
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Romantizm sanat akımını derinlemesine inceliyorum, keyifli dinlemeler!
Instagram: belleginlambasipodcast
Reklam ve iş birlikleri için: belleginlambasipodcast@gmail.com
Transkript
Herkese selam arkadaşlar, belli ilanmasına hoş geldiniz.
Ben Eda. En güzel şiirlere, müziklere, resimlere ve eserlere ilham veren bir akımı konuşacağız.
Romantizm konuşacağız.
Goya, Delacroix, Caspar David Friedrich, William Turner gibi ressamları konuşacağız.
Akımın ortaya çıkışını ve özelliklerini derinlemesini inceleyeceğiz.
O zaman hadi başlayalım.
Romantizm deyince aklımıza ilişkisel anlamda bir romantiklik gelebilir.
Ancak bu romantizm o romantizm değil.
Yani ilişkisel bağlamda bir romantiklikten söz etmiyoruz bu dönemde.
Yani romantizm isminden de anlaşılacağı gibi romantik bir sanat takımı kesinlikle değildir.
Romantizm sözcüğü Latin kökenli dillerde söz konusu edilip anlatılan öykü ve söylencelerin ortak adı olan romanlardan geliyor.
Yani romana benzeyen, inanılması güç olan, olağanüstü bir atmosfer barındıran sahne.
Neleri betimlemek amaçlı kullanıyorlar bu sözcüğü?
Kabaca tanımlamak gerekirse 18.
yüzyıl sonlarından 19.
yüzyıl ortalarına kadar uzanan ve Avrupa'nın çeşitli bölgelerinde ortaya çıkmış resim, heykel, edebiyat, müzik ve felsefe alanlarında etki yaratmış bir sanat akımıdır, bir dönemdir romantizm.
18. yüzyılın sonlarında bir grup Alman yazar romantizm sözcüğünü klasizmin karşıtı olarak kullandılar.
Ve klasizme ve neoklasizme yani yeni klasikçiliğe karşı çıkan bir yakımdı zaten romantizm.
Örneğin klasizmde akıl ve düşünce sisteminin temel alındığını görürüz ancak bireyselcilik yoktur.
Ve sanat sanat içindir anlayışını benimserler.
Sanatçılar eserlerinde kişiliklerini, duygularını, iç dünyalarını gizlemişlerdir.
Eserlerinde klasik ve değişmeyen tipler vardır.
Antik Yunan ve Roma sanatını temel alan tarihsel bir yaklaşım söz konusudur.
Klasizmde bir eserin klasik sayılabilmesi için uyum, idealizm, denge, ölçülülük, güzellik ve görkemlilik gibi özelliklerin var olması gerekiyor.
Yani mükemmelliyetçilik vardır eserde.
Ve bu mükemmelliyetçilik hep tek düzedir.
Zaten aristokrasinin bir ürünüdür ve devamında da Rönesans'ta gelişmiştir bu ekol.
Neoklasizm de yani yeni klasizm de onun devamıdır.
Onun için de ayrı bir bölüm gelecek.
Romantizm bu anlayışlara tamamen tepki olarak ortaya çıkmıştır.
Romantizmde bireyin iç dünyasını, coşkusunu, hayal gücünün ortaya çıktığını görürüz.
Bireysel deneyime, özgürlüğe ve duygusallığa vurgu yapar romantizm.
Sanatçının içsel dünyasının ifade özgürlüğünü savunur.
Klasizmde insanların üstünlüğünü ve soyluluğunu, daha doğrusu aristokrasiyi görürüz.
Ancak romantizmde...
Bu tarz insanlara karşı ve yaşanan o dönemki yaşanan olaylara karşı hep bir eleştiri vardır.
Tarihi sahnelerden alıntılanan şeyler vardır ya da gerçekler çoğu zaman ortaya çıkar romantizm resimlerinde birazdan anlatacağım onları.
Romantizmin ortaya çıkışında ise ne etkilidir diye soracak olursanız Fransız ihtilali etkilidir.
Fransız devriminde mutlak monarşi devrilip cumhuriyetin temelleri atılmıştı biliyorsunuz ki.
