
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
"Başıma gelen en iyi şey, acı çekmeye alışmış olmam" demiş Frida Kahlo. Sizce sanatçılar acıları sayesinde mi ünlü oldular? Gelin hep beraber inceleyelim ve Frida'yı daha yakından tanıyalım.
• Frida Kahlo Müzesi: https://artsandculture.google.com/story/wQXxiJYaJtroJA
• İnstagram: https://www.instagram.com/belleginlambasipodcast/
• Reklam ve İş birlikleri için: belleginlambasi@gmail.com
Transkript
Merhaba, belliğin lambasına hoş geldiniz.
Ben Eda.
Sanat öyle büyülü bir evren ki rotanızı ona çevirdiğiniz an o rotadan sapmanız pek mümkün olmuyor.
Çünkü size bambaşka bir dünyanın kapılarını aralıyor ve pencerenizden baktığınızda gördüğünüz dünya sanat ile uğraşmayan insanlarla kesinlikle aynı olmuyor.
Hem bunu iş olarak yapıyor olun hem de sadece bir hobi olarak yapıyor olun.
Fark etmeksizin iç dünyanızın değiştiğini söyleyebilirim.
Aslında bu hayattaki kavganız sanatınız ve kendinize karşı oluyor bir yerde.
Ya da benim gibi tuvalet ve killere karşı.
Çünkü ıslanıyorsunuz. Çünkü içinizdeki potansiyelin farkına vardığınızda hep daha fazla üretim yapabilmenin hayaliyle uyuyorsunuz.
Geçenlerde Instagram'da bir reels gördüm.
9-6 kurumsal bir hayatta çalışan genç bir kadın mesleğini bırakıp sana...
Sanatta yönelmeye başladıktan sonra 7.24 çalıştığını ifade ediyordu.
Sonra düşündüm ve içimden o kadar haklı ki dedim.
Çünkü sabit bir saatimiz olmasa da sadece 10 saatimi tuvalin başında geçirdiğimi hatırlıyorum.
Aslında ressamlar düşündüğünüz gibi böyle mum ışığında çalışan, stüdyosunun her yerinde boş şarap şişeleri olan, melankolik takılan tipler olmayabiliyor bazen.
Ama dürüst olmak gerekirse onun da keyfi bambaşka tabii.
Konumuza dönecek olursak.
ilgili çok güzel podcastler var.
Ben de bunların yanında bazen bilinenleri bazen de belki de hiç bilinmeyenleri sizlerle paylaşmak istiyorum.
Öncelikle şu soruyu sormak istiyorum sizlere.
Sizce sanat hep acıdan mı ibaret?
Bildiğimiz o çok başarılı sanatçılar acıları sayesinde mi başarılı oldular ya da yaşarken olamadılar ama onları bu denli bilinir kılan çektikleri acıları yansıttıkları eserleri mi oldu?
Bunu kendimce biraz sorgulamak istediğim bir bölüm bu.
Çünkü en bilindik ressamların eserlerine baktığımızda hayatlarıyla ilgili olumsuzlukları çoğunun eserinde göremiyoruz.
Bizlere o acıları saf bir şekilde yansıtmıyorlar.
Ama bu durumu kıran bir sanatçı var ki eserlerine baktığımızda ya ne kadar acı çekmiş dedirtiyor bizlere.
Acıların sanatçıları deyince hepimizin aklına belli başlı birkaç isim geldiğini tahmin ediyorum.
Bunlardan en bilineni tabii ki Frida Kahlo.
Yaşadığı süreç boyunca çektiği bütün acıları Tuvaline aktaran bir sanatçı Kahlo.
Yani ruhunu tuvaline aktaran bir sanatçı diyebiliriz.
Kahlo'nun diğer acı çeken sanatçılardan farkı ise bu acıları bütün gerçekliğiyle, saf haliyle tuvaline yansıtması.
Belki birçoğunuz biliyordur ama bilmeyenler için Frida'nın hayatından biraz bahsetmek istiyorum.
Frida henüz 6 yaşındayken geçirdiği çocuk felci sonucu bir bacağı engelli olarak yaşamına devam ediyor.
Hatta kendisine tahta bacak Frida deniliyor.
Gençlik çağında gerçekten çok iyi eğitimleri aldı.
Zaten oldukça çalışkan ve başarılı bir öğrenciydi Frida.
17 Eylül 1925 yılında okuldan eve dönerken bindiği otobüs bir tramvayla çarpışıyor ve tramvayın demir çubuklarından birisi Frida'nın sol kalçasından girip sağ leğen kemiğinden çıkıyor ve rahmini
de yırtıyor bu demir parçası.
