
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Sanatın faydaları, psikolojimize etkisi ve terapide kullanılması hakkında merak edilen her şey. Sanatla iyileşebilir miyiz? Cevabımız bölümde
Transkript
Herkese merhaba.
Çok zor bir dönemden geçiyoruz hepimiz.
Bu dönemin içerisinde yaşayanlar olarak ve en önemlisi bir insan olarak Günlük rutinlerimize dönmenin biraz da olsa iyi hissettirebileceğini düşünüyorum.
Hala acımız çok büyük.
Bu nedenle hiçbir şey olmamış gibi devam etmenin vicdansızlık olduğunu düşünüyorum.
Bir felaketi yaşamış olmanın bilinciyle hareket etmemiz gerektiğini de unutmadan rutinlerimizi gerçekleştirmemiz gerektiğini düşünüyorum.
Ve bu rutinleri gerçekleştirirken ihtiyaç sahiplerinin yardımlarını unutmamamız gerekiyor.
Çünkü enkazdan çıkarılan insanların her zamankinden daha çok yardımımıza ihtiyaçları var yeni bir hayata başlamak için.
Bunu göz önünde bulundurup devam etmeye çabalamak daha sağlıklı olacaktır.
Hayat devam ediyor her şeye rağmen deyip geçmek istemiyorum.
Ancak acı da olsa bu bir gerçek ve gerçeklerin...
Bazen acı olabileceğini bilmemiz gerekiyor.
Afet bölgesinde yaşayan insanlar olarak her daim tetikteyiz maalesef.
Bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmayacak ki bence olmamalı da.
Toplum olarak bilinçlenmeliyiz artık çünkü acımız da öfkemiz de çok büyük.
Umuyorum. Sırtımızı yasladığımız kurumlar da bunun bilincinde olarak hareket eder ve uyarılara karşı gerekli tedbirler alınır.
Doğal afetler hep var, hep de var olacaklar.
Bunu felakete dönüştüren maalesef tedbirsizlikler, ihmakarlıklar.
Hep söylüyorum bunu, hep de söyleyeceğim.
Bahsettiğim gibi bilinçli bir şekilde hayatlarımızı sürdürmemiz gerekiyor.
Bu süreçte psikolojik olarak toparlanmak çok önemli.
Sallanıyoruz ve gerçekten psikolojimizin altüst olduğu, güvenli alanlarımızın hem güveni hem güvensizliği hissettirdiği bu süreçte birazcık da olsa iyi şeyler yapabilmenin bizlere iyi geleceğini düşünüyorum.
Psikologların söylediği gibi rutinlerimize dönmenin de önemli olduğunun bilincinde olarak hep yaptığım şeyleri yapmaya devam ediyorum.
Yani sanat. İşim ve mesleğim gereği bunu yaptığımı da beni yeni dinleyenler için belirtmek istiyorum.
Yani... deprem olmuş sen bize resim yapın diyorsun demeden önce bunu belirtmenin önemli olduğunu düşünüyorum.
İnsanlar nasıl para kazanmak için böyle bir dönemde bile mesleğini yapmak durumundalarsa ben de aynı şekilde resim yapmak durumundayım.
Çünkü işim bu.
Çok uzun bir süredir sanatın içerisindeyim.
Hayatım boyunca sadece bunun üzerine eğitimler aldım.
Normal bir okula gitmediğimi söyleyebilirim.
Normal derken ne demek istediğimi anlamışsınızdır tabii.
Bu yüzden sanatın hep iyileştirici bir gücü olduğuna inandım.
Bununla alakalı da zaten çok fazla makale ve araştırma var.
Ben de bildiklerimi ve araştırdığım şeyleri sizlere aktarmak istiyorum.
Kimse böyle bir dönemde bir hobiyle uğraşmayı düşünmüyordur zaten.
Ancak bu sürecin de geçeceğini bilerek ve umarak anlatacağım sizlere bu bölümü.
Umarım birilerinin sanatla tanışmasına vesile olurum ve umarım sanatın psikolojimizi nasıl etkilediğini anlamanızı sağlarım.
Hazırsanız başlayalım.
Yapılan araştırmalara göre sanatın bireylerin sağlığını ve refahını geliştirmede önemli bir yeri var.
Kimileri sanatın hayatta kalmak için temel bir ihtiyaç değil, bir lüks olduğu görüşünü savunuyor.
Bu düşüncenin aksine sanatın sağlık, hayatın anlamı ve yaşam doyumu için gerekli olan temel bir insan ihtiyacı olduğunu uzmanlar söylüyor.
Üretme, iletişim kurma, duyguları aktarma ve sembolize etme ihtiyacı temel insan ihtiyaçlarıdır.
