
Sümer Mitolojisi - Yaratılış Mitleri, Tanrılar ve Tanrıçalar, Tufan Mitleri
30 Ağustos 2023 · 17 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Dünya tarihinin en önemli medeniyetlerinden biri olan Sümerlere dair neler biliyoruz? bu bölümde sizler için Sümerleri ve onların yaratılış mitlerini, tanrılarını, tanrıçalarını ve tufan mitlerini anlatıyorum. Keyifli dinlemeler.
Instagram: belleginlambasipodcast
Reklam ve iş birlikleri için: belleginlambasipodcast@gmail.com
Transkript
Bugün dünya tarihinin en önemli medeniyetlerinden biri olan Sümerleri inceleyeceğiz.
O mezopotamya'da ortaya çıkan uygarlık, işte insanlığın en eski yazılı kaynaklarından biri olan çivi yazısıyla beraber yazının icadı ve Gılgamış Destanı gibi bilgiler geliyor.
Peki biz aslında onları ne kadar iyi tanıyoruz?
Mitolojileri, tanrı ve tanrıçaları ya da yaratılış mitleri hakkında neler biliyoruz?
Merak etmeyin hepsini bu bölümde konuşacağız.
Hazırsanız başlıyoruz.
Sümerlileri ilkokul ortaokul yıllarında sosyal bilgiler dersinden hepimiz hatırlıyoruzdur muhtemelen.
Benim en sevdiğim dersi sosyal bilgiler ve tarih dersleri hatta o zamanlar en büyük hayalim arkeolog olmaktı.
Bir arkeolog olamadım ama bu tarz konulara aşırı meraklı biri olarak bu merakımın sonuçlarını araştırıp okuyarak sizlerle paylaşmaya tabii ki devam edeceğim.
Önce biraz hatırlayalım Sümerler kimdi?
Sümerler M.Ö.
4000 ve 2000 yılları arasında Mezopotamya'nın güneyinde, günümüzde de Irak'ın bir kısmını oluşturan bölgede yani Fırat ve Dicle nehirleri arasında yer alan topraklarda yaşamış, bağımsız
şehir devletleri kurmuş, dünyanın bilinen en eski uygarlıklarından birisi.
Mezopotamya'da yaşayan birçok farklı kavimden ilk öne çıkan ve sonrasında da oluşan medeniyetlerin temelini atmalarını olanak sağlayan bir uygarlıktı.
Sümer ismi Sümerce, Emegi, veya Emeir.
Akatçe ise Sümeru olarak biliniyor.
Hatta çivi yazısındaki yazıtlarında Kengir yani Soylu Lordların ülkesi deniliyor yaşadıkları bölgeye.
Sümerler tarım faaliyetleri ve su yönetimi konusunda çok başarılıydı.
Sulama kanalları icat etmişti ve bu kanallar sayesinde tarımsal yönden oldukça gelişim göstermişti.
Aynı zamanda matematik, hukuk, mimari, ticaret ve dini inançlar gibi birçok alana çok önemli katkılar da bulunmuşlardı.
M.Ö. 3000.
yılda tabletler üzerine çivi yazısı ile yazılar yazarak kendilerine ait önemli bilgilerini kaydediyorlardı.
Ve bu yazılı belgelerde işte Sümerlerin günlük yaşamlarını, hukuki düzenlemelerini, ticaret anlaşmalarını, şiirlerini, efsanelerini ve dini ritüellerini içeriyordu.
Sümerler yaşadıkları bölgede çok sayıda şehir devletleri kurmuşlardı.
Uğur, Uruk, Lagaş, Nippur ve Kiş gibi şehirler o zamanki dönemin en önemli merkezlerindendi.
Burada politik, ekonomik ve dini faaliyetler ön plandaydı.
Zigurat olarak bildiğimiz tapınakları dini ritüellerin gerçekleştirildiği merkezlerdi ve toplumun dini hayatlarında çok önemli bir role sahipti.
Çok zengin bir mitolojik geleneğe sahiplerdi.
dünya ve kozmosun nasıl oluştuğunu, tanrılar ve insanlar arasındaki ilişkiyi ve evrenin işleyişini anlamak için mitolojik bir inanç sistemleri vardı.
