
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Gustav Klimt'in göz kamaştırıcı sanatı, sadece estetik bir deneyim sunmakla kalmıyor, aynı zamanda insan doğasının derinliklerine ve aşkın dokusuna dair evrensel soruları sorguluyor. Bu bölümde, sadece bir sanatçının yaşamını ve eserlerini değil, aynı zamanda Klimt'in dönemi ve toplumsal bağlamını da keşfedeceğiz. Beethoven için yaptığı frizlerden, dönemin muhafazakar Viyana'sında yarattığı skandallara kadar pek çok konuyu dinlemek için altın rengi detaylarla dolu bir ressamın dünyasına adım atıyoruz.
Beethoven Frizi: https://youtu.be/FrRxfiMtbHs?si=givqv3reY-8gF8az
Instagram: belleginlambasipodcast
Reklam ve iş birlikleri için: belleginlambasipodcast@gmail.com
Transkript
Altyazı M.K.
Bugün sanat tarihine adını altın harflerle yazdıran Gustav Klimt'den bahsedeceğiz.
Gerçekten altın ama.
Onun eserlerindeki altın detaylarını hepimiz biliyoruz.
Bu bölümde de çocukluğundan sanat eğitimi ve kariyerine, ünlü eserlerin toplum üzerindeki etkisinden Art Nouveau akımına kadar birçok farklı konuyu ele alacağız.
Hazırsanız başlıyoruz.
Klimt'in yaşadığı dönem sanatın her alanında değişimin yaşandığı yıllardır aslında.
Özellikle resim ve mimari tarihte hiç görülmediği kadar hızlı bir değişim gösteriyor bu yıllarda.
19. yüzyılın ikinci yarısı tüm Avrupa'da hem çürümenin hem de tuhaf bir rönesansın yaşandığı yıllardı.
Resim alanında da özellikle devrimin yaşandığı yıllardı.
Önceki bölümleri dinleyenler hatırlar belki resimlerde soyluların yerine sıradan insanlar, venüs ve nemflerin yani perilerin yerine hayat kadınları, gün ışığının yerine sis ve loş
bir aydınlık, derinliğin yerine tek boyutluluk ve klasiğin yerine avantgard alıyordu.
Adı sonradan Art Nouveau olarak anılacak bu yeni sanat anlamına gelen akım, Avrupa'nın büyük başkentlerinde farklı isimler altında klasik sanatı tahtından etmeye hazırlanıyordu.
Gustav Klimt'e geçmeden çok...
Ufak Art Nouveau'dan bahsetmek istiyorum.
Art Nouveau benim en sevdiğim akımların başında geliyor.
Bir sürü akımı çok seviyorum ama Art Nouveau'nun gerçekten yeri bambaşka.
Tıpkı sürrealizm gibi. Az önce de bahsettiğim üzere yeni sanat anlamına gelen bir akım.
19. yüzyılın sonlarından 20.
yüzyılın başlarına kadar Avrupa ve Amerika'da.
etkisini göstermiş bir sanat ve tasarım akımı bu.
Öncelikle sanatçılar doğadan ilham alıyor.
Bitkiler, çiçekler, yapraklar gibi organik formları süsleyerek tuvallerine aktarıyorlar.
Süslemelere ve dekorasyona zaten çok büyük önem veriyorlar.
Mobilyalar, seramikler, metal işçilikleri ve diğer sanat formları çok suslu ve karmaşık desenlerle kaplı hep.
Detaylı bir işçilik görüyoruz zaten.
Buna da çok önem veriyorlar. Ayrı bir bölümün konusu olduğu için çok detaya girmeyeceğim ama kabaca böyle...
Öyle bilmeniz şimdilik bizim için yeterli.
Viyana, Art Nouveau'nun çok konuşulduğu kentlerden biri.
Habsburg Hanedanlığı o dönemde Viyana ile birlikte Avrupa'nın çeşitli ülkelerini yüzyıllar boyunca yönetmiş bir hanedanlıktır.
Hanedan içi evlilik politikası sayesinde de Avrupa'da hüküm süren en güçlü aile durumuna geliyorlar.
Viyana kuşatmasından belki hatırlarsınız bu aileyi.
Bu hanedanlığın soylu ve muhafazakar değerlerine kent halkı artık...
kaldıramaz hale geliyor. Viyana dıştan parlak görünse de içi yosun tutmuş bir halde.
