
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Yeni yılın ilk bölümüyle karşınızdayım. Bu bölümde antik mısır tarihine tanıklık ederken Osiris hakkındaki mitleri detaylıca inceliyoruz. Ne bölüm ama!
Instagram: belleginlambasipodcast
Reklam ve iş birlikleri için: belleginlambasipodcast@gmail.com
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese selam ve ilanmasına hoş geldiniz.
Ben Eda. Öncelikle hepinizin yeni yılını kutluyorum.
Acısıyla tatlısıyla bir yılı daha geride bıraktık şeklinde klasik bir giriş yapmak istiyorum.
Umarım yeni yıl hayallerimizi gerçekleştirebileceğimiz sağlıklı, mutlu, huzurlu bir yıl olur.
Umarım yeni yıl daha çok şey öğrenebileceğimiz, sanata bulaşacağımız bir yıl olur.
Bölüme başlamadan önce birkaç şey söylemek istiyorum.
Bir nevi iç dökme olarak da algılayabilirsiniz bunu.
Her şeye rağmen ben geçtiğimiz yıldan çok şey öğrendim.
bebek gibi baktığım bu podcast kanalını yürütürken diğer yandan da atölyemde hem bir sanat eğitmeni olarak hem de full time ressam olarak çalışıyordum ve bütün hepsini aynı anda nasıl yapacağımı bilmeden başladım bir işe.
Aslında iş de diyemem çünkü belli bir düzende devam ettirdiğim hobi gibiydi benim için bu kanal.
Resim veya heykel dışında bir şeyler üretebilmek, bilgilerimi pekiştirmek, bilmediklerimi öğrenmek hatta daha çok öğrenmek ve bunları paylaşıp bir içerik haline getirmek hobiden çok terapi alanım gibi bir şey oldu benim için.
heves de değildi üstelik. Yani bu kanalı açmamdaki asıl amaç evde, yolda, işte, her boşlukta, her koşulda ve her yerde sanatla alakalı, sanat tarihiyle alakalı ya da felsefe ve mitolojiyle alakalı
bölümler yayınlayıp lisans zamanlarımdan kalan bütün bilgilerimi yenileriyle de derinleştirerek sizlere aktarmaktı.
Kimi zaman zor ve karmaşık gibi görünen sanat tarihinin aslında ne kadar keyifli olduğunu sizlere aktarmakta her şeyden önce.
Çok şey öğretti diyorum çünkü hali hazırda iki işi birden yürütmeye çalışırken yoğunluğu bahane etmeyip yenilerine de yer açmayı öğrendim.
Planlı çalışarak aslında hepsinin mümkün olabileceğini öğrendim.
Başlarda biraz bocaladım tabii ki.
Ara arada yetiştiremediğim, yoğunluktan kayıp alamadığım ya da ekip arkadaşlarıma gecenin bir yarısı alabildiğim kayıtları gönderdiğim günler çok olmuştur.
Hatta bazen öyle yoruldum ki acaba ara mı versek dediğim de oldu.
Ama hem ailem hem eşim hem de ekip arkadaşlarım bırakmamam için bana çok destek oldular ve buradayız şimdi.
Bu yıl bir yandan da her şeyin...
En ufak şeylerin dahi kıymetini bir kez daha hatırlattı bana.
Yaşadığımız Şubat depremiyle birlikte ki keşke bu şekilde öğrenmek zorunda kalmasaydık ancak bir şekilde ders çıkarıyoruz bu tarz olaylardan.
Yılbaşı için her sene yaptığımız gibi arkadaş grubumla tatile çıktık ve yoldayken bu sene hayatıma giren ve ruhunu çok özel bulduğum bir arkadaşım bu seneye 100 üzerinden kaç puan verirsiniz diye bir soru yöneltti ortama.
O an düşündüm yaşanan tüm kötü olaylara rağmen içten içe mutlu olmayı başarabildiğim bir yıl olmuştu.
Kendi içime dönebildiğim bir yıl olmuştu ve her olaya daha pozitif bir taraftan bakmayı öğrenmiştim.
Ufak şeylerin canını sıkmasındansa ya da izin vermektense bu duruma biraz daha olumlu bir taraftan bakmayı öğrenmiştim ki bu sanırım hayatıma kattığım en güzel şeylerden birisi.
