
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu hafta bölümümüzün konuğu gizemli sanatçı Banksy. Kendi eserlerini nasıl yok ettiğini, nasıl bir sanat anlayışı olduğunu, sanat için ne kadar ileri gidebildiğini ve daha fazlasını bu bölümde anlatıyorum.
Pest Control: https://pestcontroloffice.com/
Dismaland: https://dismaland.co.uk/
Transkript
Herkese merhaba arkadaşlar ben Eda.
Bu haftaki konuğumuz gizeminin getirdiği ünle ve yaratıcı kendini yok eden geçici sanat eserleriyle bilinen Banksy.
Sahne ışıklarından tamamen uzak, adı, yüzü, kim olduğu gizli ve sadece e-mail yoluyla röportaj veren bu adamı gelin yakından tanıyalım.
Diyemeyeceğim. Çünkü böyle bir şey pek mümkün değil.
Yakından tanımamıza imkan vermeyen bir sanatçı kendisi.
Bu yüzden yaptığı işlerden sanat camiasına nasıl birbirine kattığından ve ideolojisinden bahsetmekle yetineceğiz.
Aslında yetinmek demek de yanlış olurdu.
Şahsen Banksy'nin kim olduğu ortaya çıksaydı yaptığı işlerin...
pek bir önemi kalmayacaktı.
Çünkü onun olayı bu.
İnsanlar kim olduğunu merak etseler de çok da önemsemiyorlar artık.
Sadece acaba bir sonraki adımı ne diye merak ediyorlar.
Ve bu merak zaten insanları yani bizi diri tutuyor.
Time dergisi 2010 yılında onu Barack Obama, Steve Jobs gibi isimlerle birlikte dünyanın en etkili 100 ismi arasına seçti.
Ancak Banksa ne yaptı?
Tabii ki kendi tarzıyla kafasına bir kese kağıdı geçirerek dergiye o şekilde poz verdi.
Az kalsın kimliği ortaya çıktı diye olay çıkaran hayranları dahi var.
O yüzden bu podcastta doğal olarak acaba kim bu adam tahminlerinden ziyade onun yaptığı işlerden, zekice attığı adımlardan ve sanatının ideolojisinden bahsedeceğim.
Hazırsanız başlayalım.
Bütün dünya onu sansasyonel işleriyle tanıdı.
Eserlerinde antikapitalizmi, savaş karşıtlığını...
hayvan haklarını savunduğunu ve çevreci bir yaklaşım olduğunu görüyoruz.
Ama Banksy bundan çok daha fazlası çünkü onun eserlerinde çok ince bir detay var aslında.
Kendi eserlerini geçicilik kavramı üzerine kurmuş bir adam kendisi.
Öyle ki müzayede de satılan eserlerinden birini kendi elleriyle imha etti.
Belki bu olayı duymuşsunuzdur.
2018 yılında Londra'da düzenlenen bir ünlü bir sanat müzayedesinde bulunan Banksy'ye ait kırmızı balonlu kız tablosu.
satılır satılmaz kendini parçalara ayırıyor.
Satış anında tablodaki resim çerçeveden aşağı doğru süzülüyor ve kağıt bir mekanizma tarafından parçalanıyor.
Daha sonra Banksy bu anın videosunu ve bu videoda mekanizmayı nasıl yerleştirdiğini de görüyoruz bu arada.
Bu anın videosunu paylaşarak Picasso'nun ünlü bir sözünü alıntılıyor.
Yok etme dürtüsü de yaratıcı bir dürtüdür.
Bu arada video içerisinde de birkaç yıl önce bir gün açık arttırmada satılması ihtimaline karşı Tablonun içine gizli bir kağıt imha makinesi yerleştirmiştir.
İfadesini kullanıyor. Merak edenler Banks'in Instagram'dan bu videoyu bulabilirler.
Bu videoyu yayınlamasının sebebi aslında bunu ben yaptım demek.
Bu tablo kendini parçaladıktan sonra satın alan kişi tabloyu almaktan tabii ki vazgeçmedi.
Eser tam 1 milyon 42 bin.
Yani 42 besi tarihine satılıyor ve satın alan kişinin kimliği gizli tutulsa da kadın olduğu biliniyor.
Tablonun hepsi parçalanmadı bu arada yarısına kadar parçalandı.
Ama Banks öyle zeki bir adam ki arkadaşlar tabloyu yapmakla kalmadı satışını da bir sanat eserine dönüştürdü.
Yani sokak sanatını bir performans sanatına dönüştürdü ve tablo bu haliyle yeni ismini aldı.