Soylular sokakta modern kıyafetlerle gezerken evlerinde resmen Orta Çağ'ı yaşıyorlar aslında.
Kent, daha doğrusu halk, yeniliğe ve değişikliğe susamış bir halde anlayacağınız.
Psikanalizin mucidi Freud, fikirleriyle geleneğe savaş açarken, Koloman Moser, Josef Hoffman, Max Cuswell ve Gustav Klimt tasarımlarıyla geleneğe savaş açıyor.
Önce biraz Klimt'in hayatından bahsedelim.
Klimt, 14 Temmuz 1862 yılında Viyana yakınlarındaki Baumgärten'de ailenin ikinci çocuğu olarak doğuyor.
İki erkek ve dört kız kardeşe sahip, annesi Anna besteci olmak isteyen ancak bu hayalini hiç gerçekleştirememiş bir kadındı.
Babası Ernst ise bir gravür sanatçısıydı.
Kuyumcularda satılan altınları oyarak işleyip tekrar kuyumculara veriyordu.
Klimt 14 yaşına geldiğinde Viyana Sanat ve Zanaat Okulu'na gidiyor.
Bu durum onun sanatal yaşamını çok önemli ölçüde şekillendiriyor tabii ki.
Bu okulda mimari çizim dersleri alıyor ve bu derslerin yanı sıra Viyana zamanının önde gelen sanatçılarından biri olan tarih resimleriyle ünlü Hans Makart'tan Dersler alıyor.
Diğer sanatçılar gibi okul yıllarında geleneğe karşı çıkmıyor Klimt.
Aksine muhafazakar eğitimi ilkelerini çok kolayca kabul ediyor.
Kardeşi Ernst ile aynı okulda okuyor bu arada ve bir yakın arkadaşları daha var Franz adında.
Bu üç genç adam okudukları süreçte Künstler Campaign adında bir şirket kuruyorlar.
Ve bu şirket içerisinde sipariş üzerine resim yapmaya başlıyorlar.
Döneme göre çok büyük siparişler alıyorlardı.
İmparator ve imparatoriçenin evliliklerinin gümüş yılı kutlamaları için düzenlenen çeşitli törenler için süslemeler yapmışlardı örneğin.
Tabii ki Gustav'ın yaptığı çalışmalar hemen dikkat çekiyordu.
Carlsbad'daki kaplıcalar için tavan resmi siparişi de almışlardı.
Anlayacağınız bu üç genç sanatçının işleri oldukça iyi gidiyordu.
Hatta Gustav Viyana'da Burg Teatr'da yapılan duvar resimlerine katkılarından dolayı İmparator Franz Josef'ten Altın Haç ödülünü almıştı.
Tam da doğru adama verilmiş bir ödül.
değil de nedir soruyorum sizlere.
Bu süreçte Münih ve Viyana Üniversitesi Fahri üyesi de olmuştu.
Hayatında her şey çok güzel gidiyordu bir bakıma.
Ta ki kardeşi Ernst ve babası Ernst ölene kadar.
İkisinin de adı Ernst bu arada.
Çok sevdiği kardeşi ve babası 1892 yılında öldükten sonra da Gustav kardeşinin hamile olan eşini ve kendi ailesini himayesi altına alıyor.
Maliye sorumlulukları üstlendiği için biraz zor zamanlar geçiriyor bu süreçte ancak yaşadığı bu süreçler onun sanatsal vizyonunu da derinden etkiliyor.
Bu trajede onun hem kariyerini hem de yaşamını değiştiriyor bir noktada.
1897 yılında sanatsal yenilikleri teşvik eden bir sanatçı grubuyla birlikte Sezasyon adı verilen akımı kuruyorlar.
Yani bildiğimiz Art Nouveau aslında.
Ancak akımın ilk ismi Sezasyon olarak biliniyor o dönemde.
Art Nouveau Viyana'nın altın çağıydı arkadaşlar ve Gustav grubun seçilen ilk başkan olarak çeşitli sergiler açtırıyordu.
Ve bu sergiler de oldukça başarılı geçiyordu aslında.
Grup sergilerinden elde ettikleri gelirle kendi binalarını bile inşa ettirmişlerdi.
Anlayacağınız Klimt giderek ün kazanmaya başlıyordu.
Ancak bir yandan da benimsediği akademik resim anlayışından uzaklaşıyor, yeni denemeler, yeni arayışlar peşinden gitmek istiyordu ve sanatında farklı denemeler yapmaya başlamıştı.
