
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Freud neden bu kadar önemli? Neyi keşfetti? Gibi soruların cevaplarını ve daha fazlasını bu bölümde bulmanız mümkün. Freud’un hayatına da değinerek, Freud öğretisine dair bilmeniz gerekenleri anlatıyorum. Dizisinden de bahsetmeden geçmek olmazdı tabi.
Transkript
belli başlı isimler geliyor.
Sigmund Freud da bu isimlerden birisi.
Hatta en önemlilerinden diyebileceğimiz bir isim.
Bu değerli adamın psikoloji alanında neden bu kadar önemli olduğunu detaylarıyla anlatacağım sizlere.
Birazcık hayatına da değineceğim.
Hatta baya bir hayatına değineceğim ki rahatlıkla da tanıyın kendisini.
Freud toplum tarafından anlaşılmamış bir isim.
ortaya attığı düşünce tarzları ve Yahudi olması nedeniyle hep dışlanmış ve uçuk görünmüş.
Yuhanna İncil'inde gerçek sizi kurtaracaktır diye bir söz geçer.
İşte Freud'un ilkeleri en güzel biçimiyle bu dizelerde yer alıyor.
Gerçeğin yani gerçek olanın insanları kurtarıp özgür kılacağı düşüncesi, büyük yaşam ustalarının ve düşünürlerin de ileri sürdüğü, eski ama aynı zamanda en köklü.
Görüşlerden birisidir.
Musevilik ve Hristiyanlıkta olduğu kadar Sokrates, Spinoza, Hegel ve Marx'a da aynı inancın izlerini görebiliriz.
Freud'un en özgün yanı gerçeğin bilinçli zihinle düşünülen ya da inanılan şey değil de asıl düşünmek istenilmediği için bastırılan olgular olduğunu ortaya koymasıdır.
Bu bastırma olayını, bunun etkilerini ve onlara bağlı olarak ortaya çıkan akliyleştirme sürecini keşfeden de Freud'tur.
Bir insanı iyi etmenin yolu, onun ruhsal yapısını anlayıp bastırma olayını yok etmekten geçtiğini savunmuştur ve bunu deneysel çalışmalarıyla da kanıtlayan ilk kişidir Freud.
O yüzden sizlere önce bu değerli adamdan biraz bahsetmek istiyorum, sonra da kabaca psikoloji olan katkılarını anlatacağım ve biraz da Freud dizisine değineceğim.
Bu arada podcastımızın artık yeni bir kapağı var.
Bu görseli ve yeni kapak tasarımını...
Bu bölümle beraber yayınlamanın ekipçe çok anlamlı olduğunu düşündük.
Kapak tasarımı zaten tamamen beni anlatan bir görsel oldu.
Elinde piposu yerine fırça olan ve Michelangelo'nun tasviriyle Davut'u çizen bir Freud.
Beni çok iyi anlayıp yansıttı ve podcast kanalına yepyeni bir hava getirdiği için Efe Can Sezer'e çok teşekkür ediyorum.
Hazırsanız başlayalım.
Bu bölümümün konuğu olan Freud.
6 Mayıs 1856'da Avusturya İmparatorluğu'nun Moravia kentinde doğdu arkadaşlar.
Şimdiki adıyla Çek Cumhuriyeti Pribor.
Babası bir yün tüccarıydı ve 40'lı yaşlarında kendisinden 20 yaş küçük bir kadınla ikinci evliliğini yaptı.
Freud da bu evlilikten meydana geldi.
Freud henüz 4 yaşındayken ailesi ekonomik bunalımdan dolayı Viyana'ya yerleşmek zorunda kaldı.
Çok parlak zekalı bir çocuktu.
Lisede Latince, Fransızca ve İngilizce öğrenirken kendi çabasıyla da İbranice, İspanyolca ve İtalyanca öğrendi.
Babası neredeyse bütün gelirini Freud'un eğitimine harcadı.
Yahudi oldukları için saygı görmeyen bir azınlıktalardı zaten.
Ailesi Freud'un büyüyüp doktor olmasını, onun saygı duyulan biri olmasını istedi ve tıp okumasını istedi.
Bu durum Freud üzerinde çok büyük bir baskı yarattı fakat ailesini kırmadı ve istemeyerek de olsa tıp fakültesine kaydoldu.
Yahudi bir aileden geldiği için okuduğu süreçte çok fazla antisemitizmle Yani Yahudi düşmanlığıyla karşılaştı ve okuldaki arkadaş çevresinden dışlandı.
Bu yüzden üniversite yıllarında oldukça yalnız bir çocuktu.
Viyana o zamanlar tıp dünyasının başkenti olarak görülüyordu.
Ancak bu dünyadaki psikolojik çalışmalar bunu sadece tıp ile sınırlıyordu.
Tedavi yöntemleri tamamen tıbbiydi yani.
Bir insan psikolojik nedenlerden dolayı bir problem yaşıyorsa şimdiki tabirle akıl hastanesine yatırılıyordu.