Peki neler oldu bu dönemde biraz tarihe gidelim hadi.
Devrim öncesinde Fransız toplumu kilise ve aristokrat sınıf tarafından çok katı bir şekilde yönetiliyordu.
Bunlar toplumsal hiyerarşinin en üstünde bulunuyordu ve çok büyük bir ayrımcılık söz konusuydu.
Dolayısıyla bu toplumlar, sınıflar arasındaki eşitsizlik büyük bir sorun haline gelmeye başladı.
Mutlak monarşi mevcuttu ve kralın yetkileri gerçekten sınırsızdı.
Sınıflar çok ağır vergi yükleri altındaydı ve bu ağır vergiler sık sık yaşanan savaşlar, ekonomik dengesizlikler toplumda...
ekonomik zorlukları tetiklemeye başlamıştı.
Zaten kraliyet çok büyük bir borç içerisindeydi.
Kral 16. Louis mali zorluklarla başa çıkamamıştı ve mali reformları da başaramayınca hükümet iflasın eşiğine geldi.
Zaten ayaklanmayla birlikte de vatanı ihanet suçundan giyotimle idam edildi 16.
Louis. Çok büyük bir eşitsizlik vardı ve bu eşitsizlik resmen insanların gözüne sokuluyordu.
Bu durumda sosyal huzursuzluğa yol açtı doğal olarak ve devrimin tohumları yavaş yavaş artık filizlenmeye başladı.
Fransız aydınları ve düşünürleri eşitlik, özgürlük ve adalet gibi değerlere vurgu yapmaya başlamıştı.
Örneğin Descartes aklın ve eleştiren zihniyetin üstünlüğüne vurgu yaptı.
Voltaire, kralın danışmanlarının filozoflardan oluşması gerektiğini, böylelikle toplumun aydınlatılabileceğini savundu.
Jean-Jacques Rousseau, insanların doğuştan eşit olduğuna inanıyordu.
Toplumun değişiminde aslında aydınların payı çok büyüktü.
Devrimden sonra da, daha doğrusu bir dizi karmaşık olaylar zincirinden sonra, karmaşık diyorum çünkü Fransız devrimi gerçekten apayrı bir bölümün konusu olabilir.
Bastil hapishanesi baskınından tut...
Bonapart'ın iktidara gelmesine kadar bir ton olay var sonuçta.
Belki bununla da alakalı bir bölüm gelir.
Devrimden sonra kısaca bahsetmek gerekirse monarşi yıkıldı.
O zaten cepte. Kral idam edildi, sınıfsal ayrıcalıklar kaldırıldı, aristokrasi ve kiliseye ait ayrıcalıklar iptal edildi ve herkesin yasalar önünde eşit olması gerektiği bir toplum
ideali benimsendi. Cumhuriyet modelinin gelmesiyle de halk temsilcilerini seçme hakkına sahip oldu.
Egemenliğin halka ait olduğu kabul edildi.
Eşitlik, özgürlük, adalet ilkeleri daha fazla yaygınlaşmaya başladı ve insan hakları bildirisi yayınlandı.
Fransızlar tarafından dünya çapında bir bildiriye dönüştürüldü bu.
Tabii ki bütün bunları sonucunda refaha kavuşuldu diyemeyiz.
Daha Napolyon'un imparatorluğunu ilan etmesi ve tekrar sıkı bir yönetim şeklinin gündeme gelmesi ve savaşları, mağlubiyeti ve monarşinin yeniden kabul edilmesi var.
Bu devrim sadece siyasi ve toplumsal alanlarda değil.
Tahmin ettiğiniz üzere sanat dünyasında da çok önemli etkiler bırakmıştı.
Sanatçılar devrimci ideallere hizmet etme rolüne büründüler ve resimler, afişler, işte karikatürler ve diğer görsel sanatlar devrimin propagandasını yapmak için bir araç olarak kullanıldı.
Yani devrimci liderler ideallerini, kendi ideallerini halka tanıtmak için sanatı politik bir araç olarak kullandı.