Bu arada Art Nouveau, sürrealizm, sembolizm ve bunlar gibi birçok sanat akımı orta çağdaki gibi Altyazı M.K.
Diğeri başlayan hareketler değildi.
Daha önce de bahsetmiştim.
Fransa'da bir akım, İspanya'da bir akım, İtalya ve Almanya'da bir akım varlığını sürdürürken Viyana'da da Art Nouveau varlığını sürdürüyordu.
Neredeyse aynı tarihlerde var oluyorlardı aslında.
Örneğin Freud psikanalizi kurduğunda sürrealistler ondan etkilenmişlerdi.
Freud o sıralar Viyana'da yaşıyor ve çalışmalarını sürdürüyordu.
Art Nouveau sanatçılarıyla aynı atmosferi hatta aynı dönemi paylaşıyorlardı yani.
Ve hep dediğim gibi birbirlerine etkilenen akımlar kadar birbirlerine tepki olarak ortaya çıkan akımlar da bulunuyordu.
Viyana'da Art Nouveau deyince aklımıza gelen isim Gustave Klimt iken İspanya'da bu isim Antoni Gaudi idi.
Elbette bir Gaudi bölümü de gelecek bu arada onu es geçemem asla.
Klimt Bu hem bir yaşamı benimsemişti ve Viyana'nın da kültür-sanat ortamında dikkatleri üstüne çeken bir isim haline gelmişti artık.
Kentin çoğunluğunu Yahudiler oluşturuyordu ve yüksek sosyata bile Klimt'i ilgi ve merakla takip ediyordu.
Etrafında onu seven çok fazla dostu vardı ve tabii ki kadınlar da vardı.
Ancak Klimt pimpirikli, kaygılı hatta neredeyse hastalık hastası bir yapıya sahip bir adamdı.
Yaşamı boyunca sayısız kadınla ilişki kurmuştu hatta pek çok gayri...
meşru çocuğu da vardı ancak hiç evlenmedi.
Annesi ve kız kardeşleriyle birlikte bir apartman dairesinde yaşamaya devam etti.
1890'ların başında hayatının sonuna kadar arkadaşı olacak Emily Flogy adlı bir moda tasarımcısıyla tanışıyor.
Bu kadın ölen erkek kardeşinin karısının kız kardeşi bu arada.
Bazı kaynaklarda sevgilisi olduğu da söyleniyor.
Hatta Emily'e yazdığı mektuplarda sevgisini ifade eden böyle kanatlı kalp izimleri yer alıyormuş.
Ancak herhangi bir aşk söylemi bulunmuyormuş.
Tabii Emily mektupları yok ettiyse bilemeyiz.
Yine de tek eşliliği benimsemediği için bu tezi çürütenler de var.
Orası ayrı. Pek kesin değil bu durum.
The Kiss adıyla bilinen o meşhur öpücük tablosunu bir gözünüzün önüne getirin.
İşte oradaki kadın ve hatta diğer birçok...
Tablosundaki kadın Emily.
Kendisini sürekli model olarak kullanıyordu Klimt.
Emily de Klimt'in yaptığı tasarımları kostümlerinde kullanıyordu.
Adam genel olarak kadınlara aşık biri olarak karşımıza çıkıyor ve bir diğer aşık olduğu şeyde ne biliyor musunuz?
Kediler. Atölyesi yarı çıplak kadın modeller ve kedilerle doluymuş arkadaşlar.
Yani atölyesine gidenler her yerden kedi çıktığını görüyormuş.
Zaten resimlerinde de bunları görüyoruz bolca.
Kediler, çıplak kadınlar ve...
Tabii ki tabloları aslında bunlardan çok daha fazlası.
Sipariş üzerine yaptığı resim Viyana'da çok büyük skandalara sebep oluyor.
Klimt 1894 yılında Viyana Üniversitesi'nin büyük salonunun tavanını süslemek için 3 adet resim yapmakla görevlendiriliyor.
Bu 3 adet resim tıp, felsefe ve hukuk bölümlerine ithafen.
yapılmaya başlanıyor. İlk resmi yani felsefeyi 1900 yılında düzenlenen Sezasyon sergisini de bitirip kamuoyuna sunuyor.
Bir sene sonra da Tıp adlı resmini sunuyor.
