
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde sanat tarihinin en süslü akımı olan Rokoko'yu konuşuyoruz. İyi dinlemeler!
***Instagram: belleginlambasipodcast
Reklam ve iş birlikleri için: belleginlambasipodcast@gmail.com
Transkript
Herkese merhaba arkadaşlar, beleğlenmesine hoş geldiniz.
Ben Eda. Bugün sanat tarihinin en zarif ve incelikli...
en süslü dönemlerinden biri olan Rococo akımını keşfedeceğiz.
Böyle rüyaları andıran tablolar, incecik ayrıntılar, pastel renkler, pastoral ortamlar, eğlenceli sahnelere sahip bir resim gördüğünüzde artık bu bölümden sonra onların Rococo'ya ait olduğunu bileceksiniz.
Hazırsanız hadi başlayalım.
Rococo esasen 18.
yüzyılda Avrupa'da ortaya çıkmış oldukça süslü bir akım.
Özellikle dekorasyon ürünlerinde kendini daha çok gösteren bir üsluba sahip.
Adı da Fransızca bir terim olan Rococo.
Rokeye 18.
yüzyılda bahçe dekorlarının olmazsa olmazları arasında olan deniz kabuğu ve çakıl süslemelerini betimlemekte kullanılan bir terim.
Daha sonrasında 19.
yüzyıldaki sanat eleştirmenleri bu terimi küçümseyici bir şekilde söz etmek adına kullanıyor.
Çünkü onlara göre 18.
yüzyılın eserleri zevksiz ve fazla şatafatlı.
İlk olarak Paris'te gelişiyor ve Barok döneminden hemen sonra ortaya çıkıyor.
Aslında ona tepki olarak ortaya çıkıyor.
Peki bu üslup nasıl bir anda döneme damgasını vuruyor?
Nasıl yükselişe geçiyor? Bir kere inanılmaz süslü.
Fazla şatafatlı bir yakım.
Bu süsü dekorasyon ürünlerine de yansıtıyorlar tabii ki farklı bir cazibesi var.
Tablolarda özellikle erotizm, eğlence, partiler, balolar ön planda.
Sarayda yaşayan soyluların zengin hayat tarzlarını, aşk hikayelerini, aldatma ve aldatılma hikayelerini görüyoruz Rokoko eserlerinde.
Daha çok soylu sınıfına hitap eden bir sanat zaten.
Bu yüzden de bir anda yükselişe geçiyor.
Barok döneminden sonra ortaya çıktığı için onun etkilerini de...
özellikle ışık etkilerini biraz da olsa taşıyor.
Her ne kadar baroka tepki olarak da ortaya çıksa onun içinde şekillenen bir anlayış.
Bu arada birçok kişi ilk bakışta barok ve rokokoyu karıştırabilir.
İkisinin de ortak teknik özellikleri olabiliyor.
Tiyatral etkiler, anlık ifadeler gibi.
Ancak aslında birbirlerinden çok farklı.
Farkları da şu, rokokoda erotizm, eğlence tasvirleri, kıl partileri, saray mensuplarının ya da aristokratların romantik ilişkileri, daha idealize edilmiş doğa manzaralarını.
Görürüz konu olarak.
Barokta ise daha dini konular ve İncil'den tasvirler görürüz.
Barok resimlerinin atmosferi daha karanlıktır ve daha keskin bir ışık kullanımı vardır.
Rokoka'da daha aydınlık bir atmosfere sahip ve daha soft tonlara yer verir.
En basit farkları bu. Gördüğünüzde bu şekilde ayıt edebilirsiniz aslında.
Barok daha ağır konulara yer verirken katı bir üslubu vardır.
Rokoka ise daha böyle lay lay lom.
Günlük yaşam daha ön plandadır Rokoka'da.
Farkları bunlar. Rokoka aslında Rönesans'ın erken dönem resimlerinden de biraz ilham alıyor.
Dediğim gibi 18. yüzyıl ortalarında ortaya çıkıyor ve 1970'lere kadar da etkisini devam ettiriyor.
