
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu podcast bölümünde, moda kavramının sanatsal boyutunu ve sanatın moda üzerindeki etkisini keşfedeceğiz. Modanın estetik değeri ve sanatsal ifadeyle nasıl etkileşimde bulunduğunu tartışarak bu konudaki farklı bakış açılarını ele alacağız.
Instagram: belleginlambasipodcast
Reklam ve iş birlikleri için: belleginlambasipodcast@gmail.com***
https://www.youtube.com/watch?v=kO5YzMDIrn0&ab_channel=FFChannel
Transkript
Altyazı M.K.
Moda bir sanat
mıdır? Ya da tasarımda ortaya çıkan kıyafetler birer sanat eseri olarak kabul edilebilir mi?
Bu sorulardan yola çıkarak biraz tartışalım istiyorum.
Moda sektörü sadece giyim tarzlarını ifade etmekte kalmıyor.
Aynı zamanda bir sanat formu olarak da kabul ediliyor.
Çünkü moda tasarımlarının ardında da çeşitli sanat dağlarının etkisi var.
Müzik, film, edebiyat, heykel ve mimari gibi.
Ve hepsi de birbirinden besleniyor.
Moda alanı da doğal olarak hepsinden ilham alıyor.
Bu yüzden moda sanat değildir demek haksızlık olur sanırım.
Günümüzde artık giysi tasarımları, defileler ve koleksiyonlar, tüm moda severlere estetik ve duygusal anlamda derinlik kazanan sanatsal bir deneyim sunuyor.
Ve moda tasarımcıları her sezon yaratıcı vizyonlarını ve estetik anlayışlarını koleksiyonlarında hayata geçirirken sıklıkla sanatla olan ilişkilerinden ilham alıyorlar.
Aslında bakacak olursanız bir sanatçı için duygu ve düşüncelerini aktardığı bir tuval neyse bir moda tasarımcısı için de insan bedeni aynı görevi görüyor diyebiliriz.
Biz ressamların ve tabii heykeltıraşların sanatsal yeteneklerini sergilediği alan tuval gibi yüzeyler ve çeşitli mekanlarken bir moda tasarımcısı için de kendi yeteneklerini ve tasarımlarını sergileyebildiği
alan insan bedeni.
Geçmişteki sanat akımları veya dönemleri biz sanatçılara nasıl ilham veriyorsa moda tasarımcılarına da aynı şekilde koleksiyonlarını tasarlamada ilham verebiliyor.
Rönesans'tan empresyonizme, Art Nouveau'dan pop art'a, Art Deco'dan sürrealizme, pek çok sanat takımı tarih boyunca modayı etkiledi ve tabii ki etkilemeye de devam ediyor.
Şöyle bir geri dönüp tarihe bakacak olduğumuzda Coco Chanel'in 1920'lerde yarattığı Little Black Dress'iyle yani küçük siyah elbisesiyle kadın modasında bir devrim yarattığını görüyoruz.
Bu elbise için bir tanımlama yapılacaksa buna kesinlikle zamansız denilirdi.
Çünkü 1920'lerden itibaren günümüzde bile hala popülaritesinden hiçbir şey kaybetmedi bu elbise.
Sadelik ve aşırı sus demenin yokluğu ile karakterize edilmişti.
Soyut sanatta olduğu gibi Chanel'in bu küçük siyah elbisesi de cesur bir ifade yaratmak için temiz çizgilere ve gereksiz unsurların eksikliğine dayanıyordu.
Mini eteğin 60'lı yıllarda yükselişi de popüler kültüre ve gündelik nesnelere odaklanan Pop Art'a dayanıyordu aslında.
Çünkü bu mini etek bir noktada Pop Art'ın ilkelerini yansıtabiliyordu.
Pop Art sanatçıları sanat eserleri yaratmak için reklamlar ve popüler kültür gibi kitlesel mecralardaki imgeleri kullanarak güzel sanatların statüsüne meydan okumuşlardı.
Tıpkı Pop Art'ın sıradanı kucaklayarak geleneksel normlara karşı çıkması gibi mini etekte geleneklere meydan okuyup genç ve asi bir ruha gönderme yaparak dönemin damgasını vurmuştu.
Aynı ruhu kutlayan bir diğer...
yenilik de jean pantolonları olmuştu.
Tıpkı mine etek gibi jean pantolonlarda küresel bir moda vazgeçilmezi haline gelerek pop artın ilkelerine benzer bir şekilde modaya pratik ve anti geleneksel bir yaklaşımı yansıtmıştı.
Hepimizin severek giydiği trench coatlar zamansız tasarımı ve işlevselliğiyle modern sanat ve mimariğinin biçim ve işlevini takip eden konseptiyle bağlantı kurarak sanat ve moda ilişkisini destekleyen moda klasiklerinden
biri haline geldi. Yine aynı dönemde ünlenen İspanyol paça pantolonları, soyut sanatın karmaşık desenleri, formları, ve cesur renkleriyle benzerlikler taşıyordu.
