
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Sanat eserlerine saldıran iklim aktivistlerinin gerçek amacı neydi? Gelin hep beraber inceleyim.
Transkript
Bu sesler
sizlere tanıdık geldi mi?
Herkese selam, ben Eda.
Belliğin Lambası'nın ilk bölümüne hoş geldiniz.
İçtiğimiz günlerde oldukça tartışılan bir takım olaylar silsilesi yaşandı.
İngiltere'de bulunan iklim aktivisti gruplarından bir tanesi olan Just Stop Oil adlı grup, National Gallery'de bulunan Van Gogh'un Ay Çiçekleri adlı tablosunun üzerine torba fırlattı.
Hemen ekabinde de Almanya'da bulunan Last Generation adlı grup üyelerinden iki tanesi, Barberini Müzesi'nde sergilenen Claude Monet'in bir eserine patates pırası fırlattı ve kendisine eserin yer
aldığı duvara yapıştırdı.
Hollanda'nın Lahey kentinde bulunan müzede aktivistlerden biri kendine o ünlü inci küperi kız tablosuna yapıştırdı.
Diğer aktivist de arkadaşının üzerine çorba döktü.
Ben bu yayını kaydederken haberlere baktığımda yine Last Generation adlı gruptan 4 aktivist Andy Warhol'un retrospektifine ev sahipliği yapan bir kültür merkezinde yine Andy Warhol'un boyadı
diyelim. 1979 model bir BMW'ye yaklaşık 8 kilo un döküldü arkadaşlar.
Tabii ki benim bahsettiklerimden daha fazlası var ve her geçen günde bir yenisi ekleniyor.
Aslında ilk konum bu olmayacaktı ama konu sanat olunca ve doğayı korumak için eylemler yapan aktivistler çok iyi korunan ünlü eserlere çeşitli saldırılarda bulununca bu konu üzerine hemen araştırmalarda
bulunup ilk yayınımı hemen bu konuya doğru yönelttim.
Olayı ilk duyduğumda ve hatta İzlediğimde öyle büyük bir şok geçirdim ki ciddi anlamda aktivistler o an yanımda bulunsaydı hepsini bir güzel tokatlardım.
Ben de bir sanatçıyım.
Hayatım boyunca çeşitli sanat eğitimleri ve sanat tarihi dersleri aldım.
Çalışmaları ürettim, hala da üretiyorum.
Makaleler yazdım ki hala da yazıyorum.
İmgeler aracılığıyla düşünen bir insanım en önemlisi.
Bu nedenle ilk gördüğümde böyle yaşadığım üzüntüyü ve siniri tarif bile edemem sizlere.
çok iyi korunduğunu bilsem de örneğin çorba fırlattıkları eserin önünde ince özel bir cam bulunuyor.
O cam eseri toz, ışık, nem gibi çeşitli şeylerden koruyor.
Aslında sanat eserini korumak hiç de kolay bir durum değil.
Yani o dönemde kullanılan boyaların kimyasıyla günümüzdekiler çok farklı doğal olarak.
Aradan yüzyıllar geçmiş.
O eserler zaten koruma amaçlı sürekli ve düzenli olarak bir restore halinde.
Çürümemesi ve boyaların aniden çatlayıp Zamanla renk değişimine uğramaması için ki bu kesinlikle önüne geçilebilecek bir şey değil.
İster istemez boyalar zamanla çürüyecek, çatlayacak, renk değişimlerine de uğrayacak örneğin Mona Lisa gibi.
Mesela Mona Lisa sanılanın aksine...
Kaşı kirpiği olmayan bir kadın değil.
Boyaların çatlamasıyla kirpik ve kaş zamanla yok oluyor tabii ki.
Dediğim gibi bu gibi iyi korunan eserlerin zaten en büyük düşmanı ani ısı değişimleri, nem, toz.
Zaten sürekli steril bir ortamda tutuluyor bu eserler.
Hatta hastanelerden daha steril bir ortam varsa o da müzelerdir sanırım.
Kullandıkları hava temizleme cihazları Türkiye'deki hastanelerinde bile bulunmuyor.
Zaten röportajları izlediğimde aktivistler iyi korunduğunu bildikleri için böyle bir eylemi gerçekleştirdiklerini belirtiyorlar.
Ama şunu düşünmeden edemiyorum.
Bilinçsiz bir aktivist örneğin Michelangelo'nun bir heykeline kendini yapıştırsa ya da çorba fırlatsaydı önünde koruyucu bir...
Cam da yok bazı heykellerin doğal olarak.
Tarihe baktığımızda zaten birçok eser ya çalınıyor ya da ciddi saldırılara uğruyor.