Dini inançları da çok tanrılı bir sistem üzerine kuruluydu.
Tanrı ve tanrıçaların olduğu bir hiyerarşi mevcuttu ve her şehir devleti kendi tanrılarına ve efsanelerine sahipti.
Çok fazla tanrıları var ve bu tanrılar da farklı görevlere sahip tıpkı Yunan mitolojisinde olduğu gibi.
Ancak bu tanrıların piramit şeklinde hiyerarşik bir yapı içerisinde yer aldıkları düşünülüyor.
Tanrılar aynı zamanda insanlara hayat veren ve doğayı kontrol eden güçler olarak kabul ediliyordu.
En üstteki tanrı An veya Anı olarak bilinen tanrıdır.
Evrenin yaratıcısı ve gökyüzü tanrısıdır Anı.
Aynı zamanda diğer tanrıları da yönetir ve göksel katmanların en üstünde oturur.
Takım yıldızlarının efendisi olarak da bilinir.
Hatta suç işleyenleri yargılayacak Bir güce sahip olduğu için kötülükleri yok etmek amacıyla asker olarak yıldızlar yarattığına inanılırdı.
Onun altında da farklı alanlara hükmeden tanrılar yer alır.
Örneğin Ki, Ninursak olarak da biliniyor.
Ana tanrıçadır, yeryüzü tanrıçasıdır ve Anu'nun eşidir.
Enlil, hava tanrısıdır.
An ve Ki'nin oğludur.
Sonrasında An'ın yerini alarak baş tanrı olmuştur.
Kadarı belirler ve adalete sağlar.
Nanna, ay tanrısıdır.
Utu ya da Şamaş adıyla da biliniyor.
Güneş tanrısıdır. Her gün dünyada olan biten her şeyi gördüğüne inanılırdı.
Adaletten ve gezginlerin korunmasından da sorumluydu.
Enki, bilgelik, su ve yaratmanın tanrısıdır.
İnsanlığın koruyucusu olarak da biliniyor.
Daha sonra Babil mitolojisinde Ea olarak anılmıştır adı.
İnanla! aşk, güzellik ve savaş tanrıçasıdır.
Daha sonrasında yine Akat, Babil ve Asurlar tarafından İştar adıyla Cennet'in kraliçesi olarak anılır.
Venüs gezegeniyle de ilişkilendirilir.
Bu saydığım bütün tanrılar piramit şeklindeki hiyerarşik düzenin en tepesinde yer alıyor.
Onlardan sonra gelen büyük tanrılar, küçük tanrılar, şeytanlar, ruhlar, canavarlar ve piramitin En altında da ölümlü kahramanlar yer alıyor tıpkı Gılgamış gibi.
Bu arada iki farklı isimleri var gördüğünüz gibi.
Bu durum ister istemez kafa karışıklığına sebep olabilir.
Ancak bu tanrılara tıpkı Sümer gibi Babil ve Asur'da da tapılıyordu.
Onlar da kendilerine göre at vermişti tanrılarına.
Peki yaratılış kısmına geçelim.
Sümerler evren kelimesi yerine tanrılarının adı olan An...
ki yani yer ve gök kelimesini kullanmışlardı.
Onlara göre evrenin başlangıcında yani yer ve göğün başlangıcında deniz zaten ezelden beri vardı.
Diğer mitolojilerde bir yoktan var olma durumuyla karşılaşırız hep ancak burada deniz hep var ve bu denizin adı da Nammu olarak biliniyor.
Nammu an ve ki'yi yaratan anıdır aslında.
An ve ki'nin birleşmesinden hava tanrısı Enlil doğuyor.
Sonrasında Enlil Yeri gökten ayırıyor.
Baba An göğü alıp götürüyor.
Ki ise Enlil ile birlikte yeryüzünü alıyor.
Böylelikle evrenin düzenlenmesi başlamış oluyor.
Enlil karanlığı aydınlatması için Ay tanrısı Nanna'yı yaratıyor.
Nanna da güneş tanrısı olan Utu'yu yaratıyor.
