
Sanatın Gücü: Claude Monet'nin Hırslı Yolculuğu
1 Mayıs 2023 · 26 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Modern sanatın adımlarını atan, resimleri eleştirilse de tutkuyla üretmekten, sanatının arkasında durmaktan bir an bile vazgeçmeyen ve Empresyonizm akımının babası olarak görülen Claude Monet'nin hayatını bu bölümde yakından inceliyoruz.
Transkript
Altyazı M.K.
Empresyonizm bölümünde yani bir önceki bölümümüzde kendisine kısaca değinmiştik.
Hatta değindik bile diyemeyiz.
Bazı yerlerde adı geçmişti sadece.
Şimdi Mone Savar'lar için kendisini, hayatını ve eserlerini yakından inceleyeceğiz.
Belle'yi lambasına hoş geldiniz.
Hazırsanız başlayalım.
Monet değişken ışık kullanımı, cesur renk seçimi ve hızlı fırça darbelerine verdiği önemle izlenimci resimle bütünleşmiş bir sanatçı arkadaşlar.
Stilinin, resim tarzının zaman içinde değişmesine rağmen çok sevdiği o manzara resimlerinden hiç vazgeçmedi.
1874'te Reddedilenler Salonu'nda sergilenen resmi, yani Reddedilenler Salonu'nun ne olduğunu bir önceki bölümde anlatmıştık.
ve oldukça eleştiriye maruz kaldı.
Çünkü buğulu bir atmosfere sahip olan bu resim alışılmış sanat anlayışına tamamen karşı geliyordu.
Doğal olarak da eleştirmenlerin saldırısına uğramıştı.
Hatta saygın bir ressam Monet'in resmini gördüğünde ilkel duvar kağıdı bile bu resimden daha tamamlanmış görünüyor şeklinde bir yorum dahi yapmıştı.
Ancak aradan çok geçmeden Monet'in resimlerine karşı olan düşmanlık azaldı ve adını Monet'in resminden alan izlenimcilik akımı tarafından kabul gördü ve Monet izlenimciliğin babası olarak görüldü.
Hayatından biraz bahsedelim önce sonra kariyerine ve sanat anlayışına geçiş yapalım.
Monet Fransa'da doğdu arkadaşlar.
Babasının ne iş yaptığı pek bilinmese de bakkal işleten bir adam olduğu biliniyor.
Annesi ise müzisyendi.
Asıl adı Claude Oscar Monet.
Kendisi henüz 5 yaşındayken ailesiyle birlikte Normandiya bölgesindeki Billiman kentine taşındı.
La Havre adında ya da Le Havre nasıl okunuyor tam bilmiyorum.
Burası küçük ama güzel. bir bölgeydi.
Mone küçükken karikatürler çizerdi ve ortaokuldayken bu çizimleri kendi çevresine satarak para kazanırdı.
Resme olan ilgisi diğer bütün ressamlar gibi çok küçük yaşlarda başladı ve babası tabii ki diğer ressamların hayat hikayelerinde olduğu gibi sanatın para kazandırmayacağını düşündüğü için oğlunun kendi işinin başında
durması gerektiğini düşünüyordu.
Yani bakkal işinin başında durması gerektiğini düşünüyordu.
Ama annesi öyle değildi.
Annesi de bir müzisyendi ve oğlunu hep destekledi.
Onun bir sanat Ve annesi Monet henüz 16 yaşındayken hayatını kaybetti.
Monet de halasının yanına taşındı.
Halası da resimle uğraşıyordu ve Monet'i evine memnuniyetle kabul etti.
Çünkü onu bu alanda yetiştirmek istiyordu.
Monet de bir yetenek görmüştü.
Başka bir ressamın atölyesinde çizim dersleri almaya başladı ve alırken bir manzara ressamı olan Eugene Boudin ile tanıştı.
Başlangıçta Boudin'in resimlerinden pek hoşlanmamıştı.
Çünkü Monet için bu resimler doğaya ilişkin.
Basit çalışmalardı. Yani bir genç olarak sanat hakkındaki bilgisinin 34 yaşındaki ressam Budin'den daha fazla olduğuna inanıyordu.
Bu yüzden ondan öğreneceği pek bir şey olmadığını düşünmüştü.
