
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Renkleri duyabilir misiniz? Peki notaları görebilir misiniz? Sinestetlerin dünyasına bir giriş yapalım ve müziği tuvaline aktaran müzikal ressam Wassily Kandinsky'yi daha yakından tanıyalım.
• Wassily Kandinsky Kompozisyon 8: https://www.guggenheim.org/artwork/1924
• İnstagram: https://www.instagram.com/belleginlambasipodcast/
• Reklam ve İş birlikleri için: belleginlambasi@gmail.com
Transkript
Merhaba, Belleğin Lambası'na hoş geldiniz.
Ben Eda.
Renkleri duyabilir misiniz?
Ya da kokularını alabilir misiniz?
Mesela kırmızı rengini düşünelim.
Bu rengi düşündüğünüzde onun tadını alabilir misiniz?
Hadi biraz daha kafanızı karıştırayım.
Bir notayı duyduğunuzda örneğin bu.
R notası olsun. R notasını duyduğunuzda onun sizde çağrıştırdığı bir renk var mı?
Ya da bu notanın tadını alabilir misiniz?
Mesela bir senfonide olduğunuzu hayal edin.
Enstrümanlardan her R notası çıktığında ağzınızda elmalı turta tadı belirdiğini düşünün.
Yani imkansız değil mi?
Hayır aslında değil.
Eğer bütün bu ya da bunlara yakın belirtilere sahipseniz tebrikler.
Nur topu gibi bir sinestetsiniz.
Şimdi diyeceksiniz ki Eda neden?
bahsediyorsun. Gelin bu güzide hastalığın renkli dünyasında sizi ufak bir yolculuğa çıkartayım.
Sinestezi en kaba tanımıyla herhangi bir duyu uyarımının otomatik olarak başka bir duyu algısını tetiklemesine deniliyor.
Yani renkleri duymak, notaları görmek gibi.
Etimolojisine baktığımızda Yunanca sin yani birlikte estesi, his, algı, duyu anlamına geliyor.
Yani bu kelimelerin birleşiminden oluşuyor.
Birleşik his, birlikte hissetmek ya da birlikte algılamak anlamına geliyor.
Mesela hissizlik kelimesi deyince aklınıza ilk ne geliyor?
Anestezi, uyuşturma, duyumsuzlaştırma yani aynı kökenden geliyorlar aslında bunu düşünün.
Doğum sırasında beynimizde bize yaşamımız boyunca yetecek kadar nöron bağlantısı bulunuyor.
Normal insanlarda bu bağlantı zamanla yok olurken sinestetlerde bu bağlantı yok olmuyor.
Aslında bu bir hastalık ya da psikolojik bir sorun değil.
Nörolojik bir durum. Ama bence bahsedilen bir hediye.
Daha çok böyle duygusal algılama hediyesi gibi bir şey benim için.
Perception dergisinde yayınlanan bir makaleye göre 23 bireyden birinde bir tür sinestezi bulunuyor aslında.
Ve her 90 bireyden birinde grafem re...
renk türü dediğimiz bir sinestezi görülüyor.
Her ne kadar günümüzde 60'dan fazla sinestezi çeşidi tanımlanmış olsa ve bunlar birçok farklı şekilde gruplandırılabilecek olsa da, evet yanlış duymadınız, gerçekten çok fazla sinestezi türü var.
Merak etmeyin hepsini sizlere tek tek anlatmayacağım ama en bilinenlerden iki tanesini aktarmak istiyorum.
İlki en bilinen ve sık rastlanan, harfleri renk olarak gören tür.
Daha az rastlanan da tatları, kokuları ve sesleri renk olarak algılayan sinestezi.
Yani senfoni örneğimi bir düşünün oradan aklınıza gelsin.
Ve size daha ilginç bir bilgi vereyim.
Doğuştan olabildiği gibi sonradan edinilen sinesteziler de mevcut.
Bunlara edinilmiş sinestezi deniliyor.
Ve genelde çocuklukta ya da gençlikte yaşanan çok ağır travmalar sonrası oluşuyormuş bu edinilmiş sinestezi.
Sinestezide sadece duyular birbirine karışmıyor aslında.
Algılar da birbirine karışabiliyor.
Örneğin grafem renk sinestezisinde bireyler alfabedeki harfler ile rakamları belli...
Şöyle bir örnek verebilirim size.