Bunu ilk insanların mağaraya çizdikleri resimlerden dahi anlayabiliriz.
Sanat bir lüks olsaydı ilk insanlar mağara duvarlarına resim çizemezdi diye düşünüyorum.
Sanatın faydalarını sanırım saymakla bitiremeyiz.
Ancak belli başlı şeyler söylemek gerekirse özellikle uzmanlara göre yaratma yeteneği hastalık ya da boşluk karşısında harekete geçmektir ve cesur bir eylemdir.
Sanat, zihin.
beden ve ruh da dahil olmak üzere insan kişiliğinin tüm karmaşıklığına dokunur ve bunları ifade etmeye yardımcı olur.
Çoklu zeka, iletişim kurma ve problem çözme arasındaki ilişkiye erişim sağlar.
Hayal gücünü kuvvetlendirir ve bilinç ile bilinç dışı arasında bir köprü kurar, bizleri daha geniş bilinç hallerine götürür.
Çalışmalar sanatsal çabanın stres ve sağlık şikayetlerini azaltabileceğini, bağışıklık fonksiyonlarını iyileştirebileceğini, hem fiziksel hem de psikolojik faydalar sağlayabileceğini ve hatta
insanların daha uzun yaşamalarına yardımcı olabileceğini göstermektedir arkadaşlar.
İnsan sadece kendisinin dışındaki nesneleri kavramaz.
Aynı zamanda kendi varlığını ve psikolojik yapısını da iç gözlem yoluyla kavrayıp bir bilinçlenme süreci yaşar.
İnsanın kendini bilme serüveninde estetik etkilenme ve sanat, sanat eserinin etkilerinin de olduğunu bilmemiz...
Bu bahsettiklerim sadece sanatla uğraşan insanlar için değil, sanatsever olarak kendini sanat dağlarına maruz bırakan kişiler için de geçerli.
Örneğin müzeleri gezmek, galerileri gezmek, tiyatroya gitmek, kaliteli müzikler dinlemek gibi gibi.
Aynı zamanda bir sanat dalıyla uğraşıyorsanız sadece boş vakit geçirmek olarak görmeyin bunu.
Belki farkında değilsinizdir ve yaptığınız işe ruh halinizi yansıtıyorsunuzdur.
Bu da bir nevi arınmaya neden olur.
Ruh dünyanızda ifadesini bulamamış, bastırılmış negatif duygu ve düşüncelerinizin dışa vurumu bir arınma etkisidir.
Sanatı bu yolla kullanabilirsiniz ki çocuk terapilerinde bu yönteme sıklıkla başvuru oluyor.
Ebeveynler burayı dikkatle dinlemenizi istiyorum.
Uzmanlar resim yapmanın çocukların iç dünyasını kendi diliyle ifade ediş biçimi olarak görüyor ve zihinsel gelişimlerinin göstergesi olarak da nitelendirilebildiğini belirtiyor.
Çocuklar kendini sözel olarak ifade etmede biz yetişkinler kadar başarılı olamayabiliyor.
Resim çocukların hem eğlendikleri hem güzel vakit geçirdikleri hem de üretken oldukları bir alan.
Resim çizmek çocukların iç dünyasının kağıtlara dökülmüş bir halidir.
Ayrıca evet resimler bir şeyin temsil edilişi olarak kabul edilebilir ancak her çizimin veya karalamanın psikolojik durumunu yansıttığını düşünmek çok da doğru değildir.
Çocuğumuz bir kağıdı tamamen siyah boyadığında bu çocukta bir problem var diye düşünmeyin.
Yani ilk sadece siyah boyamak istemiştir.
Yaptıkları resimler çocukların hikayeleriyle birleştirildiğinde anlam kazanır ancak.
Resimler çocukların hayal dünyaları kadar sosyal yaşamlarındaki kişilerle ilişkilerini de yansıtır.
Onlarla olan sorunlarını ve bunları çözmelerine yönelik.
kullandıkları yollar hakkında ipucu verirler.
Mesela evde yaptığı bir yaramazlıktan dolayı cezalandırılan bir çocuk o olayı hemen oyununa yansıtabilir.
Aynı durumu tekrar tekrar canlandırarak yaşadığı bu stresi farklı hikayelerle sollandırarak azaltabilir.
Bunun benzerini resimlerine de görmek mümkün.
Örneğin öğretmenini veya okulunu sevmeyen bir çocuk bunun gerginliğini azaltmak için rengarenk okul resimleri çizebilir.
Gözlemlemek önemlidir.
Ancak tekrar tekrar belirtmek istiyorum.
Hiçbir resim çocuğun algı dünyasının Otomatik çıktısı değildir.