Ve bu tasarımlarda dönemin özgür ruhlu doğasını sembolize ediyor ve yine aynı dönemin sanatsal ifadeleriyle görsel bir bağ kuruyordu.
1965'te şift elbiseleriyle modaya damgasına vuran Yves Saint Laurent, ilham kaynağını Pia Mondrian'dan almıştı.
Mondrian'ın 1921'de yaptığı Kırmızı, Mavi ve Sarı kompozisyonu adlı tablosu bu tasarımların ilham kaynağı olmuştu.
Tasarımlara baktığınızda zaten direkt olarak Mondrian'ın eserlerini görebiliyordu.
Kübis sanatın örneklerini aslında bu kumaşlara yansıtmışlardı.
Nitekim Mondrian'a olan hayranlığını da belirtmişti Yves Saint Laurent.
Ve onun hakkında kendisi saflığı temsil ediyor.
Ve resim konusuna gelince kimse ondan daha saf olamaz.
Bauhaus'unkine benzer bir saflık bu.
Yine 1981 yılında Yves Saint Laurent'in tasarladığı bir bluz Henry Matisse'in La Blouse Romaine tablosunun aynısıydı ve tüm moda severler tarafından oldukça beğenilmişti.
70 ve 80'lerdeki punk modası Dadaizm'in asi ruhuna hedef almıştı ve onu somutlaştırmıştı.
Dadaistlerin geleneksel normları reddetmesi gibi punk modası da geleneksel kıyafet normlarına karşı çıkmış ve kıyafetlerde resmen bir antitavır yaratmıştı.
11 yılında Stella McCartney'nin tasarımı olan büyük meyveli elbiseler ve takımlar adeta birer Naturmor tablosunu andırıyordu.
Sonraki yıllarda da tablolardaki kompozisyonları kumaşlar üzerine taşıyarak bir manzara tablosu havası yaratmıştı.
Prada 2013 yılında sürrealist öğeleri barındıran bir koleksiyonu tanıtmıştı ve koleksiyondaki giysiler Salvador Dali başta olmak üzere çeşitli sanatçıların eserlerinin dijital baskılarını içeriyordu.
Bu tasarımlar Dali'nin belleğin azmi tablosundaki eriyen saat.
ve çarpıtılmış yüzler gibi rüya imgelerini bünyesinde barındırıyordu.
Yine aynı şekilde sürrealist moda denince akla gelen markalardan biri olan Schiaparelli, 1936'da Dali'nin Istakoz Telefon eserinden esinlenerek bir elbise tasarımını hayata geçirmişti ve tüm
sanatseverler adeta görsel bir şölen yaşamıştı.
Schiaparelli'nin 1938'de Dali ile ortak çıkardıkları Teardress tasarımı 2017 yılında Dali Müzesi'nin duvarlarında sergilenmişti.
Bütün bunların dışında bir örnek daha verebilecek olsam Hollandalı avantgard tasarımcılardan Viktor & Rolf'a örnek verebilirdim.
Bu iki tasarımcı modayı resmen bir sanat olarak ele alan tasarımcılardan.
Nitekim 2015 yılında yaptıkları Mona Lisa'nın karmaşık, elle boyanmış röprodüksiyonlarıyla süslü elbiselerin yer aldığı ilk bahar yaz haute couture koleksiyonu Rönesansa ve baroka bir gönderme niteliğindeydi.
Bu tasarımlar yüksek moda ile klasik sanatı bir araya getirerek ikonik tabloların podyumda hayat bulmasını sağladı.
Çerçevelenmiş kıyafetler mankenlerin üzerine asıldı ve bu mankenler sahneden inerken tasarımcılar da kıyafetleri çıkararak tablo gibi onları duvara astı.
Dikkatinizi çekerim. Bütün kıyafetlerin kendine ait bir çerçevesi vardı.
Bölümün kapağında da gördüğünüz gibi.
İfade aracı olarak moda ve sanatın iç içe geçişini kullanarak aslında çarpıcı bir giyilebilir sanat koleksiyonu sundular izleyicilerine.
Ve bu üretimlerde bir galeride hayat buldu.
Bu elbiselerin bir sanat eserine...
tekrar bir elbiseye ve sonra tekrar bir sanat eserine dönüşebildiğini aslında insanlara kanıtlamış oldular.
Bu koleksiyona ait örnekleri belleğin lambası podcast hesabımda da paylaşacağım.
Bununla alakalı videoyu da açıklama kısmına bıraktım oradan izleyebilirsiniz.