Akabinde su tanrısı Enki yaratılıyor.
Ve Enlil Enki'den yardım alarak yeryüzünü bitki ve hayvanlarla donatıyor.
Sonrasında ise de diğer tanrılar yaratılıyor.
Tanrılar bir zaman sonra kendileri için çalışmakta çok zorlanıyorlar.
Aynı zamanda bilgelik tanrısı da olan Enki'den yardım istiyorlar.
Ancak Enki o sırada çok derin bir uykuda ve onların isteğini duymuyor.
Bunun üzerine Deniz olarak bildiğimiz Nammu ey oğul kalk yatağından bilgeliğini göster diye seslenerek Enki'yi uyandırıyor.
Enki uyandıktan sonra Deniz'in kilini alıyor, yoğuruyor ve ona şekil vermesi için Ki'den yardım istiyor.
Yazıtların bu kısmından sonrası kırık olduğu için çok fazla okunamadığından dolayı bir bilgi verilmiyor.
Ancak birkaç dizeden sonra Enki'nin insan yaratılışı şerefine düzenlediği bir yemekten söz ediliyor.
Bu arada Enki ve Ki...
6 farklı tip için kil'i yoğuruyor, şekillendiriyor ve yazgılarını belirliyor.
Fakat sadece 2 tanesiyle ilgili yeterli bilgi var.
Ve bu bilgilere göre de şekil verdiği insanlar kusurlu.
Özellikle Enki'nin şekillendiği bir tanesi cinsiyetsiz.
Bunun üzerine ki hatasından dolayı Enki'ye kızıyor ve onu lanetliyor.
Bir başka rivayete göre ise Enlil tanrılara hizmet etmesi için iki farklı tanrı yaratıyor.
Bunlar tahıl tanrıçası Aşnan ile sığır tanrısı Lahar.
Daha sonra bu iki tanrı sürekli kavga ettiği için tanrıların hizmetlerini aksatıyor.
Hizmet alamayan tanrılar yeryüzündeki işleri yapmaktan bıkıyor ve bunu gidip Enki'ye şikayet ediyorlar.
Uyuyakaldığı için yine hiç...
Hiçbir şeyden haberi olmayan Enki, uyandıktan sonra tanrıça Nam Mu ve doğum tanrısı Nin Mah'a insanı yaratması için emir veriyor.
Nin Mah ve Nam Mu, derin suların üzerindeki balçığı kararak, şekil bakımından tanrı, fakat ölümlü olan insanı yaratıyor.
İnsanın yaratılması şerefine de şölende bütün tanrılar içerek sarhoş oluyorlar.
Adapa yaratılan ilk insandır bu arada.
Fani olmasına rağmen tanrıların kuvvetine sahip olduğuna inanılırdı ve evrenin tüm bilgisinin üçte birine sahipti.
Bu bilgileri de ona Enki öğretmişti.
İnsanlığa dili öğreten kişinin de Adapa olduğuna inanılırdı.
Meet'e göre Adapa balıkçı teknesini deviriyor ve güney rüzgarının kanatlarını kırınca cennetin ve tanrıların tanrısı olan anın önünde hesap vermesi gerekiyor.
Enki Adapa'yı Bu sırada cennetteyken yiyip içmemesi gerektiği konusunda uyarıyor.
Ancak aslında bu bir aldatmaca.
Adapa, Tanrı An'ın huzuruna çağrılıyor ve An da ona ölümsüzlük yiyecek ve içeceklerini sunuyor.
Adapa almak istemiyor, reddediyor.
Reddettiği için de cennetten dünyaya sürgün ediliyor.
İnanışa göre insanların ölümlü olmasının sebebinin Adapa'nın o yiyecek ve içecekleri reddettiğinden kaynaklanıyor.
Bu arada burada Adapa'nın Adem inancına da kaynaklık ettiği düşünülüyor.
Hani Adem yasak meyve yediği için cennetten kovuluyor ya, işte o bunun için cennetten kovulmuşken Adapa da ölümsüzlük, yiyecek ve içeceklerini tatmayı reddettiği için cennetten kovuluyor.
