
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Antik Mısır'ın büyülü dünyasına giriş yaptığımız bu bölümde birbirinden farklı yaratılış mitlerini anlatıyorum. Bakalım onlara göre evren nasıl yaratıldı?
Instagram: belleginlambasipodcast
Reklam ve iş birlikleri için: belleginlambasipodcast@gmail.com
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese selam arkadaşlar.
Belli İnanmasına hoş geldiniz.
Ben Eda. Çok uzun bir süredir sanat ve sanat tarihi bölümlerine ağırlık verdik.
Ancak felsefe ve mitoloji bölümlerimiz de var.
Yani kanal sadece sanattan ibaret değil.
Ve dahası da olacak. Çünkü mitoloji de benim alanlarımdan birisi aslında.
Ve bu bölüm benim yapmayı çok uzun zamandır beklediğim bir bölüm.
Çünkü ben gerçekten antik mısır tutkunuyum.
Yani Antik Mısır'la ilgili her şey beni çekiyor gerçekten.
Ve tabii ki İskandinav ve diğer mitolojileri de çok seviyorum.
Onlara da sıra gelecek. Hepsini bütün detaylarıyla sizler için anlatacağım.
Bu bölümle birlikte Antik Mısır serimizin açılışını yapıyorum.
Bu arada Antik Mısır mitlerini böyle ufaltıp kısaltıp tek bir bölüme sığdırmaya çalışmayacağım.
Yani bu bölümde başlıktan da anlayacağınız üzere Mısır mitolojisinde evrenin yaratılışlarını...
Yaratılışlarını diyorum çünkü birden fazla yaratılış efsaneleri var.
Sonrasında da sırayla ilerleyeceğiz.
Bu arada sesim yok. Neden bilmiyorum.
Gerçekten sesim yok. Olduğu kadar.
O zaman hazırsanız hadi başlayalım.
Diğer birçok uygarlık gibi Mısırlıların da kendi yaratılış efsaneleri, hikayeleri, tanrıları...
kahramanları, ritüelleri ve diğer birçok unsuru içeren kültürel bir sistemi vardır.
İçinde bulundukları dünyayı çevrelerindeki doğa olayları üzerinden anlamlandırma çabaları sonucunda bu hikayeleri daha doğrusu mitleri ortaya çıkarmışlardır.
Dünya nasıl yaratıldı, evren nasıl oluştu, insanlık nasıl ortaya çıktı gibi sorulardan yola çıkarak kendi mitsel sistemlerini ortaya çıkartmışlardır.
Kendi tanrılarını yaratmışlar ve bu tanrılar üzerinden kendi inanç sistemlerini oluşturmuşlardır.
İnsanoğlu düşünmeye ve sorgulamaya başladığı andan itibaren aslında her şeyde bir anlam arama girişimine girer.
İlkeli insanlar da gelişimlerinde daha olgun bir döneme geldiklerinde gündüz ve gecenin birbirini izlemesi, işte yıldızların hareketleri ve mevsimlerin düzenli aralıklarla tekrarlanması gibi doğanın
çeşitli hareketleri arasında bir bağ ya da ilişki olduğunu algılamaya başlar.
Bu değişikliklerin nedenlerini de kendi eylemlerini kontrol edenlere benzer.
ve doğal dünyayı canlandırıyormuş gibi görünen gizemli varlıklara bağlarlar.
Doğadaki her bir nesnenin ve gücün kendisine benzer bir karakteri ve iradesi olduğuna inandıklarından etraflarında gerçekleştiğine tanık olduğu değişiklikleri efsaneler ve hikayeler yoluyla açıklarlar.
Bunlar da zaten günümüze mitoloji olarak gelir.
Tüm bu değişimleri gözlemlediklerinde ise dünyanın ve evrenin yaratılışında bir tür düzenin ya da bir sistemin var olduğuna inanırlar ve zaman içerisinde bir çeşit kozmogoni.
Yani yaratılış hikayesi geliştirirler.
Örneğin kimileri dünyanın bir devin vücut parçalarından yaratıldığına inanır.
İskandinav mitlerinde olduğu gibi.
Kimileri kaos içinden toprağın yani yeryüzünün ortaya çıktığını ve bu yeryüzünün kendi kendine evrendeki parçaları yarattığına inanır.
Yani evrenin topraktan geldiğine inanır.
Grek mitolojisinde olduğu gibi.
Kimi mitlerde başlangıçta hiçbir şey olmaz.
Bir yoktan var olma durumu söz konusudur.
Kimi mitlerde de başlangıçta yeryüzü ve...
Bunun birleşiminden doğanlar sonucunda evren yaratılmıştır.
Sümer mitolojisi bölümünde anlatmıştım bunu hatırlarsanız.
Tabii ki bu inanışlar kendi içlerinde bölgelere göre de değişkenlik gösterebiliyor.
Hatta birçok mit arasında benzerlikler dahi bulunabiliyor.