Bunun için uzmanlarla çalışmanız çocuğunuzun sağlığı açısından çok önemlidir.
Şimdi biraz sanatın insan psikolojisinde olan etkilerine bakalım.
Sanat tek düzeleşmenin önüne geçer arkadaşlar.
Özellikle günümüzde teknoloji olarak adlandırılan bir canavar var biliyorsunuz ki.
Ve bu canavarın bize faydası kadar zararı da çok fazla.
Hem sanatçı için hem de sanatla meslek olarak değil de bir hobi olarak uğraşan insanlar için yaratıcılığını kısıtladı.
İzlediğiniz için teşekkür ederim.
Bunda haksız da sayılmayız ama sanatla birazcık da olsa uğraşıyorsanız kendi ruhunuzdan çıkanları resmetmenin verdiği haz bambaşka ve sizi aslında kendi iç dünyanızda tanıştırıyor.
Ben öğrencilerime Pinterest'te bir bakın desem de onların yaratıcılığını tetiklemesini umarak söylüyorum.
Ancak hepimizde birazcık kolaya kaçma durumu olduğu için insanlar işten çıkıyor ve yorgun argın derslere geliyor.
Derse geldiklerinde beyin fırtınası yapmak istemiyorlar neticede.
Aksine sadece gördüğünüz...
Gördükleri şeyi resmedip rahatlamak istiyorlar.
Günün yorgunluğunu üzerlerinden atmak istiyorlar.
Yine de siz siz olun görsel sanatlarla uğraşıyorsanız bu tarz mecraları sosyal medyayı kopya etmek için değil ilham almak için kullanın.
Yaptığınız işe emek harcıyorsanız bu emeğinizin sonucu ruhunuzdan çıkan bir iş olsun.
Sizin yarattığınız ve dünyada sadece bir tane olan bir iş olsun.
Ancak röproduksiyon yapmak isterseniz o başka.
Ben de çok seviyorum. Beğendiğim ressamların, eserlerinin, röprodüksiyonlarını yapıyorum ve oldukça da eğitici buluyorum.
Bunu ayrı tutabiliriz o yüzden.
Ne demiştik? Sanatsal aktiviteler insana tek düzellikten uzaklaştırır.
Sizi ruhsal sıkıntılardan da uzaklaştırır.
Bakış açınızı değiştirir, iç dünyanızı zenginleştirir.
Yorucu, yoğun ve zorlu süreçlerden bir kaçış yoludur sanat.
Bilinçaltını dışa vurarak rahatlamayı sağlar.
Bilinçaltımızda kalan bazı rahatsız edici duygular vardır.
Zamanla orada bastırılmış halde durur ve bizler o duyguları unuttuğumuzu sanırız.
Ama o duygular hiç unutulmaz.
O duygular oradadır arkadaşlar.
Kapının arkasına atıp kapıyı kapatıp çıkmışızdır.
Yüzleşememişizdir. İşte sanat bunları ortaya çıkartmanın bir yoludur.
Bize... o duygularla bir yüzleşme sağlayabilir, cesaret verir bize, özgüvenimizi artırır.
Bir sanatta uğraşmak, kişinin fizyolojisini, genel tutumunu ve ruh halini değiştirir.
Sanatla uğraşırken stresin yerini derin gevşemeye bıraktığı, korku ve endişenin yerini yaratıcılık, ilham ve umuda terk ettiği düşünülmektedir.
Sanatın psikolojiye olan faydasını saymakla bitiremeyiz.
Bunlara ek olarak biraz da bilimsel bilgilerle yaklaşmak istiyorum.
Sanatsal bir üretimle karşı karşıya kaldığımızda beynimiz bize gelen bilgiye şekil ve anlam vermek için çalışır.
Bunun anlamı Beynimizde şekilleri ve kalıpları mantıklı bir şekilde organize etme konusunda doğuştan gelen bir yeteneğimizin olmasıdır.
Yani beynimizin bir resmi şekillerini, çizgilerini ve gölgelerini anında tanıyabildiğini biliyoruz.
Beynimiz neredeyse gördüğümüz her şeyde yüzeyleri tanımaya çalışır.
Bu eğilim... beyinde bilgi eksik olsa bile desenlere veya şekillere dayalı nesnelere aşinalık aramaya alıştığını söyleyebiliriz.
Bu yetenekten bağımsız olarak ilginç bir bilgi vereyim size.
Uzmanlar araştırmalarında sanatın beynimiz üzerindeki etkisinin sevdiğimiz birine bakmaya benzer olduğunu tespit etmişler.
