
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Kübizm’in babası, tarihte yaşayan en zengin ressamın yaşamı ve onun sansasyonel aşk hayatı bu bölümümüzün konusu, keyifli dinlemeler.
Instagram Adresim: belleginlambasipodcast
Transkript
Küçük bir çocukken annem bana şöyle demişti.
Eğer asker olursan general olacaksın, rahip olursan papalığa yükseleceksin.
Ama ben ressam oldum ve Picasso olarak kaldım.
Başlıktan da anlayacağınız üzere bu haftaki konumuz Pablo Picasso.
Hayatı, aşkları ve eserleri.
Belliniği Lambası'na hoş geldiniz.
Ben Eda. Hazırsanız hadi başlayalım.
Bu haftaki konuğumuz arkadaşlar 25 Ekim 1881 yılında İspanya'nın Malaga kentinde doğdu.
Asıl adı Pablo Diego Picasso.
Burayı dıtlıyorum kendi çabamla.
Çünkü çok uzun bir isme sahip ve söylemeyi denedim ama inanın olmadı.
Kayıttan önce çok uğraştım.
İsminin uzun olmasının çok anlamlı bir nedeni var tabii ki.
Malaga kültüründe aile çok önemli bir yere sahip ve doğan çocuklara genellikle zaten çok uzun isimler veriliyor.
Bunun sebebi işte aile bağlarını, soy köklerini ve geçmiş nesillerin isimlerini atıfta bulunuyor.
Ayrıca Malaga kültürü Katolik geleneğine bağlı ve uzun isimlerde böyle azizlerin adları ve işte dini referanslar sıklıkla yer alıyor.
Doğan çocuğunda koruyucu azizine veya aileye özel bir dini inanca atıfta bulunuyorlar.
Bu yüzden çocuklara uzun isimler koyuyorlar.
Picasso gibi. Bu arada Picasso ismi...
Soy ismi daha doğrusu. Aslında annesinin evlenmeden önceki soyadı.
Picasso yaklaşık 16 yaşına geldiğinde yanlış hatırlamıyorsam annesinin soyadını almayı tercih etmiş ve onu kullanmaya başlamış.
Picasso resmi yapmaya çok küçük yaşta başladı arkadaşlar.
Babası da kendisi gibi bir sanatçıydı ve daha 7 yaşındayken babasından sanat dersleri almaya başladı.
İlk resmini yani Picador isimli resmini henüz 9 yaşındayken tamamladı ve 13 yaşındayken de bir şemsiye dükkanının arkasında ilk sergisini açtı.
Bu arada annesinin söylediğine göre ilk kelimesi pismiş.
Lapizin kısaltması.
İspanyolca'da kalem demek bu.
Picasso'nun babası hem bir sanat müzesinde çalışıyor hem de boş vakitlerinde üniversitelerde ders veriyor.
Ve 1891 yılında ailesiyle beraber Akuruna'ya taşınıyorlar.
Babası buradaki bir başka güzel sanatlarda profesörlü kişi alıyor.
Bir gün babası Picasso'yu güvercin çizerken yakalıyor ve çizerkenki tekniğine hayran kalıyor.
Yani 13 yaşındaki Velet benden çok daha iyi çiziyor diyor.
E haksız da sayılmazmış şimdi.
Küçük yaşta olmasına rağmen inanılmaz bir tekniği var arkadaşlar.
14-15 böyle 16'lı yaşlarında yaptığı resimleri görseniz muhtemelen o yaştaki bir çocuğun yaptığına inanmazdınız.
Ama ekleyeceğim Instagram'a oraya bir bakın mutlaka.
Böyle ışık kullanımı işte insan formlarını anatomisini ustaca ele alması detayları yani gerçekten inanılmaz.
15 yaşında annesinin resmettiği bir yağlı boya portresi var ve o kadar profesyonel resmetmiş ki yani şaşırmamak gerekiyor aslında Picasso sonuçta.