Ancak resimlerdeki figürlerin hepsi nü modellerden ibaret.
Hepsi çırılçıplak. Hala muhafazakarlığın yer aldığı Viyana'da çıplak kadın bedenleriyle dolu bu resimleri gören Rector figürlerin mitolojik karakterler değil sokaktaki sıradan insanlar gibi göründüğünü
düşünüyor ve hepsini çok pornografik buluyor.
Mitolojik karakterlerin nü resmedilmesini sorun etmiyorlar tabii ancak sıradan bir insanın nü resmedilmesi oldukça rahatsız edici geliyor.
Bu da ayrı bir gariplik.
Neyse. Üniversite kurulundaki 83 kişiye göre de bu bedenler Kusurlu geliyor.
Örneğin felsefe resmindeki figürlerin kafası çok büyük ve itici bulunuyor.
Tıp resminde de aynı şekilde.
Sağlık tanrısı Asklepios'un kız...
Hayceya'nın figürünün cinsel organı açıkça belirgin bulunuyor.
Resmedilen konuların hiçbirinin tarihsel bir bağlamı olmadığı düşünülüyor.
Bunun üzerine Klimt'e resimleri değiştirmesi gerektiği söyleniyor.
Ancak Klimt kabul etmeyince Eğitim Bakanlığı'na başvurularak siparişin iptal isteniyor.
Yani bu resimler öyle bir skandal yaratıyor ki parlamentoda dahi tartışılan kültürel bir mesele haline geliyor.
İnsanlar... ilk baktıklarında verilen kavramla tuvalde gördükleri şeyin uyuşmasını ister.
Örneğin bana felsefeyle alakalı resim yapacaksan ben baktığımda o felsefeyi orada görmeliyim diye düşünür.
Ancak sanatçının kafasından ne geçtiğini asla bilemezsiniz.
Felsefe resmine baktıklarında gördükleri ve odaklandıkları tek şey çıplak kadın bedenleriydi.
Ancak aslında felsefe resmi Nietzsche'nin Tragedia'nın Doğuşu adlı kitabında bahsettiği gibi iyimser bir akılcılık üzerine kuruluydu.
Algıların mutlak olmadığını kabullenmenin öremini vurguluyordu.
Resimdeki seven, acı çeken, doğan ve ölen bedenlerin figürleri insanlığın tek mutlak kaderine varışının bir simgesiydi aslında.
Baş döndüren sonsuz boşluk içinde parlayıp sönen küçük yıldızlardı hepsi.
Böyle bir resimde çıplaklık Klimt'e göre insan algısının odaklanacağı öncelikli bir konu değildi.
Ancak tam da muhafazakar bir insandan bekleneceği şekilde davranmışlardı resmi eleştirenler.
Sadece çıplak kadın bedenine odaklanmışlar, resimdeki asıl anlatılmak istenen o derin algıyı görememişlerdi.
Sonuç olarak Resimler sergilenmedi ve bu sanatçının kabul ettiği son kamu siparişi oldu.
Bir daha asla kamusal sipariş almamaya yemin etti ve tabii ki yeminine sadık kaldı.
Bütün bu olaylardan sonra Klimt 1902 yılında Goldfish adlı bir resim yaptı arkadaşlar ve bu resmi de onu eleştirenlere ithaf etti.
Resme bir bakın ne demek istediğimi anlayacaksınız.
Resimde iki adet çıplak kadın figürü bulunuyor.
Ancak ön planda olan kadın sırtı dönük ve kalçalarını sergileyen bir duruşta oturuyor.
Ve yüzünde de böyle muzip bir gülümseme var.
Gerçekten böyle eleştirilere sanki size bir yerimle gülüyorum der gibi.
Bu olaydan sonra da yıllarca birlikte çalıştıkları yakın arkadaşı Franz ile arkadaşlığını sonlandırıyor.
Aynı süreçte imparatorun ilgisini de kaybediyor.
Hatta akademiye yaptığı eğitmenlik başvurusu bile üç kez reddediliyor.
O dönemin Viyana'sında bu resimlerin sona erdirdiği şeyler bunlarla sınırlı değildi tabii.
Özellikle yaşanan tartışmaların kamuoyuna yansıması, kültür ve sanat çevrelerinde uyandırdığı yankı, eski dönemin muhafazakar sanat bakış açısının derhal sona ermesi gerektiğini bir kez daha vurgulamıştı.