Mesela limon kelimesini söyleyince aklınızda böyle bir sarı renk oluşuyorsa bu da bir sines sezi türü aslında.
Bunun gibi çok çeşitli örnekler var.
Benim çok tatlı bulduğum bir örnek var.
Buna kişiselleştirme sines sezisi adı veriliyor.
Sinestetler günleri, haftaları, ayları, yılları, sayıları veya rakamları çeşitli kişiliklerle algılıyorlar.
Örneğin bu sinesteziye sahip birisi D harfini mutsuz, perşembe günlerini sinirli, 7 sayısını ise dürüst olarak algılayabiliyor.
Gerçekten çok tatlı.
Bu arada şunu da belirtmek istiyorum arkadaşlar.
Sinestezi bir halüsinasyon türü de değil.
Yani sinestetlerin nörolojik algıları ve sinestet olmayanlardan çok çok farklı bahsettiğim gibi.
Sinestezlerin beynin hangi bölgelerindeki sinyallerin birbirini etkileme sonucu oluşabildiği tanımlanmış.
Ancak teknik detaylara girerek sizi sıkmak istemiyorum.
Ama diyorsanız ki ben sinestet olup olmadığımı merak ediyorum.
Bunu tanımlamak veya tanımlamamak için bir iki kriter var.
Onları şimdi size anlatayım.
Birincisi sinestizi istemsiz ve otomatik olarak ya da doğuştan oluşuyor.
Yani kendinizi zorlayarak herhangi bir sayı ile bir duyguyu, örneğin mutluluk duygusunu eşdeğer göremiyorsunuz.
Bu sizi sinestet yapmıyor.
sinestezik algılar hafızada çok güçlü yer tutuyor ve asla unutulmuyor.
Yani üç rakamını kırmızı gören birisi bu durum sürdüğü sürece o rakamı hep kırmızı görüyor ve bu değişmiyor.
Üçüncüsü sinestezik algılar uzay zamanda bir yere sahiptirler.
Yani sinestezik bir algı her mekanda oluşmayabiliyor.
Ancak sabit ve Aynı şekilde oluşuyor.
Mesela senfoni örneğime dönecek olursak siz senfoniye gittiğinizde re notasını duyuyorsunuz ve ağzınızda elmalı turta tadı oluşuyor.
Ancak evde bir şarkı dinlediğinizde ya da o senfoniyi evde açtığınızda aynı algı oluşmayabiliyor.
Yani dediğim gibi her mekanda oluşmuyor bu algı.
Platon'un mağri alegorisini eminim birçoğumuz duymuşuzdur ya da biliyoruzdur.
Bilmeyenler için bu yazdığı devlet eserinin 7.
kitabında Sokrates'in ağzından ortaya atılan bir alegori.
Aynı zamanda antik çağ felsefesi.
...felsefesinin en önemlilerinden.
Eda, felsefe yapma, anlat diyen İnönü sevenler için hemen anlatıyorum.
Allegori'ye göre bazı insanlar karanlık bir mağaraya zincirlenmişlerdir...
...ve bu insanlar başlarını sağa ve sola hareket ettiremezler.
Sadece karşılarındakini görürler.
Doğuştan beri bu mağarada bulunan insanlar mağaranın girişinden yansıyan nesnelerin...
...gölgelerini görür ve bunları gerçeklikleri olarak algılarlar.
Bir gün bu insanlardan bir tanesi zincirlerinden kurtulur ve mağarayı terk eder.
Altyazı M.K. ait
olsa da ve bu nesneler dünyasında bulunsa da ruhen bir zamanlar bulunduğu idealar dünyasından izleri hala içinde taşır.
Mesela alışık olmadığınız kültüre sahip bir ülkeden döndüğünüzü hayal edin.
Dönseniz de etkilerini hala taşıyor olmaz mısınız?
Yani bir yere seyahat ediyoruz, bir yurt dışına gidiyoruz örneğin ama kendi ülkemize döndüğümüzde maalesef onun etkilerini, onun özlemini, o farklı duyguları hala içimizde barındırıyoruz.
Burada mağaranın toplumu, zincirleri kıran bireyin ise gerçekliği sorgulayan insanı temsil ettiğini düşünüyorum.
Günümüzde de genel geçer bir doğru olarak kabul edilen gerçeklik ve hakikatin sadece hitap ettiği duyular aracılığı ile algılanabiliyor olduğu yanılgısına düşüyoruz.
İşte bu yanılgı sinestezi kavramıyla açıklanıyor.