O da Çökteki Aşk.
Parçalanmış tabloyu kim ne yapsın diye düşünenler olacaktır ama öyle düşünmeyin.
Çünkü bu eser parçalandıktan sonra değeri...
tam iki katına çıkan bir eser haline geldi ve bütün dünya bu kendini imha eden eseri konuştu.
Baksanıza hala konuşuyoruz.
Yani sanat tarihi dünyasında öylesine bir olay olarak görülmüyor bu.
Bununla ilgili yazılan tezler dahi var.
Banksy bu balonlu kızı ilk olarak Londra'daki Waterloo Köprüsü'nün üzerine yapmıştı.
Ancak grafiti sanatı yasak sayıldığı için tabii ki yapıldıktan.
Hemen kısa bir süre sonra yetkililer tarafından üzeri kapatıldı.
Aslında Banksy'nin amacı da tam olarak bu.
Zaten eleştirel bir tavrı olduğunu hep görüyoruz.
Sanatın... Bu denli ticarileşmesi ve metalaşmasına karşı olduğu için sokak sanatını tercih ettiğini belirtse ve bu geçicilik kavramını sanatına taşısa da sanat camiası tabii ki bu eserleri sokaklardan
alıp müzayede salonlarına taşımaya başladı ve koleksiyonerler bunları satın almak için birbirleriyle yarışır hale geldi.
Düşünecek olursanız komik bir durum çünkü sanatınızı metalaştırmamak adına sokaklara resim yapıyorsunuz nasıl olsa bir gün özerleri kapanacak düşüncesiyle ve bu metal açma durumunu eleştiren
tavrınızı da zaten belli ediyorsunuz.
Ama insanlar size ait olan çizimleri siz henüz bu denli ünlü bile değilken Zamanında çok uygun fiyatları alıyor ve siz ünlendikten sonra eserinizi milyon dolarlara satmaya
başlıyor. Sanatınız artık ticari bir unsura dönüşüyor siz istemeseniz de.
Üstelik eserin sahibi olarak siz bu işten para dahi kazanmıyorsunuz.
Sizin dışınızda sizin eserlerinize sahip olan her insan sanatınızın ekmeğini yiyebiliyor bir yerde.
Sanat dünyası ticarete döndüğünden beri böyle korkunç şeyleri bünyesinde barındırıyor maalesef.
İçinde bulunduğumuz bu çılgın kapitalist toplum da bizi zaten o yerine doğru...
Yani yapabilecek hiçbir şeyimiz yok.
Bizler de sanatçı olarak zamanın ruhunu yakalamaya çalışıyoruz bir anda.
Banksy Bristol'da bilinse de daha sonra İngiltere'nin her bir yanındaki resimleriyle de ve ülkesinin dışına çıkarak da farklı duvarlara imzasını attı.
Örneğin 2005 yılında Gazze ve Batı Şeria'ya giderek ayrım duvarı yani utanç duvarı olarak da biliniyor.
Bu duvara yaptığı çalışmalarla tüm dünyanın ilgisini çekmeyi başardı.
Beni en çok etkileyen eserlerin bazıları da bu duvarlardı.
Örneğin çelik yelek giymiş beyaz güvercin eseri var.
Bu eserde, bu çalışmada güvercinin üzerinde bir hedef işareti görüyoruz.
Bir başka çalışmasında bir Filistinlinin...
tamamı yıkılmış evinin kapısına kibri yüzünden çocuklarını kaybeden Yunan tanrıçası Nio Bey'i ağlarken resmediyor.
Adı bomba hasarı bu çalışmanın.
Başka bir çalışmasında da yeni yıkık bir duvara çizdiği bir yavru kedi resmi var.
Bu çalışma çok dikkat çekiyor çünkü yalın haliyle resmediyor bu resmi ve insanlar anlam veremiyor.
Bu durum çok merak uyandırdığı için de neden böyle bir imge seçtiğini soranlara internette En çok tıklanan görselin kedi görselleri olduğu cevabını veriyor.
İçinde yaşadığımız bu sanal dünya, internet, gerçekliği aşırı gösterme yoluyla görünmez kalıyor aslında ve bireyi gerçek dünyaya karşı duyarsızlaştırıyor.
Bunu hepimiz biliyoruz bir noktada.
Banksy bu farkındalıkla bir bakımı popüler olan görseli ters köşe yaparak duyarlılığın bir nesnesi haline getiriyor aslında.
Bunun gibi binlerce çalışması var zaten.
İlk baktığınızda size masum bir imgeymiş gibi...
Ancak bu masumiyetin ardında görmezden geldiğimiz çok fazla gerçek var.