Bu yaşananlar aslında Art Nouveau ve diğer pek çok oluşumlardan sanatçıların çalışmalarında daha cüretkar olmalarını sağlamıştı.
Art Nouveau ve Klimt Avrupa genelinde sanatçılar tarafından adeta mercek altına alınmıştı.
Hatta öyle ki 1902 yılında Auguste Rodin, Viyana'ya geliyor ve Sezasyon grubunun sergisini ziyaret ediyor.
Bu sergide Klimt'in yaptığı Beethoven frizini görüyor ve inanılmaz etkileniyor.
Kendisinden 20 yaş küçük genç bir sanatçının zihninden resme yansıyanlar karşısında çok duygulanıyor ve hemen eserin sahibiyle tanışmak istiyor.
Birlikte bir kafeye gidiyorlar ve sanat üzerine saatlerce sohbet ediyorlar.
konuşmayı duyarak anılarını anlattığı bir kitapta bu konuşmaya yer veriyor.
Bu kitapta yazdığına göre bu konuşma esnasında Klimt kafadaki orkestradan Franz Schubert'ın bir bestesini çalmasını istiyor ve sohbete dalıyorlar.
Rodin Klimt'e doğru eğilip daha önce hiç böylesine çarpıcı bir deneyimim olmadı.
Trajik ve muhteşem Beethoven freziniz, unutulmaz, tapınakvari bir sergi ve şimdi de bu kadınlarla, bu müzikle Böyle bir bahçede bulunmak, tüm bu hissettiğim çocuksu mutluluk, bütün
bunlara sebep olan nedir diyor.
Ve Klimt ise ona eğilerek Avusturya cevabını veriyor.
Bu arada Beethoven frizinden biraz bahsetmek istiyorum.
Beethoven'ın bestelediği 9.
senfoni ilk kez 1824 yılında Viyana'da seslendirilmişti.
Senfoninin son bölümünde yer alan ve günümüzde de Avrupa Birliği'nin marşı haline gelen o lirik kısım Friedrich Schiller'ın Ode to Joy yani Neşeyi Övgü adlı şiirinden alınmıştı.
Bilmeyenler için kısa bir bilgi vereyim bu arada.
Beethoven geçirdiği rahatsızlıklar sonucunda işitme duyusunu kaybetmişti.
Bu yüzden bu efsane senfonisini hiç duymadan bestelemişti.
Klasik müzik meraklılarına bir Beethoven bölümü gelecek mutlaka.
Eserin insan ruhu üzerindeki gücü ilk seslendirildiği günden beri giderek artıyordu.
Öyle ki ünlü besleci Richard Wagner 1846 ve 1873 yıllarında Bu senfoni üzerinde çalışmış, çeşitli makaleler yayınlamış, kendi yönetiminde seslendirilen esere yeni bir
yorum getirmişti. Klimt'e de bu frizi yapmasında ilham veren işte bu yorumlardı.
Wagner senfoninin insan ruhunun dinmek bilmez mücadelesi, neşeye susamışlık, dünyevi mutlulukla içsel arzularımız arasında yaşanan kötücül gücün reddi ile ilgili olduğunu öne sürüyordu.
Nietzsche'de Bu fikirden etkilenmiş ve Klimt'e ilham veren satırları kaleme almıştı.
Beethoven'ın neşeye övgüsünü bir resme dönüştürmek.
Bırakın hayal gücünüz toz bulutunu dağıtıp altındakileri ortaya çıkarsın.
Orada Dionysos'un ayinlerini bulacaksınız diyordu.
İşte Klimt'in de duvardan duvara yayılan frizi Başından sonuna kadar bir Dionysos ayinine çağrıştırıyordu aslında.
Eseri incelemek isterseniz Khan Akademi'nin anlattığı bir video linki var.
Açıklama kısmında da mevcut.
Oradan bakabilirsiniz. Bu frizi Klimt bir oda içerisindeki duvarları yapıyor.
İlk duvarda yüzen periler figürlerinin betimlemeleri bulunuyor.
İkinci duvarda acı çeken insanlık imgeleri, üçüncü duvarda kötücül güçler imgeleri ve son duvarda ise şiiri ve müziği temsilen lir çalan bir figür.
Firiz'de boş alanın hemen önünde de Max Klinger'ın yaptığı Beethoven heykeli yer alıyor ve boşluğun hemen yanında da sanat imgeleri bulunuyor.