Artık 1980'lerden sonra da çok fazla eleştiri almaya başlıyor.
İnsanlar artık şatafatlı tablolar yerine daha farklı, daha yenilikçi şeyler görmek istiyor.
Böyle süsten püsten usanır hale geliyorlar.
Ve bunun sonucu olarak da neoklasizm ortaya çıkıyor.
Yani yeni klasikçilik.
Rococo'ya tepki olarak tabii ki ortaya çıkıyor.
Bu akımdan çok ama çok kısa bir şekilde romantizm bölümünde bahsetmiştim.
Bir sonraki bölümde de daha iyi anlamanız adına detaylı bir şekilde ele alacağız neoklasizmi.
Rococo'nun çıktığı dönem Fransa'yı 15.
Louis yönetiyordu. Kral ve çevresi ve en çok da metresi.
Buraya birazdan geleceğim. Sanata, kültürü olduğu kadar eğlenceye, partilere, balolara, şatafata ve gösterişe de düşkündü.
Diğer tüm soylular gibi. Sarayda kimsenin sıkılmaması için neredeyse...
Her gün balolar, danslar, tiyatro gösterileri düzenlenirdi.
Bu şatafatlı, gösterişli, süslü hayat tarzı aslında Rokoko üslubunun gelişmesini sağlıyor.
Bu arada sadece resim alanında düşünmeyin.
Dediğim gibi dekorasyonla, mimaride de çok yoğun bir şekilde kendini gösteriyor.
Sarayda yaşayan soyluların yaşamını yansıtan türden dekoratif ürünler üretiliyor örneğin.
Ancak birçok sanat tarihçisi Rokoko'yu bir çöküş üslubu olarak tanımlıyor.
Nedeni de üslubun gerçekleri yansıtmadığı.
Heykeller birer porselen biblo gibi.
gibi örneğin. Bu yüzden bir sanat olma öğesi taşımadıkları düşünülüyor.
Resimler de sadece soylulara ve krallara yönelik halkın içinde bulunduğu durumu yansıtan hiçbir resim görülmez Rococo'da.
Yine de bütün bu düşüncelere rağmen Fransa'daki saraya çalışan bazı yetenekli ressamlar bu üslubu özgün birer sanat eserine dönüştürmeyi başarabiliyor.
Kral ve metresi demiştik.
15. Louis'nin bir metresi var Madame Pompade adında.
Kralın en ünlü gözdesi aslında bu kadın.
Ancak zamanla bir metresden Çok daha fazlası oluyor.
Öyle bir güç elde ediyor ki kralı dahi kontrolü altında tutuyor.
Kralın resmi metresi olduktan sonra Versailles sarayına yerleşiyor.
Ve sarayın her işiyle kralın eşi değil.
Bu kadın ilgilenmeye başlıyor.
Hatta öyle ki kralın eşiyle ne zaman görüşeceği, ne zaman, hangi gün, hangi saat ilişkiye gireceğini dahi bu kadın belirliyormuş.
Versailles Sarayı'na taşındıktan sonra da burayı Rococo üslubunda dekore ettirdiği biliniyor.
Hatta kendisine ait bir porselen markası dahi var.
Sever adında. Ve Avrupa'nın en ünlü porselen üreticisi haline geliyor.
Edebiyata da çok ilgilidir.
Sarayda yaşamaya başlamadan önce Voltaire ile arkadaşlık kurduğu, hatta onu hapisten kurtardığı söylenir.
Bir zaman sonra... Sonra kral üzerindeki etkisi artmaya başlar ve kral ona askeri konulardan dış işlerine kadar birçok konuda karar verme yetkisi verir.
Sanatçılarında sponsor olarak bilinir bu kadın.
Saraydaki olayları ressamlara en çok sipariş ettiren kişidir kendisi.
Öyle ki Rococo'nun en ünlü ressamları onun himayesi altında çalışır.