Devrimin getirdiği eşitlik ideali sanat dünyasında toplumsal tabakaların ve farklı kesimlerin.
Burada ne demek istiyorum?
Devrim öncesinde aristokrat sınıfına ait porteler yoğunluktaydı.
Ressamların çoğu saraya ve aristokrat sınıfına hizmet ediyordu.
Onların portelerini çiziyordu.
Sıradan bir insanın resminin çizilmesinin hiçbir değeri yoktu çünkü.
Devrimden sonra ise sıradan insanlar ve toplumsal yaşamın artık farklı yönleri daha fazla resmedilmeye başlandı.
Yani bakacak olursak bu devrimlerde sanat toplumsal bir araç olarak kullanıldı.
Bu arada müze kültürü de bu devrim sırasında gelişti.
Devrimci hükümetler eski aristokrat sınıfının resimlerini ve kiliseye ait koleksiyonları kamulaştırarak artık müzelerde sergilemeye başladı.
Böylelikle sanatın kamusal erişilebilirliği arttı.
Louvre gibi müzeler örneğin sanatın geniş bir kitle tarafından görülmesine olanak tanıdı.
Zaten Louvre Müzesi de bu devrimin etkisiyle açıldı aslında.
Tarihi tabii ki devrimden önceye dayanıyor.
Louvre binası aslen bir kraliyet sarayı olarak inşa edilmişti.
13. yüzyılın başlarında Fransız kralı olan Filipe Augustus tarafından inşa edildi.
Fransız devrimi sırasında da saray devlete ait bir mal olarak kamulaştırıldı ve saraydaki sanat eserleri, mobilyalar ya da diğer değerlerine ulusal hazinenin bir parçası olarak kabul edildi.
1793'te de resmi olarak müze haline getirildi.
Fransız devrimi romantizm akımının doğmasına da böylelikle sebep oldu diyebiliriz.
Ondan sonrasında gelen endüstrileşme dönemi yani sanayi devrimi de bir etkendi tabii ki.
Sanayi devrimi biliyorsunuz ki toplumun yapılanmasında ve ekonomide önemli değişikliklere yol açmıştı.
Bu dönemde ortaya çıkan teknolojik gelişmeler, insanların...
doğaya ve geleneklere olan bağlılıklarını bir nebze zayıflattı.
Romantik sanatçılar da endüstrileşmenin yarattığı sıkıntılara ve insanın doğadan uzaklaşmasını duydukları endişeleri dile getirdiler resimlerinde.
Aslında endüstrileşme ve şehirleşme süreçlerine tepki olarak doğaya geri döndüler ve bu geri dönüşü savundular.
doğanın güzelliklerine, gizemine ve doğal süreçlerine duyulan hayranlığı mistik bir şekilde dile getirdiler.
Endüstri devriminin yarattığı o betonlaşma, kirlilik ve doğal kaynakların tükenmesi gibi sorunlara tepki olarak doğaya olan ilgilerini arttırdılar.
Yani doğanın güzelliklerini, doğanın insana karşı üstünlüğünü, onların eserlerinde bir ana tema haline geldiğini görebiliriz.
Bu dönemde doğanın üstünlüğü deyince aklımıza en temel eserlerden biri olan Pierre Jacques Volley'in 1771 yılında yaptığı Vezüv'ün patlaması resmi gelir.
Bu eser doğanın insana karşı üstünlüğünün resmen bir kanıtı arkadaşlar.
Vezüv yanardağının patlamasıyla antik Pompei kenti yok oldu.
Pompei'ye gidenler oradaki taşlaşmış figürleri görmüştür belki hatta.
Vezüv yanardağının patlaması doğanın insan karşısındaki üstünlüğünü sembolize etmek açısından çok güzel bir eserdir.
Eserdeki figürler çok küçüktür böyle mini minnacık resmede de.
Doğanın altında resmen ezilir bir haldedir.
William Turner'ın resimlerinde de bu doğa karşısında ezilmeyi görürüz.
Devasa deniz dalgaları, uçsuz bucaksız okyanus resimleri ve bu okyanusta küçük gemileri ile yüzen minik figürleri resmeder.