Freud 3. sınıfa geldiğinde anatomi profesörü tarafından görevlendirilerek fizyoloji laboratuvarında çalışmaya başladı ve bu laboratuvarda 6 yıl anatoma patoloji ve
insan sinir sistemi üzerine araştırmalar yaptı.
Bu arada Freud diplomasını hemen almadı arkadaşlar.
Bir 6 yıl geçmesini bekledi.
6 yıl çalıştı.
Sonra ekonomik problemler yüzünden diplomasını almak zorunda kaldı ve istemeyerek Viyana Devlet Hastanesi'nde çalışmaya başladı.
1881 yılında tıp öğrenimini bitirdikten sonra 1883'te dönemin ünlü beyin anatomisti, psikiyatrist ve nöropatoloji uzmanı Dr.
Theonor Meynert'in kliniğinde asistan olarak çalışmaya başladı.
Freud 1882 yılında Martha Bernays ile nişanlandı.
Martha... Ünlü ve zengin Hamburglu bir ailenin kızıydı ve Freud onunla evlenebilmek için tıp dünyasında kendisine hep bir yer edinmeye çalıştı.
Sonrasında Freud'un hayatını ve düşüncelerini tamamen değiştirecek bazı gelişmeler yaşandı.
1885 yılında John Martin Charcot adlı Fransız bir nörolon yanında olabilmek ve Sao Petre hastanesinde kalmak için burs bulup Paris'e gitti.
O sırada Charcot hipnotizma ve histeri üzerinde çalışıyordu.
Freud da bunların etkilerini...
gözlemlemek istedi. Charcot'dan çok etkilendi.
Hatta Yaşamım ve Psikanaliz adlı kitabında Charcot'ya ne kadar düzgün olduğunu belirtmişti.
Bu arada Freud'un profesör olması 1902'yi buldu.
Ülkede bulunan hatta neredeyse resmileşen Bu antisemitik duygular Freud'un profesör olmasını bir hayli geciktirdi.
Buradan Freud'un tıp okumak istememesine rağmen yolundan şaşmayan, kendinden emin, hırslı ve çalışkan bir adam olduğunu bence anlayabiliriz.
Üstelik öz yaşam öyküsel çalışma ve tıp dışı çözümleme sorunu adlı yazıtlarında yani Yaşamım ve Psikanaliz kitabında insanlığın acılarını dindirmek için özlem duyduğumu anımsamıyorum der.
Yani bu adam yaşamı boyunca pek çok kez doktor olmak için özel bir eğilim hissetmediğini dile getirmiş.
Zaten bu adam tıp okumak dahi istememişti.
Buna rağmen inandığı işlerden ve bu antisemitik duygularla karşılaşmasına rağmen asla ama asla vazgeçmedi.
Bu arada Freud ölmeden yaklaşık iki yıl önce bir ses kaydı.
ve bu ses kaydı 83 yıllık yaşam serüveninde bıraktığı tek ses kaydı.
Terapistlerin o dönemde ses kaydı alarak çalıştığını varsayarsak bu tek ses kaydının nedenle önemli olduğunu belirtmeme gerek yok sanırım.
Altyazı M.K.
Ses kaydında
mesleki faaliyetime nevrotik hastalarımı rahatlatmaya çalışan bir nörolog olarak başladım.
Benden büyük bir arkadaşımın eskisi altında kalarak ve kendi çabalarımla pislik hayattaki bilinç dışına dair bazı önemli ve yeni gerçekler keşfettim.
İçgüdüsel dürtülerin rolleri gibi.
Bu bulgular ışığında psikolojinin bir parçası olan ve nevrozları iyileştirmenin yeni bir metodu olarak psikanaliz adlı yeni bir bilim gelişti.
Bu talihimin bedelini çok ağır ödemek zorunda kaldım.
İnsanlar benim bulgularıma inanmadı ve teorilerimin berbat olduğunu düşündüler.
Direniş çok güçlü ve merhametsizdi.
Nihayet öğrenci edinmeyi ve uluslararası psikanaliz birliğini kurmayı başardım.
Ancak mücadelemiz henüz bitmiş değil.
Diyerek neden psikanalizme yöneldiğini bizlere açıklamıştır aslında.
Az önceki duyduğunuz ses de kendisinin.
Paris'ten Viyana'ya döndükten sonra kendi kliniğini açtı ve bu süreçte nişanlı olduğu Martha ile evlendi.
Sinir hastalıkları ve histeri şikayetiyle kendisine başvuranlar üzerinde dönemin ünlü tedavi yöntemlerinden olan elektroterapiyi denedi.
Ama çok başarılı olamadı ve bu başarısız denemelerden sonra hipnotizmaya yani hipnotik telkine yöneldi.
Bu dönemlerde Dr. Bray ile hipnoz üzerine yani hipnotik telkin üzerine çalışmalar yapmaya başladı.
Bu arada Freud dizisine de değineceğim.