Sanat eserine bakarken de sevdiğimiz birine bakarken de beyine giden kan akışını %10'a kadar arttırdığını Nörobiyolog olan Profesör Semir Zeki yaptığı araştırmalarda
ve beyin haritalama deneylerinde 28 adet görüntüye bakan görüntülerin beyinlerini incelemiş.
Birine aşık olduğumuzda beynin açılan kısmının estetik sanat eserlerine baktığımızda da aynı ölçüde açıldığını ve uyarıldığını keşfetmiş.
Basit bir sanata bakma eylemi bile beyinde bu tür tepkiler yaratıyorsa yaratıcı sürece dahil olmak bizi çok çok daha ileriye götürür.
Araştırmacılar bir sanat üretiminde bulunmayı beyin için yapılan egzersizle eşdeğer çatıyor.
Fiziksel egzersiz vücuda nasıl yardımcı oluyorsa sanat üretimi yapmak da zihni dinç ve berrak tutmaya yardımcı oluyor.
Hobi diye yaptığınız işler aslında ne kadar önemli görüyorsunuz değil mi?
Günümüzde birçok psikoterapist tedavi yöntemlerinde artık sanata başvuruyor.
Çünkü tıpkı çocuklar gibi bizler de kendimizi ve duygularımızı sözel bir şekilde ifade etmekte zorlanabiliriz.
Travma sonrası özellikle bu durum daha da zorlaşabiliyor.
İşte bu noktada bir resim...
bin kelimeye bedeldir.
Sanat terapistleri kişinin kendini rahatça ifade edebileceği bir ilişki türü yaratmak için bu güçten faydalanıyor.
Nasıl bir resim veya bir müzik neredeyse tüm ifade türlerine meydan okuyacak şekilde bir şeyler söylüyorsa sanat terapisi de fiziksel, duygusal ve bilişsel zorlukla karşılaşanları anlamaya yardımcı
oluyor ve bireylere kendini ifade etmeye yönelik yeni yollar sağlıyor.
Bu arada sanat terapisinden faydalanmak için Kimsenin sanatçı olması veya sanatçı iyi olması gerekmiyor.
Bu tür bir uygulama sanat dersinden çok daha fazlası.
Ancak terapinin amacı sanat yapmak değildir.
Bunu uygulamak istiyorum. Terapistler sanatı bir araç olarak kullanıyorlar.
Türkiye'de özellikle deprem sonrasında travma terapisi için sanata başvuran uzmanlar oluyor.
Son zamanlarda da sosyal medyada sıkça rastlıyorum buna.
Afet bölgelerindeki çocuklara resim yaptıranlar oluyor.
Şimdi resmin sırası mı diyenler de var maalesef.
Evet sırası aslında. Çünkü çocuklar zaten büyük bir travma yaşadı.
Bunu söz olarak ifade edemediğinde eline resim çizmek gibi bir fırsat geçtiğinde bunu kullanıyor.
Kimi çocuk bunu dışa vurumcu bir şekilde gerçekleştirebiliyor.
Bunları gözlemlemek çok önemli.
Sanat terapisinin diğer yöntemlere göre en güçlü yanı en acı verici konuları bile hassasiyetle ve yumuşakça kişiyi rahatsız etmeden ele alması.
Bu yüzden böylesine bir travma yaşayan çocuklara bu konuda destek olmanın önemli olduğunu düşünüyorum.
Eğer aranızda sanat terapisiyle uğraşan uzmanlar varsa eminim bu konuda...
Bu konuda bana hak vereceklerdir.
Sanat çocuklara anlamlı bir öğrenme zemini hazırlıyor ve derin bir farkındalık sağlıyor.
Bu yüzden California Üniversitesi ve California State Üniversitesi 2006 yılından beri kabul öğrencileri için bir yıl...
temel sanat eğitimi almalarını zorunlu tutuyor.
Peki sanat terapisine başvurmak için psikolojik sorunumuz olması mı gerekiyor diye merak edenler de olacaktır.
Hayır, illa ciddi psikolojik bir sorunumuz olması gerekmiyor.
Kişisel gelişim için de kullanılabiliyor bu yöntem.
İnsanız bazen yaşadığımız duyguları kontrol edemiyoruz.
Duygusal çatışmalarımızla da baş edemiyoruz.
Bunları kontrol etmek için, sosyal beceri eksikliklerimizi gidermek için, Problem çözme becerilerimizi yükseltmek ve hayatlarımız hakkında farkındalık kazanmak ve değişimleri kabul etmek için de
sanat terapisi oldukça geliştirici bir tekniktir.
Sanat terapisinde sadece resim çizmekten bahsetmiyoruz bu arada.
Müzik, drama, şiir, dans gibi sanatın çeşitli dalları kullanılabiliyor.