Romantik dönemdeki diğer birçok sanatçı gibi yapar bunu.
Dediğim gibi bu yüceltilen doğa teması romantizmin özelliklerinden.
Sadece bir tanesi tabii. Üstelik bu doğa yalnızca manzara resimlerinden ibaret değil, mistik bir anlam da taşır.
Bu arada Fransız devrimi bütün ülkeleri etkilemiştir.
Bütün ülkeler devrimle birlikte artık kendi ulusal kimliklerini bir yaratma arzusuna bürünmüşlerdir.
Her ülke sanatta, mimaride, müzikte, resimde ve diğer birçok alanda kendine göre bir yol çiziyor bu kimliği yaratmak için.
Dolayısıyla romantizmin özellikleri de her ülkede farklılık gösteriyor.
Fransa'da, İngiltere'de, Almanya'da...
İspanya'da, İtalya'da ya da Amerika'da birbirinden farklı resmediliyor.
Romantizm akımına dahil olan her ülkenin etkilendikleri dinamikler farklı çünkü.
Sanatçıların eserlerindeki tavırlardan da anlayabiliriz bunu.
Romantizm akımı içerisinde her ülkeden sanatçının sanatsal temaları ve konuları farklı.
Sırasıyla inceleyelim örneğin İspanya'dan başlayalım.
İspanya'da Francisco Goya etkili bir romantizm ressamıdır.
Romantizmin de öncülerindendir.
Eserleriyle romantizm akımının belirgin özelliklerini yansıtır.
Ancak diğer Avrupa ülkelerindeki romantizm ressamlarından birazcık farklı ve aslında modern sanatın Goya ile başladığı gibi bir görüş var.
Goya, sembolik dünya, bize miras kalan fikirlerin dünyası ve mantığın dünyası ile aydınlanmış ve bu fikirleri sorgulayan dünya arasında ilişki kuran ilk sanatçı.
Goyi İspanyol saltanatının saray ressamıydı.
Portreleriyle ün kazanmıştı.
Hatta eserlerinin yaşadığı döneme ait bilgi veren önemli belgeler olduğunu söylemekte mümkün.
Ancak Kısa
Saray ressamı olmayı bırakıp daha kişisel resimler yapmaya başlıyor.
Portre dışındaki tüm resimlerinde de bu kişisel tavrı görebiliyoruz biz.
Resimleri genellikle karanlık, doğaüstü ve melankolik, aynı zamanda mitolojik temalara sahip.
Bu durum onun eserlerinin birçoğunun klasik romantizmden farklı olduğunu gösteren bir durum.
Daha karanlık, daha içsel bir ton kullanır Goya.
Gördüğünüzde onun romantizm akımına dahil olduğunu bilmeseniz inanmazsınız.
Yani öyle bir karanlık, öyle bir karamsarlık var Goya'da.
En ünlü resimlerinden biri olan çocuklarını yiyen Saturn.
Alpla resmi. Bilenler gözlerinin önüne getirdi bile.
Oldukça korkunç bir resim.
Yani asla duvara asmak istemeyeceğiniz türden bir resim.
Goya için ayrı bir bölüm yapacağım ama kabaca anlatayım çok deseye girmeden.
Bu kare resimler olan duvar resmi serisine ait bir resim aslında.
Resimde Yunan tanrısı Kronos'un, Kronos Roma mitolojisinde Satürn bu arada, kendi yerine geçmelerinden korktuğu çocuklarını doğumlarının hemen ardından yiyerek öldürmesi anlatılıyor.
Biraz rahatsız edici bir tablo.
Bir diğer ünlü resmi de cadıların uçuşu tablosu.
Boyutta bir tablo bu ve resimde uçan erkek cadılar görüyoruz.
Kadın değil ve enginizasyondakileri anımsatan kukulatalar takıyor bu erkek cadılar.
Altta hiçbir şey görmek istemeyen başının üzerini beyaz bir örtüyle kapatan bir figür görüyoruz.
Diğer tarafta da yerde yatmış hiçbir şey duymak istemeyen kulaklarını kapatan bir figür var.