Diziyi izleyenler zaten Freud'un bu hipnotik telkin yöntemlerini orada sıkça rastlamıştır.
Şimdi burası önemli. Dr.
Bray'in unutulmuş yaralanma adını verdiği bir tanısı var.
Yani çocukluktan gelen bir travma gibi düşünebilirsiniz bunu.
Siz onu hatırlamıyorsunuz ama bugünkü kişiliğinizin ve benliğinizin oluşmasında Büyük ölçüde etkili olduğu bir şeydir bu.
Hipnoz yöntemi ile hastaya ilk olarak unutulmuş yaralanmayı hatırlatıyorlar.
Sonrasında doğru telkinlerle onu tedavi etmeye çalışıyorlar.
Ancak bu yöntem her zaman işe yaramadığı için Freud, Dr.
Breuer ile yollarını ayırdı.
Ve sonrasında serbest çağrışım adını verdiği yeni bir yöntem geliştirdi.
Freud bu tekneyi hipnoza bir alternatif olarak geliştirdi aslında çünkü ona göre hipnozda yanılma payı daha fazlaydı ve hastalar bilinçlerini geri kazanır kazanmaz önemli olan anıları yeniden
hatırlayabiliyor ve anlayabiliyordu.
Yani unutulmuş yaralanmaları hatırlatmak hasta için pek de sağlıklı ilerlemeyebiliyordu.
Serbest çağrışım ise hastanın terapi amacını, uygunluğunu ve bağlantısını düşünmeden, aklına gelen düşünceleri ve imgeleri sansürlemeden paylaşarak terapiste veri sağlayan
ve terapi içinde taban oluşturan bir yöntem.
Bu yönteme göre örneğin aklı araştırılan bir kişiden aklına böyle rastgele gelen kelimeleri söylenmesi isteniyor.
Ancak serbest çağrışımın hedefi belirli cevapları ya da anıları açığa çıkarmak değil.
Hastanın düşünce, his, eylemlilik ve bireyselliğinin bütünleşmesini arttırabilecek bir karşılıklı keşif yolculuğu başlatmak.
Freud böylece kişide bilinçli istekten bağımsız olarak işbirliği yapmayı reddeden, direnen bir güç olduğunu keşfediyor.
Yani akıl, aklımız bazen uyum sağlayabiliyorken bazen birbirine karşı, birbirine direnen çeşitli güçlerden oluşuyor.
Freud bu noktada bunu kanıtlıyor.
Örneğin... Mesela biz aklımıza gelen her şeyi sansürsüzce söylemek isterken içimizde bir ses ya bunu söylesem ayıp olur diye düşünüyor.
İşte aklımız o sırada birbiriyle çatışıyor aslında.
Sonrasında ise Freud ruh bilim projesi adlı bir makale yayınlıyor.
Yani ruh çözümleme işini yine bilimsel bir altyapı ile oluşturmaya çalışıyor.
İnsan aklının bilimsel incelenmesi için yapılan ilk aracın Kâşifi kendisi.
Psikoterapiyi böylelikle keşfediyor.
Buraya bir alkış eklemek isterdim.
Psikanaliz hem insanın ruhsal yapısının genel bir anlatımı hem de sinirsel ve ruhsal rahatsızlıkları iyileştirmeye yönelik bir yöntemdir.
Bu tedavi yöntemi bir nevi ruhsal arkeolojidir.
Bu tanımı lisede aldığımız felsefe derslerinde okutulan Sophie'nin Dünyası kitabından hatırlayanlar vardır belki.
Kendisi benim hala en sevdiğim kitaplardan ve bu tanıma göre bir arkeolog nasıl uzak geçmişin izlerini, değişik kültür tabakalarını kazıyarak...
bulmaya çalışıyorsa psikanalist de hastasının yardımıyla onun bilincini geriye doğru kazıyor ve böylece bir zamanlar gerçekleşip sonunda ruhsal rahatsızlığa neden olan yaşantıları açığa çıkarabiliyor.
Yani hastalarının zihinsel süreçleri ile bilinç dışı unsurları arasındaki bağlantıları ortaya çıkartıyor.
1911 yılında zihinsel işleyişin iki ilkesi üzerine Formülasyon adlı bir makale yayınladı Freud ve bilinç dışı kavramını Dünyaya duyurdum makale sayesinde.
Bu bilinç dışı kuramına göre insan eylemlerini yönlendiren etmenleri böylelikle keşfetmiş oluyor.
İd, ego ve süper ego.
Yani alt bilinç, benlik ve üst benlik.
Bu üç katmanı aşağıdan yukarı doğru sıralayalım kabaca.
İd yani alt benlik koordine edilmemiş.
Temelinde zevklerin, arzuların, korkuların, ahlak dışı ve vahşi güdülerin olduğu katmandır bu.
İçimizdeki doyumsuz hayvan, kendisini yalnızca ihtiyaçlara göre ayarlayan, eleştiri kabul etmeyen, güdüsel, durdurulamayan yanımızdır.