Örneğin yine Michelangelo'nun Davut heykeli saldırıya uğradı ve bir parmağa çalındı.
Aynı şekilde yine Michelangelo'ya ait olan ve imzasının tek...
imzasının bulunduğu ve Rönesans'ın en büyük başyapıtlarından olan Pieta heykeli.
Pieta heykeli çarmıhtan indirilen insanın ve annesi Meryem'in onu kucağına aldığı acıklı ve duygusal anı betimleyen bir heykel.
Yani aslında o sahnenin adı Pieta.
Bu arada Michelangelo'nun zaten birkaç tane Pieta tasviri var.
Dört farklı mermer blokta deniyor aslında Pieta'yı yapmaya.
Fakat hiçbiri istediği gibi olmuyor.
Hepsi... Kötü kötü yerlerden çatlıyor ve en sonunda dördüncü olarak yaptığı Pieta tasvirine tek imzasını atıyor.
Tek olmasının sebebi zaten hiçbir çalışmasında imzanın bulunmaması.
İlerleyen zamanlarda belki daha detaylı bir podcast yaparım bununla alakalı.
Bu Pieta 1972 yılında Lazlo Toth adlı bir Macar tarafından tam 12 çekiç darbesiyle saldırıyor.
uğruyor. Meryem'in bir eli ve burnu kırılıyor ancak restore edilip Vatikan'da Aziz Petrus Bazilikası'nda bir cam arkasında sergilenmeye devam ediyor.
Bu saldırı tabii ki bilinçli bir saldırı, bir aktivizm parçası değil.
Ancak Michelangelo'nun yaptığı o kısımlar kırıldığı için ve daha sonra tartışmalı bir şekilde restore edildiği için çünkü bir kısım restore edilmesini istemedi ve öyle kalmasını istedi.
Ancak müze yönetimi restore edilmesine.
karar verdi. Restore edildikten sonra da zaten o kısımlar Michelangelo'ya ait olmamış olunuyor.
Ben sanırım bu konuda biraz duygusal düşünüyorum.
Ben aynı zamanda heykel bölümü mezunuyum ve mermerden yapılan bir heykeli ne kadar restore ederseniz edin orayı tekrar mermerle birleştirmeniz mümkün olmuyor.
Çeşitli malzemeler yardımıyla sadece yerinden alınanı yerine benzeterek koymuş oluyorsunuz aslında.
Bir de o devasa 5-6 metrelik Davut heykeline çorba fırlattığınızı düşünsenize.
Heykellerin arasında ister istemez zamanla oluşan çatlaklar mevcut ve siz ne kadar bunu temizlerseniz temizleyin o kirin oradan çıkacağı ne malum.
Her zaman orada bir iz bırakmış olacak.
Diğer tablolar için de ben aynı şeyi düşünüyorum.
Neyse ki dediğim gibi fırlattıkları çorbalar sanat eserlerinin önünde bir koruyucu cam olduğu için onlara zarar vermedi.
Bu konuyla alakalı araştırmalarımı yaparken aklıma şöyle de bir şey geldi.
Stendhal sendromuna sahip bir insan bu haberlere ne tepki vermiştir acaba?
Floransa sendromu olarak adlandırılıyor ve Floransa'da o dönemde yaşayan insanlar o ünlü sanat eserlerinin güzelliğinden başları dönüyor ve düşüp bayılıyor.
İleride bununla da alakalı detaylı bir podcast çekerim sizlere.
Yani ben bu sendroma sahip bir insan olsaydım herhalde ölürdüm oturduğum yerden.
Yani onlara gerçekten çok büyük zararlar vermek isterdim.
O apayrı bir durum. Ama araştırmalarımda Phoebe'nin röportajlarını dinlediğimde Phoebe'yi bilmeyenler için Phoebe Plummer daha doğrusu National Gallery'de ilk bu aktivizm olayını başlatan o pembe saçlı
hanım kızımız. Röportajlarını dinlediğimde bütün olaylara bir tık daha eleştirel ve rasyonel yaklaşmaya çalıştım aslında.
Tam anlamıyla değil tabii ki.
Her ne kadar empati de kurabilsem, onları anlamak da istesem bir sanatsever olarak ilk başta ciddi anlamda anlam verilmemiştim.
Çünkü bizlere vermek istedikleri mesaj aslında apaçık ortada.
Olayın şoku ile belki de biz görmek istemedik.
Bu eserlerden yalnızca bir tane var.
Van Gogh hayatı boyunca çeşitli çalışmalar üretti.
Ancak yaşadığı dönem gereği sadece bir tanesini satabildi.
Picasso gibi ünlü bir ressam hayatına sahip değildi.
Hatta diğer ressamlar onu kendi aralarına bile almamışlardı.