Bu yüzden hayatı boyunca gerçekten çok ciddi acılar çekiyor.
Yani çektiği acıların hepsi aşk acısı olarak lanse edilse de aslında ciddi bir fiziksel acı çekiyordu.
Zaten kazadan sonra hayatını...
Korselerle böyle hastanelerde doktorlarla falan geçiriyor.
Ve tam 32 kez ameliyat edildi.
Gerçekten çok fazla operasyon geçirdi.
Yaşadığı çocuk felci nedeniyle de bacağı çok ileriki yaşlarında kangren oldu ve kesilmek durumunda kaldı.
Bu nedenle de hem bedensel hem de psikolojik sorunları bir türlü dinmedi.
Kazadan bir ay sonra hastaneden çıkıp ailesinin evine yerleştirildi.
Ve sürekli yatmaktan o kadar sıkıldı ki.
Tabi bu yüzden ailesinin en çok da babasının desteğiyle resim yaptı.
Babasıyla arası çok iyiydi Fırda'nın.
Hatta Fırda'nın daha önce bir resim veya sanat geçmişi de yoktu.
Vakit geçirmek için resim yapmaya karar verdi.
Ve yatağının tavanına bir ayna astırdı Fırda.
Bu aynaya bakarak kendi otoportrelerini yaptı.
Hatta ilk otoportresi kadifeli elbiseli otoportre.
Böyle arkasında siyahımsı, lacivertimsi, deniz dalgaları ve bulutları olan birazcık karanlık bir çalışma.
Ancak Fırda bu çalışmasında kendi otoportresini oldukça güzel bir şekilde resmetti.
çok güzel bir haliyle resmetmişti.
Böylelikle tedavi süreçlerinde hep resim yaptı.
Bir gün yine mavi ev olarak bilinen evlerinin bahçesinde resim yapar.
Babası ve annesi geldi ve Fırda oturduğu tekerlikli sandalyeden kalkıp ailesine doğru yürümeye başladı.
Zaten o günden sonra kimse Fırda'yı tutamadı.
Yürümeye başladıktan sonra eğitimine de devam etmeye başladı tabii ki.
Bir gün okulun bahçesinde duvar boyayan bir ressam gördü.
Bu ressamın adı çapkınlıkla bilinen büyük aşkı Meksikalı Michelangelo dedikleri Diego Rivera'ydı.
Kendisinden resimlerine bakıp yorum yapmasını istedi.
Diego da Frida'ya fikirlerimi neden önemsiyorsun?
Gerçek bir ressamsan resim yapmadan yaşayamazsın zaten dedi.
Frida da en iyi gördüğü tablosunu yani sanırım ilk yaptığı tablosuydu.
Diego'nun önüne bırakıp gitti.
Diego Frida'dan ve Frida'nın tablosundan öyle etkilenmişti ki Frida'yı yanından ayırmadı.
Onu kendi çevresiyle tanıştırdı.
Büyük ve çalkantalı aşıkları böylece başlamış oldu.
1 Ağustos 1929'da resmi olarak evlendiler ve çevresi tarafından fil ile güvercinin evliliği dendi.
Frida her ne kadar doğru bir kadın gibi görünse de ruhu gerçekten çok naif bir sanatçı.
Zaten annesi hiç istememişti Diego ile evlenmesini ancak hani babası yani kim alır bu saatten sonra gözüyle baktığı için evlenmelerine müsaade et.
Zaten müsaade etmese de muhtemelen Frida her şekilde Diego ile evlenirdi.
Evlendikleri yıl yani aynı yıl Diego...
Diego komünist partiden ihraç edildi.
Frida da doğal olarak partiden ayrıldı ve birlikte Amerika'ya taşındılar.
Diego orada bir duvar resmi siparişi almıştı ve siparişleri bitirene kadar da orada yaşadılar.
Ve bu süreçte de evlilikleri oldukça çalkantılı bir hale gelmeye başladı.
Diego onu çok fazla kadının aldattı.
Hatta Frida'nın kardeşiyle bile aldattı.
Diego'ya iki büyük kaza geçirdim Diego.
Tramvay ve sen. En kötüsü sensin.
Demiş bir kadın Frida.
Tabii bunların altında kalmadı.
Aynı şekilde hem kadınlarla hem de erkeklerle beraber olarak Diego'yu aldattı.
Zaten sonrasında boşandılar ama bu boşanma süreçleri çok uzun sürmedi ve beraber yaşamaya başladılar.
Frida'nın çocukluğunun geçtiği mavi eve taşındılar.