Ego yani benlik, bunu aradaki katman olarak düşünebilirsiniz.
İç ile süper ego arasındaki arıcılık eden, Gerçek bir katmandır.
İd'in hayali isteklerini gerçeklikte ölçüp mümkün olup olmadığını tartan bir katmandır.
Freud Ego için İd ve Süper Ego'nun isteklerini uzlaştırmaya çalışan hakemdir demiştir.
Olayları tarafsız bir zeminde kontrol eder.
Aynı zamanda eleştiri yapan bölümdür ve güdüleri durdurma ile ilgilenir.
Süperego yani üstbenlik.
Bu katman ahlak ve ahlaki ölçüm, analiz, kısıtlamalar ve vicdan gibi kavramların simgesi, yöneticisidir.
İdin ihtiyaç ve talepleriyle çatışma halindedir hep ve ide karşı saldırgandır.
Denetleyici ya da bir yargıç rolü oynar.
Tabuları ayakta tutar.
Kural ve değerler bütünlüğü içinde insana yön veren katmandır.
Emir ve yasaklara göre yol da belirler.
İyi ve kötüyü birbirinden ayırmaya başladığımız süreçlerde gelişir ve olgunlaşır.
Yani kendi içimizde hani iyi ve kötünün ne olduğunu tartarız ya, işte o tarttığımız anda süperego devreye giriyor.
Freud 1923 yılında yayınladığı Ego ve İd makalesinde bu katmanların birbirine geçişleri olduğunu ve aslında kişi için haksızlık yaratacağı düşünülen dürtülerin
bastırıldığını yani sansürlendiğini belirtiyor.
Yani bu Ego, Süper Ego ve İd bölümleri keskin bir biçimde birbirinden ayrılmıyor ve hatta hepsi bütün bu alt benliğin tüm zihinsel işleyişin dayanağı oluyor.
Freud bunu belirtiyor. Yani benliğimiz alt benliğimizden gelişiyor.
Yani bilinç dışımızdan gelişiyor.
Ancak Freud bunun hangi dönemde gerçekleştiğine ilişkin bir kanıt sunmamıştır.
Benlik yaşamı boyunca alt benliğimizin yani bilinç dışımızın derinlerine doğru ilerliyor ve bu nedenle bilinç dışı süreçlerin sürekli etkisi altında kalıyor.
Örneğin en karanlık dürtülerimize veya cinsel arzularımızı bastırmadığımızda toplum tarafından ahlak dışı olarak nitelendirilebileceğimizi düşünürüz.
Bu yüzden bu ahlak dışı olarak düşündüğümüz şeyleri içinde bulunduğumuz toplumun dayattığı ahlaki normlara uygun olmak için bilincimizin arkalarına böyle derinlerine
doğru itiyoruz yani bastırıyoruz.
Freud'a göre siz ne kadar bastırırsanız bastırın o dürtüler.
Orada duruyorlar, kaybolmuyorlar.
Hatta bir şekilde açığa çıkıyorlar.
Örneğin rüyalarda, dil sürçmelerinde.
Kendini böyle belli belirsiz hatırlatıyor.
Freud'a göre de bilinç dışının kapısını açabilecek altın anahtar rüyalarımızdır.
En önemli eserlerinden biri de 1900'de yayınlanan Rüyaların Yorumu kitabı.
İşte bu kitapta Freud bütün bu olayları en büyük gerçekliğiyle anlatıyor.
Freud aynı zamanda bu kitapta gördüğümüz rüyaların kesinlikle rastlansal olmadığını ortaya koyuyor.
Düşüncelerimiz rüyalar aracılığıyla kendilerini bilince duyurmaya çalışıyor, kabul ettirmeye çalışıyor, bastırmamaya çalışıyor aslında.
Hastalarıyla yıllarca sürdürdüğü çalışmalardan büyük bir deneyim elde ediyor.
Ayrıca kendi rüyalarını da analiz ediyor Freud.
Sonunda tüm rüyaların aslında arzuları gerçekleştiren rüyalar olduğunu açıklıyor.
Bunu özellikle çocuklarda gözlemlemenin mümkün olduğunu da belirtiyor ayrıca.
Çünkü çocuklar isteklerini tam görüyor.
Örneğin dondurma isteyen bir çocuğa dondurma verilmediğinde dondurmayı rüyasında salt haliyle görüyor o çocuk.
Oysa yetişkinlerin rüyasında gerçekleşmeyecek istekler çoğu kez kılık değiştirmiş olarak bulunuyor.
Çünkü biz uyurken de Sıkı bir sansür neye izin olup olmadığını denetliyor aslında.
Uyku sırasında bu sansür veya bastırma mekanizması da diyebiliriz daha zayıf aslında.
Ancak yine de rüyalarımızda kendi kendimize açmak istemediğimiz arzularımızı çarpıtacak kadar da güçlü.