Tabii ki sanat kadar edebiyatta tasarımcıların ilham kaynağı Valentino görsel olmadan sadece kelimeler kullanarak The Narratives adında bir reklam kampanyası yayınlamıştı ve geçtiğimiz yıllarda kampanya Muratan Munga
'nın da bulunan Kısa
17 yazarın katılımıyla yeniden yorumlanmıştı.
Farklı sanat dağlarına olan bağıyla bilinen markanın geçen yılki reklam kampanyası 2023 İlkbahar Yaz koleksiyonunu sunduktan tam bir ay sonra Dünya Şairler Günü de yayınlandı.
Yani aslında ne kadar güzel bir anlam.
Yazarların kısa aşk hikayelerinden oluşan kampanyada canlı ve kontrast renkte yazılardan oluşan grafikler kullanılarak adeta bir görsel şören yaratıldı.
Gördüğünüz gibi geçmişin moda tasarımcılarının ilham kaynağı elbette sanat olacaktı.
Yani öyle ki lüks markalara ait olan mağazalar bile birer sanat galerisine dönüştürülüyor günümüzde.
Günümüze doğru yaklaştıkça da bu ilham kaynakları aslında değişmedi.
Sanata podyumlarda çok daha sık rastlıyoruz.
Moda günümüzde her ne kadar endüstriyel bir sektöre dönüşmüş olsa da aslında her zaman toplumların, geleneklerin, Altyazı
M.K. sanatsal
dihanın izlerini sadece moda tasarımcılarının ürettikleri tasarımlarda ya da kıyafetlerde görmüyoruz.
Bu kıyafetleri sergiledikleri moda şovlarında da rastlıyoruz.
Koleksiyonlarını tanıtmak için hazırladıkları defileler zaten birer defile olmaktan çıkıp sahne sanatlarına ve performans sanatına dönüşüyor.
Böylelikle tasarımcıların kıyafetleri de normal bir kıyafet olmaktan çıkıp birer sanat eserine dönüşüyor.
Bir hikaye sunuyor aslında izleyenlere veya potansiyel alıcı kitlelerini.
Ki performans sanatı için ayrı bir bölüm yapmıştık.
Dinleyenler hatırlayacaktır.
Eğer aranızda dinlemeyenler de varsa şöyle aşağılara kadar inip...
O bölümü dinleyebilirsiniz. Performans sanatını sanatçı kendi bedenini kullanarak bir hikaye anlatımına başvurur.
Kimi zaman performansının felsefesini anlatmak için bedenine çok acımasız da davranabilir.
Burada direkt olarak zarar vermekten bahsetmiyorum tabii ama yapanlar da var.
Marina Abramovic'i bilenler vardır.
O bölümden de hatırlayacaklardır.
Kendisi performans sanatının böyle anası diyebileceğimiz türden bir sanatçı.
Çok değerli üretimleri var bu alanda.
Hatta performans sanatını küresel ölçekte desteklemek ve bu alanda...
kendini geliştirmek isteyen sanatçılar için de kurduğu bir enstitü var.
Performans sanatı aracılığıyla insanların farkındalıklarını değiştirmeyi ve geliştirmeyi amaçlıyorlar.
Bedeni keşfetmek, fiziksel ve zihinsel sınırları anlamaya yardımcı olmak amacıyla da çeşitli workshoplar düzenliyorlar ve bu workshoplar halka açık.
Kayıt yaptırdığınızda siz de bu enstitüde workshoplara katılabiliyorsunuz.
Yanılmıyorsam Yunanistan'da bulunuyordu.
Yani çok güzel projeleri mevcut ki bence bu alan gerçekten inanılmaz bir alan.
Alışılmış sanat üretimini çeşitli materyallerden arındırıyorsunuz ve sadece bedeninizi kullanarak yarattığınız konuları ya da hayal gücünüzü anlatıyorsunuz.
Ve bunun gerçekten herhangi bir sınırı yok.
Bölümü yine dinleyenler hatırlayacaktır.
Marina Abramovic'in bir sevgilisi var, Ulay adında.
Ulay ile uzun yıllar beraber performans sanatı alanında çalışmaları ürettiler ve ayrılıklarını dahi sanatlarının bir parçası haline getirdiler.
Ayrılma kararını da bu ruhani yolculuklarının bir parçası.
İki sevgili Çin Seddi'nin farklı taraflarından birbirlerine yürümeye başlıyorlar bu performanstı ve tam 90 gün boyunca birbirlerine doğru yürüyorlar.
Birbirleriyle buluştukları anda ise birbirlerine bakıyorlar, dokunuyorlar, sarılıyorlar ve sonra ayrılıyorlar.
Zaten o günde ilişkilerini sonlandırdılar.
Bu noktada bile sanatın aslında ne kadar derin bir felsefesi olduğunu anlamak mümkün.
Muhtemelen şöyle düşüneceksiniz.