Üstelik yeni bir teknik değil bu terapi yöntemi.
Oldukça eskiye dayanan bir tarih.
Keşfedilmesi 1940'lara dayanıyor ancak tamamen profesyonel olarak uygulanmaya başlanması 1960'ları falan buluyor.
Sanat terapisinin önemli ve en erken çalışmalarının büyük bölümü hastanede yatan psikolojik sorunlu hastalarla çalışan psikiyatrist ve sanatçılar tarafından geliştiriliyor.
Psikiyatristlerin bir kısmı da 19.
yüzyılın sonlarına doğru yatan hastalarla çalışırken sanat terapisinin iyileştirici yönünü biraz da tesadüfen buluyor.
Avrupa'nın büyük psikiyatri hastanelerinde hastalar bulabildikleri her türlü malzeme ile resimler çizip heykeller yapmaya başlamışlar.
Alman psikiyatr Hans Prinzhorn 1886'da bu eserlerden bazılarını toplayarak Prince Horn koleksiyonunu oluşturmuş.
Bu koleksiyon arkadaşlar delilik ve dahilik arasında bağlantı olup olmadığı tartışmalarına yol açmış.
Prince Horn eserleri incelerken hastanın öyküsü ve kişilik özelliklerini göz önünde bulundurmuş.
Kişinin hayata yaklaşımını yaptığı eser üzerinden anlamlandırmaya çalışmıştır.
Ayrıca bu eserler tanı koymak için değil, kişinin daha iyi anlaşılması için.
bir araç olarak kullanılmıştır.
Günümüzde de böyle sanatı tanı koymak için kullanmak yerine onu bir araç olarak kullanmak terapistler için önemlidir.
Çünkü yapılan resimler zaten tanı koymalık şeyler değillerdir.
Böyle görülmemelidir de resimler sadece araçtır.
Sanat terapisi terimini üreten kişi Adrian Hill'dir ve bu terimi 1942 yılında üretip Fikirlerini 1945 yılında yazdığı Art vs.
Illness yani sanata karşı hastalık kitabında yayınlamıştır.
Peki bu adam ne yaptı da sanat terapisi terimini üretti diyenler için?
Adrian sanat okulunu bitirdikten sonra 1.
Dünya Savaşı'na katılmış ve savaştan döndükten sonra tüberküloz tedavisi için hastaneye yatmış arkadaşlar.
Bu esnada yatağında uzakta duran objelerin resimlerini çizmeye başlamış ve bunu yapmanın kendisini daha hızlı iyileştirdiğini fark etmiş.
Bu deneyim ona bir hastanın fiziksel direncinin en düşük seviyede olması durumunda bile sanatın sakinleştirici bir etkisi olduğunu.
Savaş sonrası hastanelere çağrıldığında savaşın sadece fiziksel olarak yıkıcı olmadığını, aynı zamanda zihinlerin, bedenlerin ve umutların da zarar gördüğünün farkına vararak
psikolojik iyileşme ihtiyacının önemini vurgulamıştır.
Amerika'da sanat terapisinin öncüsü diyebileceğimiz iki kişi var arkadaşlar.
Margaret Nambu ve Edith.
Kramer. Bu iki kadın sanat terapisini farklı bir psikoterapi biçimi olarak görmüştür ve bu alanda çok önemli çalışmalar yapmıştır.
Margaret dinamik yönelikli yetişkin sanat çalışmalarına yönelik literatürler yayınlamıştır.
bugün bile birçok sanat terapisti Margaret'ın psikanalitik teoriler ve yenilikçi yaklaşımlarından yararlanmaktadır.
Edith Kramer ise kendisi bir sanatçı bu arada New York Üniversitesi'nde sanat terapisi lisansüstü programını kurmuş ve bu programın yardımcı profesörü olarak çalışmıştır.
Kramer'a göre iyileşme süreci sanat eserini meydana getirirken oluşmaktadır.
Sigmund Freud'un kişilik teorisinden gelen kavramları uygulayarak farklı bir yaklaşım benimsemiştir.
Freud'un Rüyaların Yorumu adlı kitabı ruh sağlığını anlamada görsel imgelerin önemini ortaya koyan bir yapıttır arkadaşlar.
Freud sanatçıların hayatlarıyla ilgili yaptığı çalışmalar sonrasında bilinç dışı materyallerin hem rüyalara hem de sanat eserlerine yansıdığını savunmuştur.
Örneğin Da Vinci'nin homoseksüel eğilimlerinin resimlerinde göründüğünü da etmiştir.
Uzmanlar gerçekten de sanatçıya ya da danışanın hayatı ve davranışlarıyla ilgili yaptıkları resimlerin arasında Muhtemel bir bağlantı olduğunu düşünüyor.