Birçok mitolojide yaratılış, evrenin düzenlenişi ve özellikle tufan hikayeleri birbirine çok benziyor aslında.
Tufan hikayeleri birçok efsaneye göre ve kutsal kitaba göre Tanrı tarafından bir kavmi, millete ya da insanlığı cezalandırmak amacıyla gönderildiğine inanılan büyük bir felaket
olarak biliniyor. Dünyanın dört bir yanına dağılmış birçok medeniyetin geleneklerinde farklı biçimlerde ve çeşitlilikte de olsa yaşadıkları o toprakları eski zamanlarda basan, harap eden
işte büyük bir sel ya da tufan hikayesi bulunuyor zaten.
Peki Sümerlerin tufan hikayesi nasıldı?
Tufanla alakalı iki bilgi yer alıyor tabletlerde.
Birincisi Babil'deki Gılgamış Destanı'na göre Sümer şehir devleti olan Şuruppak'ın kralı Utnapiştim hikayesi.
Diğeri ise Utnapiştim'in Sümerler'deki karşılığı olan Ziusudra hikayesi.
Önce Utnapiştim mitinden bahsedelim.
İnsanlar öyle çoğalıyorlar ki tanrılar onların gürültü ve şamatasından uyuyamaz hale geliyorlar.
Bunun üzerine dört büyük tanrı bu insanları bir tufan aracılığı ile yok etmeye karar veriyor.
Bilgelik tanrısı Enki yarattıkları bu insanların tufan ile ortadan kaldırılmasına çok üzülüyor ve Şuruppak şehrinde yaşayan Utnapiştim'in evinin duvarından seslenerek ona bir uyarıda bulunarak
tanrıların bir tufan göndereceklerini ve bir gemi yapması gerektiğini söylüyor ve geminin tarifini de veriyor.
Utnapiştim söylendiği şekilde gemiyi 7 günde tamamlıyor.
Gemi yapıldığı süreçte de Çeşitli hayvanlar kurben ediyor.
Beyaz ve kırmızı şaraplar içiliyor.
Adeta yılbaşı törenlerine benzer şenlikler yapılıyor.
Utnapiştim yaptığı geminin içine ailesini, akrabalarını, sanatçıları, kırların evcil ve yaban hayvanlarını dolduruyor.
Bu arada altın almayı da unutmuyor tabii ki.
Geminin kapısı kapanır kapanmaz şiddetli bir fırtına ile birlikte yağmur başlıyor.
Ve yağmur suları sadece gökten değil yerden de fışkırıyor.
Tufan öyle hiddetli bir hale geliyor ki yaptıran tanrılar bile korkuyor.
Bu kıyamet 6 gün 6 gece sürdükten sonra 7.
gün Utnapiştim'in gemisi Nisir dağına oturuyor.
Ve 7 gün bekledikten sonra Utnapiştim dışarı bir güvercin yolluyor.
Ancak güvercin konacak bir yer bulamadığı için geri dönüyor.
Daha sonra bir kırlangıç gönderiyor fakat o da geri geliyor.
Sonra uçurduğu bir kuzgun geri dönmeyince dışarı çıkıyorlar.
Utnapiştim dağın tepesine kurbanlarla beraber içkiler sunuyor.
Yani tanrılara sunuyor aslında.
Altlarında da çeşitli ağaçların odunları yanan ocaklara 7 tane kazan koyarak Kurban etlerini pişiriyorlar.
Bunların kokusunu alan tanrılar onların başlarına üşüşüyor.
Ve tufanı yaptıran tanrı Enlil gelip gemiyi ve insanları görünce çok kızıyor ölmediler diye.
Kim bunları kurtardı diye.
Enki ise Enlil'e karşı çıkarak sadece günah yapanı kurallara karşı geleni cezalandır ama bu kadar ağır ve ölümcül davranma diyerek onu yatıştırıyor.
Böylece Utnapiştimbe karısı ölümsüz bir yaşam ile onurlandırılıyor.
Tufandan kurtuldukları için ve nehrin ağzındaki Tanrılar Bahçesi'ne yerleştiriliyorlar.