Bizim görmezden geldiğimiz her şeyi sanatıyla bizlere aktarıyor ve bunu yaparken de kimliğinin bir öneminin olmadığını sürekli dile getiriyor.
Banksy sanatı bu derneği ticarileştiren galerilere çok tepkili bir sanatçı anladığınız üzere ve doğal olarak Banksy'nin ilk hedefi de galeriler ve müzelerdi.
Her bir çalışmasının bambaşka bir anlamı vardı.
Bu mekanlarla adeta dalga geçiyordu Banksy.
Amacı... Müzelerdeki resimleri çalmak tabii ki değildi.
Yani onun buna ihtiyacı yoktu zaten.
Varlıklı bir insandı.
Onun amacı duvarları çalmaktı.
Bu müzelerin duvarlarını çalmak.
Böylece çeşitli müzelere sızarak duvarları resimlerini yapıştırıp kaçtı ve müzedeki güvenlik görevlileri bu resimleri ne zaman fark edeceklerini bekledi.
Banksy bir gün Londra'da bulunan Tate Müzesi'ne girdi ve sokak pazarından aldığı ismi olmayan bir yağlı boya tablosunu duvara asarak kaçtı.
Bu tablo öylesine bir tablo değildi yani o tabloyu alıp direkt asmadı oraya.
Bu tablo bir kırsal manzara tablosuydu ve Banksy bu kırsal manzaranın önüne bir polis güvenlik şeridi.
Yani onu kendi eseri haline getirdi ve üzerine de Birleşik Krallık güvenlik gözetimi hepimiz için kırsalı mahvet yazısıyla beraber duvara astı.
Bunu tabii ki önceden planlamıştı.
Bu yüzden sadece galerileri dolaşmakla kalmadı.
Galerilerde bulabildiği her yere resim astı.
Bu durumun onun için çok komik olduğunu da söyledi.
Çünkü müzelere gittiğini ancak sanat eserlerine değil aralarındaki boşluklara baktığını dile getirmişti.
2004 yılında da Doğa Tarihi Müzesi'ne oldukça karışık bir parça yerleştirdi Banksy.
Benim için... Çok komik ve tatlı bulduğum bir çalışmadır aslında bu.
Doldurulmuş minik bir fare var bu çalışmada.
Bu farenin sırtında minik bir sırt çantası, kafasında güneş gözlükleri, önünde de bir el lambası ve sprey boya olan cam içinde bir çalışma.
Ve çalışmanın arka planında da bizim zamanımız gelecek yazıyor.
Banksy'nin o zamanki direktörü Steve Lazarides görevlerin gelip doğru düzgün yerleşip yerleşmediğine baktıklarını ve işlerine devam ettiklerini söylemişti.
Fakat görevler daha sonra...
Sonra fareyi fark ediyorlar ve onu sabit sergilere zarar verip vermediğinden emin olana kadar müzenin soğuk hava deposunda bekletiyorlar.
Ve sonunda da fareyi onların deyimiyle serbest bırakıyorlar.
Steve, müzenin güvenliği tarafından sorgulandığında herhangi biri elinde bir kutu ve içinde bir fareyle gelip alarm çalmadan onu duvara yerleştirebiliyorsa güvenlikte bir sorun vardır demiştir.
Yani müzenin bu güvenlik açıklarını en verimli şekilde kullanmışlar.
Banksy bu tarz eleştirel eylemlerini başka müzelerde de gerçekleştirdi tabii ki.
Örneğin yine... başka bir çalışmasıyla Metropolitan Müzesi'ne hedef almıştı.
Burada da gaz maskesi takmış bir kadının küçük altın çerçeveli bir portresin astığını görüyoruz.
Banksy'nin tarzı hep eleştirel bir tavır içeriyor dikkat ettiyseniz.
Exit Through the Gift Shop yani çıkışlar hediyelik eşya dükkanından adlı bir filmi var hatta ve bu film Oscar adayı bile olmuş.
Filmi Banksy çekmiyor tabii ki ama onu da kimliği belirsiz bir şekilde görebiliyoruz filmde.
Daha doğrusu belgeselde diyeyim.
Terry adında Fransız bir adamın grafiti sanatıyla ve sanatçılarıyla tanışıp onları video kamerasıyla çekime alışını ve Banksy ile de tanışma serüvenini içeriyor.
Youtube'da var ancak açıklama kısmına da linkini bıraktım.
İzlemek isterseniz göz atın mutlaka.