Üstelik yetersizlik hissini bu sene çok yaşadım.
Yani kendimden çok daha fazlasını bekliyordum ama dönüp baktığımda çok güzel işlere imza attığımı fark ettim.
Elimden gelenin en iyisini yapmaya çabalarken hep daha fazlasını istemek...
Bir noktada artık açgözlülük gibi gelmeye başladı.
Daha gençsin Eda daha yapacağın çok güzel işler var diyerek önüme bakabilmeyi ve en önemlisi elimdekileri kabullenmeyi öğrenmiştim.
Çok kötü günlerde yaşasam kötü olarak anımsamak istemedim bu seneyi hiç.
Çünkü bana gerçekten çok şey öğretmişti.
Bu sebeple de 10 üzerinden 80 veririm dedim.
Bakacak olursak gerçekten büyük bir oran.
Ama yine de kendi hayatıma bakacak olduğumda genel hatlarıyla güzel bir seneydi benim için.
Umarım gelecek sene bu konuşma çok daha güzel bir şekilde evrimleşir ve başka şeyler konuşuyor oluruz.
Umarım bu yıl bize kötü şeyler yaşamadan da bir şeylerin farkındalığını kazanmamıza yardımcı olur.
Hep öğreneceğimiz, gelişeceğimiz, bol bol okuyacağımız, eğleneceğimiz, gezeceğimiz bir yıl olur.
Geçen sene ben hayallerimdeki hiçbir yeri gezemedim.
Çünkü malum ekonomi.
Ama bu sene için birazcık umutluyum.
Ne de olsa umut bizi bir noktada canlı tutuyor öyle değil mi?
Lafı çok da uzatmadan yeni yılınızı...
en ama en içten dileklerimle kutluyorum.
Hazırsanız başlayalım.
Mısır mitoloji serimizin bu bölümünde Osiris ve Isis hikayelerini biraz da alacağız.
Isis'in kim olduğunu bir önceki bölümde detaylıca anlatmıştım.
Bu bölümde de Osiris'ten biraz bahsedelim.
Bakalım kimmiş, neyin nesiymiş bir öğrenelim.
Osiris, Mısır mitolojisinde çok önemli bir yere sahip.
Yeraltının ve ölümün tanrısı, sonsuzluğun efendisi olarak görülüyor ki yeraltı dünyasını yöneten yüce bir tanrıdır.
Yeryüzü tanrısı Geb ile Ki bazı kaynaklarda Kep olarak da bilinir.
Gökyüzü tanrısı Nut'un ilk çocuğu olarak yaratılır Osiris.
Zaten sonrasında da Isis, Set ve Nefris yaratılır.
Osiris kız kardeşi Isis ile birleşerek yeryüzünde hüküm sürmeye başlar.
Erkek kardeşi Set...
Kötülük tanrısı Seth, Osiris'in baş düşmanıdır ve onu öldürmeye karar verir.
Isis onu yeniden diriltince tanrılar onun ölülerin kralı ve yargıcı olmasına karar verirler.
Ölümünden sonra doğan çocuğu Horus da bu karar sonrasında yaşayanları yönetmeye başlar ve Horus ile Seth arasındaki mücadele de böylelikle başlamış olur.
Birazdan detaylı bir şekilde el alacağız ama hikayenin özeti bu şekilde.
Bütün bu mitler değişkenlik gösterebiliyor bu arada.
Yani Antik Mısır tarihi tek bir mit üzerine kurulu değil.
Bu yüzden tarih boyunca ortaya çıkarttıkları mitlerde, inanışlarda ve bu tarz öykülerde çok çeşitlilik mevcut.
Bunun sebebi de şu, bununla ilgili detaylı bir bölüm gelecek ama kısaca bahsedeyim.
Antik Mısır'ın 3000 küsur yıllık tarihi boyunca toplam 30, hatta bazı tarihçilere göre de 31, 31 hanedanlık hüküm sürmüştür.
Toplam 190 küsur kral ülkenin başına geçmiştir.
Antik Mısır tarihini ilk yazan tarihçi ve rahip Maneto bu 3000 küsur yıllık tarihi genel adlarıyla 4 döneme böler.
Eski krallık, orta krallık, yeni krallık ve geç dönem olarak.