Yani sinestezinin varlığının antik Yunan dönemine kadar uzandığını söyleyebiliriz.
Her ne kadar 19. yüzyılda bulunduğunu söyleselerdi.
Ve çok geniş bir araştırma alanına sahip bu sinestezi kavramı.
Bu süreçte hastalığı tanımlamak için birçok yöntem geliştiriliyor ve yapılan araştırmalara göre kadınlar erkekleri oranla sinesteziye daha yatkın görülüyor.
Hatta ve hatta solak insanların sinesteziye daha da yatkın olduğu söyleniyor.
Tabii her insan aynı olmuyor.
Her sinestet de aynı değildir arkadaşlar.
Olayları daha farklı şekilde deneyimliyorlar ve hafızaları inanılmaz güçlüdür.
Bununla ilgili bulduğum bir araştırmayı sizlere aktarmak istiyorum.
Ben okuduğumda inanamamıştım.
İngiliz bir yazar olan Daniel Temmott 2004 yılında Oxford Üniversitesine gidiyor ve ben pi sayısını 22.500 küsürüncü rakamına kadar sayabilirim diyor.
İnsanlar tabii inanmıyor bu duruma ama inanmasalar da 5.5 saate aşkın bir sürede bütün rakamları sırası...
hatasız bir şekilde sayıyor.
Yani hafızalarının ne kadar güçlü olduğunu bu örnekte biraz daha net anlayabilirsiniz.
Bu sayıları bu derneği rahat sayabilmesinin sebebini sormuşlar bir röportajda ve demiş ki ben sayıları sizin gördüğünüzden çok daha farklı görüyorum.
Sayıları birer manzara resmi gibi farklı ışık yoğunluklarında ve farklı boyutlarda hatta farklı yüzeyler ve farklı şekiller olarak görüyorum demiş.
Mesela 9 rakamı uzun ve ürkütücü, 1 daha parlak, 6 ise öylesine küçükmüş.
Görmekte zorlanıyormuş bu rakamı.
Hatta kara delik gibi şeyleri 6 rakamı diye tanımlıyormuş.
Aynı zamanda bu bilgiye şaşıracaksınız.
Bir dili 7 gün gibi kısa bir sürede öğrenip tamamen konuşabilecek hale geliyormuş.
Mesela dünyanın en zor dillerinden olan İzlanda dilini yani İzlandacayı bir hafta gibi kısa bir sürede öğrenmiş.
İnanılır gibi değil. İskandinav mitolojisine ilgisi olanlar eğer burayı dinliyorsanız emin olun aynı duyguları paylaşıyoruz kardeşlerim.
Gelelim görselimizin kapağındaki ünlü sanatçı Vasily Kandinsky'ye.
Her alanda bir ünlü sineset mevcut.
Bilimde de, sanatta da, hatta Nikola Tesla'da bir sineset.
Sanatta sinestezi duyular arasındaki bu bağı hayran kalmış sanatçıların eserleriyle dolu.
Ben size bugün sinesteziyi sanatına aktarmış bir sanatçıdan bahsetmek istiyorum.
Kandinsky'nin sinestet olup olmadığıyla alakalı kesin bir bilgi henüz bulunamıyor.
Birçok sinestet araştırmacısı sinestezi olduğunu söylese de kendisinin hayatını araştırdığımda böyle bir bilgi bulamadım.
Ama sinestet yoluyla da eserler yapmış bir sanatçı olduğu için kafam da biraz karıştı açıkçası.
Hep birlikte karar verelim bu adam sinestet mi değil mi?
Bu arada bence kesinlikle bir sinestet.
Yayının başında da bahsettiğim gibi en bilinen sinestezi türü ses ve renk arasındaki bağ.
Yani bu türe aynı zamanda kromestezi adı veriliyor.
Yani görsel sanat kullanılarak müzik çağrışımı yapılıyor ya da tam tersi müzik kullanılarak görsel sanat çağrışımı yapılıyor.
Bu yüzden de Kandinsky'ye müzikal ressam deniliyor.
Kandinsky Moskova asıllı bir sanatçı.
1866'da varlıklı aristokrat bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geliyor.
Şanslı bir çocukluk geçiyor.
İzlediğiniz için teşekkür ederim.
da bir öğrenciymiş bizim küçük Vasil'imiz.
Üniversiteden üstün başarıyla mezun olmuş.