1895 yılında Picasso 7 yaşındaki kız kardeşini kaybediyor ve bu durumun acısı Picasso'yu hayatı boyunca takip ediyor aslında.
Çok uzun bir süre depresyon geçiriyor.
Daha sonra ailecek Barcelona'ya taşınıyorlar.
Bu arada babası oğlunun akademiye girmesini çok istiyor ve o daha henüz 13 yaşındayken yaşı tutmasa da onu ileri seviyeden akademi sınavına sokuyor.
Ve bu ileri seviye sınavı bir ayda bitirilen bir sınav ancak Picasso bu sınavı bir haftada tamamlayarak fakülteye alınıyor.
Babası daha sonra Madrid'de bilinen çok ünlü bir akademiye gönderiyor Picasso'yu.
Ancak bu okul ona çok disiplinli ve resmi geliyor.
Eğitimleri de çok resmi.
Bu yüzden okulu orada bırakıyor.
O dönemde redizm sanat anlayışı etkisini göstermekte ve Picasso da işte müze gezerek, ressamların eserlerini inceleyerek kendince böyle yeni teknikler deneyimliyor.
Hatta El Greco'nun resimlerinden çok etkilenmişti o dönemde.
O dönemki resimlerinde hep realizm üzerineydi ve onun Etkisini çok net görebiliyoruz.
1900 yılında Paris'e taşınıyor Picasso.
Artık yetişkinliğe yakın bir adam.
Genç bir Picasso var karşımızda.
O zamanlar Paris Avrupa'nın sanat başkenti arkadaşlar.
Yani o dönemin Paris'ine ışınlansak böyle Paris sokaklarında bütün ünlü sanatçıları görebilirdik.
Mindayet'in Paris filminde olduğu gibi.
İzleyenler hatırlar belki. Picasso Paris'e taşınıyor taşınmasını da parasızlık içinde yaşıyor.
Beş parasız bir şekilde. Hatta ısınmak için bazı tablolarını yaktığı dahi söyleniyor.
Bu dönemde yaptığı resimlerin hepsi mavi tonlarından oluşuyor.
Yani Picasso'nun mavi dönemi.
Picasso'nun iki ayrı dönemi var bu arada.
Hem pembe hem de mavi dönemi.
Mavi dönemindeki resimleri hep çok kasvetli.
Böyle açlık çeken, sıkıntı çeken, işte fakir insanların yer aldığı resimler yapıyor hep.
Yalnızlık, acı, ölüm gibi temaları işliyor bu dönemde.
Peki neden mavi dönem?
Picasso ressam arkadaşı...
Charles adında bir adamı intiharından çok etkileniyor, etkilediğini söylüyor daha doğrusu ve ölümünü öğrendiğinde mavi boyamaya başladığını dile getiriyor.
Bu yüzden de bu dönemki resimlerini hep mavi tonlarında boyadığını söylüyor.
Yani mavi dönem aslında Picasso'nun sanatında bir dönüm noktası ve kariyerinin ilerleyen dönemlerindeki diğer dönemlere de geçişin haberdisi oluyor aslında.
Peki pembe dönemine, mavi dönemden sonra 1904-1906 yılları arasında gerçekleşen pembe dönem geliyor Picasso'nun hayatına.
Picasso bu dönemde böyle sık sık sirk, karnaval gibi eğlenceli etkinliklere katılıyor ve bunun etkisini de hem paletine hem de tuvaline yansıtıyor.
Böyle eğlencelere, sirklere, karnevallara gittiği için sirk hayatını palyaçoları ve akrobatları tasvir ediyor bu dönemki eserlerinde.
Mavi dönemdeki kadar kasvetli temalara yanaşmıyor pek.
Daha böyle neşeli, daha romantik bir atmosfer yakalıyor bu resimlerinde.
Romantik diyorum çünkü bu dönemde Picasso romantik bir ilişkiye de başlıyor arkadaşlar.