Ancak durum böyle olmadı.
Budin ile tanıştıktan sonra Monet Budin'in ve sanatının etkisinde kaldı ve manzara resimleriyle böylece tanışmış oldu.
Aslında onu manzara resimleriyle tanıştıran Budin olmuştu.
Budin bir manzara ressamı olarak doğada atılan...
3 fırça darbesinin bile şövalye başındaki 2 günlük atölye çalışmasından daha değerli olduğunu savunuyordu.
Bu arada şövalye ismini ilk duyduğunda insanlar anlam veremeyebiliyor.
Aslında hepimiz ne olduğunu biliyoruz ama ismine pek aşina değiliz.
Şövalye ressam sehpası olarak biliniyor arkadaşlar.
Hani resim yaparken tuvalleri koyduğumuz tahtadan bir malzeme var.
İşte o meret şövalye.
Mone bu dinle tanıştıktan sonra onunla birlikte çalışmaya başladı.
Ha bu arada yağlı boya resmin...
Bir önceki bölümde de bahsettiğimiz gibi dış mekanda yapılması 1950'lerin sonunu buldu demiştik.
Nedeni de boyaların hazır halde satılmadığıydı.
Ressamlar boyalarını atölye ortamında kendileri yapıyordu.
Nasıl yapıyordu peki?
Boya pigmentlerinin tozlarını bezir yağı denilen yani bildiğimiz keten yağı ile ezerek ve karıştırarak üretiyorlardı.
Ancak boyalar teneke tüplere koyulup satılmaya başlandığında ressamların da işi oldukça kolaylaştı doğal olarak.
Yağlı boyanın üretimiyle de ressamların doğada ya da açık alan...
Mone bir süre sonra kendi imkanlarıyla yani elindeki çizimleri satarak tekniğini ilerletmek ve yeteneğini geliştirmek için Paris'e gitti.
Burada Academy Suzy adında bir atölyeye kaydoldu ve Edward Manet ile ve dönemin diğer ünlü ressamlarının atölyerini ziyaret ederek onlarla aslında tanışmış oldu.
Daha sonra kendi kaydolduğu atölyede Camille Pissarro, Paul Cezanne gibi ressamlarla kaynaştı.
Onlarla arkadaş oldu. Sanat hakkında aynı görüşe sahiplerdi ve bir ekip gibilerdi.
Onlar da resmin doğrudan hayatın içinden yani doğada yapılması gerektiğine inanıyorlardı ve bu yüzden çok iyi anlaşmışlardı.
1861 yılında Monet, 7 yıl sürecek bir anlaşma imzalayarak Fransız ordusuna katıldı ve ilk olarak göreve Cezayir'e gönderildi.
Askerde de bol bol resim yapıyordu.
Hatta Cezayir'e özgü ışığın, yoğun renklerin ve egzotik kültürün resim stilinin gelişimini etkilediğini dile getiriyordu hep.
Askerlik hayatını can sıkıcı bulsa da resimleri ve gelişimi onu mutlu ediyordu doğal olarak.
Deneyimlerinden bahsederken şöyle bir cümle kurmuş hatta.
Ben okuyunca çok garip bir şekilde heyecanlandım.
Sürekli olarak yeni şeyler gördüm.
Boş vakitlerim... gördüklerimi resmetmeye çabaladım.
Bilgimin ne derece arttığını ve vizyonumun ne seviyeye vardığını hayal edemezsiniz.
Başta tam olarak ben de bunun farkında değildim.
Burada yakaladığım ışık ve renk izlenimleri kendisini hemen belli etmedi.
Fakat gelecek dönemlerdeki araştırmalarımın ilk nüvelerini içeriyordu.
Mone ciddi anlamda vizyonuna vizyon katmak isteyen, araştırmacı bir insandı.
Hiçbir boş vaktini öylesine geçirmek istemiyordu ki gelişmesinde önemli olan şeylerden biri de buydu.
Hayatı boyunca çok çabaladı.
Cezayir'deki görevindeyken ufak bir...
Rahatsızlık geçirdi ve bu yüzden Fransa'ya geri dönmek zorunda kaldı.
Ve resim yapmak için çeşitli gezilere çıktı iyileştikten sonra.