Bu belgeselde benim... En çok dikkatimi çeken kısım Banksy'nin 10 milyon sterlinlik bir para bastığını Terry'e gösterdiği an ve adam o esnada şoka giriyor ve gerçekten bu arada söylediklerim spoiler da
değil. Banksy'nin bastığı bu paraların üzerinde Kraliçe Elizabeth değil Prenses Diana var ve bu paraları bir çatının tepesinden bırakacağını dile getiriyor.
Banksy'nin hep aktivist bir tutumu olduğunu görüyoruz.
Örneğin hayvan haklarına yönelik gerçekleştirdiği en çekici eylemlerden birinde Londra Hayvanat Bahçesi'nde bulunan Ellerin bulunduğu bölüme çok kötü bir el yazısıyla dışarı çıkmak istiyorum.
Burası çok soğuk, bakıcı kokuyor, sıkıcı, sıkıcı, sıkıcı yazmıştır.
Daha sonrasında da Los Angeles'ta gerçekleştirdiği bir sergide Odada Fil var serginin adı.
Tayy adındaki bir fili çok kimyasal içermeyen pembe ve altın yaldızla boyuyor ve etrafı çitlerle çevrili bir oturma odasında sergiliyor.
Yani filin hem sembolik anlamından hem de fiziksel varlığından yararlanarak bir sergi gelsin.
Nasıl yani?
Odadaki fil kavramını biliyorsunuzdur.
Açık bir şekilde ortada duran, bariz bir konu hakkında herkesin farkında olduğu ama kimsenin konuşmak istemediğini belirten bir deyimdir bu.
Herkesin gördüğü ama görmezden geldiği bir sorunu anlatmak için kullanılır yani.
Banksenin de işlerinde tam olarak bu herkesin gördüğü ama...
kimsenin konuşmak istemediği olayları her fırsatta yüzümüze çarptığını görüyoruz.
Banksy'nin kendini korumaya almak ama aynı zamanda işlerinin duyulmasını sağlamak için bir PR şirketi var.
Bir PR şirketi için müşterisinin şöhretini parlatırken Anonimliğini de korumak zorunda olmak oldukça zor olsa gerek.
Banksy'yi tanıyanlar da kimliğini açığa çıkartmak gibi bir istek de bulunmuyor.
Aksine kendileri de bu adamın gizli kalmasında oldukça ısrarcı.
Banksy'yi tanıyanlar, yakınları, çalıştığı insanlar Banksy'nin çok çalışkan, yaratıcı, eğlenceli ve güler yüzlü biri olduğundan söz ediyor hep.
Ve Banksy'nin gizemli kalma kararına da oldukça saygı duyduklarını sürekli dile getiriyorlar.
Röportajlarını sadece telefondan ve e-mail aracılığıyla verdiğinde dile...
Sandaya Times dergisinin New York muhabiri olan ve yazar olan Will Elworth Jones adında bir adam Banksy hakkında bir kitap yazmış.
Ve bu kitap basılırken Banksy'nin kitabı onaylamadığını da belirtilmesini istemiş ama kitabın yayınlanmasına da engel olmadığını dile getirmiş Banksy.
Yani tamam dostum benim hakkımda bir kitap yazabilirsin.
Bu pek hoş değil ama onaylanmasına engel olmayacağım gibi bir tavır aslında.
Merak edenler için kitabın adı Duvardaki Adam.
Bu arada Banksy genellikle kamu...
duvarlarını özgürce kullanan bir sanatçıydı.
Ancak kime zaman sanatını izleyicilerine dahil etmekten geri kalmadı.
Onları kamu duvarlarını özgürce kullanabileceği olanaklar yaratarak Onları hep üretime davet etti aslında.
Örneğin Londra'da bazı duvarlara şablon olarak kraliyet logosunu eklemiş ve lütfen bu duvar dışındaki alanlara grafiti çizmeyiniz yazısını yazmıştır.
Böylelikle şehirdeki gençler duvarları akın ederek kendi tasarımlarını özgürce yapmışlar.
Burada da kendi sanatını yine bir performans sanatına dönüştürdüğünü görebiliyoruz.
2008 yılında dünyanın her tarafından 40 sanatçıyla beraber bir Proje düzenliyor Banksy.
Bu projede ne olacağını, nasıl bir proje olacağını sanatçılara söylemiyor ama bir haftalığını onları Londra'ya çağırıyor.
Üstelik uçak biletlerini de kendisi karşılıyor.
Leak adında bir sokağı komple sanatçılar için kiralayıp kapatıyor bir otelle beraber ve bu sokak...