Yani Ayçiçekleri tablosunun yüz binlerce röpredüksiyonunu da yapsanız Van Gogh'un yaptığı tek bir tane var.
Darbeleri o tuvalete yalnızca bir defa dokundu.
Başka yok. Zamanı geriye alamayız ya da Van Gogh'u geri getiremeyiz.
İşte nasıl bu eserlerden yalnızca bir tane var ve bu eserlere zarar verildiğinde biz deliye dönüyoruz, çıldırıyoruz, zarar verenleri linçliyoruz.
Peki ya içinde yaşadığımız doğaya zarar verildiğinde?
Aktivistlerin dikkat çekmek istedikleri mesele tam da buydu aslında.
Siz bize bu kadar tepki veriyorsunuz, bir sanat eserine çorba fırlıyorsunuz.
Ama içinde yaşadığımız doğa her geçen gün sönüyor ve siz bunun için hiçbir şey yapmıyorsunuz.
Aksine fosil yakıt üretmeye devam ediyorsunuz.
Yani kızdıkları nokta tam olarak buydu ve bence müthiş bir tartışma konusu başlattılar.
Hala savunamıyorum ama sanat bir iletişim yolu sanatçılar için ve aktivistler de bunu çok doğru bir noktada kullandılar aslında.
Büyük bir sorgulamaya ittiler hepimizi.
Tabii anlayanlar için hala anlamayan çok fazla kesim var.
gördüğümde videoları kanım donmuştu.
Ancak araştırdığımda sorgulamaya başladım ve ilk olarak şunu sordum kendime.
Bunu savunurken seçtikleri yol çok iyi korunması gereken sanat tarihi eserlerine saldırmak mı olmalıydı?
Yani sen fiziksel olarak bir saldırıda bulunurken fikirsel ve zihinsel olarak da saldırıda bulunmuş olmuyor musun?
Çünkü hedef aldığın sanatçı Van Gogh ve Van Gogh zaten avantgard bir sanatçı.
Dediğim gibi hayatı boyunca Tek bir tablo satabilmiş bir sanatçı.
Ve aktivizm dediğin şey zaten mevcut değerleri korumak için bir eylem gerçekleştirmek.
Ama sen mevcut değerleri korumaya yönelik bir çaba sarf ederken bazı şeyleri koruma biçimin bazı şeyleri mahvetmeyle sonuçlanıyor.
Çünkü aktivizm yapmak için sanatı hedef göstermiş oldu.
Yani bunu o sırada sen bilinçli olarak yapabiliyorsun ama daha sonra insanlar bir şeyi anlatmak istediklerinde ya da bir aktivizm eylemi gerçekleştirip Altyazı M
.K. İleride
zaten anlatacağımı belirtmiştim.
Performans sanatı da yapan sanatçılar için zaten en büyük iletişim aracı aslında.
sanat eserine dönüşmek adlı bir podcast'ı var.
Dinlemediyseniz mutlaka dinleyin.
Tayvanlı bir performans sanatçısı olan Sam Hisi'nin performansını bizlere anlatıyor Barış Özcan.
Bu performans sanatında Sam Hisi kendini bir yıl boyunca bir kafesin içerisine kapatıyor ve ne televizyon izliyor, ne radyo dinliyor, kitap dahi okumuyor.
Kendini dış dünyadan tamamen kopartarak iletişimine olabildiğince sınırlıyor Hisi.
Konumuza dönecek olursak çok dağılmayalım.
Zaten özgürce resim yapabildiklerinde ilham aldıkları ilk şey doğaydı.
Örneğin ekspresyonistler dış dünyaya çıkıp...
doğaya açılıp doğanın saf haline iç gözlemleri yöntemiyle aktardılar tuvallerini.
Bu arada empresyonistler ve ekspresyonistler birbirlerine çok karıştırılıyor.
İsmi benzer olduğu için.
Empresyonistler izlenimci, ekspresyonistler ise dışa vurumcu.
Yani empresyonistler kendi iç dünyalarında hissettiklerini doğa aracılığıyla tuvallerine aktarırken ekspresyonistler dış dünyada görülenlerin saf haline tuvallerini aktarmışlardır.
Empresyonistlerin temaları zaten...
Genellikle doğa ve manzara resimleridir.
Manzaranın kendilerinde uyandırdıkları duygu ve izlenimle çizerler.
Ki atları zaten bu yüzden izlenimcidir.
Resimler böyle flüodur.
Resimler daha çok bir manzaranın akılda kaldığı ya da rüyada görüldüğü hali gibidir.
Hatta gerçeğini tamamen yansıtmaz böyle.
Biraz bozarlar. Boyutlarla ve biçimlerle çok oynamazlar.
Işıkla oynamayı çok severler.