Örneğin Rococo'nun ünlü temsilcilerinden Boşer hayatını Madame Pompadour'un siparişleri sayesinde iddia ettirir.
Eserlerini ona çok yüksek rakamlardan satar.
Bu arada amansız... Sızca düzenlediği partiler yüzünden halk tarafından çok sevilen bir karakter değil kendisi.
Sarayda her gün soylularla balo düzenlerken halk açlıktan sefil halledir.
Ancak o bu durumu hiç umursamaz.
Şatafatlı yaşantısına halk açlıktan ölmüyormuşçasına devam eder.
Bu arada halktan çok yüksek miktarda alınan vergilerle düzenleniyor bu balolar.
Yani sevmemekte çok haklılar.
Kral 15. Louis'i halk tarafından sevilen Louis olarak bilinse de güçsüz yönetimiyle ve bu metresleriyle krallık otoritesi...
Zayıflamasına yol açıyor.
Fransız devriminin patlak vermesinde de etkili.
1774 yılında hayatını kaybettikten sonra yerine Fransız devriminde guillotine ile idam edilecek olan 16.
Louis'ü geçiyor. 16. Louis tahta geçtiğinde aydınlanma idealleri doğrultusunda Fransa'da bazı reform hareketlerinde bulunuyor.
İşte köleliği kaldırıp sınıf farkı olumsuzluklarını azaltmaya çalışmak ya da katolik olmayanlara karşı daha toleranslı davranmak gibi.
Ancak yapmaya çalıştığı bu değişimleri iktidardaki soylular hoş...
Ve tabii ki engelliyor.
Bu engellemelere karşı da halk onu vatanı ihanetle suçluyor.
Ve Fransız devriminde monarşi kaldırıldıktan sonra bu suçtan guillotine'e idam ediliyor.
Aslında bir nevi günah keçisiydi 16.luyu.
Ne olmuştu Fransız devriminde romantizm bölümünde de anlatmıştım.
Mutlak monarşi devriliyor.
Egemenliğin halktan geldiği ilkesi kabul ediliyor.
Eşitlik, hürriyet, adalet, egemenlik, demokrasi gibi kavramlar ortaya çıkıyor.
İnsan hakları bildirisi yayınlıyor.
Bu arada bu durum sadece Fransa'yı değil tabii ki birçok Avrupa ülkesini derinden sarsıyor.
Goya bölümünü dinleyenler de hatırlayacaktır.
Burjuva sınıfı ve tabii krallık güç kaybediyor.
Takdir ederseniz ki bu durum Rococo üslubunun da yok olmasına sebep oluyor.
Hatta öyle ki Rococo resimlerini sipariş eden, yapan, yaptıran kim varsa ya sürgüne gönderiliyor ya da ölüme mahkum ediliyor.
Sonrasında da monarşinin yıkılmasında etkili olan devrimcilerden Jack Lee David neoklasizm akımını ortaya çıkartarak Rococo'yu resmen...
Şimdi gelelim bu akımın özelliklerine.
Süslü olduğundan gösterişli olduğundan bahsettik.
Burada ne demek istiyorum? Özellikle porselen ve seramik gibi dekoratif ürünler hep ince işçiliğe sahip.
Zarif desenler böyle çiçek motifleri yoğun bir şekilde kullanılıyor ve pastel renklerle süsleniyor.
Tabi bu işçiliklerin çoğu altın varakta öyle hayal edin siz.
Mobilyalar bile bu şekilde hep süslü.
desenli böyle. Soyluların kıyafetleri de bu şekilde.
Kumaşları böyle karmaşık desenlere sahip.
Zarif nakışları var. İnce kumaşlarla bezenmiş.
Tablolardaki resimlerde soyluların bu tarz kıyafetlerini görüyoruz hep.
Versay Sarayı'nın iç dekorasyonu bile rococo üslubu ile dekore edilmiş.
Her ne kadar yapının dış cephesi barok üsluba sahip olsa da iç dekorasyonunda rococoyu görüyoruz.