Monet çıktığı gezilardan birinde Johan Barthold John Kite adında bir ressamla tanıştı.
Ve bu adam için Bodin'den aldığım eğitimi John Kite ile tamamladım.
O andan itibaren benim gerçek ustam o oldu demişti.
Bu arada halası Monet'in askerliğini ikinci yılında onun sözleşmesinin feshedilmesini sağladı.
Ancak tek bir şartı vardı.
Monet'in üniversitede sanat eğitimi almıştı.
ve Paris'te saygın bir ressamla çalışmalarının sürdürmesi.
Monet bunu kabul etti ve halasının yönlendirdiği ressam sayesinde Paris salonunda açılan bir sergide ödül kazanan bir ressam olan Charles Gleyer adında bir ressamın atölyesine kaydoldu.
Bu ressamın atölyesinde iki yıl kaldı ve akademide izlenimci arkadaşları olarak Reneur Sisley ve Basil ile tanıştı.
Bu isimler de empresyonizm akımının önemli isimlerinden bu arada arkadaşlar.
İzlenimciliğin temellerini bu noktada at sayılır aslında.
Işığın kullanımını, o kırılan renkleri ve hızlı fırça darbeleri hakkında yeni fikirleri bu süreçte öğrenmişti.
Daha sonra Monet Arkadaşı Basil ile birlikte açık hava resimlerinde ışığın özel kalitesinden yararlanmak için Normandiya'ya geri gitti.
Bu dönemde genç Monet oldukça üretkendir.
Durmadan çalışıyordu ve bütün gününü açık havada resim yaparak geçiriyordu.
Ve doğanın anlık değişimlerinden oldukça büyüleniyordu.
Babasıyla arası hiçbir zaman çok iyi olmadı ve...
Geçirdiği yazın sonbaharında ailesini ziyaret ettiğinde babasıyla çok ciddi bir tartışmaya girdi ve babası Mone'ye def olmasını ve uzun bir sürede dönmemesini söyledi.
Maddi sıkıntılar içinde olan Mone için bu durum zorlayıcı olsa da arkadaşı Basil, Mone'nin Paris'e geri dönmesi için ona bilet aldı ve bir atölyeyi paylaşmayı önerdi.
Merkezde bulunan bu atölyenin konumu Monet'e kır ve denizin verdiği türden bir ilham vermişti ve Monet şehrin sayısız resmini yapmaya başladı.
Sürekli her yeri gezerek resim yapıyordu ve bu süreçte Camille ile tanıştı.
Figür resmini geliştirmesi için Monet'in modeli ama aynı zamanda sevgilisiydi bu kadın.
Monet Kamil'in çok fazla resmini yapmıştı.
Hatta bazı resimleriyle ünlenmişti diyebiliriz.
Bu arada Edouard Monet'in çalışması salon sergisindeki jüri tarafından reddedilmişti.
Yine bir önceki bölümde anlatmıştık.
Tam o dönemlere denk geliyor bu dönem.
Ve reddedilenler salona adlı başka bir sergide sergileniyordu çalışmaları.
İşte bu reddedilen resim yani kırda öğle yemeği resmi Monet'i derinden etkilemişti.
Ama çok garip bir olay yaşamışlardı.
Monet'in bir çalışması başka bir salon sergisinde sergilenirken...
İsimlerinin benzerliği nedeniyle övgüyü Eddard Mane almıştı.
Ama Mane bu övgü yüzünden sevinmek yerine öfkeye kapıldı.
Çünkü taklit edildiğini düşünüyordu ve şöyle bir cümle kurmuştu hatta.
Alçak resmimi taklit eden bu sokak çocuğu da kim?
Yani böyle bir şey dedildiği duyulmuştu.
Ve iki ressam resmen birbirine karıştı anlayacağınız.
Ama Mone yani bizim Mone'miz Mone'nin donuk ton kullanımı ve saf renklerini olan hayranlığını hiç gizlemedi.
Önceki tatsız olaya rağmen giderek artan bir beğeniyle Mone'den etkilenmeye başladı ve böylece Mone'nin etkisiyle daha parlak ve daha canlı bir palete sahip oldu.
Resimlerine de bu renkler yansıdı elbette.