Freud ertesi sabah uyandığımızda hatırladığımız rüya ile rüyanın asıl anlamını ayırt etmek gerektiğini gösteriyor.
Yani rüyamızda gördüğümüz şeyler bir film ya da video gibidir.
Freud bunlara rüyanın açığa çıkmış içeriği adını vermiştir.
Rüyadaki bu açık görüntüler ve ayrıntılar çoğunlukla yakın geçmişte hatta o günkü yaşantılara dayanıyor.
Buna karşılık rüyanın bilinç için gizli olan daha derin bir anlamı var.
Freud buna gizli rüya düşünceleri diyordu.
İşte bu gizli düşünceler de çok daha eski dönemlerden, örneğin küçük bir çocukken yaşadığımız şeylerden kaynaklanmış olabilir, bunu savunuyor.
Rüyanın gizli düşüncesini yorumlayıp açığa çıkmış içeriye dönüştürme haline rüya işçiliği adını veriyor.
Rüyada asıl olup bitenin maskelenmiş ya da şifrelenmiş olduğunu söylemek mümkün.
Rüyayı yorumlarken bu süreci tersinden izlemek, rüyanın motifinin maskesini açmak ya da şifresini çözmek gerekiyor.
Böylece rüyanın gerçek konusu bulunabiliyor Freud'a göre.
1909 yılında verdiği psikanaliz derslerinde bastırma mekanizmasını basit bir örnekle anlatmıştı.
Dinleyicilerine şöyle bir durum tasarlamalarını söyledi.
Hadi beraber tasarlayalım hatta.
Bir salonda konuşmacı olduğunuzu hayal edin.
Ve siz konuşurken salonda herkesi rahatsız eden İşte yüksek sesle gülüp konuşan, hatta ayaklarıyla tepinerek sizi konuşurken rahatsız eden, konudan saptırmaya çalışan birinin olduğunu hayal
edin. Bu durumda ne yapacağız?
Sinirleniriz değil mi? İşte muhtemelen yapacağınız iki şey var.
Böyle güçlü kuvvetli birkaç kişiyi alıp bir itişme sonunda adamı salondan kapı dışarı ettiriyorsunuz.
Koridoru atıyorsunuz.
Böylece bu gürültülü adamı bastırmış oluyorsunuz ve dersinize devam etmiş oluyorsunuz.
Ancak adamın tekrar salona girmeyi denemesi de mümkün.
Bu yüzden bastırma işlemi tamamlandıktan sonra yani onu dışarı attıktan sonra tekrar girmemesi için kapının arkasına Bir şeyler yerleştirebilirsiniz ve adamın içeri girmesini engelleyebilirsiniz.
İşte burada bir direnç oluşturuluyor.
İşte Freud'a göre salon bilinç koridorda bilinç dışı olarak düşünülebiliyor.
Yani siz hani demiştim ya dil sürçmelerinde bile meydana gelir.
İstemsizce onları düşünürsünüz.
Beyninizin gerisine içseniz de onlar oradadır.
İşte bunu... Bu anlattığımız, hayal ettirdiğimiz hikaye üzerinden düşünebilirsiniz.
Freud sadece bu konulara ilgi duymamıştı.
Aynı zamanda ölüm ve yaşam dürtüleri üzerinde de durmuştu.
1920 yılında yayınlanmış Haz İlkesinin Ötesinde adlı bir kitabı var.
Bu kitapta yaşam ve ölüm güdüsünün tüm insanların üzerinde durduğu ortak bir alan olduğunu belirtiyor.
Ve bu dürtüleri anlatmak için de mitolojideki iki karakterden faydalanıyor.
Eros ve Thanatos.
Eros Yunan mitolojisinde aşk tanrısı, Thanatos ise ölüm tanrısıdır.
İnsan kendi ölümünü bir anlamda isterken bir yanda da hayatta kalma savaşı vermekte.
Freud'un yaşam ve ölüm dürtülerini keşfetmesiyle bunların doğumdan itibaren Kutupsallığı ve kaynaşması zihnin anlaşılmasında muazzam bir ilerlemedir.
İnsan kendi ölümünü neden ister ki çok saçma değil mi?
Aslında insan farkında olmasa da kendine bile bile zarar verme eğilimi gösterebiliyor.
Örneğin aşırı alkol tüketimi, aşırı sigara veya uyuşturucu tüketimi.
gibi gibi işte Freud bu tarz durumlarda ölüm ve yaşam arasında bir çatışmanın olduğunu söylüyor.
Ve bu yorum öylesine yaptığı temeli olmayan bir yorum da değil üstelik.
Bilimsel bir altyapı ile yapıyor bu yorumu ve daha ilginç kısmı bu ikilenin yani yaşam ve ölüm arasında yaşanan gerilimin libidoyu oluşturan şey olduğunu savunuyor.