Ancak hanedanlık öncesi dönem, krallıkların bitişiyle ortaya çıkan karmaşıklar, ara dönem, Pers dönemi, Yunan dönemi ve son olarak da Roma dönemi de mevcuttur Mısır tarihinde.
Ve dinlerinde İncil gibi ya da Kur'an gibi resmi bir kutsal kitap yok.
Bu yüzden hükümdarlar sadece politik liderler değil, aynı zamanda dini liderler olarak da kabul ediliyorlardı.
Bu nedenle yeni bir hanedanlık tahta çıktığında genellikle kendi tanrılarını vurgulayarak veya var olan tanrılarına özel vurgular yaparak kendi din anlayışlarını ekliyorlardı.
Bu durum da Mısır mitolojisinin sürekli evrim geçirmesine ve çeşitlenmesine neden oldu.
bölümünde de bahsetmiştim.
Tek bir yaratılış söz konusu değil.
Dolayısıyla Osiris'e tapınmalar da değişkenlik gösteriyordu.
Diyelim Horus en bilinen haliyle Osiris'in oğlu.
Ancak bu hikayeler çok fazla değişime uğradığı için bazıları Atum'un güneş tanrısı olduğunu ilan ederken bazıları Horus'un güneş tanrısı olduğunu ilan etti.
Yani kesinlikle şu ya da bu gibi bir inanışları yoktu şimdiki dinlerde olduğu gibi.
Yani karmaşık bir yapıda olması da bu yüzden aslında.
Osiris de bu inanışların içerisinde doğal olarak değişkenlik gösterdi.
Ön hanedanlıkta ya da erken hanedanlıkta Osiris kültü çok popüler değildi.
Daha doğrusu bu dönemdeki bilgiler çok az olduğu için Osiris de o dönemde ne kadar tapıldığı bilinmiyor.
Eski krallıkta 5. hanedanlık dönemi...
itibariyle Osiris kültü ön plana çıktı.
Firavunlar Osiris kültünü devlet dini olarak benimsemeye başladı ve tapınmalarda giderek yaygınlaştı.
Eski krallıktan sonra orta krallık ve yeni krallık dönemlerinde daha da güçlendi.
Sonraki yıllarda da Osiris'e dair mitler çeşitlilik gösteriyor.
Ve yaptırılan tapınaklarda, mezar anıtlarında, bulunan piramit metinlerinde, sanduka metinlerinde ya da ölüler kitabında bolca Osiris ile alakalı bilgiler ortaya çıkmaya başlıyor.
Mısırlılar ölümden sonraki yaşama ölümsüzlüğe kafayı takmışlardı biliyorsunuz ki.
Osiris kültünü bu demli benimsemiş olmaları da bununla alakalı.
Çünkü Osiris defalarca öldürülüp dirilen bir tanrı olarak karşımıza çıkar.
Ölümsüz yaşam için diriliş tanrısı olarak görülür ve ölülerin yargıcıdır.
Yeraltı dünyasının hakimidir.
Ra'nın yolculuğu bölümünde bahsetmiştim.
Ölen insanlar Duat'taki yolculuklarında Ra'nın güneş teknesine binerek Osiris'in huzuruna çıkarılır ve burada Osiris tarafından yargılanırlar.
Tüm Mısır tarihi boyunca dualar ve büyüler Osiris'e yöneltildi.
Yani Osiris tarafından ölümsüzlüğe ulaştırılması için ayinler yapıldı.
Osiris'in antik Mısır için çok önemli bir figür olduğunu bu noktada görebiliyoruz.
Bu arada ek bilgi Osiris adı eski Yunanlar tarafından verilmiş bir attır.
Eski Mısırcadaki asıl adı gözün yeri anlamına gelen Ve resimsel tasvirlerinde genellikle siyah veya yeşildir.
Hikayemiz şöyle başlıyor.
Bir önceki bölümde anlattığım gibi.
Ra, Isis tarafından kandırıldıktan sonra, onun gizli ismini öğrendikten sonra çok büyük bir güce sahip olur.
Osiris'in kral olması için de Ra'yı tahtına bırakıp göklere çekilmesi için zorlar.
Ve Ra da bunu kabul etmek zorunda kalıp göklere çekilir ve güneş tanrısı olur.