Bunlar ideal olanı saf neşe, saf mutluluk ve saf aşkı simgeleyen figürler.
Firiz, cennette ilahi söyleyen daha doğrusu şilerin neşeye övgüsünü seslendiren melekler korusuyla ve birbiriyle öpüşen bir çift imgesiyle de sona eriyor.
Bu Firiz arkadaşlar Klimt'in ilham aldığı senfoni gibi o kadar etkileyiciydi ki sadece Rodin'i değil Freud'u da çok etkilemişti.
Freud insanın korkularına yönelik psikanaliz kuramını geliştirirken frizdeki o kötücül güçler kısmındaki imgelerden yararlanmıştı.
Beethoven frizi Viyana'nın altın çağını temsil eder nitelikteydi aslında.
Tüm bu olaylardan sonra Klimt 1903 yılında Viyana'dan ayrılarak İtalya'nın Ravenna kentine gidiyor ve burada San Vital Bazilikası'ndaki Bizans mozaiklerini inceliyor ve
bu mozaiklere ve özellikle mozaiklerdeki altın detaylara hayran kalıyor.
Babası altın işlemecisiydi ve babasından da bu konuda zaten pek çok şey öğrenmişti.
Mozaikleri de görünce bunu kendi sanatına uygulamaya karar veriyor.
Zaten dekoratif övelere ve süslemelere hep bir ilgisi vardı.
Arkadaşı Emily kız kardeşleriyle birlikte Flöge Kardeşler adlı bir moda evi işletiyordu.
Ve bu moda evi Viyana Yüksek Sosyetesi'ndeki kadınların resmen buluşma noktasıydı.
Klimt Flöge'lerin moda evinde onlar için kumaş ve giysi tasarımları yapmaya başlamıştı.
Ve bu tasarımları sayesinde resimlerindeki insan teninin görünüşü de ayrı bir gelişim göstermişti.
Eski Mısır'dan, Bizans sanatından, Japon kültüründen esinlenerek tasarımlar yapıyordu.
Yüksek sosyetedeki kadınlar bu tasarımlara sahip olabilmek için birbirleriyle yarışır hale geliyordu.
Hatta öyle ki Klimt'e portrelerini yaptırmak için Emily ile yakınlık kurmaya çalışıyorlardı.
Bu arada Ernst öldüğünden beri yani Klimt'in kardeşi Ernst öldüğünden beri Emily ile Klimt tiyatroya, operaya, baleye ve davetlere ve daha birçok yere hep birlikte gidiyorlardı.
Klimt seyahate çıktığında bile yaşadığı olayları mektuplarında detaylı bir şekilde Emily'e anlatıyordu.
Hatta The Kiss resminde Emily ile kendisini betimlediği düşünülse de Klimt bunu hiçbir zaman onaylamadı.
Ancak ölüm döşeğindeyken bile Emily'i sayıklamıştı.
mülkünün yarısını da ona bırakmıştı.
11 Ocak 1918'de Klimt inme geçirdi ve vücudunun bir kısmı felç oldu.
Bir yandan da İspanyol garibine yakalanmıştı ve vücudu bu iki ağır hastalığın yükünü daha fazla kaldıramadı.
6 Şubat 1918'de hayatını kaybetti.
Klimt Rodin gibi pek çok sanatçıya hayrandı ama onları hiçbir zaman taklit etmedi.
Kendi çağının ressamlarının aksine akademik eğitime karşı çıkmadı ve bu alanda Viyana'nın en iyisinden dersler almıştı.
Kısa sürede de kendi sanatsal dilini geliştirerek Viyana'ya sanatsal anlamda resmen altın çağını yaşattı.
Sanatıyla, fikriyle ve yaşamıyla pek çok sanatçıyı etkiledi ve hayatlarına temas etti.
Semboller ve zengin dekoratif desenlerle öne çıkan eserleriyle çağdaş sanata çok büyük etkilerde bulunmuş bir sanatçı Klimt.
Art Nouveau akımının temel özelliklerini yansıtmış ve portre sanatında iç dünya ifadesini vurgulamış, cinsellik ve tabu konularını yaşadığı muhafazakar topluma rağmen cesurca ele alarak
toplumsal normları sorgulamış ve modernizmin temellerini atmıştır.
Bu bile günümüz sanatına olan önemini göstermek için yeterli bir sebep.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Kendinize güzel bakın, sanatla kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