Evet Picasso'nun aşk hayatına bu ilişkisiyle başlıyoruz.
Onun etkilerine de işte tablolarını aktarıyor ve tabii ki eserlerinde daha yumuşak ve sevgi dolu ifadelere yer veriyor.
Sevgilisinin portrelerini de görüyoruz bu pembe dönemde.
Peki bu dönemden sonra ne oluyor?
Picasso 1907-1909 yıllarında Afrika kültüründen etkileniyor.
Ve bu kültürün etkilerini de yine tuvallerine yansıtıyor.
Avignonlu Kızlar tablosu da bu dönemde ortaya çıkan bir tablo.
Figürleri soyutlayarak kübizmin kapılarını da açmaya başlıyor bu eserle.
Zaten bu eser kübizmi başlatan bir eser.
Bir önceki bölümü dinlediyseniz belki hatırlarsınız.
Avignonlu Kızlar yani La Demoiselle d'Avignon.
Bunu söylemek için çok uğraştım bu arada.
Eserini Picasso Paris'te Montmartre'deki stüdyosunda yapmaya başladı arkadaşlar.
Ve bu stüdyo önceleri...
bir fahişe evi olarak kullanıyormuş.
Avignon sokağından esinlenerek yani İspanya'daki bir sokaktan esinlenerek başlangıçta bir grup genel ev açılışını tasvir etmeyi amaçlamış.
Ancak daha sonra kadın figürleri çizmeye başlamış ve tabii ki ilk başta çok tepki almış bu eser ve çok eleştiri almış.
Bir önceki bölümde de bahsetmiştim.
Çünkü bu eser geleneksel güzellik ve estetik anlayışını Tümüyle sarsan bir eser.
Fakat sanat halinde de çok ama çok büyük bir öneme sahip.
Çünkü Picasso bu çalışmasıyla dediğim gibi kübizmin temellerini atmış oluyor.
Bu arada bu resmi 1907'de yapmasına rağmen tam 1916'ya kadar sergilemedi.
1909-1912 yılları arasında Picasso ressam yakın arkadaşı olan George Sprague ile analitik kübizm dönemini başlatıyor.
Ne demiştik bir önceki bölümde de bu dönemde nesnelerin böyle cam gibi kesik kesik ve üst üste geldiği eserler üretiyor.
Bu arada 1911 yılında çok ilginç bir olay oluyor.
Ne oluyor biliyor musunuz?
Picasso Mona Lisa'yı çalıp onu Floransa'ya kaçırmakla suçlandığı için Tutuklanıyor.
Yanlış duymadınız. Tabi herhangi bir kanıt bulunmadığı için serbest kalıyor.
Tablo iki yıl boyunca bulunamıyor.
Ancak daha sonra İtalyan bir marangoz olan Vincenzo galiba adı tabloyu vatanına yaşadığı topraklara yani üretim yerine geri götürmek amacıyla çaldığını iddia edip daha sonra İtalya'daki
yetkililere teslim ediyor.
Böylelikle bulunuyor bu tablo.
1912-1919 yıllarında da sentetik kübizm dönemi başlıyor arkadaşlar.
Picasso böyle kolaj tekniğini keşfediyor ve bu tekniği tuvallere taşıyarak sanatta geleneksel malzeme kullanımının dışına çıkıyor.
Kübizm dönemiyle artık Picasso oldukça ünlü ve etkili ressamlardan biri olarak tanınıyor.
Sanatla elde ettiği başarılar sayesinde de zengin ve varlıklı bir ressam haline geliyor.
Zaten yaşadığı dönemin...
En zengin ressamlarından kendisi.
Hem zengin hem de oldukça çapkın.
Çapkınlık deyince yani parmakla gösterilen bir insanmış kendisi.
Marcella Humbert adında bir kadınla beraber oluyor Picasso.
Kadına diyor ki ben seni Marcella Humbert olarak çağırmayacağım.