Açık alanda çalıştıkları için de resimleri kıza ve aceleyle atılmış böyle darbe gibi görünür.
Benim acelem var fırçayla hemen iki çizik atıp geçeyim gibi böyle.
Daha hissiyatlar arasından yaparlar.
Ekspresyonistler ise tam tersi aslında.
Belirgin bir temaları yoktur.
Biçimleri bozuktur, abartıyı severler.
Estetik kaygıları bulunmaz.
Denkleri böyle daha canlı kullanırlar.
Soft kullanmazlar.
Çizdikleri objeye ya da subjeye değil onun çağrışımını duygu yoluyla aktarırlar.
Yani aslında çizdikleri objeyi fikirlerini anlatmak için bir araç olarak kullanırlar.
Ama da belli bile değildir.
Daha böyle melankoli, yalnızlık gibi duygulardan beslenirler.
İşte yıkım, bunalım, korku gibi uç duygular hakimdir ekspresyonistlerde.
Arasındaki kabaca farklar bunlar aslında.
Zaten önümüzdeki bölümlerde sanat akımlarıyla alakalı detaylı bilgilere yer vereceğim mutlaka.
Konumuza tekrar geri dönelim.
Devistler bu sanatçıları ve eserlerini özellikle ve bilerek seçtiklerini dile getirmişlerdi bir röportajlarında.
İşte bu durumu daha da ironikleştiriyor.
Çünkü örneğin Monet'in resmine çorba fırlatıyorlar.
Monet empresyonist yani izlenimci bir sanatçı.
Doğa resimleri yapıyor, doğayı olduğu gibi aktarıyor, doğadan etkilenip kendi hissiyatlarıyla eserler üretiyor.
Yani aslında doğa tutkunu bir adam olduğunu söyleyebiliriz.
Ve sen doğayı resmeden, doğa tutkunu diyebileceğimiz bir ressamın eserine saldırarak aktivizm gerçekleştirmiş olmuyorsun.
İki yüzlülük olduğunu düşünüyorum ben bu durumun.
Bizim önemli olmakla birlikte bir performans türü değil bahsettiğim gibi.
Bir eylemcilik, toplumsal ya da politik değişim meydana getirmek için bir eylemde bulunabilirsin.
Bahsettiğim gibi bir performans sanatçısı olsan ve iklim aktivizmine yönelik bir performans gerçekleştirmek istesen bunu yapabileceğin çok fazla yol var zaten.
Örneğin sanat eserinin kendisine zarar vermek veya saldırmak yerine onun bir baskısını bunu yaparak eylemini gerçekleştirebilirsin diye düşünüyorum.
performans sanatçıları daha insani ve daha derin duyguları bizlere aktarma isteğiyle dolup taşsalardı çok ünlü performans sanatçıları var bunu seve seve yapabilecek olan hatta çok da güzel bir performans konusu
olurdu bence ama sanat sandığınız kadar yüzeysel değil arkadaşlar sanatın derinlerine indiğinizde Değil bir sanat eğitimi aldığınızda demeyeyim de edindiğinizde sanatın ne kadar etkili olduğunu ve çok
farklı yüzlerini iyi anlamda görüyor oluyorsunuz aslında.
Yaptıklarını desteklemekle birlikte sanatı bir iletişim aracı görerek bu eylemi gerçekleştirmiş olmalarını kutluyorum açıkçası.
Müthiş bir açık fikirlilik gerektiriyor ve cesaret gerektiriyor bence.
Ancak sanata saldırmanın gerekli olduğunu tabii ki ben de diğer insanlar gibi düşünmüyorum.
Yine de farklı bakış açılarıyla da bakmaya çalışıyorum, sorguluyorum.
Bu güzel bir şey bence.
Hepiniz yapın bunu. Körü körüne bir şeye linç atmayın.
Onunla ilgili araştırmalar yapın, okuyun.
Bambaşka bakış açılarıyla empati kurarak bakmaya çalışın ki siz de benim gibi ilk aşımada sinirlenmeyin.
İçiniz daha rahat etmiş olur böylelikle.
Podcastı biraz geç yayınladığımın farkındayım.
Olayların biraz daha soğumasını istedim ve biraz da gözlemledim aslında daha nasıl eylemlerde bulunacaklar diye.
Dediğim gibi uzun zamandır bir şey yapmış değiller.
En son Endi Varol vakasını gerçekleştiler diyebiliyorum.
Gerçi bakmadım ben de. Şimdilik bu kadar.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim ki buraya kadar dinlediyseniz ne mutlu bana.
Bir sonraki podcast yayınımda görüşmek üzere.
Kendinize güzel bakın, sanatla kalın.
Hoşçakalın. Kısa
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