Psikanalize göre... Resimlerdeki sembolik imgeler sadece sanatçının bilinç dışı ile ilgili olarak kalmamakta, sanat eserlerini inceleyenlerin bilinç dışı ile de bir anlamda iletişime geçmektedir.
Bu alanda Carl Jung'ın da katkıları büyüktür.
Jung'a göre arketipler ve evrensel imgeler tüm insanlığın ve kolektif bilinç dışının hafızalarındandır.
Kolektif bilinç dışı da ne diyenler için, biliyorum çok tekniksel konuşuyorum ama, kolektif bilinç dışı...
Tüm insanlık tarafından ortak paylaşılan ve bizlere miras kalan beyin yapısında meydana gelen bir bilinç dışı biçimidir.
Yani bizler insan olarak hafızalarımızda yaşadığımız kültüre dayalı birçok imge, sembol, dil ve tecrübeler vardır.
Hayvanların da hafızalarında bunlar vardır.
Örneğin kedilerin avcılık içgüdüleri.
Yavru bir kedide bile o avcılık belirtilerini görürüz değil mi?
İşte bunlar kolektif bilinç dışıdır.
Peki Eda her şey iyi güzel hoş da sanat terapisiyle kendimizi ifade ettikten sonra bu tedavi bizi nasıl iyileştiriyor?
Öncelikle... Bu terapi türü ve süreçler tamamen kişiye bağlı arkadaşlar.
İlk olarak bunu belirtmek istiyorum.
Alain de Botton ve John Armstrong Art as a Therapy yani terapi olarak sanat adlı bir kitap yayınladı.
Botton ve Armstrong'a göre sanatın 7 tane işlevi var.
Ve bu işlevler bizim doğal olarak yapamayacağımız, eksik olduğumuz 7 fonksiyonu tamamlar.
Birincisi hatırlama, ikincisi umut, üçüncüsü acı, dördüncüsü dengeleme.
Beşincisi, kendini keşfetme, anlama.
Altıncısı, gelişim ve büyüme.
Ve yedi, değerini fark etme.
Bu işlevleri hemen kısa kısa açıklayayım sizlere, kafanıza daha net canlansın.
Hatırlama işlevinde sanatın bir açıdan hatırlamak için olduğu savunulur.
Danışanlar olumlu veya olumsuz açıdan etkilendikleri anlar geçip gittiğinde onların tek bir sahnesine odaklanırlar ve eserlerinde o anın özüne yer verildiği söylenir.
Umut işlevinde umut yaşam başarısının bir anahtarıdır.
Bazen yaşadığımız sorunların içinde olası bir çözüm ışığını algılamamız bizi umuda götürür.
Danışanlar bazen yoğun sorunlar içindeyken bile hoş görünümlü, pozitif resimler yapabilir.
Ve bu durum sorunların farkında olamamak anlamına gelmez.
Hoş resimler tüm sorunların içerisinde sadece cesaret almak için çıkabilir.
Yani bazen danışanlar sadece umudu araştırıyordur.
Acı işlevinde acı içeren resimler hayatın kontratında hüznünde yer aldığını gösterir.
farklı perspektiflerden göstererek yeniden keşfettirir ve onunla baş etmemizi sağlar.
Bir nevi normalleştirir acıyı.
Dengeleme işlevinde danışanların duyguları bazen bir uçtan bir uca gidebilir.
Zıt duyguları ardı ardına hissedebilirler.
Örneğin kendilerini çok başarılı ya da çok yetersiz hissedebilirler.
Sanat onlar için bu çok konsantre durumlar arasında bir denge sağlayıcıdır.
Oldukça dingin yaşamları varsa çok karmaşık bir eser onları dengeleyebilir ya da tam tersi çok karmaşık yaşamları varsa dingin bir eser onları dengeleyebilir.
Kendini keşfetme ve anlama işlevinde yarattığımız sanat eserleriyle karşılaştığımızda bir anda bizi çarpan bir durumla yüzleşebiliriz.
Aslında eserde olup biten şey sıklıkla aklımızdan geçiveren ama bir türlü kendimize tam olarak ifade edemediğimiz Bir düşüncemizin ya da duygumuzun bizim için çok uygun bir form bulmasıdır.
Yani terapi sırasında hissettiklerini kelimelere dökemedikleri durumlarda sanat olarak oluşturdukları formdan yola çıkarak hissettiklerini aniden tam olarak ifadede birlikleri bir eserle karşı
karşıya kaldıklarını görürler.
Gelişim ve büyüme işlevinde bir sanat eseri bazen zihnimizin gizli bir köşesinde yer alan olumsuz bir yaşantıyı tetikleyebilir.