Banksy'nin böyle karanlık, unutulmuş bir pis çukuru olarak nitelendirdiği, tanımladığı bir yer ve bütün sanatçıları burayı o sokağa boyamak için davet ediyor.
Etkinliğin adı Kaas Festivali ve Şablon Sokak Savaşı adıyla duyurulmuştu insanlara.
Duvarlar sanatçılar için beyaza boyanmıştı.
Ve hepsine çalışacakları özel yerler malzemelerle birlikte verilmişti.
Hatta yemekler bile hazırdı.
Ve polis kimseye dokunmamıştı.
Üstelik güvenlik dayı tutmuşlardı.
Etkinliğin girişi tamamen ücretsizdi.
Ve yapılan işler satılık değildi.
Etkinlik başlar başlamaz 3 günlük tatilde 30 bin kişi yapılan işleri görmek için kuyruğa girmişti.
Sokak sanatı olarak adlandırılan grafiti sanatının sanat tarihinde bir yeri vardı artık.
Ve grafiti sanatı Banksy sayesinde sadece bir sokak sanatı hareketini değil, çağdaş sanatın içindeki bir mekanizma gibi görülmesine de neden olmuştu.
Mekanı ve duvarları en verimli şekilde değerlendirdiğini görüyoruz.
Zamanın ruhunu yakalayan bir sanatçı kendisi.
Öyle ki... dünyada ünlenen diğer eserlerle dalga geçmeyi dahi başarabilmiş.
Tabii dalga geçmek çok doğru bir kavram olmayabilir burada.
Çünkü bu eserleri kullanırken onları eleştirel bir tavırla yaklaşmıyor aslında.
Onları kullanarak bir ters köşe yaratıyor.
Yavru kedi çiziminde olduğu gibi.
Hemen bir örnek vereyim. 2001 yılında Soho'da Mona Lisa'nın omzuna bir roket atar eklediği bir çalışması var mesela.
2003'te de Londra'da Westway otobanının altında kafasında trafik konisi bulunan bir Roddy'nin Düşünen Adam heykeline taklidini yerleştirmiş.
Bir diğeri de Monet'in o meşhur zambaklı gölet resminin bir baskısı.
Bu baskıya bir süpermarket arabası yerleştirdiğini görüyoruz.
Benim en ilginç bulduğum çalışma ise Andy Warhol'a gönderme yaptığı bir çalışma ve bu çalışmada Banksy üzerinde Pesco etiketi bulunan kremalı domates çorbası konservesinin baskısını almış ve
tıpkı Warhol'un Campbell çorba konserveleri gibi böyle maddi, gündelik yaşantıyı bilinen bir nesne üzerinden.
inşa etmiştir. Hepimiz bu eserleri biliyoruz.
Bu eserlerde yansıtmak istediği şey eserleri kötülemek veya eleştirmek değil.
Banksy yüceltilen şeylerin bir zaman sonra değerini kaybettiği ve eski ilgiyi görmediğini düşünüyor.
Yani yüceltileştirilerek içi boşaltılan yapıtları yabancılaştırarak yeniden kitlelerle buluşturuyor.
Hatta bu taklit için de şehir merkezinde bulunan ve her gün yanından geçtiğiniz halde hiç fark etmediğiniz bir heykel olsun.
Ne zaman ki birisi onun kafasına bir trafik konusu geçirir ve kendi sanat eserini imza atar.
İşte o zaman ortaya fark edilebilecek bir eser çıkar demiştir.
Banksy bu tarz çalışmalarında genel bir tavır olarak bilindik öğeleri bir araya getirip yeniden yorumlayarak izleyicileri şaşırtabileceği hatta gelin biz buna toplumu şaşırtabileceği
diyelim. Beklenmedik karşılaşmalar yaratır.
Bu sanatsal tavrı dikkate alındığında entelektüel kesim tarafından dahi Banksy'nin geçmişteki sanat ekollerinin üslup ve araştırmalarındaki malzemeleri ve bahaneleri aldığı düşüncesi oluşmuştur.
Daha entelektüel bir dille konuşmam gerekirse Banksy'nin bu toplumda şaşkınlığa neden olacak eserlerindeki tavrı 2.
Dünya Savaşı sonrasında bir direnme biçimi olarak sanatı gündelik hayatın içine yerleştirip katılımcı bir estetiği mümkün kılarak kapitalist ideoloji ve onun sonucunda ortaya çıkan
yabancılaşmaya karşı bir dönüşüm ve değişim yaratmayı amaçlayan stüasyonist bir tavırla özdeşleştirildiğini gözlemleyebiliriz.