Ki kendisi zaten bu dekorasyonu Madame Pompadour yaptırıyor.
Böyle daha yumuşak, daha kıvrımlı hatlara sahip.
Dediğim gibi pas... Altyazı M.K.
Kişisel renkler, asimetrik desenlerle karakterize ediliyor.
Küçük detaylara çok büyük önem verilir bu dekorasyonda.
Böyle ince oymalar, altın varaklar, doğadan ilham alan motifler görüyoruz.
Kafanızda canlanmıştır eminim.
Peki tablolar da nasıldır bu üslup?
Hani dekorasyonu anladık.
Rokoko resimlerinde genellikle saray soylularının yaşantılarını görürüz.
Tabi saray soyluları kadar mitolojik öğelere de yer veriliyor.
Romantik ve atmosfer hakim hep.
Doğa temaları sıkça kullanılıyor.
Kompozisyonlarda hareketlilik ve zarafet ön planda.
Figürler genelde böyle ince, zarif, biblo gibidir.
Yani çok fazla dekoratiftir.
İşte çiçekler, melekler ve mitolojik figürler sıkça görülür.
Soyluların kıyafetleri, perukları, duruşları adeta birer taş bebeği andırır.
Kadın erkek portreleri bile bu şekildedir.
Yani böyle kıpkırmızı yanaklar, kıpkırmızı böyle pembiş dudaklara sahip ve bembeyaz bir ten vardır.
Amaç da bu zaten aslında fiziki güzelliklerini gösterişli yaşamlarını yansıtmak.
Zaten sadece soyluların savunup sahip çıktığı bir akım bu.
Aynı zamanda hazcılığı da sembolize eder.
Aristokrat kesimin dünyevi zevklerini yansıtır.
Abartı bir zenginlik gösterisi vardır yani hemen anlarsınız zaten.
Barok sanatına göre daha yumuşatılmış renk kullanımı söz konusu.
Söylediğim gibi zaten pastel renklerden oluşuyor.
Ve daha aydınlık bir ortamı var.
Ve derinlikten çok.
Yani işte perspektif gibi derinlikten çok güzellik ön planda.
Bu arada barok üslubunun hem çöküşü hem de zirvesi olarak görülüyor.
Barok mimarisindeki ağır ve ciddi yapıtlardan sonra sanatçılar daha hafif bir taze yöneliyorlar Rococo'da.
Özellikle resimlerde ve mimari yapılardaki dindarlık yerini din dışı unsurlara bırakıyor.
Peki bunların dışında resim sanatında hangi konulara yer veriliyor?
Bir kere olmazsa olmazı...
Feteşantre adıyla bilinen kır partileri.
Soyluların kır eğlencelerini konu alan resimlerdir bunlar ve çok figürlü, konu olarak da çok zengindir.
Bir diğer işlenen konu ise Baküs şenlikleridir.
Baküs Roma mitolojisinde şarap tanrısı yani Dionysos'la eşdeğer olarak düşünebilirsiniz.
Baküs de aynı şekilde özellikle şarap ve eğlencelerle bilinen bir tanrı olduğu için onun adına her yıl Baküs şenliği düzenlenirmiş.
Yılda üç kere falan hatta.
İlk başta kadınlar arasında gizlice kutlanan bir şenlikken daha sonra erkek.
erkeklerin de dahil edildiği ve her ay kutlandığı şenlik haline dönmüş.
Tabii Fransız soyluları eğlenceleri sevdiğinden Rokoku sanatçıları için vazgeçilmez bir konu haline geliyor bu.
Bakışenlikleri. Çokça işlenen konulardan diğeri ise komedia dell'art.
Yani sanat komedisi.
Bu tür aslında bir tiyatrodur.
Belli bir metin vardır. Fakat doğaçlama ile de ilerleyen bir tarzı vardır.
Alaycılık ve kaba bir dil söz konusu.
Ve oyuncular sahneye bir maske ile çıkıyor.
Belli başlı karakterler var.
Ve bu karakterlerin her biri de bir tipi temsil ediyor.