Ne yani ben kalkıp bir şeyler anlatmaya çalışsam ve bunu Çin Seddi'ni yürüyerek değil de işte Amazon ormanlarında yağmur altında kalarak yapsam.
Performans sanatçısı mı olmuş oluyorum?
Cevabım tabii ki hayır olurdu.
İnsanlar bu işe siz de takdir edersiniz ki yıllarını veriyor.
Ve her performansın altında da...
eşsiz bir fikir yatıyor. Tıpkı Pinterest'te beğenilen bir resmi kopyalayıp bunu tuvale aktarıp işte bu sanat diyemeyeceğimiz gibi böylesi bir duruma da sanat diyemezdik muhtemelen.
Yani şahsi fikrimde sanat bu kadar basite indirgenemeyecek kadar derin bir olgu.
Yaratma süreci ve sonucunda ortaya çıkan sonuç bu olgunun tabii ki en önemli parçası.
Bu alanda üretilen çalışmalar tiyatroya da benzetilebiliyor tabii.
Tiyatro kadar şiiri, müziği, dansı da içerebilen sınırsız yaklaşımların bütünü çünkü.
Ve tek bir sanatçı ya da birden fazla sanatçıyla izleyicinin önünde ya da onlardan uzak birkaç dakika ya da günler, haftalar, belki de aylar sürebilen gerçek anlamda uluslararası nitelik kazanmış olan bir sanat
türüdür performans sanatı. Ki zaten köklerinin de 1950'lere dayandığını o bölümde anlatmıştım.
Hangi alanda olursa olsun tasarımcılar da bu tarz sanat türlerinden ilham alarak izleyicilere veya alıcılarına sanatsal bir deneyim sunabiliyor.
Az önce bahsettiğim defile şovları da ilhamını bundan alıyor.
Yani sanattan alıyor. Ve izleyicilere bir performans sunuyor aslında.
Ve hepsinin altında bir fikir var.
Arkasında günlerce çalışan kocaman bir ekip var.
Hazırlanan bir sahne var.
Tanıtımının yapılacağı yaratım gücüyle üretilen kıyafetler var.
Ki moda tasarımcıları da bilirler ki bir kıyafeti tasarlamak bile özgün olmayı gerektirir eğer gerçek bir tasarımcıysanız.
Ve bu sanatsal defiler haricinde sahne tasarımları, müzik, ışıklandırma ve modelin sahnedeki rolü gibi unsurlar bir araya gelerek izleyicilere aslında unutulmaz bir görsel ve duygusal deneyim sunuyor.
Yani anlayacağınız üzere Birçok moda defilesi artık sadece giyim tasarımlarının sergilendiği etkinlikler değil aynı zamanda bir nevi performans sanatı.
Tasarımcılar modellerinin podyuma çıkıp catwalk yaptığı klasik bir defiledense tüm sanatsal yaratımlarını aktarmak amacıyla izleyicilerine böyle bir deneyim kazandırmayı amaçlayabiliyor.
Yani sadece tasarımlarını öylesine sunmuyor.
Onları sanatsal bir şova dönüştürüyor.
Kimileri bu moda şovları için sanatçılarla iş birliği yapıyor.
Kimileri de kendi yaratıcılıklarını ön plana açar.
bir defile planlaması yapıyor.
Her koleksiyonun arkasında da tabii ki yine bahsediyorum bir hikaye ve bir ilham kaynağı var.
Chanel Louis Vuitton, Gucci, Prada ve Dior gibi markaların hepsi artık etkileyici sahne tasarımlarıyla ön plana çıkıyor.
Klasik bir zefire yapmıyor.
Zefire mekanlarını adeta bir sanat galerisine dönüştürüyor.
Hatta mağazalarının vitrinlerini dahi bir sanat galerisine dönüştürüyorlar.
Resimden edebiyata, mimariden müziğe birçok sanat dalının moda üzerinde ne kadar etkisi olduğunu görebiliyoruz.
Dolayısıyla moda sanat mıdır sorusuna vereceğimiz cevap da...
Belli aslında. Sanatın bu etkileri moda tasarımcılarına kreatif bir kaynak olup, onların yaratıcılıklarını kullanarak diğer sanatçıları da yüceltmelerini sağlıyor.
Sanatseverler içinse bu etkileşim sanatsal bir şölen ortaya çıkartıyor.
Yarış halinde olmak yerine birbirlerini destekleyen sanat dalları belki de birlikten kuvvet doğar sözünün doğruluğunu bizlere gösteriyor.
Bir sonraki bölümde sizlere bir Türk moda tasarımcısının defilelerini nasıl görsel bir şova dönüştürdüğünden ve koleksiyonlarının ardındaki ilham verici hikayelerden bahsedeceğim.
Yeni bölümde görüşene dek sanatla kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