Daha sonra bir burs alarak Rusya'da Vologda adındaki bir bölgeye gitti.
Burada hem tarihi hem de dini konular üzerine araştırmalar yapmaya başladı.
Kandinski oldukça dindar birisiydi bu arada.
İlk resimlerinde bunu gözlemleyebiliriz.
Akademik kariyer hayatına atıldıktan sonra kariyer süresince hayatını nasıl şekillendirmek istediğine dair çok önemli iki olay yaşadı.
Bunlardan ilki 1896'da Moskova'da Fransız izlenimcilerin düzenlediği bir sergiye katılmasıyla başladı.
Sergide Fransız izlenimcilerin çalışmalarından inanılmaz.
Bu serginin Kandinsky için bu denli önemli olmasının sebebi...
Bir ise kendisine çocukluğunda yaşadığı sanatla olan ilişkisini hatırlatması.
Her ne kadar sadece resim değil müzikle ilgilenmiş olsa da bu sergi onu oldukça etkileyen bir sergi olmuştu.
Tabii daha sonrasında Alman sanatçı Richard Wagner'ın Lohengrin adlı operasını izledi ve bu operadan da inanılmaz derecede etkilendi.
Özellikle müziğin onun üzerinde yarattığı etki ve sanatın bu denli ruhuna dokunmuş olması onun kariyerinde bir değişiklik yapmasına sebep oldu.
Böylelikle akademik kariyerini bırakıp Sanata kucak açtı Kandinsky ve güzel sanatlar okumaya karar verdi.
Bu kararı verdiğinde 30 yaşındaydı bu arada.
Gerçekten çok başarılı bir akademik kariyeri olmasına rağmen sanatın bu denli etkisi altında kalınca ki zaten sanat Kandinsky'nin hayatında hep vardı aslında.
Bir şekilde hobi olarak da olsa uğraşıyordu.
Ama bu sefer amacı tamamen sanat üretimi yapmaktı.
Bu yüzden akademik kariyerini sanat kariyeri uğruna sonlandırdı.
Çok da güzel bir şey yaptı bence.
ünlü sanat merkezi Münih'ti ve Kandinsky'de Münih'e taşındı.
Burada çeşitli sergiler açtı, ünlü sanat ortamlarına dahil oldu ve yerel sanat okullarında çalışmalar yapmaya başladı.
Sonra Phalanx Sanatçılar Grubu'nu kurdu.
Phalanx kelimesi 1901 yılında Kandinsky ve arkadaşları tarafından sanatçıların sergi açabilme olanaklarını genişletmeye amaçlayan sanatçı grubuna verilmiş bir isim olarak sanat tarihindeki yerini böylelikle
almış oldu. Aynı zamanda bu sözcük ütopik bir toplum için kullanılan bir sözcük.
Onu da belirtmiş olayım merak edenler için.
Bu arada o dönemlerde kadınlar devlet okullarına alınmıyordu.
Alman ressam Gabriel Munter de kadın ve erkeklere eşit davranılan bu falangs grubuna öğrenci olarak dahil oldu.
Ve Kandinsky ile de burada tanıştı.
Böylelikle 10 yıl sürecek olan aşkları ve beraberlikleri başlamış oldu.
Beraber 4 yıl boyunca Avrupa ve Rusya'yı gezdiler.
Gizleri boyunca Van Gogh, Paul Gauguin, Monet gibi impresyonistlerin sanat yaklaşımlarını incelediler.
Daha sonrasında tekrardan Münih'e döndüler.
Kandinsky Münih'e döndükten sonra geleneksel sanatçılarla...
olan bağlarını koparttı ve yeni bir sanat akımı olan Mavi Suvarlar akımını oluşturdu.
Bu akım realizm, naturalizm ve empresyonizme tamamen karşı bir üslupla ortaya çıktı.
Hatta bu akıma Picasso, Henry Matisse ve Paul Klee gibi zamanın önemli sanatçıları da dahil oldu.
Mavi Suvarlar tiyatro, müzik ve bilimsel alanları da kaplayan bir akımdı.
Sadece resimden ibaret değildi yani oldukça kapsamlı bir akımdı.
Bu akımın oluşmasıyla Kandinsky'nin sanattaki tarzı da değişmiş oldu.
Resimlerini soyutlamaya başladı yavaş yavaş.
Ayrıca yaratım sürecinde içsel bir gerekliliğe ihtiyaç olduğuna inanıyordu.