Bu yüzden bu eserlerden rahatsız olabiliriz.
Rahatsız edenden geri durmak yerine ona tahammül ederek, ona ön yargısızca bakarak bizde var olanı, sanat eserini de bulmak bizi geliştirebilir.
Örneğin danışanlar kendileri ile ilgili bir sürü şey barındıran bir eseri sırf yanlış formda olduğu için beğenmeyebilir ve reddedebilir.
İşte o esere yabancılaşmak yerine tahammül ederek bakmaları istendiğinde kendileri ile ilgili pek çok önemli ipucunun farkına vararak gelişim kaydettikleri görülür.
Kısacası yardımı dokunacak şeyler bize her defasında çok iyi paketlenmiş olarak sunulmayabilir.
İçinde ciddi gelişim ipuçları taşınan bu paketler hareketi açıp incelemek önemli olabilir.
Son olarak değerini fark etme işlevi.
Kentleşme sonucu oluşan aceleci yaşam tarzı her anımızı hazır, hızlandırılmış ürünlerle donatıyor arkadaşlar.
Bu ürünler her defasında yaratıcılığımızdan bir parçayı da alıp götürüyor.
Genellikle bu yaşam tarzımızı çocuklarımıza da yansıtıyoruz.
Zamana karşı yarışan çocuklar hızlandırılmış kalıplarla düşünmeye alışıyorlar doğal olarak.
Çocukların etrafı kullanma talimatı hazır verilen araçlar, işte kalıplar halinde ezberlenen dersler, hatta nasıl oynanacağı tarif edilen oyuncaklarla dolu.
Sonuç sabırsız, durunca sıkılan, Dikkati dağınık, aceleci, sadece teknolojik oyunlarla uyuşarak sakinleşebilen çocuklar ve yetişkinler aslında sadece çocuklar değil.
Çünkü bizler çocuklarımızı bu duruma maruz bırakıyoruz.
Bu sebeple de insanları tanıdık, bildik gelen her şey bir süre sonra da çekiciliğini ve değerini yitiriyor.
İşte bu noktada sanat bizi monotonluktan kurtarıyor.
Etrafımızda her zaman var olan pek çok şeyin değerini fark ettiriyor.
Peki sanatın iyileştirici gücü nerede saklı?
Elbette yaratıcılıkta.
Yaratıcı süreç ve iyileşme dönüşmek ve dönüştürmek kaynaklarından beslenir.
İyileşmeyi sağlayan en önemli unsurlardan biri budur.
Sanat terapisinde kişilerin yaratıcılığa teşvik edilmesi.
Bu esnada insanın içindeki yaratıcı hayat enerjisi uyanır.
Böylelikle yaratıcılık ve sanat örtüşür ve yaratıcı olan Çoğu şey zaten genellikle terapodik olduğu için yani tedavi edici olduğu için iyileşme süreci de danışanların kendinin kabul görmüş
ve anlaşılmış hissetmesiyle gerçekleşiyor.
Ama dikkat çekmek istiyorum bakın yaratıcılık.
Örneğin beğenilen bir şeyi kopya ederek sanat üretimi yapmak değil bahsettiğim gibi.
Onun sizden çıkması, kalbinizden, ruhunuzdan çıkması yaratıcılıktır.
Gelin biraz sanat terapisinde kullanılan etkinliklere göz atalım.
Bahsedeceğim etkinlikler sadece araştırdığım ve okuduğum kadar.
yüzeysel olarak anlatacağım şeyler.
Bunlar belli başlı etkinliklerdir ve tanı için değildir.
O yüzden gerçekten psikolojik bir probleminiz olduğunu düşünüyorsanız kendinize tanı koymadan bir uzmandan yardım alın.
Evde kişisel gelişim amaçlı deneyebilirsiniz tabii ki uygulayabilirsiniz ama tekrar ediyorum tanı koyma işlemini uzmanlara bırakın.
İlk etkinlik o mevsim.
adlı bir etkinlik ve bu etkinliğin uygulanan sorun alanları genelde güven sorunu yaşayan bireyler, kendisiyle ilgili farkındalık kazanma ihtiyacı olan Her türlü sanatsal malzeme ile yapılabilen bir etkinlik
bu. İşte renkli kalemler, renkli kağıtlar, yün, kube kumaş parçaları, tüyler, pamuklar vs.
Bu etkinlikte sizlerden birer ağaç olduğunuzu hayal etmeniz isteniyor.
Hangi mevsimde olmaya ihtiyacınız var?
Meyveler, çiçekler verdiğiniz bir mevsim mi?
Yoksa daha çok içine dönüp sadece toprağın içinde köklerini salarak enerjinizi biriktirdiğiniz bir mevsim mi?
