
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümümüzde "Sanat, sanat için midir?" sorusuna bir cevap arıyoruz.
Instagram: belleginlambasipodcast
Reklam ve iş birlikleri için: belleginlambasipodcast@gmail.com
Transkript
Altyazı M.K.
Yıllardır hemen hemen herkesin dilinde olan bir soru bu.
Kimi zaman espri konusu, kimi zaman sanatla uğraşan herkese sorulan bir soru, kimi zaman da derin tartışmalara ve düşünmeye sebep olan bir soru.
Sanat, sanat için midir?
Yoksa sanat toplum için midir?
Bu bölümde biraz bunları tartışalım istiyorum.
Hazırsanız hadi başlayalım.
Bu soruya hiç de yabancı değiliz aslında ve herkesin
kendince çok değerli fikirleri var.
Genelde biz sanatçılara çok fazla sorulan bir soru bu ve sanatın hem amacını hem de doğasını sorgulayan bir ifade aslında.
Sanatın bir noktada kendi varlığıyla meşrulaşmasını ve bir anlam arayışını ifade ediyor.
Nitekim sanatın amacı ve işlevi üzerine birçok farklı görüş var.
Tarih boyunca da oldu, hep de olacak.
Bu yüzden her iki görüşü de derinlemesini incelemek gerekiyor.
Çünkü her iki görüş de çok önemli.
Özellikle ben şununla çok sık karşılaşıyorum.
Sanat, sanat içindir dediğimizde o zaman bir odaya kapanıp Resim yap eserlerini kimse görmesin denilebiliyor.
Sanat toplum içindir dediğimizde toplum içinse herkes sanat üretimi yapıp bunu topluma mal edebilir.
Ya da toplum içinse sanat eseri olma özelliği taşımayabilir cevabı verilebiliyor.
Yani ortada çok fazla spekülasyon var.
Ancak sanat sanat içindir dediğimiz noktada yapılan eserleri toplumdan gizlemek anlamına gelmiyor.
Böyle bir algı varsa şimdiden yıkalım onu.
Bazı sanatçılar ve sanat eleştirmenleri sanatın özgün bir ifade biçimi olduğunu ve kendi varlığıyla yeterince nitelik kazandığını savunur.
Onlara göre sanatın amacı sadece estetik zevk veya duygusal deneyimi yaratmak olmalıdır.
Bu anlayışa göre de sanatın başlıca amacı sanat eserinin kendisiyle bağlantılı olarak var olmaktır.
Yani sanat, sanat içindir anlayışını benimseyenler genellikle estetik deneyimi ve yaratıcılığı vurgularlar.
Bu perspektife sahip kişiler de sanatın kendi değeri ve güzelliği için var olduğuna inanırlar.
Estetik değer, yaratıcılık ve ifade, özgünlük ve bağımsızlık, izleyeceği etkileme özelliği, form ve teknik ustalık.
gibi şeyler sanat sanat içindir görüşünü savunanların odaklandığı kavramlardır.
Sanat toplum içindir dediğimizde de herkes sanat üretimi yapıp topluma mal edebilir anlamına Ya da toplum için üretilen eserler sanat eseri olma özelliği taşımıyor demek değil.
Açıkçası benim kutsalımdır sanat bilenler bilir ve ben herkesin sanat eseri üretebileceğine inanan birisi değilimdir.
Estetik değerleri, yaratıcılığı varsa felsefi altyapısını ön planda tutarım.
Sanat toplum içindir görüşünü destekleyenler de sanatın toplumsal, politik ve felsefi bir mesaj taşıması gerektiğini düşünürler.
Bu anlayışa göre de sanat sadece kendi için değil.
aynı zamanda toplumu anlama, değiştirme veya etkileme potansiyeline de sahip olmalıdır.
Bu bakış açısına göre de sanatın amacı, izleyiciyi bir mesaj iletmek veya dünya hakkında bir şeyler söylemektir.
Bu yüzden sanat toplum içindir anlayışını benimseyenler, sanatın toplumsal etkilerini, Ve rolünü vurgularlar.