Ben seni bundan sonra Eva Goyle adıyla çağıracağım.
Yani düşünsenize bir ile çalışıp işte sevgili oluyorsunuz ve size diyor ki ben senin adını soyadını beğenmedim.
Ben sana bundan sonra işte Scott Johnson diyeceğim.
Bundan sonra seni böyle çağıracağım.
Saçmalık ötesi.
Her ne kadar bu konuda mimli olsa da Marcella'ya pardon Eva'ya olan aşkını ona yaptığı portreleriyle gösteriyor aslında.
Eva 1915 yılında hayata gözlerini yumuyor ve bu durum Picasso'yu resmen yıkıyor, parçalıyor arkadaşlar.
Ancak bu durumu tahmin edersiniz ki çok fazla uzun sürmüyor.
Picasso Eva'dan sonra...
Başka bir kadınla beraber oluyor.
O sıralar Birinci Dünya Savaşı'na yakın ve Birinci Dünya Savaşı patlak verdiğinde Picasso Fransa'da yaşıyordu ve savaş boyunca da resim yapmaya tabii ki devam etti.
Ancak o dönemki resimlerinde savaşın etkisiyle oldukça kasvetli bir havaya bürünmüştü.
1917 yılında İtalya'ya gitti ve savaştan sonra birazcık iyileşmeye başlayan dünyada tarzı tamamen değişti.
İtalya'nın da etkisiyle daha böyle neoklasik tarza geçiş yaptı Picasso.
Hatta bu dönemki eserleri biraz Rafael'in tarzına benziyordu.
1918'in yaz ayında Olga adınla bir kadına tanıştı ve evlendi.
Olga balerin bir kadın bu arada.
Evlendikten sonra Picasso birazcık paraya sıkıştı ve bir sanat tüccarı ile anlaşmaya başladı.
Paul Rosenberg adında.
Daha sonra bu adam Picasso'ya ve eşine bir ev kiraladı ve kirasını da kendisi ödüyordu.
Anlaşmaları böyleydi çünkü.
Kendileri daha sonra kardeş gibi oldular.
Orası ayrı. Bu esnada eşi Olga Picasso'yu böyle sosyete ile tanıştırmaya başladı.
Partileri, akşam yemekleri derken Picasso zenginlerin yaşadığı ortamda artık takılmaya başlamıştı.
Bu esnada Olga'dan bir oğlu oldu.
Paola adında. Hatta bu çocuk ileride motosiklet yarışçısı oluyor ve babasına şoförlük dahi yapmaya başlıyor.
Bu arada Olga çok sosyal bir kadındı.
Picasso da bir o kadar asosyaldi.
Daha bohem bir yaşam tarzını benimsemişti ve bu konuda da çok ters düşüyorlardı.
Bu yüzden sürekli tartışmaları bitmiyordu.
Daha sonra bu tartışmalar meyvesini...
Verdi tabii ki ve Picasso 1927 yılında Olga ile hala evliyken 17 yaşındaki Maria Teresa adlı bir kızla ilişkiye başlıyor.
Picasso'yu sanatçı olarak çok sevsem de kişilik olarak resmen nefret ettiğimi söyleyebilirim bu arada.
Kadınlar konusunda asla etik değerleri olmayan bir adam kendisi.
Olga da bu durumu öğrendiğinde Picasso'dan boşanmak istiyor doğal olarak.
Ama Picasso ne yapıyor? Boşanmayalım ama ayrı ayrı yaşayalım.
Oldu canım. Boşanmamasının bir nedeni var tabii ki.
Elde ettiği servetin, mirasın yarısını Olga'ya vermek istememesi.
Tam dayaklık bir adam ya.
Bir kez daha nefret ettim Picasso'dan.
Çok da umurundaydı onun da.
Sonuç olarak Olga ölene kadar boşanmıyorlar.
Maria Teresa ile de çok uzun bir ilişkileri oluyor bu arada.