Bir dakika bir dakika, stüasyonist de ne?
diyenler için. Dadaizm bölümünde stüasyonizmden kısaca bahsetmiştim aslında.
Stüasyonizm, fikirlerinin kökleri Marksizm'den gelen, kapitalizmi tüketim toplumu biçiminde değerlendiren ve insanların metalar aracılığıyla değil, insanlar olarak etkileşime
gireceği durumlar yaratma girişimini içeren bir akım.
Yani böyle düşünebiliriz.
Stasyonistler kendilerini hem modern sanata hem de radikal siyaset adamış avantgard sanatçılardan oluşuyor.
Sanatsal pratiğin bir eylem olduğuna ve sanat aracılığıyla devrimin başarılabileceğine inanıyorlar.
Teorileri ve pratiklerinde de dadayizm, sürelizm, gibi ideallerini bilinçli olarak da benimsediklerini gözlemleyebiliyoruz.
Banksy'nin de böyle bir tavrı olduğunu anlamışsınızdır.
Stasyonistler gibi düşünen bir yanı var ve bu da onu toplumun görmezden gelinen gerçeklerini öylece ortaya çıkarıyor demekten öteye taşıyan.
Bir insan haline getiriyor. Peki diyeceksiniz ki Eda bu Banksy sadece duvarları mı boyuyor?
Tabii ki hayır.
Açık kamusal alanlar Banksy'nin kendi sokak sanatı serüveninde önemli bir yaratı alanı olsalar da Banksy çok yönlü bir sanatçı olarak kapalı kamusal alanları da çalışmaları için kullanan bir sanatçı.
Hatta bu yüzden çok fazla eleştiri de almış.
Bir sokak sanatçısından bir salon sanatçısına dönüştüğünü söyleyenler olmuş.
Ancak Banksy onlara...
Çok okkalı bir cevap vermiş.
Sanatsa ve sokaktan geçerken görülebiliyorsa sanırım buna hala sokak sanatı denilebilir demiştir böyle diyenlere karşı.
Ben araştırmalarımı yaparken kapalı alanlardaki sergilerinde hep hayvan haklarına dikkat çektiğini gözlemledim.
Ancak bunu birazcık rahatsız edici bir biçimde yaptığı da bir gerçek.
Örneğin 2008'de New York'ta köydeki evcil hayvan dükkanı ve kömür ızgara adlı bir sergi açtı.
Ve bu sergide evcil hayvan dükkanlarını ve fast food...
...geleneğine ciddi bir gönderme yaptı.
Bu sergi inci kolyeli robot, kanserli tweeti, maymun pornosu izleyen maymun gibi...
...izleyiciyi rahatsız eden türden eserlerin yer aldığı bir sergiydi.
Bu sergi evcil hayvanlarla ilgilendikleri kadar sanatla ilgilenmeyen...
New York'lar için düzenlediğini belirtmiş.
Dikkatinizi çekerim. Burada da şöyle bir gönderme var.
Bunu söylerken aslında sanatla ilgilenmedikleri kadar evcil hayvanlarıyla da ilgilenmiyorlar demek istiyor.
Bu çalışmalarıyla alakalı çalışmamın çok ciddi Felsefi bir yanı da var.
Hayvanlarla olan ilişkimizi endüstriyel tarımın etikleri ve sürdürülebilirliğini sorgulayan sanatsal bir çalışma yapmak istedim.
Ama ortaya şarkı söyleyen tavuk köfteleri çıktı demiştir.
Bir çalışmasında böyle önünde ketçap sosunun kutusu olan iki adet tavuk nugget var.
Ve bu çalışma bana aşırı komik gelmekle birlikte Banksy'nin çok zeki bir adam olduğunu da bir kez daha hatırlattı.
Ne alaka diyeceksiniz.
Çalışmayı bir aratın, beni anlayacaksın.
Kapalı kamusal alan tercihi tabii ki müze ve galerilerle sınırlı da değildi üstelik.
Disneyland'ı hepimiz biliyoruz.
O eğlenceli, renkli, devasa oyun parkını bir de tam tersi bir şekilde hayal edebilmeniz mümkün mü?
Yani Disneyland olarak, duydunuz mu bu adı bilmiyorum.
Disneyland, Banksy'nin yine en ilginç projelerinden biri arkadaşlar.
Mekanı bizzat Banksy tasarladı ve yine gösteri toplumuna bir gönderme yaptı.
2015 yılında Disneyland gibi eğlence parklarını alternatif olarak distopik temalı bir park inşa etmek istedi Banksy ve park için İngiltere'de böyle terk edilmiş bir alan buldu ve yaklaşık 6
hafta süren bir çalışma sonucunda Banksy'de dahil olmak üzere ve çağdaş sanat alanında önemli sayılan 46 sanatçı ile beraber garip böyle ürkütücü çalışmaları bir...