Mesela toplumsal mesaj ve eleştiri, toplumsal değişim ve bilinçlendirme, toplumun refahına katkı, toplumsal katılım ve etkileşim gibi kavramlar sanat toplum içindir görüşünü
savunanların odaklandığı noktalardır.
Aslında bu görüşlerin kişisel bir tercih meselesi olduğunu görebiliyoruz.
Farklı sanatçılar ve farklı izleyiciler arasında da bu konudaki görüşler farklılık gösterebilir.
Nitekim herkesin sanata dair beklentileri ve değerleri farklıdır.
Ben az önce de bahsettiğim gibi sanat eserlerinin beni büyülemesinden etkilenirim.
Yüksek estetik değere sahip eserler bende Stendhal sendromu yaratır.
Bu yüzden işte gotik, rönesans, barok, romantizm gibi dönemlerin eserleri beni çok etkiler.
Ama garip bir şekilde bu dönem içerisindeki etkilendiğim eserler de hep toplumsal bir mesaj içerir ve bir felsefi altyapısı vardır.
Sanat, sanat içindir dönemi içinde, sanat toplum içindir anlayışını benimseyen eserleri beğenirim.
Biraz ironik bir durum, farkındayım.
Elbette modern sanat eserleri de bu etkileri yaratır.
Peri masallarından fırlamış gibi bir etki yaratmasına gerek yok.
Verdiğim mesajla, felsefesiyle öne çıkar eserler.
Öyle eserler vardır ki hem bizi felsefesiyle etkiler hem de eserin ünü.
onu yaratandan, sanatçısından önce gelir.
Gustav Klimt'in Beethoven frezi gibi Klimt bölümünde de detaylıca bahsetmiştim bundan.
Peki bu tartışma nasıl ortaya çıktı?
İnsanların sanatın sanat için mi yoksa toplum için mi olduğu fikri nereden doğdu?
Bunun için sizi geçmişe 1600'lere götürüyorum.
17. yüzyılın ikinci döneminde Fransa'dayız.
Edebiyat alanında eserler üreten birer yazarız ve konularımızın ilham kaynağı da eski Yunan ve Roma mitolojisi.
Fazlasıyla mükemmelliyetçiyiz.
Sanatçı olarak eserlerimizde kişiliklerimizi de gizliyoruz ve eserlerimizde klasik, değişmeyen tipler yaratıyoruz.
Fiziksel ve sosyal çevre önemli değil bizim sanatımız için.
Anlatımlarımızda süssüz ve yalın ve tek bir anlayışı benimsiyoruz.
Sanat, sanat içindir.
İşte bu anlayışın başlangıç noktası tam da bu anlattıklarımdan ibaret.
Bu anlayış aslında ilk olarak edebiyat alanında başlıyor yani klasizmde.
Ve elbette bir ortak noktaları var.
Klasizm kelime kökeninden de anlayacağımız üzere klasik olanı tasarlamaya çalışır ve Buna odaklanır.
Tarihsel bağlamda merkeze alacak olduğumuzda 1660 ekoli olarak da ifade edebiliriz bu akımı.
Estetik tutumu ön plana alır.
Güzellik, görkem ve soyluluk gibi şaşalı kavramları uyum, denge ve ölçü ile birleştirir.
Az önce de bahsettiğim gibi antik Yunan ve Roma kültürlerinden ilham alan bir sanat akımı, Rönesans'ın hemen ardından Barok dönemdeki karmaşık ve duygusal sanat anlayışına bir tepki olarak gelişiyor.
Oranlı ve simetrik bir düzeni vurguluyor bahsettiğim gibi.
Sanat eserlerindeki yapılar dengeli ve simetrik olmalıdır onlara göre ve sanatın ahlaki ve etik değerlere uygun olması gerektiğini savunurlar.
Örneğin ahlaki bir şey öğretmeyen eser, sanat eseri, olamıyor da onlara göre.
Ama bu noktada da kendi fikirleriyle çakışan bir durum var.
Ahlaki bir şey öğretmeyi amaçlayarak aslında bunu topluma indirgiyorlar.
Toplumun dahil edildiği bir anlayışta da sanatı sanat için üretmiş olmuyorlar diye düşünüyorum.
Bir diğer özellikleri de evrensel temalara odaklanmış olmaları.