Bir de eşek görüyoruz.
Eşek ne alaka diyenler için böyle çok içten eşek dedim.
Cahilliğin bir alegorisi olarak.
kullanıyor bu eşeği Goya.
Resimde anlattığı şey aslında batıl inançların görsel bir eleştirisi.
Resimlerinde insan doğasının karanlık yanlarına odaklanan bir atmosfer sunuyor.
İnsan doğasının karanlık yanına ve karmaşıklığına, acılarına dikkat çekiyor.
Aynı zamanda toplumsal eleştiri de içerir resimleri.
Sadece duygusal ve melankolik değil aynı zamanda politik ve sosyal temalara da yer verir.
Özellikle İspanyol iç savaşı ve Napolyon'un İspanya'yı işgali sırasındaki olaylara sepki gösterir.
3 Mayıs 1808 adlı eseri özellikle.
Goya bu eseri Fransızların 1808'de Madrid'i işgali sırasında Napolyon'un ordularına direnen İspanyolların anısına çizmişti.
Savaşın ve acının insan üzerindeki etkilerini dramatik bir biçimde yansıtıyor bu resim.
Goya aslında romantizm sanatının klasik kalıplarından...
Biraz sıyrılıyor gördüğünüz gibi.
Çağının karmaşıklığını ve çelişkilerini ifade eden resimler yapar.
Aynı zamanda realizm ve empresyonizme de bir köprü olmuştur bu resimler.
Dürer ya da Velázquez gibi sanatçılardan etkilenmiş, Picasso ve Renier gibi sanatçıları da etkilemiştir.
Rotamızı Fransa'ya çevirelim şimdi de.
Fransa'daki romantizm temsilcimiz Eugene Delacroix.
Delacroix romantizmin ideallerini sürdürmek amacıyla geniş bir yelpazedeki güncel konuları resmeder.
Güçlü fırça darbeleri kullanır.
Yani bu darbeler çok belirgindir.
Renk kullanımı da öyle. Dramatik ışık efektleri kullanarak duygusal bir etki yaratır resimlerinde ve bu renk paletleri ve ışık oyunları diğer romantizm ressamlarından daha belirgin ve daha dikkat çekicidir.
Işığı gerçekten çok ustaca kullanır.
Bir tablonun ilk görevi bir göz şenliği oluşturmaktır der hatta.
Eserlerinde sıkça egzotik ve tarihi konulara odaklandığını görürüz.
Orta Doğu'dan esinlenir ve bu esinlenen sahneleri eserlerinde görürüz.
Romantizmin çıkış eseri olarak kabul edilen bir resim de Delacroix'e ait bu arada.
Liberty Leading the People yani halka yol gösteren özgürlük adlı eserdir bu.
1830 yılında yapmıştır bu resmi yani 2.
Fransız İhtilali'ne denk geliyor.
Bu tablo yapıldığı dönem itibariyle oldukça radikal bir tablo aslında.
Resmin Cumhuriyetçi devrime ilişkin bir söylemi var.
Eserin merkezinde güçlü bir kadın figürü görüyoruz.
Ve bu kadın bir elinde Fransa bayrağı tutuyor, diğer elinde ise uzun namlalı bir tüfek tutuyor ve göğüsleri açık bir şey.
şekilde resmedilmiştir bu arada.
Üç renkli Fransa bayrağı ile eşitlik, özgürlüğü ve kardeşliği sembolize ettiğini görüyoruz.
Tüfekle de direnişi ve başkaldırıyı.
Yerlerde yatan ölü bedenler vardır.
Bunlar da özgürlük ve eşitliğin korunması adına feda edilenleri simgeler.
Delacroix resimlerinde sadece duygusal ifadeye odaklanmakla kalmaz.
Aynı zamanda bu resimdeki gibi politik ve toplumsal eleştirilere de yer verir.
Eserlerinde aynı zamanda güçlü bir dinamizm vardır, bir hareket vardır, figürlerde bir hareket vardır yani.
Resimlerindeki kompozisyonlar canlılıkla doldur.