Resimlerde de biz onları maskelerinden tanıyoruz.
Bunun dışında bahsettiğim gibi işte sorayın aşk ilişkileri.
Aldatılma hikayeleri, aldatma hikayeleri, o saraydaki düzenlenen eğlenceli yaşam.
Bu konular zaten sıkça yer alıyor.
Soyluların gösterişli, işçilikli kıyafetlerini görüyoruz tabloda.
İşte bu da bir gösteriş.
Gelelim temsilcilerine.
İlk başta François Bouchard'dan bahsedelim.
Rococo'nun en ünlü sanatçılarından biri kendisi.
Zaten Rococo ile öylesine özdeşleşmiştir ki Rococo deyince akla gelen ilk isim olarak görülüyor.
Ressamlarının yanı sıra dekoratör ve kostüm tasarımcılığıyla da bilinir.
Kaliteli işçiliği ve çalışkanlığı sayesinde 18.
yüzyıl Batı Avrupa'sının en tanınmış ressamıdır.
Madame Pompadour'un en gözde ressamı aynı zamanda.
Onun çok sayıda portre çizimlerini yapmış.
Tablolarının konuları da genelde antik ve...
klasik temalar, işte dekoratif alegoriler, pastoral peyzajlardan oluşur.
Doğa ve kadın figürleri ve saray yaşantısı da bolca aldığı siparişler arasındadır.
Aynı zamanda nü figür kullanımı ve erotizm konuları ile de bilinir.
Çok yönlü bir sanatçı aslında.
Sadece resim değil, o dönemde kadınların kullandığı yelpazeler, porselenler, iç mekanlar, işte tiyatro sahneleri, kostümler gibi şeyler de tasarlamış.
Sonrasında Jean Antoine What You Are, Rococo'nun ilk temsilcilerinden biri olarak görebilirsiniz.
bu sanatçıyı da. Barok sanatçısı Peter Paul Rubens'ten etkilenmiştir.
İlk yapıtları böyle küçük esnafların ve askerlerin gündelik yaşamlarını içerse de sonrasında kır partilerini resme dişiyle bilinmeye başlamıştır.
Eğlencelerin, şenliklerin resmi olarak anılır.
Böyle şiir dolu pastoral ortamlar, manzaralar çizer ve onların içinde birbirleriyle böyle tatlı tatlı sohbet eden, bir köşede hayal kuran, enstrüman çalan zarif tavırlı insanları yerleştirir.
Resimlerinde hep bir melen...
Kankoli havası hakimdir. Bunun nedeni de mutluluğun geçici bir şey olduğunu göstermek istemesidir.
Bir diğer ressamımız salıncak eseriyle bilinen Jean Hunter Fragonard.
Ressam ve gravür sanatçısıdır.
Eşsiz bir ustalığa sahiptir.
Nitekim İtalya ve Hollanda'daki büyük ustalardan eğitimler almıştır.
Aynı zamanda Boşer'in yanında çıraklık da yapmıştır.
Eserlerinde 18. yüzyılın bütün atmosferini görürüz.
Aynı zamanda gezdiği bütün ülkelerin anıtlarını, eski eserlerini ve mağazalarını da çizmiştir.
Akademiyi kabul edildikten sonra kendisinden beklenen şekilde tarih resimleri yapmayı reddetmiş.
Bu yüzden onun yerine Madame Pompadour'un opera oyuncusu kızlarının evini süslemiştir.
Özel koleksiyonerler için aşk, mutluluk, uçuşan kumaşlar, böyle bol ağaçlı ortamlarla dikkat çeken hoş sahneler üretmiştir.
Kralın metreslerinden biri olan Madame du Barry için Aşkın Süreçleri adını verdiği dört eserden oluşan bir seriyi hazırlamış.
Bu seriler Fragonard'ın başyapı.
Ancak Madame du Barry eserlerin hiçbirini beğenmemiş ve satın almamıştır.