İnsanın evrensel deneyimleri üzerine odaklanıyorlar.
Net ve basit çizgiler kullanıyorlar.
Karmaşık detaylar ve süslemelerden kaçınıyorlar.
Yani bir tür sadelik söz konusu.
Ve en önemlisi ise doğayı idealize ediyorlar ve insan figürlerini böyle tamamen klasik idealizme uygun olarak tasvir ediyorlar.
Bu durumda antik Yunan heykelcilik geleneğine dayanıyor aslında.
Bu özelliklerin hepsi klasizmde geçerli olmayabilir bu arada.
Yani sanat ve edebiyat alanındaki eserlerin özellikleri keskin bir çizgiyle belirlenemeyebilir ve bazı eserlerde de farklı akımların etkileşimi görülebilir.
Fakat yine de sanat, sanat içindir anlayışının başlangıç noktasındaki özellikleri genel Ancak bu bahsettiğim dönemde henüz tohumları yeni atılmış durumda.
daha belirgin bir şekilde ortaya çıkması 19.
yüzyıla denk geliyor. Bu atılmış tohumlar tabii ki belirli dönemlerin veya akımların benimsenmesiyle yeşeriyor.
Ve aslında o zamanlar net bir klasizm düşüncesi olduğunu da söylemek güç.
Klasizmden sonra sanat, sanat için anlayışını benimseyen bir diğer akım da estetizmdir.
Estetik hareket olarak da biliniyor bu akım.
Ve 19. yüzyılın sonlarında Bir grup İngiliz entelektüel insan tarafından kuruluyor.
İngiliz eleştirmen ve yazar Walter Pater'ın Rönesans tarihi üzerine incelemeler adlı eserinden ve daha sonra Fransız şair ve yazar Theophile Gautier tarafından kullanılan sanat sanat içindir
ifadesinden türeyerek oluşum kazanıyor.
Önceki dönemlerin ahlaki ve sosyal amaçlarından ziyade güzellik ve estetiği ön plana çıkartmaya başlıyorlar.
Zaten romantizm akımına başlıca tepkililer, romantizm bölümünü dinleyenler hatırlar.
Romantizm ve diğerlerine tepki olarak ortaya çıkıyor.
Romantizmi reddedip estetiği ön plana çıkartıyorlar anlayacağınız.
Toplumun geleneksel normlarından kaçınmayı ve sanatın bağımsız olması gerektiğini öne sürüyorlar.
Yani edebiyat, güzel sanatlar ve müzikte estetik değerlerin toplumsal ve politik konulardan daha önemli olduğunu savunuyorlar.
Ve bu tarz konuların sanata bulaşmaması gerektiğini düşünüyorlar.
Sanatın kendi başına var olan bir değer taşıması gerektiğini, sanatın başka hiçbir amaca hizmet...
etmek zorunda olmadan özgürce var olması gerektiğini savunuyorlar.
Onlara göre sanat eserleri izleyiciye estetik bir deneyim sunarak onları duygusal olarak etkilemeye çalışmalıdır.
Çünkü sanatın kendi değeri ve güzelliği vardır ve bu değerler politik ya da toplumsal olaylarla kirletilmemelidir.
Peki bu akımın en önemli temsilcisi kim biliyor musunuz?
Oscar Wilde.
Kendisi estetizm akımının ve sanat için sanat görüşünün en ateşli savunucularından nitekim Dorian Gray'in portresinde de bunu hissetmişizdir bence.
Yani sanat sanat içindir dediğimizde aslında izleyiciysek gördüğümüz eserlerin estetik değeri yüksek olmasını bekleyebiliyoruz.
Böyle bir beklenti içine girmek de gayet doğal.
Müzelerde ya da galerilerde gördüğümüz tablolar bizi büyülesin, herhangi bir siyasi ya da politik mesaj içermesin isteyebiliriz.
Sanatçıysak da yine aynı şekilde ürettiğimiz eserlerde mükemmelliyetçi bir tabi.
Estetik açıdan Rönesans tablosunu andıran eserler üretmek isteyebiliyoruz ki bu da çok doğal.
Bu durum biraz da bizim sanattan yana nasıl bir beklentimiz olduğu ile alakalı.