Bu durumda diğer romantizm ressamlarından farklı bir enerji ve yaşam hissiyatı yaratır.
El Greco Peter Paul Rubens, Rembrandt gibi sanatçılardan etkilenmiş, Paul Gauguin, Edgar Degas, Edward Manet, Renier ve Paul Cezanne gibi sanatçıları etkilemiştir.
Bir diğer önemli Fransız romantizm ressamı da Theodore Garakal.
Atlara hayranlık duyan bir ressam olduğunu söyleyebilirim.
Çok fazla at figürü kullanır resimlerinde.
Figürleri de çok karmaşık kullanır bu arada.
Çok fazla figür kullanır.
Dramatik bir duruşta resmeder hatta bu figürlerini.
Ve çok detaycı bir ressamdır.
Yani detaylara çok önem verir.
Ve bu detayları da çok realist bir biçimde aktarır.
Bu durumda onun resimlerinin görsel çarpıcılığını artırır aslında.
Kompozisyonları böyle karma karışıktır.
Renk kullanımı da çok güçlü ve etkileyicidir.
Rubens. Ve onlar tarafından yapılan resimlerin üzerinde çalışmış, onların fırça sürüşünden etkilenmiştir.
Medusa'nın salığı ya da gemisi olarak da...
Başyapıtlar arasındadır ki bence inanılmaz bir resimdir.
Işık kullanımı, renk ve detayları muazzamdır.
Ben çok beğenirim. Çünkü dönemin güncel olaylarından alınmış bir resimdir aynı zamanda.
Gerçeği ortaya çıkartmak için yapılan bir resimdir.
Temmuz 1816'da Montanya yakınlarında Fransız donanmasına ait olan bir savaş gemisi kareye oturur.
Resimde yaşam mücadelesi veren insanları ve Medusa'nın...
trajik ölümünü konu alıyor.
İki hafta boyunca denizde kalan 147 insandan sadece 10 tanesi hayatta kalıyor bu olayda ve Fransız basını bu olayı sansürlüyor.
Manşetlerde gizlenince de Gary Cole gerçeğe yakın bir şekilde tasvirini yapıyor.
Yaşam mücadelesi veren figürleri resmederken ışık ve renkleriyle de olaydan korkulması, endişe edilmesi gereken zorluğu yansıtıyor.
Daha sonrasında da realizm akımında yer edinen bir sanatçı Gary Cole.
Bu arada hazır ülke ülke geziyorken diğer önemli sanatçıları da değinelim.
Fransız romantizminin en önemli yazarlarından birisi Victor Hugo'dur.
Gençliğinde bir kral yanlısı olsa da görüşü yıllar içinde değişti ve tutkulu bir cumhuriyet destekçisi oldu.
Romantizm akımı içerisinde de çok önemli eser.
Bazak da aynı şekilde vadideki Zambak eseriyle önemli romantizm sanatçılarındandır biliyorsunuz ki.
Almanya'ya rotamızı çevirelim.
Buradaki romantizm ressamımız Caspar David Frederick.
Manzara resimleriyle tanırız Frederick'i.
Büyük dramatik manzaralar ve doğa sahneleriyle doldur eserleri.
Doğanın büyüklüğünü, insanın doğa karşısındaki küçüklüğüyle hissettiği yalnızlığı ve hayranlığı vurgular.
Figürler hep tek başına durur ve kimlikleri belirsizdir.
Mistik bir hava vardır resimlerinde.
Karabeleri, mezarlıkları, tekinsiz ormanları da resmetmeyi çok sever.
Genellikle yumuşak ve natural renk paletleri kullanır.
Sis denizinin üzerindeki gezgin tablosundan anlaşılır aslında onun tarzı.
Melankolik de bir adamdır diyebiliriz.
Ruhsal bir keşif sunar resimleri bizlere.
Mart Rodko, Edward Munch gibi sanatçılara ve sürrealizme de ilham olmuştur kendisi.
Bir diğer Alman romantizm sanatçısı, şair, yazar ve filozof olan Friedrich Schiller'dır.
Yazdığı çoğu tiyatro eseri Alman başyapıtları arasındadır.