Bu salon sergisinde Mone Monet ile karıştırılsa da oldukça olumlu tepkiler aldı aslında.
Beğeni alan resmi gelecekteki karısı olan Camille'i gösteren 1866 tarihli yeşil elbiseli kadın resmi.
Bu resimdeki başarısından sonra manzara içinde figürlerin yer aldığı başka çalışmalar üretmeye koyuldu.
Gelelim biraz magazinsel kısımlara.
Bu süreçte Camille hamile kaldı ve Jean adında bir oğulları oldu.
Monet'in babası tabii ki bu durumdan pek hoşlanmadı ve oğlunu aile mirasından yararlanmak istiyorsa Camille'i bırakması gerekiyordu.
gerektiği yönünde tehdit etti.
Monet de babasını itaat eder gibi görünmek istediği için Camille'i Paris'te bıraktı ve halasının yanına geri yerleşti.
Camille'e de ailesinin yanına dönmesi gerektiğini ve kendisine gerektiği miktarda para ileteceğini söyledi.
Ancak Camille doğum yaptıktan sonra Monet tabii ki çok sevindi.
Bu arada evli değillerdi.
Bu yüzden Monet'in babası bu duruma çok kızmıştı.
Aynı şekilde Camille'in ailesi de.
Jeannie ve Camille'i yanına alarak onlarla yakından ilgilendi.
Sonrasında çok zor bir dönemden geçtiler.
Monet, Jeannie, oğlu olarak kaydetirdi ancak Camille'le nikah kıymadığı için iki tarafında ailesi maddi desteklerini tamamen kesti.
Monet'in aldığı siparişler elbette oluyordu bu süreçte.
Resimlerinin yeterince değerli görünmediğini düşünüyordu ama hatta bir süre boyunca sadece tek bir kişi tablolarını düzenli olarak alıyordu.
Ancak ailesini geçindirmeye tabii ki yetmiyordu.
Bir süre sonra da Monet Camille'le evlendi.
Resim çalışmalarına bir gün bile ara vermedi bu arada.
Monet çok hırslı bir adamdı.
Zaten birazdan da göreceksiniz anlatık.
O dönemler Rusya-Prusya Savaşı'nın olduğu dönemlerdi.
Uzun bir anlaşmazlık döneminin ardından yaşanan diplomatik sorunlardan dolayı Napolyon Prusya'ya savaş ilan etti.
Monet de bazı sorunlardan dolayı savaşa çağrılabilirdi.
Bu yüzden ailesiyle beraber İngiltere'ye sığındı.
Bu savaş süreci de Monet'i oldukça etkiledi.
Çünkü arkadaşlarından Reneur askeri alınmıştı ve Basil savaşta hayatını kaybetmişti.
Ancak İngiltere'ye taşınması Monet'in sanatına fayda da sağlamıştı.
Orada çeşitli resmen... ve eserleri satılmaya başlamıştı ve arkadaşlarıyla birlikte üretmeye...
Devam ediyordu. William Turner'ın resimlerinden oldukça etkileniyordu bu arada ve bu etkileri kendi resimlerine de yansımıştı.
O dönemki resimlerinde bunu görmek mümkün.
Londra'da geçirdiği süreden sonra İngiltere'yi de terk etti ve Hollanda'ya taşındı.
Londra'nın aksine Hollanda'da daha da üretken oldu.
Ekonomik durumu giderek düzeliyordu.
Babası da öldükten sonra kendisine küçük bir miras kalmıştı.
Ancak metresiyle yakın zamanda evlendiği için yani babası mirasın payı biraz azalmıştı.
Bu arada eşi Camille zengin ailelerin kızlarını Fransızca dersleri vermeye başladı ve ailesinden ona da küçük bir miras kaldı.
1871 yılında Fransa'ya geri döndüler ve savaşın verdiği yıkım Monet ve ailesini bir hayli etkilemişti.
Bu süreçte doğal ve yapay nesneleri resimlerinde birlikte işlemeye başladı ve renklerin kendisinde hissettirdiği duyguları da tuvaline yansımaya başladı.
1879'da Monet'in kazancı önceki yıllara kıyasla iki katına çıkmıştı ve o dönemki çalışmalarında yenilenen enerjisini çok net gösteriyor bizlere.