Bu hikaye arkadaşlar Gılgamış Destanı'nın 11.
tabletinde yazıyor. Ziusudre hikayesi de bunun hemen hemen aynısı aslında.
Tanrılar insanlara kızıyor, bir tufan yapmaya karar veriyor.
Tanrı Enki bir duvarın arkasından Ziusudre'yi...
tufan konusunda uyarıyor ve bir gemi inşa etmesini söylüyor.
7 gün 7 gece sürecek tufan geliyor.
Ülkeleri yerle bir ediyor.
İşte Kral Ziyusudra tanrılara onu affetmesi için bir adak alıyor.
Bir öküz ve bir koyun öldürüyor.
Bundan sonrasında da tablet kırık olduğu için ne olduğu bilinmiyor.
Ancak ufak bir parçada Kral Ziyusudra'nın tanrıların tanrısı An'ın ve Enlil'in önünde yerlere kapandığı, onların da Ziyusudra'yı affedip canını bağışladığı hatta canını bağışlamakla kalmayıp
ona tıpkı tanrı Anılar gibi sonsuz yaşam verdiği belirtiliyor.
Biz Babil'deki hikayede daha fazla detaya hakimiz çünkü belirli bir kaynak var.
Sümerlerin tabletlerinin çoğu kırık ve hasar görmüş olduğu için bazı kısımları da bu.
Kırıklara denk geliyor. Ancak biz de Babillere bakarak tamamlıyoruz bu tarz hikayeleri.
Çünkü birçok kaynakta Babillerin kökeninin Sümerlere ait olduğu ya da Sümerlerin etkisinde kurulmuş bir medeniyet olduğu söyleniyor.
Bu arada Utnapiştim'in Sümerlerdeki karşılığı Ziyusudra, onların da İbrahimi dinlerdeki karşılığı Nuh da biliyorsunuz tufan peygamberidir.
Bu arada Mezopotamya efsaneleri ile kutsal kitapta bahsedilen tufan arasında çok büyük benzerlikler var.
Sadece kutsal kitaptaki hikaye İbrani bakış açısıyla yazılmış.
Örneğin Babil hikayesinde felaketin nedeni insanların çok ses çıkardığı için tanrıların rahatsız olmasıydı.
Tevrat'ın çıkış kitabında ise Çıkış kitabı Mısır'dan çıkan eski ayetin ilk beş kitabı olan Tevrat'ın ikinci kitabı bu arada.
Bunda da felaketin nedeni insanoğlunun ahlaki çöküşü.
Yani giriş, gelişme ve sonuç olarak baktığımızda aslında hepsinin arasındaki benzerlikler ne kadar belirgin öyle değil mi?
Bir tanrı veya tanrıçalar var ve bu tanrıçalar evreni yaratıp düzenliyor ve bir insan yaratıyor.
Sonunda da insanların taşkınlıklarından dolayı sinirlenip Bir tufan gönderiyor.
Birçok din ve mitte var bu.
İskandinav mitlerinde de örneğin aynı şekilde tanrıların en büyüğü olan Odin, Odin'den sonra diğer tanrıların yaratılışı, İmir adında bir devin vücut parçalarıyla dünyanın evrenin oluşturulması,
diş budak ağacından kadın ve erkeğin yaratılması, yaşamın belli bir düzeninin kurulması ve kaçınılmaz son yani kıyamet Ragnarok.
Bunların hepsinde...
Bahsedeceğim bu arada İskandinav mitolojisiyle de alakalı bir bölüm yapacağız.
Ne demiştik hepsinin bir noktada ortak bir giriş gelişme sonuç hikayesi var.
Ki bence bu noktada bir toplumu anlamanın onun mitlerinden geçtiğini bilmek önemli.
Umarım sanattan sıyrılıp mitolojiye de değindiğimiz bu bölümden keyif almışsınızdır.
Devamı mutlaka gelecek çünkü ben de çok sevdim bu bölümleri hazırlamayı.
Bu arada istediğiniz konular olursa da...
Bana Instagram üzerinden ulaşabilirsiniz.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Kendinize güzel bakın, sanatla kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