Taht, Isis sayesinde Osiris'e kalır ve artık Osiris...
Tanrıların, insanların, Mısır'ın kralı olur.
Osiris her türlü işlerde ve özellikle de tarım işlerinde halkına çok yardım eden bir tanrıydı.
Ülkesindeki tarım faaliyetlerinin gelişmesi için çok çalışırdı.
Halkının refah içinde yaşaması için elinden geleni ardına koymazdı.
Halkına silah zoruyla değil, Tatlı sözlerle, barış ve adaletle yönetirdi.
Tahtına oturup emir yağdıran bir kral değildi.
Halkını geliştirmek için çok uzun seyahatlere çıkardı.
Bu seyahatlere çıktığında da yönetimi Isis devralırdı.
Isis de aynı şekilde bilgeliğiyle, adaletle halkını yönetirdi.
Hasta insanları büyüleriyle iyileştirirdi.
Kadınlara her koşulda destek olur, yardıma ihtiyacı olanlara yardım ederdi.
Bu yüzden halk... Osiris'le eşit şekilde ona hürmet gösterirdi.
Nezaketiyle, zarafetiyle, zekasıyla insanları kendine hayran bırakırdı.
Halkı da onları gerçekten çok severdi.
Tabi bütün bu olaylar Seth'i çok kızdırıyor.
Yani Seth kardeşini öldürmek için resmen planlar yapan bir tanrı olarak karşımıza çıkar.
Çünkü Seth kardeşi Osiris'in kral olmasını ve insanların onu bu denli sevmesini çok kıskanır.
Ra'yı onu kral yaptığı için çok sinirlidir.
Çünkü Seth Ra'nın dayı.
Aynı zamanda Ra'nın güneş çekmesindeki seyahatinde çok önemli bir tanrıdır.
Çünkü kaos canavarlarına karşı savunmak için onun acımasız gücüne ihtiyaç duyulur.
Aynı zamanda sete tapınmalar da mevcut.
Bu da erken hanedanlık döneminde ortaya çıkıyor.
Doğudaki çölün ve oradaki altın madeninin.
Baştanrısıdır Seth. Afrika antilobu, yabani eşek veya efsanevi grifon gibi birçok çöl hayvanı onun yaratıkları olarak bilinir ki nitekim Seth'in de kendisi uğursuz böyle hayali bir hayvan
olarak temsil edilir. Hatta efsanelere göre boğa, domuz, yabani eşek, timsah ve pantal gibi birçok hayvan kılığına girerek yıkıcı eylemlerde bulunur.
Kaos tanrısıdır. Piramit metinlerinden itibaren de Seth Osiris'i öldürmekle suçlanır.
Bu iki tanrı hep birbirinin karşıtı aslında.
Osiris bereketi, yaşamı, düzeni...
ve Mısır olarak bilinen her şeyi temsil ederken set, kargaşayı ve kaosu, kaotik güçleri.
Anlayacağınız bu karşıtlık bir hanedanlık kavgasına dönüşür.
Osiris, Mısır'ın kralı olarak atandıktan sonra toplumu düzenler ve medeniyet getirir.
Osiris'in başarılı yönetimi ve tanrısal nitelikleri karşısında Seth büyük bir kıskançlık duyar.
Bu durumda onun tahtını ele geçirme arzusunu körükler.
Bu yüzden de onun yerine tahta geçebilmek için onu ortadan kaldırmaya karar verir.
Ancak Osiris'e karşı savaşarak kazanamayacağını bilir.
Çünkü Osiris ondan daha güçlüdür.
bir ordu kursa bile onu yenemeyeceğinin farkındadır.
Üstelik bu orduları kurması da imkansızdır çünkü Mısır'daki her canlı Osiris'e hayrandır ve onun hükümdarlığından çok memnundur.
Bu yüzden Seth hain bir plan hazırlar.
Osiris'in hükümdarlığını kutlamak için onun sarayına gider ve giderken de yanında güneş ışığında gök ışığı gibi parlayan bir kumaş parçası götürür.
Osiris bu kumaşı beğenince Seth ona bir kaftan yaptırmak için ölçülerini almak ister.
Kumaş parçasından Osiris'in ölçülerini alan Seth bu ölçülere göre bir uyuma tabutu hazırlatır ve sandığı en değerli taşlarla süsletir.