Yaratım Kandinsky için tinsel yani ruhsal bir şeydi.
Böylelikle sanatta ruhsallık üzerine adlı kitabını yazdı.
Merak edenler için mutlaka tavsiye ettiğim bir kitap bu.
Kitabında sanatçı ruhunun derinliklerine inmeli.
Onu inceleyip geliştirmeli ki sanatının bir temeli, bir anlamı olsun.
Yoksa elden ayrı düşmüş, işe yaramaz bir eldiven gibi kalıveri.
Sanatçının söyleyeceği bir şey olmalı.
Çünkü amaç bir formda ustalaşmak değil, formu içsel anlamına kavuşturmak demiş benim üzümlü kekim.
Gelelim Kandinsky'nin sinestezi durumuna ve bu durumun sanatını nasıl etkilediğine.
Bu arada bahsettiğim gibi sinestet olup olmadığıyla alakalı kesin bir bilgi yok.
Bence sinestet olmak kendisi de sinestezinin farkında değil.
Dediğim gibi bazı makalelerde bu duruma sahip olduğu söyleniyor.
Bazılarında da net bir bilgi yok maalesef.
Soyutlamaya yöneldikten sonra resimleri...
Müzik ve resmin bu iki ayrı sanat dalının arasındaki sınırları ortadan kaldırdı ve bize saf ruhsallığı
anlatmaya çalıştı aslında. Resim sanatının da müzik gibi insanın içindeki duyguları harekete geçirdiğine inanarak eserlerine bakan kişide bir titreşim yaratmayı amaçladı.
çok hoş gelen bir müzik duyduğumuzda içimiz kıpır kıpır oluyor.
Heyecanlanıp bir coşkuya kapılıyoruz.
İşte Kandinsky'de onun eserlerine baktığımızda aynı coşkunun yankılanmasını istedi ki bence başardı.
Ben şahsen kompozisyonlarına baktığımda inanılmaz motive oluyorum.
En ünlü eserlerinden biri olan Composition 8 açıklamalarda bir linki mevcut.
Mutlaka inceleyin. Bu çalışmasını Bauhaus okulunda öğretim üyesiyken yaptı.
Bu arada Bauhaus Almanya'da Mimar Walter Gruppe Pius tarafından kurulan çok önemli bir tasarım, mimarlık ve uygulamalı sanatlar okulu.
Sadece 14 yıl açık kalabildi.
Daha sonrasında politik baskılar nedeniyle naziler tarafından kapatıldı.
Ama sanat tarihinde çok ama çok önemli yere sahip bir okul.
Kandinsky'e göre bu resimdeki siyah renkler müzik açısından sessizliği anlatırken turuncu renkler alto sesleri temsil etmekte.
Mavi ve kırmızı dairelerin etrafını çevreleyen sarı renk ise trompet sesleri gibi yüksek sesler.
sesle resim gelemekte. Resme uzun bir süre baktığımız zaman gerçekten de o titreşimi hissettiren bir yapısı olduğunu fark edeceğinize eminim.
Tıpkı bu eseri gibi diğer eserlerinde de aynı etki mevcut.
En yalın tanımla müziğin resmini yaptığını söyleyebiliriz.
Her resimde bambaşka sesleri, bambaşka notaları bizlere aktarmaya çalıştı ve bunu yaparken içimizdeki coşkuyu ortaya çıkartmak istedi.
Çizgilerin, yaylı enstrümanların tellerine, dikdörtgenlerin piyonu tuşlarına dönüştüğü, dairelerin yumuşak ses geçişlerini ve üçgenlerin köşelerinin sert iniş ve çıkışları anımsattığı
bir müziğin görüntüsünü Tuvaline aktardı Kandinsky.
Renkleri ve şekilleri kullanarak adeta armoniyi ve ritmi duymamızı sağladı.
İşte bu yüzden çok ama çok özel bir sanatçı.
Sadece Kandinsky için demiyorum ama sinestet durumuna sahip birçok birey için bence çok özel bir durum bu.
Varsa eğer kıymetini bilin ve mutlaka yaratıcı bir yönelime doğru bir adımınızı atın.
Sinestezik Bireylerin alışılmışın dışında bir bakış açısı ve yaratıcılığı olduğunu böylelikle anlamış olduğumuzu düşünüyorum.
Bugünlük bu kadar. Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Bir sonraki podcastta görüşmek üzere.
Sanatla kalın, renkli kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