Freud deyince aklımıza ilk gelen şey genelde cinsellikle ilgili ortaya attığı fikirler alıyor ve toplum olarak zaten bu konularda konuşmak ahlak dışı sayıldığı için Freud'un yaşadığı dönemde de takdir
edersiniz ki ortaya attığı fikirler yüzünden oldukça eleştiriye maruz kaldığını söylemek mümkün.
Özellikle oidipus kompleksi kavramını ortaya attıktan sonra Baya bilinçleniyor.
Bu kompleksi diziyi izleyenler görmüştür belki.
Babası Freud'a bizi hayal kırıklığına uğratma dedikten sonra Freud bilinç dışında babasını öldürüp annesiyle ilişki yaşıyor.
Freud'a göre her insan özellikle erkek çocukları ilk doğduğunda ilk cinsel dürtülerini anneden alıyor.
Sağlıklı zihne sahip bir birey sonrasında bunu bastırıyor.
Freud da bu sürecin sağlıklı bir şekilde atlatılmasında, bastırılmasında din ve ahlak temellerinin önemli olduğunu savunuyor aslında.
Yani biz Freud'u yargılarken veya linçlerken sadece bu kompleksi ortaya attığı için linçliyoruz.
Yani bunun arkasını görmüyoruz, araştırmıyoruz veya okumuyoruz.
Dr. Breuer ile yollarını da bu nevrozların cinsel kökenlerini...
1902'den sonra Freud, psikanalik bildirilerin sunulması ve tartışılması için bir grup meslektaşı ile beraber çarşamba akşamları toplantılar düzenledi.
Bu toplantılar Psikanalik hareketin bir başlangıcıydı aslında.
İçinde Carl Jung'un da olduğu İsviçreli psikiyatristler Zürich'te bir çalışma grubu kurdular ve ilk Uluslararası Psikanalitik Kongresi 1908'de Salzburg'da düzenlendi.
Bu arada 1907 yılında da Jung Zürich'te Freud Derneği'ni kurdu.
Hatta bu Freud için çok büyük bir başarıydı çünkü psikanaliz artık ülke sınırlarının dışına çıkmıştı.
Bu kongrelere Jung ve Freud beraber katıldılar ve beraber Amerika'ya yolculuk ettiler.
1910-1920 yıllarında psikanaliz üzerine bir histeri vakası analizi, totem ve tabu narsizm incelenmesine giriş, Yas ve Melankoli adlı eserlerini yayınladı.
Bu arada Amerikan sineması yani Hollywood sineması Freud'a ve psikanalize çok ilgi gösterdi.
Hollywood sinema yapımcısı Samuel Goldwyn 1924 sonbaharında Viyana'ya Freud'un yanına gitti.
Ve psikanaliz çalışmalarının ticarileştirilmesi ve beyaz perdeye uygun bir öykü yazması için Freud'a tam 100 bin dolar teklif etti.
Ancak Freud bu teklifi reddetti.
Reddetmesine rağmen Hollywood patronları dediğimiz insanlar psikanaliz konulu ya da delilik üzerine yazılan senaryolarla büyük paralar kazanmaya devam ettiler.
Mesela hangi filmler derseniz aklıma ilk gelen Stanley Kubrick'in bir filmi olan A Clockwork Orange yani Otomatik Portakal filmi.
Onun dışında da Ingmar Bergman'ın 1966 yapımlı Persona filmi.
Bir bakın derim iki filmde de psikanalizden ve Freud'un teorilerinden örnekler bulabilmek fazlasıyla mümkün.
İzlemeyenler için söylüyorum tabii.
Muhtemelen izlemeyen yoktur bile.
Bu arada arkadaşlar Freud'un bu bilinç dışı öğretisi sanat ve edebiyatta da oldukça etkili oldu.
Sanatçılar insan ruhunun bilinç dışı yaşamıyla daha çok ilgilenir hale geldi Freud'la beraber.
Özellikle sürrealizm akımı.
Bu bilinç dışı öğretilerin etkisini sanatının fazlasıyla taşıdı.
Birçok insan sürrealizmi soyut sanattan ibaret sanıyor ama çok daha derin anlamlı olan bir yakım sürrealizm.
Fransızca'da gerçek üstücülük anlamına geliyor.
1924'te gerçek üstücülüğün...
Sürrealizmin babası olarak tanımlanan Andre Breton, şair bu adam, sürrealist manifestoyu yayınlıyor.
Ve bu manifestoda sanatın bilinç dışı tarafından yaratılması gerektiğini savunuyor.
Çünkü ancak bu şekilde sanatçı düşlediği görüntüleri özgür bir ilhamla ortaya koyabiliyor.
Ve rüya ile gerçek arasındaki farkın aşıldığı sürrealizme yönelebiliyor.
Bilincin uyguladığı sansürü ortadan kaldırıyor ve sözcüklerin, görüntülerin serbest yakmasını sağlıyor.
Ve bu sanat... için çok önemli bir mesele haline geliyor.
Salvador Dalí'nin resimlerini aklınıza bir getirin mesela.