Tabi kumaştan da bir kaftan diktirir ve Osiris'e hediye eder.
Osiris bu hediye karşısında ne istediğini sorar.
Seth ise düzenleyeceği bir ziyafete bu kaftanı giyerek katılmasını ister.
Isis bu durumdan şüphelense ve Osiris'i uyarsa da Osiris Seth'in nazik davranmaya çalıştığını Ve ona bu kadarını borçlu olduğunu söyleyip ziyafete katılır.
Bir güzel ziyafet çekerler.
Şaraplar içilir. Bu sırada yaptırdığı değerli sandığı konuklara gösterir Seth.
Herkes hayran kalır bu sandığa.
Osiris de dahil. Seth bu sandığa.
daha doğrusu tabuta, sığacak olan kişiye hediye edeceğini söyler.
Ziyafette bulunan her soylu ve tanrı bu tabuta girer ancak hiçbiri sığmaz.
En sonunda Osiris kalır ve tabuta yatar yatmaz set kapağını üzerine kapatır ve açmaması için de üzerine eritilmiş kurşun döker.
Böylece sandığı tamamen mühürlemiş olur.
Tanrılar engellemeye çalışsa da set onları dürdürür ve sandığı Nil Nehri'ne atar.
Osiris'in sandığı Nil nehrinde süzülerek kaybolur.
İsis de onu aramak için yola koyulur.
Osiris'in ölümü Mısır mitolojisindeki en önemli ve en gizemli olaylardan biri.
Piramit metinlerinde de katilin Seth olduğu belirtilir.
Osiris'in ölümüyle ilgili ilk bilgilerde cinayet olayının ıssız ve kimsenin olmadığı bir yerde gerçekleştiği öne sürülüyor.
Ancak Yunanlı tarihçi ve filozof Plutarchos'a göre olaylar az önce anlattığım gibi.
Hikayeye göre Seth, Mısır'ı ele geçirmek için saraya saldırı düzenlediği esnaca Isis büyülerle kendini bir kuşa çevirir ve saraydan uzaklaşarak Osiris'in sandığını bulmak için aylar yıllar boyunca
gökyüzünde gezinir. Bir gün Osiris'in olduğu sandık çok uzaklarda bir diyarda kareye çıkar.
Çıktığı yerde ise kocaman bir ağaç sandığın gövdesini içine alır.
Bulunduğu bölge olan Lübnan'daki Biblos kralı Malkandros bu ağacı gördüğünde büyülenir ve ağacı kestirerek sarayına sütün olarak diktirmeye karar verir.
Rivayete göre ağaç kesildiğinde yayılan güzel kokuyu Isis almış ve Malkandros'un sarayına gitmiştir.
Bir diğer rivayete göre ise Isis sandığı ararken ormanların, çobanların, sürülerin koruyucu tanrısı olan Pan ile karşılaşır ve Pan ona sandığın kral Malkandros'ta olduğunu söyler.
Her iki şekilde de Isis Malkandros'un sarayına gider ve önce kraliçe Astarte ile tanışır.
Astarte Batı Samiler'de yer alan bereket ve verimlilik tarçası Yunanlar tarafından Afrodit adıyla da kabul edilmiştir.
Astarte'nin oğlu çok hastadır ve Astarte Isis'ten onu iyileştirmesi karşılığında istediği her şeyi yapacağını söyler.
Isis prensi iyileştirir.
ve sonrasında bir süre sarayla kaldıktan sonra kraldan sarayın ortasında duran sütünü ister.
Kral kabul edip sütünü Isis'e verir.
Sandığı alan Isis, Yola koyulur.
Kendi topraklarına ulaşan Isis, kayığın yanaştığı kumlu tepede sandığın içinden çıkan Osiris'in bedenini çıkarır ve onu diriltmek için Ra'nın gizemli adını haykırır.
Osiris, Isis sayesinde dirilmiştir.
Ancak bunu gören Seth, Osiris'i tekrar öldürür.
Bu kez bedenini parçalara ayırarak Mısır'ın her bir tarafını dağıtır.
Bu sırada Isis, Osiris ölüyken oğlu Horus'a doğurur ve onu büyüyene kadar da Seth'ten korur ve saklar.
kocasının kayıp parçalarını bulmak için Isis tekrar yola koyulur ve parçaları bulduğu her yere birer tapınak diker.