Resimleri satılıyor, işte ressam arkadaşlarıyla sık sık görüşüyor ve sergilere hazırlanıyordu durmadan.
Sergilerin bazıları başarılı olmadı doğal olarak çünkü hala akademik tarzı, geleneksel tarzı bırakmak istemeyen bir toplum mevcuttu.
Sanat eleştirmenlerinin olumsuz görüşlerinden...
Asla yılmadı ve büyük bir azimle ve daha da canlı renklerle üretmeye hep devam etti.
Bir tekne kiralamıştı ve doğanın ışık değişimlerini, böyle suyun o görünümünü Yüzen Atölyesi'nde de bol bol resmetti.
Bu arada arkadaşlar beğenilmemek Mone'de daha fazla hırsa sebep oluyordu.
Ve bu durumun... asla cesaretini kırmasına izin vermedi.
Hep çalıştı, hep çabaladı.
Ekonomik durumu iyileştikçe biraz daha büyük bir eve taşındılar ve evine yardımcılar alarak bulunduğu alanı daha da güzelleştirmeye hep devam etti.
Örneğin evinin büyük bir bahçesi vardı ve bahçıvan tutup bu bahçesine çok güzel baktı.
Kendisini aşçı tuttu, hep daha iyi şaraplar sipariş ediyordu.
Bu arada Monet yemeğe de ilgisi olan bir adamdı.
Hatta Paris'te gittiği lokantalardan beğendiği yemeklerin tarifini bile istiyordu.
Bahçesine ektirdiği sebze ve meyvelerden faydalanırdı hep yemeklerde ve arkadaşlarını sürekli yemeğe davet ederdi.
Onlarla beraber vakit geçirmek ona çok büyük keyif verirdi.
Ancak durumu hala çok iyi değildi ekonomik durumu yani.
Bir iyi bir kötü gidiyordu.
Değerini bilen insanların sayısı az olduğu için resimlerini sadece onlar satın alıyordu.
Çünkü izlenimcilik hala halk tarafından çok fazla rağvet görmüyordu.
Bir anda ekonomik şartları kötüleşmeye başladı ve o dönemde yaptığı resimler hayatının başka hiçbir döneminde olmadığı kadar koyulaşıp kasvetli bir hal almıştı.
Monet sadece doğayı değil, doğanın kendisinde uyandırdığı hisleri resmediyordu demiştik.
Bu yüzden bur halinin yarattığı renkleri resimlerinde az çok görebiliyoruz.
İşte bu dönemin getirdiği sıkıntılar da resimlerine yansımıştı.
Sargilere katılıyordu ancak büyük bir başarı elde etmiş değildi henüz.
Yine de geçmişi oranla artık...
bazı eleştirmenler tarafından beğenilmeye başlandı.
Hatta Theodore Durrett adında bir eleştirmen İzlenimci Ressamlar adlı bir kitap yazarak izlenimciliğin adını böylece sanat tarihine kazandırmış oldu.
Monet 1876'da Ernest ve Alice çiftiyle tanıştı.
Bu insanlar iş insanıydı.
Aynı zamanda iyi de bir koleksiyonlardı ve durumları çok iyiydi.
Bir süredir de bunlar Monet'in çalışmalarını satın alıyordu.
Ernest Montgueron'daki şatosu için Monet'e büyük bir dekoratif panel siparişi ve bunun yanında da Küçük çalışmalar almıştı ondan.
Ancak Ernest iflas etti bir süre sonra ve sanat koleksiyonunu açık artırmada satmak durumunda kaldı.
Fakat Monet'in 16 adet çalışması oldukça komik ve küçük rakamlara satıldı bu açık artırmada.
Bu süreçte Camille de ikinci çocuğuna hamileydi ve doğurduktan sonra Camille oldukça zayıf düştü.
Ve yardım için Monet Ernest'e yazdı.
Mektupta bir bebeğimiz daha oldu ve ben tamamıyla meteliksizim.
Anneyle bebeğin alması gereken tıbbi bakımın maliyetini...
Bu mektuba karşılık da Ernest, Mone'yi ve ailesini evine aldı ve birlikte yaşamaya başladılar.