Nedense soyut resim olarak değerlendiriliyor ama soyut değil arkadaşlar.
Dalí'nin resimleri sürrealist resimler.
Buna çok girmek istemiyorum bu arada.
Sonrasında bu sürrealizm akımıyla alakalı daha detaylı bölüm yayınlayacağım.
Şimdilik bu konuda meraklı kalın.
1923'te Freud'a üst çene ve damak kanseri tanısı konuluyor ve sonraki yıllarda Freud tam 33 kez ameliyat oluyor.
Sürekli protez takması gerekiyor.
Bu yüzden uzun yıllar boyunca yeme ve konuşma sıkıntısı çekiyor.
Hatta yayınladığı bu bahsettiğim ses kaydında da konuşma sıkıntısı çektiğini fark edebilirsiniz.
Böyle akıcı bir şekilde değil de tane tane durarak konuşuyor.
İşte bu yaşadığı ameliyatlardan ve protezden dolayı.
Gelelim hayatının son dönemlerine.
1938 yılında Nazilerin Viyana'ya girmesiyle birlikte en küçük çocuğu Anna ile birlikte Avusturya'yı terk ederek Londra'ya yerleşiyor.
Bu ne ayrımcılık diğer çocuklarını neden almadı diye merak ediyorsunuzdur eminim.
Ben de ediyordum ama Anna Freud için çok özel bir çocuktu.
Babasının sıkı takipçilerindendi ve onun izinden gitmek istiyordu.
Gitti de Anna da psikanaliz alanında babasına yardımcı olarak psikanalizin önem kazanmasında rol...
oynayan kişilerden biri oldu.
Freud Londra'ya yerleştikten tam bir yıl sonra da maalesef hayata gözlerini yumdu.
Bu arada alakasız olacak ama bilinç, bilinç dışı, bilinç altı, bellek vesaire demişken kanalın adı neden belleğin lambası?
Belleğin lambası da ne diyenler oldu.
Ona da bir açıklık getireyim hazır konumuz bellekle ilgiliyken.
Malum lamba deyince ülkede hepimizin aklına tek bir şey geliyor.
Neyse silivri soğuktur şimdi.
Ben de açıklama gereği duyuyorum o yüzden.
Belli İlanması arkadaşlar İngiliz yazar, şair, çok güçlü bir sanat ve toplum eleştirmeni olan John Ruskin'in bir kitabı.
Benim de çok sevdiğim bir kitap bu.
Podcast yapmaya karar verdiğimde bu kitabı ikinci kez okuyordum ve önemli yerlerin diğer her kitapta yaptığım gibi altını çiziyordum.
Kanalın içeriği zaten belliydi.
Hayatımın büyük ve ayrılmaz bir parçası olan sanat.
Bunun yanında da araştırıp okuduğum ve ilgi alanlarımdan olan işte psikoloji ve mitoloji unsurları olacaktı.
Ancak kanalımın bir ismi yoktu o sıralar.
Ve o ana kadar da bulduğum hiçbir isminin içeriklerime uygun olacağını düşünmemiştim açıkçası.
Kitabı okurken de isim bulmam gerektiği aklıma geldi.
Ve kendi kendime böyle kelimeler türetmeye başladım o an.
Hatta kitabı okuyordum ama okuduklarımı anlamıyordum bile.
Hani bir yere bakarsın.
ama bakmak için değil boş bakarsınız ya bu da öyle bir şey.
Kitabın kapağını kapatıp kenara koydum ve istemsizce kitabın kapağına şöyle bir dönüp baktım.
İşte sorularımın cevabı o an karşımda duruyordu ve neden olmasın diye düşündüm.
Böylelikle isimsiz bir bebek olan ve henüz sadece fikirden ibaret olan podcast kanalıma bir isim bulmuş oldum.
Her yeni içerik benim için bir bebeğin yavaş yavaş yetişmeye, büyümeye başlaması gibi.
Buna tanık olanlara, işte bu süreçte destek olanlara, dinleyenlere, paylaşanlara ve ben hiçbir şey bilmezken başladığım bu işte bütün yükümü omuzlarımdan alan podcast BPT ekibine de teşekkür
ederim. Dönelim konumuza.
Şimdi Freud dizisine de değineceğim ama değinmeden önce başka bir şeyden bahsetmek istiyorum.
Yine Netflix yapımı olan bir belgesel var arkadaşlar.
Modern Dünya'nın Dahi Siyahlı.
Çok eski bir belgesel bu aslında.
Baktığımda Netflix kaldırmıştı bulamadım.
Ama online ortamlardan izleyebilirsiniz bence.
Belgesel 3 bölümden oluşuyor.
Karl Marx, Nietzsche ve Freud.
Tarihçi Bethany Hooch bu dehaların yaşadığı ortamları keşfederken hayat hikayelerine de değiniyor.
Mutlaka bir bakın derim.
Gelelim diziye. Hala izlemeyenler vardır eminim.
