından haberdar olduğunu söylemiş bir adam.
Isabella Stewart Gardner da Miles'ın soyulacaklar listesindeydi.
Adamın böyle bir listesi var ya düşünebiliyor musunuz?
Ölmeden önce soyulacaklar müzesi diye.
Bu adam çok ilginç bir adam bu arada.
Genel olarak sanat hırsız olarak tanınıyor ama müzisyen aynı zamanda.
Çok sekin. bir adam. Mensa üyesi.
Mensa üyesi en eski ve en çok bilinen yüksek IQ'luların olduğu bir toplum bu arada.
Toplumun %98'inden daha yüksek bir IQ puanına sahipseniz yani o %2'lik yüksek zeka kısmına dahilseniz bu topluluğa girebiliyorsunuz.
Bu adam da hafife alınacak bir adam değildi yani.
Düşünsenize 30'dan fazla kez soygun yapmışlığı var ve polis...
FBI bu soygunun sadece 5 veya 6'sından haberdar.
Çok zekice düzenlemiş bu soygunları.
İronik olan da babası polis memuruymuş bu arada.
Kardeşi de eyalet polisi diğer...
Kardeşi de rahipmiş.
Baya manidar bir aile.
Ailesi için yoldan çıkmışlar diyormuş hatta.
Bu arada psikopat olduğunu da belirtmeden geçmeyeyim.
Bir soygundan kaçarken hurulduktan sonra ameliyata anestezi almadan girmek istemiş.
Her ne kadar FBI ve polis haklı olarak bu adamdan şüphelenmiş olsalar da o sıralar kendisi hapisteymiş.
Müzeyi onun adına, onun için birinin soyduğuna dair herhangi bir kanıt bulamadıkları için de adamı suçlayamamışlar doğal olarak.
Polis ve FBI birilerini...
suçlayacak kadar soruşturmayı ileri taşıyamamışlar bile.
Aradan yıllar geçti, eserler hala kayıp, müzedeki çerçevelerin içleri hala boş ve bu şekilde sergileniyor.
Bu soygunun unutulmaması ve eserlerin belki bir gün geri geleceğine inandıkları için.
Bu arada müze soygununun dosyası...
Hala açık ancak müze yönetimi eserlerin bulunması için 10 milyon dolar ödül verse de kimin çaldığı, eserlere ne olduğu ve nerede oldukları maalesef hala bilinmiyor.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Kendinize güzel bakın, sanatla kalın.
Ha bu arada eserlerden haberdar olursanız müze yönetimine bildirin.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