Hatta bu ilişkiden Maya adında bir kızları oluyor.
Maria da hep böyle Picasso ile evlenmek istiyor ama Picasso tabii ki istemiyor.
Maria Picasso'yu öyle çok seviyor ki arkadaşlar öldükten sonra yanlış hatırlamıyorsam 3-4 sene sonra falan kendini asarak intihar ediyor.
Ne diyelim yazık oldu.
İspanya'da çıkan bir iç savaş sonrasında Picasso en büyük çalışmasını üretiyor.
Guernica. 1937 yılında Paris'teki stüdyosunda.
Yaptı bu dev resmi. 3,5 metre yükseklikte ve 7,5 metre genişlikte olan bu eser.
İspanya'nın kuzeyindeki bir köy olan Guernica'nın Almanlar tarafından bombalanmasını anlatıyor.
Günümüzde de bu resim en büyük savaş karşıtı resim olarak biliniyor hatta.
Peki bu resim neyi sembolize ediyor diye soruyorlar Picasso'ya.
Picasso da diyor ki...
Sembollerin neyi tanımladığı ressama kalmamıştır.
Eğer kalsaydı zaten biz bunları kelimelere döker yazardık.
Resme bakanların bu sembolleri nasıl anlayacağı asıl önemli olanlardır, diyor.
Bu resmi yaptıktan sonra New York Modern Sanatlar Müzesi'ne gönderiyor Picasso.
Çünkü resmin İspanya'da kalmasını istemiyor.
O zamanlar İspanya'nın başında Nazi taraftarı bir adam var.
Ve bu yüzden de gönderiyor.
Malum tablo savaş karşıtı.
Savaşı başlatanlar da Naziler.
Başına iş açmamak için.
Ve Picasso 2. Dünya Savaşı boyunca Paris'te kalıyor.
Fransa'da Almanların işgalinde ve Picasso döneminde de tanınan bir isim olduğu için Naziler Picasso'nun sanat anlayışından pek haz etmiyorlar doğal olarak.
Ve naziler evleri ararken Picasso'nun evinde Guarnica'nın bir fotoğrafını buluyor.
İşte o meşhur hikaye buradan doğuyor.
Alman ve general fotoğrafı göstererek bunu sen mi yaptın diyor.
Picasso da hayır siz yaptınız diyor.
Bu tablosu arkadaşlar sanatın sadece görsel hazlardan ibaret olmadığını, toplumsal olaylara da bir bakış açısı olduğunu kanıtlar nitelikte bir çalışma.
Resimde de bolca insan ve hayvan figürlerini, acıyı, hüznü, savaşa karşı duyulan nefreti görebiliyoruz.
1944 yılında Picasso yeni bir ilişkiye başlıyor.
François adında bir kadın.
Tabii ki bizleri şaşırtmıyor yine.
Kendisi 44 yaşında bu ilişkiye başladığında ama tabii ki kadın 23 yaşında.
Bu arada kadınlara karşı gerçekten inanılmaz acımasız olduğunu söyleyebiliriz.
Filmin başında da Picasso bir adamla selamlaşıyor.
İşte karşısında kadınlar var ve adam tanıştırmak için kadınları gösterip işte senin hayranların diyor.
Picasso da elbette öyleler diyor.
Yani böyle aşırı kendinden emin özgüvenli bir adam.
Kadınları öylesine hor görüyor ki yani psikolojik olarak incelemek gerekiyor bu adamı.
Bu arada kadınlar hakkında da söylediği çok sansasyonel bir cümle var.
İki türlü kadın vardır. Tanrıçalar ve paspaslar.
Küfür etmek istemiyorum.
Hayatındaki kadınları anlatmakla bitiremeyiz.
Siz en iyisi filmi izleyin.
Biz sanatına geri dönelim.
Arada yine kadınlarla alakalı dedikodusunu yapacağız tabii ki.
Bu arada Dora adındaki bir sevgilisi oluyor.