Parkta topladı yani bu proje bir pop art sergisi olarak hazırlandı aslında ama Disneyland'in tam tersini düşünün.
Böyle gösterişsiz, eğlence parklarının o devasa atmosferini yansıtıyor ama kirli, çürümüş, terk edilmiş bir görünüme sahip.
Ve tabii ki projede de görsel kültür, tüketim kültürü, işte yapaylık, sömürü ve daha birçok Banksy teması var.
Banksy Disneyland'in temasının tamamen zıt bir versiyonunu sunuyor burada.
Böyle havuzdaki botlarda göçmenler bulunuyor.
İşte kaza yapmış arabasından sarkan bir kül kedisi var.
Parçalanmış gibi görünen deniz kızı heykelleri ve petrol batağında yüzen plastik ördekler.
Yani bunun gibi birçok eser var.
parkın içerisinde. Daha fazlasını merak ediyorsanız ki ettiğinize eminim.
Sitesinin linkini yine açıklama kısmında bulabilirsiniz.
Oradan inceleyin derim. Banksy'nin en önemli özelliği sanatı odadaki bir fil olarak görüşü.
Banksy gerçekleri konuşmaktan kaçmak yerine o gerçekleri bütün dünyanın yüzüne vuruyordu.
Üstelik bunun için çok da büyük şeyler yapmasına gerek yoktu ya da pahalı malzemeler kullanmasına gerek yoktu.
Hepimizin sürekli gördüğü basit imgileri birleştirerek yepyeni anlamlar çıkarıyordu ki yaratıcılık tam olarak da bu bence.
Sanatı bir meta aracına dönüştürmekten kaçınıyor bu yüzden.
Yani her yerde bulabileceğiniz basit malzemelerden üretimler yapıyor.
Sonuçta bu tavuk köftelerini de her yerde bulabilirsiniz ve siz de aynısını yapabilirsiniz.
Ama bunlar zaten satın alınabilecek bir sanat ürünü değil.
İşte bu yüzden de duvarlara çiziyor Banksy.
Yasal olmadığı ve üstünün boyanacağını bildiği için.
Yani geçici olduğu için.
Ancak önüne ün kattıkça boyadığı duvarlar dahi koruma altına alınmaya başlandı.
Yaptığı çizimlerin baskıları milyonlarca dolara, müzayedelere çıkmaya başladı ve öylesine değerli bir hale geldi ki...
Grafitisinin olduğu duvarı yerinden söküp satanlar bile oldu.
O ise bütün bunların arasında kimliğini koruyarak, anonim kalarak en önemlisi sanatına devam etti.
Hala da ediyor. Sanatının her aşamasını kontrol etmek için çok ciddi bir mücadele veriyor Banksy.
Öyle ki kendi çalışmalarını doğrulamak ve tasdiklemek için 2008 yılında Pest Control yani böcek ilaçlama adında bir şirket kurmuş.
Sitesine girdiğimde Use of Images yani görüntülerin kullanımı alanına tıkladım direkt.
Orada şöyle bir yazıyla karşılaştım.
Bugs'ın resimlerini ticari olmayan kişisel eğlence için kullanabilirsiniz.
Perdelerinizi uygun bir renkte yazdırın, büyükanneniz için bir kart yapın, kendi ödeviniz olarak gönderin her neyse.
Ancak ne Banksy ne de Pest Control sanatçının resimlerini üçüncü taraflara lisanslamaz.
Lütfen Banksy'nin resimlerini bir dizi ürünü piyasaya sürmek veya bir şeyin sanatçı tarafından yapıldığını veya onaylanmadığı halde sanatçı tarafından onaylandığını düşünmeye ikna
etmekle dahil olmak üzere herhangi bir ticari amat için kullanmayın.
Banksy kitabında telif hakkı kaybedenler içindir demek size sanatçıyı yanlış tanıtma ve dolandırıcılık yapma özgürlüğünü vermez.
Kontrol ettik. Bu yazı görüntülerin kullanımı hakkında bizlere bilgi veriyor ve bunu tam da Banksy tarzında yapıyor.
Resimlerimi kullanın ne yaparsanız yapın ama onları ticari amaçla kullanmayın yani onları metalaştırmayın demek istiyor Banksy.
Merak edenler için sitenin linkini yine açıklama kısmına bıraktım bu arada oradan bakabilirsiniz.