Alice de Camille'in ve bebeğinin bakımına yardımcı olacağı için Mone açısından bu durum oldukça iyi olacaktı tabii.
Bu arada Alice çok koca yürekli bir kadınmış.
Yani her ne kadar sonrasında Mone ile evlense de ki yapacak bir şey yok bence doğal bir durum.
Mone'nin borçlarını ödemesi için kendi birikimini ona vermiş ve onlara ciddi anlamda yardım etti.
Mone bu sürede durmaksızın çalışmaya devam etti tabii ki ve o kış son derece ağır geçiyordu.
Ama Mone yine de sert hava koşullarına rağmen karda kışta resmi yapmaya hep devam etti.
Hatta o dönemki resimlerinde de görüyoruz bunu.
Bu resimlerde ne bir güneş var ne bir böyle canlı gökyüzü ne de canlı varlıklar.
sadece ıssız manzaralar, bol bol kar ve soğuk gri tonlar var hep bu resimlerinde.
Bir süre sonra Kamil tüberküloz nedeniyle hayatını kaybetti.
Bu durum Mone'yi mahvetmişti ama karısını ölüm döşeğinde bile resmetti.
Onu hızla ve makine gibi çizmişti.
İçine döktüğü mektuplarından birinde şöyle yazıyordu.
Şafak vakti kendimi sevgilim olmuş ve daima öyle kalacak olan kadının yatağının başucunda buldum.
Gözlerim onun acıklı şakaklarına sabitlenmişti ve kendimi Gölgeleri ve renk nüanslarını gözlemlerken yakaladım.
Çehresine ölüm düşmüştü.
Maviler, sarılar, griler ne olduğunu bilmiyorum içinde bulunduğum durum buydu.
İçimde bir istek belirdi bizden sonsuza kadar ayrılırken onun görünümünü kaydetmek.
Fakat bu çok iyi bildiğim ve sevdiğim yüzümü resmetme fikri oluşmadan önce beni sarsan bu renkleri organik otomatik bir hisle algıladım.
Ne yazık bana dostum yazmıştı.
Camille'in ölümünden sonra Monet Alice ile yaşamaya devam etti.
Alice'in kocası nerede diyeceksiniz.
Adam Belçika'ya kaçmış arkadaşlar ve orada da hayatını kaybetmiş.
İkisinin de hayatını kaybetmesinden bir süre sonra Alice ve Monet evlendi.
Alice hem kendi çocuklarına hem de Monet'in çocuklarına bakıyordu.
İkisi de büyük bir yağış içindeydi fakat Monet...
bir daha asla yoksulluk çekmemek için kendisine bir söz verdi.
En güzel eserlerini yaratmak için eskisinden de çok çalışmaya başladı ve eski üslubunu arkasında bırakarak doğanın daha bozulmamış ham.
görünümlerine odaklandı.
Kederi ve endişesinin ağırlığı altında ezilmemeye karar verdi ve olgun, güçlü ve eksiksiz bir sanatçı olmanın ilk adımlarını böylelikle attı.
Fransa'yı baştan aşağı gezmeye ve gördüğü her yeri resmetmeye başladı bu süreçte.
Daha sonra Akdeniz'i dolaşarak İtalya'da gördüğü yerleri resmetti.
Akdeniz ona çok güzel bir ilham vermişti.
Renk kullanımlarının açısından çok özgün buluyordu Akdeniz'i.
Resimlerini gittikçe eleştirmenler tarafından Beğenilmeye başladı ve sergileri de çok başarılı geçiyordu.
Bu süreçte Vincent Van Gogh'un kardeşi sanat tercihi olan Theo Van Gogh ile yolları kesişti.
Hatta Van Gogh bir mektubunda Theo'ya Mone'de bazı güzel şeyler göreceksin yazmıştı.
Mone artık genç sanatçıların onun ilham verici bulmasından dolayı kibre kapılmıyordu.
Aksine kendisinden beklenen standardı koruyamayacağı için korkuyordu.
Theo ile anlaştı ve bir galeri adına Theo Mone'den bolca tablo satın aldı.
Mone ismi duyulmaya başlayınca beğenilerin yanında eleştiriler de artmaya devam etti.
Ancak o ne yaptı?
Tabii ki asla pes etmedi.