Gözlerinizi kapatıp bir düşünün.
O mevsimi hayal edin.
O mevsime ait görüntüleri, sesleri, kokuları hayal edin.
Gözünüzün önüne neler geliyor?
Bir koku, bir tat.
bir ses, ağacınızı her türlü sanatsal malzeme kullanarak o mevsimde çizin.
Sonra bir bakın bakalım ağacınız bu mevsimde kendini nasıl hissediyor?
Bu mevsimin özellikleri neler?
Ağacınız için bu mevsimi seçme nedenleriniz neler?
Ya da ağacınızın nelere ihtiyacı var?
Bu mevsimden sonra hangi mevsim gelecek?
Ve en sonunda bu ağaç ile ilgili Bir hikaye yazabilir misiniz?
gibi sorular yöneltiliyor.
Bu ve bunun gibi birbirinden farklı sarat terapisi etkinlikleri var arkadaşlar.
Ancak tekrar ediyorum her etkinliğin uygulanma alanları farklı ve bunlar farklılık gösteriyor.
Bunlar bireysel olarak da uygulanabiliyor.
Grup olarak da uygulanabiliyor terapistler tarafından.
Bir örnek daha var benim çok beğendiğim.
O da kelimeler kolajı.
Hatta uygulanış biçimi bana biraz dadaizm dönemindeki şairleri anımsattı.
O bölümü dinlemiş olanlar anlayacaklardır.
Dinlemeyenlerin de bir göz atmasını tavsiye ederim.
Kelime kolajı etkinliğinde danışanların...
bir dergiden rastgele bir sayfa açmaları istenir.
Bu sayfayı hızlıca okumalarını ve çok düşünmeden ilk dikkatini çeken kelimeleri daire içine almaları istenir.
Daha sonra en az 6, en fazla 10 kelime seçmeleri söylenir ve seçilen kelimeleri kesip sayfadan çıkarıp büyük boy bir resim kağıdına istedikleri gibi yapıştırması istenir.
Kağıtta boş kalan yerlere de seçilen kelimeleri temsil edebilecek veya tanımlayacak resimler çizilir ve sonra belirli sorular yöneltilir.
Düşünmeden seçtiğin kelimeler neler?
Sizin için bu kelimelerin yaşamanızda bir yeri var mı?
Bir anlamı var mı? Ve son olarak bu kelimelerin de içinde olduğu bir hikaye yazın.
Bunun gibi birçok etkinlik var bu arada.
Benim bu bahsettiğim etkinlikler yetişkinlere yönelik ancak çocuklar için de kullanılabilenleri var.
Bunlar da çocuklar için kullanılabiliyor.
Ben bu tarz etkinlikleri çocuklar için çok faydalı ve yaratıcı buluyorum bu arada.
Elbette bu etkinlikler başlı başına tanı koyulabilecek etkinlikler değil.
Ancak evde eğlence amaçlı bu tarz etkinlikleri çocuklarınıza vakit geçirmek için uygulayabilirsiniz.
Ama tekrar dikkat çekmek istiyorum.
Bir tanı koymak için değil.
Çünkü terapistler de bu tarz etkinlikleri tanı koymak için kullanmazlar.
Bu tarz etkinlikler daha önce de belirttiğim gibi kendini sözel olarak ifade etmekte zorlanan kişilere göre uygulanabilir etkinliklerdir.
Terapistler bu etkinlik sırasında danışanlarından Bilgi toplarlar, terapi hedeflerine odaklı çalışmalar gerçekleştirirler, terapi koşullarını belirlerler ve danışanın ihtiyaçlarına duyarlı olarak hareket ederler.
Danışan resimlerini yorumlayıp sonuca ulaşmaktan çok danışanı tanımak gibi unsurlar önemlidir.
Çünkü ortaya çıkan resmin anlamını terapist değil, danışan belirler.
O zaman o malum soruyu soruyorum arkadaşlar.
Sanatla iyileşebilir miyiz?
Evet. Mutlulukla söyleyebilirim ki iyileşebiliriz.
Sadece bir sanat terapisine gitmekten ziyade sanatı yaşamınıza dahil ederek bile kendinizdeki farkları gözlemlemeniz mümkün.
Elbette bir terapi yöntemi olarak bu işin eğitimini almış uzmanlardan yardım isteyebilirsiniz.
Onun dışında sanatın bir dalıyla zaten uğraşıyorsanız bütün bu anlattıklarımın eminim farkındasınızdır.
Uğraşmıyorsanız da kendinize yapacağınız...
en büyük iyilik olduğunu unutmayın.
Kendinize güzel bakın, sanatla kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