Bütün parçaları bulduktan sonra Ölülerin koruyucusu, cenaze ayinlerinin düzenleyici tanrısı Anubis'e götürür ve parçaları birleştirerek mumyalamasını ister.
Bu şekilde Osiris'i ikinci kez dirilttiği söylenir.
Ancak bazı mitlere göre de Osiris ikinci kez öldükten sonra ve Anubis tarafından mumyalandıktan sonra yeraltı dünyasına geçer ve yaşam görevine...
Orada devam ederek yeraltı dünyasının yani Duat'ın hükümdarı olur.
Başka bir rivayete göre de Isis Osiris'in her parçalarını bulmuştur ancak bir tanesini bulamamıştır.
Bir parçası eksik olduğundan yaşayanlar üzerindeki hakimiyetini kaybetmiştir.
Bu yüzden de yeraltı dünyasının hükümdarı olmuştur.
Aynı zamanda Osiris'in mumyalanması, gömülmesi ve yeniden canlandırılması miti Mısır'daki bir cenaze töreninin tüm özelliklerini temsil eder.
Bu yeniden canlanma elbette bulundukları dünyada değil.
Yani bunu bir metafor olarak düşünün.
Ra'nın yolculuğu bölümünde anlatmıştım.
Ölen insanlar yok olmuyorlar.
Yeraltı dünyasında yolculuklarını tamamlayıp Osiris'in yargısından Geçebildiklerinde yeni hayatlarında sorunsuz, dersiz, tasasız bir şekilde yaşamaya devam ediyorlar.
Yani bir nevi cennet tasvir olarak düşünebilirsiniz ama çok daha farklı.
Örneğin hala çalışmaya devam ediyorlar.
Ve döngüsel bir hal vardır.
Tıpkı Güneş Tanrısı Ra'nın yolculuğu gibi.
Mısır evreninde de insanlar ölür.
Mumyalanır, yeniden doğar ve sürekli bir döngüdür bu.
Ouroboz yılanını duymuşsunuzdur.
Çember şeklinde tasvir edilir.
Kendi kuyruğunu ısıran bir yılandır.
Kendini yaratmayı temsil eder aslında Ouroboz yılanı.
Hatta başka kültürler tarafından sonsuzluğun simgesi olarak da tasvir edilir.
Ve ilk olarak Antik Mısır'da kendini göstermiş bir imgedir.
Ve bu yılan... Daha doğrusu bu imge evrenin sürekli kendini yenileme yeteneğine sahip olduğunu, dolayısıyla her sonun bir başlangıç olduğunu simgeler.
Ancak Mısır'ın felsefesiyle aslında ne kadar iç içe olduğunu kavrayabiliriz.
Bu arada Osiris'in ölümüyle Mısırlılar her sene festival düzenlerdi.
Onun anısını onurlandırmak amacıyla düzenlenen dini ve kültürel etkinliklerdi bunlar.
Mısır'da günümüzdeki gibi ibadet hizmetlerine karşılık gelen dini hizmetler yoktu ve rahipler insanlara değil, Tanrılara hizmet ederlerdi.
Onların işi Tanrıların günlük ihtiyaçlarını yönetmek, ölülerin ruhları için ilahiler ve dualar okumak, Tanrıların insanlara sürekli iyi niyetini sağlayan ritüellere katılmaktı.
Kıhoyyak şenliği olarak bilinen bu festivallerde, umarım ismini doğru söylemişimdir, Osiris'in hayatı, ölümü ve yeniden doğuşu kutlanır, ritüeller gerçekleştirilirdi.
Kutlamalar da 4. ayın son günlerinde Nil'in taşkın sularının geri çekilerek kıyı bölgesinde yeni ekinlerin yetiştirilerek, bereketli topraklar bıraktığı zaman da yapılırdı.
Bir sonraki ekim dönemini başlatan tohumun yeşermesi de Osiris'in yeniden canlanışı olarak kutlanırdı.
Gelelim yeraltı dünyasının hükümdarı olan Osiris'e.
Duat, bir diğer adıyla Ölüler Diyarı, ruhların yargılandığı yer olduğu için eski Mısır'da çok önemli bir yere sahip.