Bu anlayışı benimsediğimizde sanatın sanat olarak var olmasının zaten çok değerli olduğunu kavrayabiliyoruz.
Herhangi bir toplumsal mesaj iletmesine gerek yok.
Yapılan sanat eseri estetik değeri yüksekse zaten başlı başına sanat eseridir diye düşünebiliyoruz.
Eğer siz de böyle düşünüyorsanız sanatın sanat için var olduğunu savunabiliyorsunuzdur.
Peki ya sanat toplum içindir dediğimizde?
Bunun altında nasıl bir felsefe yatıyor?
Öncelikle bu görüşün temelinde realizm akımının yattığını söyleyebilirim.
Bunu anlamak da yine akımın felsefesini anlamaktan geçiyor.
Peki nedir bu realizm?
Kısaca bir göz atalım. Realizm akımı 19.
yüzyıl ortalarında Fransa'da ortaya çıkıyor.
Nasıl ki romantizm klasizme tepki olarak ortaya çıktıysa, realizm yani gerçekçilik akımı da hem klasizme hem de romantizme tepki olarak ortaya çıkıyor.
Bu akımın amacı sanat eserlerinde gerçek yaşamı doğru ve objektif bir şekilde yansıtmak.
Sanatçılar gözlemledikleri gerçeklikleri detaylı bir şekilde.
tasvir etme amacını taşırlar bu akımda.
Toplumun çeşitli sınıflarını, günlük yaşamın sorunlarını, detaylarını veya toplumsal sorunları ele alarak sanatın toplumsal bir rol üstlenmesini savunur.
Yani bir nevi toplumsal adaletsizlikleri ve sorunları eleştirici bir bakış açısıyla tasvir ederler.
Alt sınıfların yaşam koşulları, işçi sınıfının günlük mücadeleleri gibi konulara sıkça değinirler.
Duygusallıktan ziyade böyle nesnel bir bakış açısıyla gerçekliği savunup bunu tasvir ederler.
Aklınıza belli başlı sanatçılar ya da yazarların geldiğini düşünüyorum.
Dünya klasiklerine bir anımsayın.
Anlıyorsunuzdur bence realizm akımını.
Temsilcileri de tahmin ettiğiniz üzere Tolstoy, Dostoyevski, Turgenev, Balzac, Dickens, Hemingway, John Steinbeck, James Joyce, Gogol ve...
Bu yazarlar bildiğiniz üzere sanatın toplumsal sorumluluk taşıdığı bir dönemi temsil ediyor.
Sanatın sadece güzellik ve estetik değil, aynı zamanda toplumun gerçekliklerini de veya sorunlarını da ele alması gerektiği fikrini savunuyorlar.
Nitekim bu ünlü romanların satırlarında karşılaşıyoruz bu durumla.
Savaşlarla, sanayileşmeyle değişen dünyaya karşı kazanılan bakış açıları onları biraz da bu düşünceye itiyor tabii ki.
Kimisi sanatın bu tarz şeylerle kirletilmemesi gerektiğini savunurken, tam da bu sebeplerden, bu tarz olaylara dikkat çekebilmenin sanattan geçtiğini savunuyor.
Haksız da sayılmazlar öyle değil mi?
Modernizm ile ortaya çıkan sanat akımlarının neredeyse hepsinin sanat toplum içindir anlayışını benimsediğini görebiliyoruz.
Sanatı estetik bir olgudan çok daha fazlası olarak görüyor bu akımlar.
Tekniksel açıdan birbirlerine tepki olarak doğarken fikirsel olarak da birbirlerine tepki gösteriyorlar.
Bunu birçok sanat akımı bölümünde dile getirmiştim zaten.
Bunu da ilk olarak ekspresyonizmde görüyoruz.
Yani dışa vurumculukta.
Ekspresyonizm bölümünde anlatmıştım.
Eğer daha fazla bilgi edinmek isterseniz o bölümü dinlemenizi tavsiye ederim.
Dinleyen arkadaşlar da hatırlar.
Ekspresyonizm ile sanatçılar Nietzsche'nin geleneğe karşı olan görüşlerinden etkilenmişlerdi.