Neoklasizm ortaya çıktıktan sonra da bu üslupta eserler üretmeye çalışmış.
Ancak Rococo kadar benim sevmemiş ve resmi bırakmıştır.
Hayatı boyunca da 550'den fazla eser üretmiştir.
Sonraki ressamımız İngiliz Rococo temsilcisi William Hogarth.
Avrupa'da tanınmış olan ilk İngiliz ressamdır kendisi.
Birçok sanatçının da ilham kaynağıydı aynı zamanda.
Ressamlığının yanı sıra karikatüristlik de...
Nitekim karikatür sanatının öncüsü olarak bilinir.
Dünyada ilk kez resimle yazıyı birleştiren, konuşma balonları hazırlayan ressamdır.
Çalışmalarının çoğu dönemin politikası ve değerleriyle dalga geçen eleştiriler içerir.
Zengin ve fakir halk arasındaki dengesizliği de konu olarak işler.
Hatta o dönemde bu tarz çizimlere Hogarthça denilirmiş.
Eserleri çok gerçekçi portelerden oluşur.
Diğer Rococo sanatçıları gibi taş bebek çizmez.
Estetik üzerine de bir deneme kitabı yazmış.
Hatta bu kitapta da güzelliğin temel unsuru olan şeyin arabesk olduğunu savunmuştur.
Rococo üslubunun daha birçok temsilcisi var tabii ki ancak en temelde bunlar yer alır desem yalan olmaz.
Bu arada pekiştirmeniz açısından Rococo sanatçılarının eserlerini bir inceleyin derim.
İnstagram'da bir anket yapmıştım geçtiğimiz günlerde Rococo ve Baroque.
ve Neoklasizm dönemine ait 3 eserin hangi üslubu ait olduklarını sormuştum.
Birçok kişi bilemedi haklı olarak çünkü ilk bakışta hepsi birbirine çok benziyor.
Ama aslında detaylarını bilirseniz hiçbiri birbirine benzemiyor.
Eserleri ilk gördüğünüzde tanımak isterseniz bu akımlara ait bilgileri detaylıca öğrenmeniz gerek ve tabii ki göz pratiği yapmanız gerek.
Bu eserleri inceleyip kıyaslama yapmanız gerek.
Bunu diyorum ama ben bile bazen karıştırabiliyorum.
O da neden? Göz pratiği yapmadığım için.
Neyse beraber öğrenelim. Dönelim konumuza.
Bu üslubun sadece resimde ve objelerde hakim olduğunu düşünmeyin tabii ki.
Bahsettiğim gibi mimaride de oldukça etkili.
Mimardeki özellikleri ne peki?
Yine aynı şekilde asimetrik ve organik form kullanımları var.
Süslü altın varaklı işlemeler, pastel renkler olmazsa olmaz zaten.
Oldukça sevimli ve neşeli bir atmosfere sahip.
Rokoko mimarisi. Çiçek desenleriyle, motifleriyle böyle zarif bir tarza sahip.
Özellikle saraylar, tiyatrolar ve iç mekan tasarımlarında zaten etkisi görülüyor.
Ayrıca mobilyalar, aksesuarlar ve tekstil ürünlerine de bu Üstop yansıyor.
Biraz örneklendirmek gerekirse Rokoko deyince akıllara gelen ilk yapı tabii ki Versailles Sarayı.
Her ne kadar barok etkileri de taşısa iç dekorasyon da Rokoko Üstop'una sıkça rastlanıyor.
Zaten söylemiştim bunu. Ondan sonra da Avusturya'da bulunan Schönbrunn Sarayı.
sonra Almanya'daki Charlottenburg Sarayı, İtalya'daki Caserta Sarayı.
Bunlar hep Rococo üslubuna aittir.
Tabii ki görsellerin Instagram'ımı ekleyeceğim.
Beni oradan da takip etmeyi unutmayın.
Rococo hakkında daha fazla sorunuz olursa da bana yine Instagram üzerinden ulaşabilirsiniz.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere efendim.
Kendinize güzel bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