Tabii aldatma süreçleri hala devam ediyordu.
Örneğin Frida Rus bir devrimci olan ve Diego'nun da çok hayranlık duyduğu bir siyasetçi olan Lev Troçki ile bir ilişki yaşadı.
Tiroşki'nin eşi bu ilişkiyi fark edince Frida Tiroşki'den ayrıldı.
Diego'yla da bu dönem ayrıldılar.
İlişki yaşarlarken bu adam Sovyetler Birliği'nden sürgün edildi ve Diego'nun Meksika Cumhurbaşkanı'ndan aldığı özel bir izinle Frida'nın evine yerleştiler bir süreliğine.
Daha sonrasında Tiroşki'ye bir suikast düzenlendi ve Frida da bu suikast yüzünden sorgulandı.
Sonrasında zaten tekrar Rivera'nın yanına San Francisco'ya taşındı ve orada tekrar evlendiler.
Frida'ya ciddi problem çıkartmaya başladı ve hastaneye kaldırıldı.
Tam 9 ay boyunca hastanede yattı.
Sağ bacağı da bu süreçte kesildi.
Evlilik süreçlerinde zaten Frida'nın hiç çocuğu olmuyordu.
Sürekli ya düşük yapıyordu ya da kürtaj olmak zorunda kalıyordu.
Zaten bu süreçte o önünü tabloları yapmaya çektiği bütün acıları sualine aktarmaya başladı.
Daha sonrasında sağlığı tehlikeye girince 1954 yılında akciğer embolisi teşhisiyle yaşamı son buldu.
Önceden yaptığı son tabloda Yaşasın Hayat adlı karpuzlardan oluşan bir Nutter Mort resmi.
Frida bizi gerçekten çok şaşırttı son tablosunda.
Çünkü sadece acılarını, buluklarını ya da işte kendi gerçekliğine olduğu haliyle resmeden bir kadın ölüm döşeğindeyken sadece karpuz Nutter Mort'u yapıyor.
Yani kim bilir o an kafasından ne geçiyor.
Tabii ki Frida'yı hiçbirimiz bilemiyoruz.
Ama çok ilginç gelmişti bana gerçekten.
Eserlerine baktığımızda örneğin benim aklıma...
Gelenlerden ilki The Two Fridas yani İki Frida adlı eseri.
Resimde yan yana oturup el ele vermiş iki adet Frida mevcut.
Resmin sol tarafındaki Frida beyazlar içinde böyle gelinlik giymiş bir halde.
Sağ taraftaki Frida ise geleneksel bir Meksika kıyafeti olan Tehuana içinde oturuyor.
Burada benim dikkatimi çeken ilk detay sağ tarafta oturan Meksikalı kıyafetli Frida'nın elinde bir broş var.
Ve bu broşun içerisinde Diego'nun çocukluk resmi var.
Aynı zamanda iki fırdanın da kalbine giden damarlar bu broşun içinden çıkıyor.
Ve diğer fırdanın elindeki bir makasın damarı kesmesiyle son buluyor.
Broşu tutan fırdanın kalbi bir bütün halde.
Damarı kesen fırdanın kalbi ise paramparça halde resmedilmiş.
Aslında ne kadar acı değil mi?
Damar bu broştan besleniyor.
Ve bu resmi boşandıkları dönemde yaptığı için bir bağın kopuşunu bizlere aktarıyor aslında fırdan.
Şimdi diyeceksiniz ki neden biri Meksikalı biri gelinlikli fırdan?
Hemen anlatayım onu da.
Meksikalı kıyafetler içerisindeki Frida, Diego'nun baştan beri sevip aşık olduğu Frida'dır.
Soldaki ise Victoria dönemine ait bir gelini giyen Diego'nun terk ettiği Avrupalı Frida'dır.
Bu yüzden sağdaki Frida'nın kalbi bir bütün, soldaki ise kesik ve kırık halde resmedilmiştir.
Hatta filminde Frida bu resmi yaparken Meksikalı kıyafetler içerisinde görüntüleniyor.
Bu da beni çok etkileyen bir detay olmuştu filminde.
Bir mektubunda Diego'ya benim acı çeken bir yurdu...
Ve ben aşkın, acının ve devrimin kadınıyım demişti.
Sizce de çok huzurlu değil mi?
Düşünsenize. Eşi de ünlü bir ressam ama bütün dünya onun çektiği acılar sayesinde Frida'yı tanıyor.
Dünyada zaten en bilinen sanatçılardan kendisi.
Zaten onu bu denli bilinir kılan çektiği acıları diyebiliriz.