Bu arada gerçekten hiç pes etmeyen bir adam yani.
Sürekli bir savaş, sürekli bir uğraş içerisinde.
Rodin gibi çeşitli ressamlarla sergileri açtı ve bu sergiler çok büyük başarı sağladı.
Ve artık Monet tanınan bir ressam haline gelmişti.
Bu süreçte de Saman Balyaları serisini yapmıştı ve bu seri oldukça beğenilen bir seriydi.
Zaten bu serilerle artık ünlü olmaya başladı ve böylelikle seri resimler yapmaya karar verdi.
Yani tek tek yapmaktansa bir resmin farklı ışık...
görünümlerini ele almaya başladı.
Atıyorum saman bayraları resmini hem gündüz hem gece hem akşam hem gün doğumunda ya da hem gün batımında böyle farklı farklı şekilde resmetmeye başladı.
Farklı eserleri de aynı şekilde.
resmetmeye başladı. 60'lı yaşlarına yaklaşırken maddi güvenceye ulaşmış, başarılı bir sanatçıydı artık.
Uluslararası sanatçılar topluluğu için açılan sergilerde yer alıyordu resimleri.
Bu arada Monet resimlerinde Japon sanatı ve desenlerine olan hayranlığını da açıkça belli ediyordu.
Alice ve çocuklarla beraber Giverny'e taşındılar hatta ve burada havuzu ve bahçesi olan bir ev kiraladılar ve bu bahçeyi de Japon tarzında oluşturdu.
Resimlerine de bol bol taşıdı bu tarzı.
Geri kalan ömrünün büyük kısmını da bu yeşerttiği bahçeyi resmederek geçirdi.
Ot Yığınları adlı serisi de bu bahçedendi bu arada bilenler için.
Farklı yönlerden ve günün farklı saatlerinde resmetti bu seriyi.
Dünya çapında tanınmaya başlayan varlıklı bir sanatçıydı artık ve buna rağmen Mone bahçeyle ilgilenme arzusunu hiç kaybetmedi.
Havuzuna bir Japon köprüsü bile yaptırmıştı hatta ve bahçesindeki çiçekler Bu köprü onun için tükenmez bir ilham kaynağı haline gelmişti.
Pek çok gününü bahçesindeki şövalyesinin başında resim yaparak geçiriyordu.
Hep yaptığı gibi. Hatta bu ona şifa veren bir deneyimdi.
Yani öyle görüyordu bunu. Bu arada Nilüfer serisine başlamıştı.
150 tane Nilüferdi yanlış hatırlamıyorsam.
Ancak bunlardan sadece 80 tanesine tamamlandığı biliniyor.
Tabii ki bahçesine kapanmadı.
Yine ara sıra gezilerine devam etti.
Bu hani pek yerinde durabilen...
bir adam değildi.
Zaten üretmeden de yaşayamazdı.
Bir süre sonra Alice hayatını kaybetti ve ondan birkaç yıl sonra da Monet'in oğlu Jean hayatını kaybetti.
Monet onların ölümünden sonra çok zor seneler geçirdi.
Hatta aylar boyunca hiçbir şey yapamadı.
Hiç resim yapmadı. Bir arkadaşına yazdığı bir mektupta zaman geçiyor ve ben acılı varlığımın üstesinden gelemiyorum demişti.
Yılın sonunda da başka bir arkadaşına resim yapmayı sonsuza kadar bırakacağını söylemişti.
Jean ölmeden önce Monet Venedik için bir sergiye hazırlanıyordu.
Ve Jean'in eşine yazdığı bir mektupta bugünlerde yapabildiğim tek şey pek çok Venedik resmini berbat etmek.
Hepsini imha etmek zorunda kalacağım.
Çok üzücü. Onları sevgili Alice'inle geçirdiğim mutlu günlerin hatıraları olarak oldukları gibi bırakmalıydım demişti.
Ama buna rağmen tuvalleri üzerinde yavaş yavaş çalışmaya başladı.
Bitirdikten sonra da bu çalışmalar sergilendi.
Bu arada Jean hastayken Monet'in de bir gözü kör olmuştu.
Uzmanlar katırak teşhisi koydu.
Ancak ameliyat edilmeyi...