O yüzden spoiler vermeden anlatacağım.
Avusturya-Almanya ortak yapımı olan bu dizi Freud'un hayatının erken dönemini konu ediniyor.
Yani hipnoz yöntemini geliştirmeye çalıştığı süreçten itibaren ki hayatına odaklanıyor aslında.
Genç Freud'un ne kadar hırslı ve çalışkan olduğunu yansıtmışlar dizide de.
Hayatını bilenler bu podcast'tan sonra da izleyecek olanlar varsa eminim.
Bazı detayları yakalayacaklardır.
Kokain bağımlılığına dahi dikkat çekilmiş.
Kendine hipnozu ve psikanalizi eski kafalardan oluşan bir kurula kanıtlamak için gece gündüz çalıştığını görüyoruz.
Katıldığı bir davette de...
hatta ayin de diyebiliriz, medyum olan Floor Salome ile tanışıyor ve bu kadının zihninde yolculuk yapmaya çalışıyor.
Başrolde Freud olarak Robert Finster var.
Toplumdaki kalıplaşmış dogmatik yargıların insanları nasıl etkilediğini ve bu etkilerin bilimle nasıl yıkıldığını izliyoruz aslında.
Dizinin ilk çıktığında Türkler tarafından Twitter'dan linçlendiğine şahit olmuştum.
Şaşırmamıştım açıkçası.
Freud'u ve öğretilerini bilmeyen, anlamayan herkes de bir linçleme girişimi söz konusu zaten.
Ama Freud kendi döneminde de linçlenmeye çok müsait yapıda bir adam olduğu için bilimsel olarak gösterdiği o çabadan çok böyle magazinsel diyebileceğimiz tarafları insanların düşünce yapılarına uygun olmayabiliyor.
Her şeyi... Tüm gerçekliğiyle yaymak, cinsellik, haz gibi konulardan konuşmak, içinde bulunduğumuz toplumda ahlak dışı olarak nitelendirildiği için linçlenmesine de şaşırmamak gerekiyor.
Dizinin sinematografik teknikleri hakkında yorum yapamam, alanın uzmanı değilim.
Dizi veya film izlerken de hikayeye odaklanırım.
İşte görselleri, mekansal düzenlemeleri, ışığı veya kostüm tasarımları falan dikkatimi çekerek.
Bu yapımda da bu konuda beni oldukça tatmin eden şeyler vardı.
Hatta neredeyse hepsi.
Dizi 1800'lerin sonu ve 1900'lerin başını anlatıyor.
Yani Kraliçe Victoria dönemi olarak bilinen dönemler.
Ve o Victoria döneminde...
Viyana'da geçtiği için o atmosferin yansıtılmış olması benim çok hoşuma gitmişti.
Ben bu tarz tarihi filmleri zaten çok severim.
Bu yapım da beni o döneme götürebilmeyi başardı açıkçası.
Bu arada diziyi ilk çıktığında zaten izlemiştim.
Ama bu bölümden önce tekrar bir başlayıp bitireyim dedim.
Bir kez daha etkilendiğimi söyleyebilirim zaten.
Kaçırdığım bazı detaylar dahi oldu.
Diziyi izlemeyenler için söylüyorum.
Bu arada bir uyarı niteliğinde bu.
Dizide çok fazla uyuşturucu sahnesi, cinsellik işte.
şiddet var. İdin yani bilinç dışının çok fazla sergilendiği unsurlar var.
Bunlar zaten Freud'un da.
üzerinde durduğu şeyler olduğu için biraz rahatsız edici gelebileceğini söylesem haksız sayılmam.
Dizi Freud'un hayatını bence çok başarılı bir şekilde yansıtıyor.
Aksini düşünenler için belirtmek gerekirse zaten adı üstünde dizi, belgesel değil, tarihi bir karakter üzerinden oluşturulmuş kurmaca bir yapım bu.
Bu yüzden Freud'u tanımayanlar için öğretici bir içerikle karşılaşılacağını düşünmüyorum.
Ama tanıyanlar mesela Oedipus kompleksinin olduğu bir sahne vardı bahsetmiştim.
O sahneyi gördüklerinde ''Aa evet buna da gönderme yapmışlar.'' diyor.
Freud'u yansıtan detaylar bir yana 19.
yüzyıl sonu... 20.
yüzyılın başındaki Viyana tıp dünyasını geniş bir perspektiften de göstermişler bizlere.
Bence oldukça başarılı bir yapımdı.
İzlemeyenlere öneririm ama uyarıyorum rahatsız olmayı göze alıyorsanız izleyin.
Sonra bana gelip de yaydan ne biçiminizi önermişsin demeyin.
Sevmek ve çalışmak insaniyetimizin mihenk taşlarıdır demiş Freud.
Ben bu bölüm için çalışırken gerçekten inanılmaz keyif aldım.
Umarım siz de dinlerken aynı keyfi almışsınızdır.
Kendinize güzel bakın, sanatla kalın.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