Bunun sonucunda da geleneksel otoritenin sunduğu estetik değerleri değiştirmeye odaklanmışlardı.
Sonrasında Dadaizm, Birinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesiyle bir antisanat yaklaşımı benimsemişti Dadaizm.
Hatta direkt Dadaizm'e baktığımızda bile sanat topluluğu Toplum ilişkisini gözlemleyebiliyoruz.
Sürrealizm de aynı şekilde Freud'un psikanalitik yaklaşımı ile birlikte bilinç hatlarını tuvallere yansıtmışlardı hatırlarsanız.
O dönemki eserlerde de toplumsal eleştiriyi görebilmek mümkün.
Ve Pop Art. Bir Pop Art bölümü gelmedi henüz ama Pop Art'ta da popüler kültürün ve tüketim toplumunun etkilerinin sanata yansımalarını...
Yani modernizm ile birlikte sanatın sanat için olduğu görüşünün etkisinin azaldığını söyleyebilir miyiz?
Muhtemelen söyleyebiliriz.
Her ne kadar bu görüşü savunan akımlar bulunsa da sayısı gerçekten az ve etkisi bu saydıklarım kadar kuvvetli değil.
Sanat eseri nasıl olmalı ya da bizim sanattan nasıl bir beklentimiz var?
Buna verebileceğimiz cevapla bu tartışmaların cevabı doğru orantılı.
Sanat sadece estetik zevk ve duygusal deneyim yaşatsın.
hiçbir amacı olmasın diyorsak sanatı birazcık sınırlamış olmaz mıyız?
Ben açıkçası sanatın bir felsefesi olsun isterim.
İzleyici eserdeki mesajı çözümlemeye çalışsın ve eserle birer bağ kursun isterim.
Elbette diğer yanda klasik eserleri de çok severim.
Dediğim gibi estetik değeri yüksek olsun isterim.
Geleneksel sanat eserlerinin yeri bende hep ayrı olsa da günümüz şartlarında böyle eserler topluma bir mesaj vermek amacıyla kullanılamadığı için pek tercih edilmeyebiliyor.
Tercih edilse de ses getirmiyor.
Sanat haberlerine dikkat ederseniz hep eleştiri içeren işler çok konuşuluyor.
Tarih boyunca da böyle oldu.
Picasso'nun Guernica'sı, Goya'nın 3 Mayıs 1808'i, Münk'ün çığlığı, Duchamp'ın çeşmesi ya da Catella'nın komedi adını verdiği duvara bantlanmış muzu.
ya da Banksy'nin müzayede de satıldıktan sonra kendini yok eden tablosu çöpteki aşkı.
Bu eserleri göz önüne aldığımızda yoğun bir toplumsal eleştiri barındırdığını görebiliyoruz.
Bu eleştiri sayesinde dünyanın en ünlü yapıtları arasında yerlerini aldılar belki de.
Birçok kişi... Bu da sanat mı diye baktı bu eserlere ama sanat tarihinde hepsi birer sanat eseri olarak anılıyor ve böyle de anılmaya devam edecek.
Bu kadar hızla değişen bir dünyada yaşıyorken, savaşlar, kayıplar, hastalıklar görmüşken insanlıktan daha doğrusu sanatçılardan hiçbir şey olmuyormuş gibi sadece estetik değeri yüksek olan güzel
resimler çizmelerini bekleyebilir miyiz?
Bu arada elbette çizebilirler.
Sanatçının iç dünyasına kimse müdahale edemez neticede.
Ancak sanatçı için...
İç dünyamı yansıtmak, toplumsal bir mesaj vermek amacıyla da bir resim çizebilirim.
Eseriyle kendisi arasında.
Sonuç olarak sanata geniş bir perspektiften baktığımızda ondan ne anlıyorsak anlayalım, ne bekliyorsak bekleyelim, günümüz koşullarında bu tartışmanın net bir cevabını vermek çok da mümkün değil gibi
görünüyor. Sonuçta herkesin estetik sevki farklı.
Sanat, sanat içindir diyen birine de haksızsın diyemeyiz ya da sanat toplum içindir diyen birine de.
Çünkü sanat hem sanat içindir hem de toplum içindir.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Sanatla kalın. Altyazı
M.K.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