Mone görüşünü tamamen kaybetmekten korktuğu için ameliyat olmayı reddetti.
O sıralar Birinci Dünya Savaşı'nın yaşandığı yıllardı ve Michel adındaki diğer oğlunun da hastalanmasıyla bu Alice'in oğlu bu arada evine kapanmıştı artık seyahat de etmiyordu sadece bahçesini resmetmeye devam
etti. Fakat bu sefer daha büyük tuvallere yani devasa tuvallere çalışıyordu.
Körlük tehlikesi de gittikçe artıyordu ve bir mektubunda yine bir arkadaşına bir daha hiçbir şeyi göremez olmadan önce her şeyin resmini yapmak isterdim demişti.
Artık sağ gözü tamamen göremez haldeydi.
Sol gözü ise %10 oranında görebiliyordu.
Bir yıl sonra da pek de seçim şansı olmadan 4 ameliyat geçirdi.
Görüşü tamamen düzeldi ve yine deliler gibi çalışmaya devam etti.
85. doğum gününden hemen önce devasa tuvalleri üzerine çalışıyordu ve bu tuvalleri Güzel Sanatlar Bakanlığı'na karneyle dağıtılan kömür karşılığında bağışlayacaktı ama devasa tuvayleri
henüz kurumamıştı. Ertesi yıl 86 yaşındayken de akciğerindeki doku sertleşmesinden dolayı hayatını kaybetti.
Monet daima doğadan esinlenerek çizimler yapıyordu.
Doğa onun bir tutkusuydu.
dünyayı hep tuvalinin arkasından güneş ışınlarının yansıttığı şekliyle gördü.
Wooden ile tanışıp yaşadığı bölgeyi açık alanda resmetmeye başladığı ilk günden ölümüne dek hiç durmadan tükenmeyen bir tutkuyla binlerce eser üretti.
Kariyerinin başlarında sanat anlayışıyla alay edilmiş ve kötü eleştiriler almış olsa da hiçbir zaman tam anlamıyla erişemediğini hissettiği ideale yaklaşmak için yaşamı boyunca gayret etmeyi hep sürdürdü.
Azmi hiç azalmadı ve hiçbir zaman kibirli ya da yaptıklarıyla yetinen biri olmadı.
Yaşamının tamamında 2000'e aşkın resim ve 500'den fazla desen üretti.
Birlikte çalıştığı tüm sanatçılar gibi onun da çizgisi özgündü.
Dikkati ve kararlılığı onu yönlendirdi ve üretkenliğini sürdürdü.
Yoksulluk ve anlayışsızlık girdabında sanatı için acı çekerek resimdeki yerleşik kalıpları reddetti ve çağının avantgard tarzını oluşturdu.
Bununla birlikte yaşadığı 86 yılın sonunda sabırla ilerlemiş bir usta ve tüm zamanların En popüler sanatçısı olarak kabul edildi.
Ay biraz duygulandım galiba.
Moine'nin hayatı gerçekten olağanüstü doluydu arkadaşlar.
Fransa'nın ve Avrupa'nın hemen hemen her yerini gezdi.
Ve nereye gittiyse gördüklerini yorumlamaktan asla bıkmadan üretken biçimde resmetti.
Yaratıcılığı sınırsızdı.
ve sanatı çağına göre bir devrim niteliğindeydi.
Bugün çoğumuz tepsiler, şemsiyeler, tişörtlerden dünyanın dört bir yanındaki müze ve galerilere kadar milyonlarca yerdeki kopyasıyla ticarileşen Monet çalışmalarını artık duyarsızlaştırılmış
durumdayız. Giderek ticarileşen bir dünyada bu durum her başarılı sanatçı için önemli bir sorun maalesef.
Monet'i ve resimlerini yeterince anlamak bu usta ressamın sanatsal gelişimini yorumlayacak.
Yeni bir bakış açısı gerektiriyor.
Monet son mektubunda şunları yazmıştı.
Çalışmama dönmek için paletimi ve fırçalarımı hazırlamayı düşünüyordum ama ilerleyen hastalığım ve artan ağrılarım buna engel oldu.
Umut etmekten vazgeçmiyorum.
Kendinize güzel bakın, sanatla kalın arkadaşlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