Mısırlılar maat sayesinde hakikat ve adalet kavramı altında yaşamaya özen gösterirlerdi.
Maat da kim diyecek olursanız, Maat adalet tarçasıdır.
Başında bir deve kuşu tüy ile tasvir edilir.
Hatta inanışa göre...
Ölülerin ruhları Osiris'in hükümdarına çıktıklarında Anubis, Maat'ın kafasındaki tüyü terazinin bir tarafına koyar.
Terazinin diğer tarafına da ölülerin kalbini koyar ve tartar.
Kalp daha ağır gelirse Osiris, ölülerin ruhlarının yeniden dirilip yeni hayatlarına başlamasına izin verir.
Ancak hakikat olarak simgelenen bu tüy ağır gelirse ruhların yiyicisi olarak bilinen canavar Ammit tarafından yenir.
Osiris aynı zamanda Antik Mısır'ın ilk mumyası olarak da bilinir.
Anlatılan işleme göre ölen kişi kalbinin tartılması esnasında Tanrıça Maat'a karşı 42 maddeden oluşan saflık beyanını okumalıdır.
Bu da yargılanmadan önce ölen kişiye tanınan bir fırsat olarak görülür.
42 maddeden oluşmasının nedeni de Maat'ın yardımcı yargıcıları olan 42 tanrıdır ve bu tanrılar aynı zamanda Mısır'ın 42 bölgesini temsil eder.
Her bir tanrı ile de Mısır'ın bütünlüğü vurgulanır.
Ölen kişi okuduğu her bir madde ile Tanrı ya da Tanrıçaya ifade vermiş olur ve itirafta bulunmuş olur bir nevi.
Bu 42 madde de şu şekilde.
Günah işlemedim, şiddet kullanarak soygun yapmadım, çalmadım, erkek ve kadınları öldürmedim, tahıl çalmadım, sunuları çalmadım.
Tanrıların mallarını çalmadım.
Yalan söylemedim. Yiyecekleri taşımadım.
Küfür etmedim. Zina etmedim.
Kimseyi ağlatmadım.
Kalbimi yemedim. Yani boş yere üzülmedim.
Hiçbir erkeğe saldırmadım.
Hiçbir kadına saldırmadım.
Hilekarlık yapmadım.
Ekili araziyi çalmadım.
Kulak misafiri olmadım.
Yani başkalarının sırlarını gizlice dinlemedim.
Hiçbir kimseye iftira atmadım.
Hiçbir kimsenin eşine ahlaksızlık yapmadım.
Hiçbir kimsenin eşine ahlaksızlaştırmadım.
Haklı bir sebep olmaksızın kızmadım.
Kendimi kirletmedim. Hiç kimseyi korkutmadım.
Yasaları çiğnemedim.
Ayrımcılık yapmadım.
Kulaklarımı gerçeğin sözlerine kapatmadım.
İnanışlara küfretmedim.
Çekişme kışkırtıcısı ya da barış bozan biri değilim.
Şiddet insanı değilim.
Acele ile yargılamadım ya da hareket etmedim.
Konuları merak etmedim.
Konuşurken sözlerimi çoğaltmadım.
Kimseye zulmetmedim.
Krala karşı büyücülük yapmadım.
Akması gerektiği zaman suyun akışını hiç durdurmadım.
Asla sesimi yükseltmedim.
Kibirli ya da öfkeli konuşmadım.
Tanrıya küfretmedim. Lanet okumadım.
Şehrimin tanrısını hor görmedim.
Kötü bir öfkeyle hareket etmedim.
Tanrıların ekmeğini çalmadım.
Hiçbir çocuğun ekmeğini kapmadım.
Tanrı'ya ait sırları öldürmedim.
Kalbi tartılırken bunları okur ve yaptıklarına yaptım der, yapmadıklarına da yapmadım der ve yalan söyleyemez.
Diyelim ki ikisinin de durumu eşit.
Yani iyiliği de eşit, kötülüğü de eşit.
Osiris yine de onu affeder.
Bu saflık beyanı bir tür ahlak testi gibidir aslında.
Kişi ölüm sonrasında duata girerken bu beyanları bilmeli ve Osiris'in huzurunda Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Kendinize güzel bakın, sanatla kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