Ve Fransa'nın güneyinde devasa bir ev yaptırıyor Picasso.
Ve bu evi sevgilisine hediye ediyor.
Ayrılıp yani Dora'dan ayrılıp Fransuayla beraber olunca arada o evde kaçamak yapıyorlar.
Dora'dan izin alıp bir de böyle centilmen bir adam yani.
Picasso artık dünya çapında bir sanatçı haline geliyor.
Böyle insanlar eserlerini almak için evin önünde kuyruk oluşturuyor resmen.
Bu arada bu anlattığımı unutmayın.
Van Gogh bölümü geldiğinde mutlaka bir kıyaslayın derim.
Ben şimdilik bir şey demeyeceğim.
Picasso'nun son dönemki işleri artık daha karmaşık ancak daha cesur bir hale geliyor.
Renkleri böyle daha canlı kullanıyor ve her türlü tarzı görebiliyorsunuz resimlerde.
Zaten bu dönemlerindeki bütün enerjisini resim yapmaya harcıyor.
Çok fazla eser üretiyor bu arada arkadaşlar.
Her ne kadar kötülesem de adamı insan olarak yani kişilik olarak gerçekten çok çalışkan bir adam.
Gece gündüz çalışıyor. Hatta günde böyle 5-6 tablo bitirdiği falan söyleniyor.
Zaten yaşamı boyunca çok fazla resim yapmış bir adam.
Daha sonra da Nisan 1973 yılında arkadaşlarıyla bir yemekte eğlenirken bir anda yeri yığılıyor ve kalp krizi geçirerek hayata gözlerini yumuyor.
Ölmeden önceki son sözleri bana için, sağlığımı için çünkü belli ki ben artık içemeyeceğim.
Picasso tam 91 yıl yaşamış.
Büyük bir sanatçıydı arkadaşlar.
Her ne kadar kadınlara bu denli kötü davransa da sanatını ve başarısını görmezden gelmek pek mümkün değil.
Öldükten sonra bütün eserlerini Fransa hükümeti alıyor ve Paris'te Picasso Müzesi'nde sergileniyor.
Yaşamı boyunda toplam 50 bin sanat eseri üretmiş bir adam Picasso.
Taslaklar, ufak tefek çizimler, heykeller, seramikler, baskılar derken çok fazla eser üretmiş bir adam.
O kadar çok çalışırmış ki dediğim gibi günde 6-7 tane tablo bitirdiği bile oluyormuş.
Hayatı da zaten sanatı için durmadan üreterek çalışarak geçmiş.
Çapkınlıklarının dışında tabii ki.
Tarihte en çok resmi olan ressamdır desek yanılmayız bu arada.
Ve yaşarken kendi eserlerini Louvre Müzesi'nde görebilen tek ressamdır kendisi.
Bu arada Picasso hakkında merak edilen bir soru daha var.
Neden hep çizgili tişört giydiği?
Fotoğraflarından dikkat etmişsinizdir belki.
Hep çizgili tişörtlerle pozları var bu adamın.
Bu çizgili tişört arkadaşlar Picasso için özel olarak Coco Chanel tarafından tasarlanmış.
Üzerinde tam 21 adet çizgi var.
Ve bu 21 çizgi de Napolyon'un zaferini temsil ediyor.
Bu yüzden hep çizgi tişört giyiyor.
Hakkında anlatacağım belki çok daha fazla şey var.
Ancak sanatının özellikle teknik detaylarına girerek sizleri sıkmak istemiyorum.
Yoksa beni bıraksanız sabaha kadar konuşurum.
Hiç önemli değil. Daha fazla sözde gerek yok diyorum ve bölümü burada bitiriyorum.
Bu arada arkadaşlar size güzel bir haberim var.
Beni artık ücretsiz bir şekilde fiziği ve Türksel Dergilikte de dinleyebilirsiniz.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Kendinize güzel bakın, sanatla kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