Çünkü Frida bu acıları çekmeseydi bu kadar iyi bir sanatçı olabilir miydi?
Bilmiyoruz çünkü resim yapmış bir kişi bile değildi daha önce.
Yani hastalandıktan sonra resim yapmaya başladı.
başladı ve o acıları aslında kendisine bu kadar ünlü etti.
Sadece iki Frida adlı eseri de değil diğer tüm eserlerini bir inceleyin.
Hepsinde bambaşka detaylar, bambaşka acılara rastlayacaksınız.
Örneğin bir diğer eseri Henry Ford Hastanesi.
Çalışma Frida'nın 1932 yılında yaptığı bir çalışma.
Meksika'daki bir müzede sergileniyor şu an.
Biliyorsunuz ki Frida geçirdiği bir kaza sonucu vücudunun birçok yerinden çok ağır darbeler almıştı.
Kazada omuriliği paramparça oldu ve rahmi ve tabii yumurtalıkları da çok büyük hasar gördü.
Bu çalışmayı da ilk çocuğunu düşürdükten sonra yaptı.
Çalışmaya zaten baktığınızda Frida'nın böyle talihsiz bir olay yaşadığını çok net bir şekilde anlıyorsunuz.
Sizlere şu soruyu sormak istiyorum.
Sizce Diego Frida'dan ayrılmasaydı ya da daha da geniş bir perspektiften bakalım.
Frida bütün bu acıları çekmeseydi bu resimleri yapabilir miydi?
Kaza geçirip bacaklarını kaybetmeseydi kendi otoportilerinde bu denli acı çektiğini bizlere yansıtan eserler üretebilir miydi?
Benim merakım ve sorgulam...
O zaman tam da bu noktada başlıyor işte.
Yani acı ve acı çekme duygumuz olmasaydı.
Frida Kahlo, Van Gogh, Dostoyevski, Franz Kafka, Lautrec, bilmeyenler için Lautrec 19.
yüzyılda yaşamış bir ressam.
Hayatını böyle afiş tasarımı yaparak kazanıyor ve çocukluğunda geçirdiği bir kaza sonucu bacakları kısa kalıyor ve hiç büyüyemiyor.
Daha sonra da çok talihsiz bir yaşam oluyor ve alkolden dolayı tedavi görüp parç geçirip yaşamını yitiriyor.
Devam edelim. Sayamadığım çok fazla acı çeken...
Acıların sanatçıları, örneğin Beethoven.
Bir düşünün ya, eğer tüm bu saydığım sanatçılar acı çekmeselerdi, talihsiz olaylar yaşamasalardı, hepimizin unutamayacağı o ünlü eserleri üretebilir miydi?
Ya da biz şu an onları konuşuyor olur muyduk?
Ya da onları dinler miydik, okur muyduk?
Onları sanatçı yapan, tarihi adlarını yazan, çektikleri acılar mıydı yani?
Evet, her sanatçının üretim aşamasındaki veya öncesindeki motivasyonu farklıdır.
Kimisi kendi içindekileri yansıdı.
yansıtırken acılardan ilham alır.
Kimisi mutluluktan, kimisi korkudan, kimisi olaylara veya insanlara gösterdiği tepkiden, kimisi de bizzat sanatın kendisinden yani sanatçı olarak sanatı eleştiren eserler üreterek
motivasyon kazanır. Örneğin Dadaistlere bir bakın.
Ne demiş Frida? Başıma gelen en iyi şey acı çekmeye, alışmaya başlamam.
Keşke o naif bedeni acı çekmeseydi de daha iyi, daha mutlu olabilseydi.
Fakat o zaman bu kadar ünlü bir sanatçı olmamış.
Acıları da onu bu denli ürünü yapmazdı.
Bu bölümü burada sonlandırıyorum.
Umarım sanat ve acıyla alakalı hiç düşünmediğiniz bir noktaya değinmiş ve sorgulamanıza sebep olmuşumdur.
Sorgulayın. Sorgulamak güzel şey hep dediğim gibi.
Merak edenler için biliyorsunuz pandemi döneminde bazı müzeler online erişime açıldı.
Google Arts and Culture'da Frida Kahlo Müzesi'ni online bir şekilde erişime açtı.
Linkini açıklama kısmına bırakacağım.
Mutlaka gezmenizi tavsiye ediyorum.
Frida'nın yaşadığı evden oluşuyor zaten bu müzeler.
Bir sonraki podcastta görüşmek üzere.
Kendinize güzel bakın, sanatla kalın.
Hoşçakalın. Bir podcast
fikriniz var ama nereden başlayacağınızı bilmiyor musunuz?
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