Diyelim. Bir Banks eseri elinize geçti ve bunu satın almak istiyorsunuz.
Çok da uygun bir fiyata buldunuz.
Altında imzası dahi var.
Bu siteye girip eserin orijinal olup olmadığını...
tasdikletebiliyorsunuz.
Size orada detaylı bilgi veriyorlar zaten.
Çünkü gerçek olduğu onaylanan tüm sanat eserlerinde PES kontrol ofisi doğurlama sertifikası olduğu yazıyor.
Ama hani oldu da birine yazmadık.
Elimize geçmedi o resim.
Gönderin biz kontrol edelim diyor adamlar.
Çünkü müzayedelerde bazı uyanıklar eserlerin bir kopyasını satabiliyor.
Ancak artık satışı gerçekleştirenler dahi bu sertifikalardan.
bulundurmak zorunda diyor adamlar.
Yani ben bile bulunduruyorum.
Banksy nasıl bulundurmasın?
Sadece alıcılar için değil bu arada.
Tabii ki satıcılar için de aynı zamanda.
Diyelim bir yerden elinize bu eserlerden biri geçti.
Tasdiklettiniz. Eser orijinal çıktı ve eseri para kazanmak için satmak istiyorsunuz.
Detaylı bir şekilde eseri gönderiyorsunuz.
Onlar onayladıktan sonra gerçekse eğer sizi eser sahibi olarak sistemlerine kaydedip size bir doğruluk sertifikası gönderiyorlar.
Yani çok sistemli çalışıyorlar.
Ha bu arada sitede Banksy'nin eserlerini falan satın alamıyorsunuz.
Sadece bulunan eserleri doğruluyorlar.
Banksy'nin şu ana kadar kendinin bizzat sattığı bir çalışması yok.
Daha önce de bahsettiğim gibi sanatın metalaşmasına oldukça karşı bir adam.
Tabii ki kimse iyilik adına yaptığı eserin orijinal olup olmadığıyla ilgilenecek kadar var.
Vakit öldürmek istemez.
Şirketin kendi içinde dönmesini sağlayacak bir sistem kurmuşlar ve doğruluğu onaylanan eserler para karşılığı onaylanıyor.
Yani diyelim sizde bir Banks eseri var ve bu eser orijinal çıktı.
Orijinal çıktığı onaylandıktan sonra sizden 100 pound kadar bir para talep ediyorlar.
Ve eğer diyelim siz bu eseri satmak istiyorsanız ve bunun için de bir sertifikaya ihtiyacınız var.
Bu sertifika için de sizden 150 pound kadar bir ücret alıyorlar.
Eğer zaten eser fake ise ücret dahi almıyorlar.
Bu bölüm biraz karışık ve darmadağın bir bölüm oldu.
Eğer sizi çok yorduysam şimdiden özür diliyorum farkındayım.
Ama Banksy ile ilgili bir araştırma yaptığımda...
İşte şurada doğdu, şurada büyüdü, şurada eğitim aldı, şunu yaptı, bunu gerçekleştirdi gibi bir giriş gelişme sonuç kısmını yapamayacağımı anladım.
Çünkü Banksy böyle bir adam değil.
Fazlasıyla gizemli bir adam.
Elbette ufak tefek şeyler var hayatıyla alakalı ve röportajları da var ama onları direkt aktarmak yerine size Banksy'nin sanat ideolojisinden bahsetmek istedim.
Günümüzde üretkenliğiyle, sanat konusunda tutarlılığı ve istikrarı ile kimliğinin kim olduğunu çok da bir önemi yok zaten bence.
Picasso ya da Warhol kadar popüler bir sanatçı çünkü.
Çağımızın sanatçısı en önemlisi ve sanat tarihinde böylesine sansasyonel bir sanatçının varlığına şahit olabilmek, yaptıklarını anbean yakınan takip edebilmek çok değerli bir
durum bence. Banksy bir devrimci değil, o sanatını doğrudan izleyicisiyle buluşturan, Bazen kafa karıştıran, bazen rahatsız eden, bazen de şaşkına uğratan bir sanatçı günümüzde görülen değişimleri
ya da görmezden gelinen gerçekleri bu denli cüretkar bir biçimde kullanması ve bunu sanat aracılığıyla yapması aynı zamanda bütün bunları yaparken benim kimliğimin bir önemi yok, siz benim yaptığım sanata bakın
bir tavrı olması onu zaten saygı duyulması gereken bir sanatçı haline getiriyor.
Çünkü o bütün bunlardan çok daha fazlası.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Kendinize güzel bakın, sanatla kalın.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