Doğa tasvirli şiiler yazar genelde ve çoğu yazara da ilham olmuştur.
Klimt bölümünde bahsetmiştim.
Beethoven'ın 9.
senfonisinin son kısmı Avrupa Birliği marşı haline geldiğinden bahsetmiştim.
İşte oradaki o lirik kısımdaki Ought to Joy yani Neşeyi Övgü şiiri Schiller'e ait.
Goethe de en önemli romantizm yazarlarından biri.
Onu da belirtmeden geçmeyeyim.
Müzikte de yani Alman romantizm akımına dahil olan Beethoven bebeğim ve Schubert bebeğim var.
İkisi de en önemli besteci olmakla birlikte romantik dönemin en önemli bestecileridir.
Bu arada Chopin, Wagner, Verdi gibi besteciler de romantik müziğin en önemli bestecilerindendir.
Ama onlar ikinci... Kuşak romantizm bestecileri olarak bilinir.
Temmuz devriminden sonra yani 2.
Fransız devriminden sonra önüne çıkmışlardır.
Sıradaki durağımız İngiltere.
İngiliz romantik ressamımız da William Turner.
Turner da peyzaj resimleriyle, manzara ve doğa resimleriyle tanınır genelde.
Ve resimleri özellikle ışık ve renk kullanımında çarpıcı bir güzelliğe sahiptir.
Dışa vurumcu bir üsluba sahip zaten.
Güneşin, suyun ve atmosferin etkileşimleri onun eserde çok yoğun bir şekilde ifade bulur.
Bu durum da aslında onun manzara resimlerine duygusal bir etki katar.
Ancak bu resimlere sadece duygusal etkiye sahip değil.
Manzaralardan oluşmaz bölüm başında da bahsettiğim gibi.
Altında çok derin anlamlar yatabilir.
Işığın ressamı da derler Turner'a.
Çok ayrıntılara girmez ve keskin kontür çizgileri görmeyiz onun resimlerinde.
Bir bütündür yani bir sis pardesi varmış gibi bir etki yaratır.
Rembrandt'dan etkilenmiştir ve Sisley, Monet gibi sanatçıları da etkilemiştir.
Bu dönemin manzara ressamları empresyonizm ressamları üzerinde son derece etkili olmuştur gördüğünüz üzere.
Empresyonizme de ilham olmuş bir yakım.
Çünkü modern sanatın ufak ufak tohumlarını görüyoruz demiştik.
Bahsettiğim gibi her ülkenin sanatçısının romantizm alanındaki özellikleri farklı.
Kimisi doğaya metafizik anlamlar kattı.
Kimisi bir renk zevki aşıladı.
Öznelliği, melankoliyi, kaygıyı doruk noktasına çıkardı.
Kimisi akıl dışı olanı savundu.
kayranlığını kamçıladı ve doğuculuğu yükselti.
Klasizmin ardında resim sanatında bir devrim meydana getirdiğini görebiliyoruz romantizmin.
Sanat alanında en duygusal, en orijinal ve en ironik eserleri vermekle kalmayıp aynı zamanda sanatta etkisi yıllarca sürecek bir dışavurumculuğun yolunu açtığını söylemek mümkün.
Toparlayacak olursak romantizm, sanat dünyasında duygusal ifade özgürlüğünün ve bireysel özgürlüğün önemini vurgulayan bir başlangıcı simgeliyor.
Akımın mirası da sanatta duygusal derinlik, özgünlük ve özgürlük arayışını etkileyen birçok temel kavramı barındırıyor.
Son olarak bölümü romantizm şairlerinden Lord Byron'ın çok sevdiğim bir şiiriyle kapatıyorum.
Yolu olmayan ormanlarda mutluluk vardır.
Yalnız yürünen deniz kıyısında sevinç.
Topluluklar vardır kimsenin girmediği derin denizlerde.
Ve sesinde de müzik.
İnsanı az seviyorum diyemem ama doğayı daha fazla.
Bir sonraki bölümde görüşene dek sanatla kalın.
Altyazı M.K.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