Örneğin Mısır mitolojisi ile Sümer ve Akkad mitolojilerinin arasında geliştikleri o fiziksel koşullara bağlı olarak yüzeysel benzerlikler bulunuyor.
Bunun nedeni her iki ülkenin de ırmak vadileri içinde uzanması ve her ikisinin de yaşaması.
biçimine büyük ölçüde ırmaklarının karakterleri egemen oluyor.
Çok geniş çöllere yakın oluşları da mitlerine yansımıştır elbette.
Aslında dikkat ederseniz bulundukları bölgelerin fiziksel koşulları üzerinden bu mitlerin şekillendiğini görebiliyoruz.
Mısır mitlerinde Nil nehre çok büyük bir yere sahip.
Uçsuz bucaksız çorak bir çöl ve her iki tarafı da bu çölle çevrile verimli topraklara ev sahipliği yapan dar bir toprak şeridi.
Ve bu şeridin ortasından akan Nil lehri ve Nil lehrinin ucunda da Akdeniz.
Mısır haritası gözünüzün önüne gelmiştir sanıyorum.
O zamanlar ülkenin esas merkezi Nil lehrinin üst kısmında yer alan bölgeydi.
Ve mitleri de bu bölgelere göre değişkenlik gösteriyor.
Bu yaratılış mitleri de Tapınaklar, piramitler, mezarlar ve papyruslarda bulunan hierograf yazılarda anlatılıyor.
Özellikle mezar yazıtları olarak bilinen sanduka metinlerinde bu yaratılış mitleri yer alıyor.
Ve yaratılış mitleri yaratıcı tanrı veya tanrıçanın devasa tapınaklara sahip olduğu bölgelerin adından geliyor.
Bu bölgeler Hermopolis, Heliopolis, Memphis ve Tep.
Mısırlılar varoluşlarının devam etmesi için her gün doğumunda, her dolunay zamanında veya her yeni yılda yeniden yaratılmanın gerekliliğine inanıyorlardı.
Bu dönemlerde ritüellerle kutlamalar yapılırdı.
Bu olayın ilk amacı da ilk yaratılış zamanını hatırlamaktı.
Bu farklı yaratılış hikayelerinin her biri bulundukları bölgelerdeki belirli tanrı kültürleriyle ilişkilendiriliyordu.
Aslında mumitler her ne kadar farklı teolojilerde bulunsalar ve birbirlerine karşıtmış gibi görünseler de yaratma sürecinin farklı yönlerini ele alır.
Aslında bu ortak inançlar çoğunlukla siyasi gücün etkisi altında yaşamış olduğu değişimlerin sonucunda ortaya çıkıyor.
O dönemde Nil Nehri kıyısındaki büyük küçük birçok şehrin nitelik olarak birbirini çağrıştıran fakat olarak farklı binlerce tanrısı bulunuyor.
Hemen hemen her şehrin kendi güneş ve ay tanrıları var.
Ancak bazı şehirler ortak bir yönetim altında uzun süre kaldığı için aynı tanrılara inanıyordu.
Bunun ötesinde de her şehrin kendine özgü bir teolojisi ve yaratılış anlatısı yani kozmogonisi var.
Bu teolojik farklılıklara rağmen yaratılış mitleri genel anlamıyla benziyor.
Aslında toplamda 4 tanesi günümüze kadar ulaşmış ya da en azından bu 4 mit bahsedilmeye değecek kadar öne çıkmış ve yaygınlaşmıştır.
Ancak aralarında bir tanesi gerçek anlamda daha derin ve daha kabul görmüş olanıdır ki birçok kaynak kitapta da buna yer veriliyor.
O da Heliopolis mitidir.
Çünkü Heliopolis kozmogonesinin yani yaratılış mitlerinin antik Mısır'ın güneş teolojisi üzerindeki etkisi çok büyük.
Bu yüzden en önemli yaratılış miti olarak görülüyor.
Ancak önce ilk büyük Mısır yaratılış efsanesi olarak bilinen Hermopolis'ten başlayalım.
Hem kafalarda daha net anlaşılır çünkü tıpkı Yunan mitolojisi gibi Mısır mitolojisi de gerçekten karman çorman.
Hatta Yunan mitolojisinden daha karmaşık olduğunu söyleyebilirim.
Çünkü çok fazla tanrıları var.
Yani adamlar ordu kurar gibi tanrı türetmişler.
O dönemdeki iki ana Mısır krallığı aşağı yani delta, yukarı yani vadi olarak biliniyordu.
Hermopolis ise onların tam ortasında yer alıyor.
Hermopolis mitleri dünyanın yaratılışından önce evrenin doğasına odaklanan bir mit türüdür aslında.
Burada 8 tanrıdan oluşan bir tanrılar grubu görüyoruz.
Bu grubun adına da Oktaot deniliyor.
Bu sistemde dört tanrı ve onların eşleri olarak dört tanrıça yer alıyor.
Yani aslında her bir çift dört yaratıcı gücün ve kaynağın erkek ve dişin yönlerini temsil ediyor.
Tanrı Nu ve onun dişi muadili tanrıça Naonet ilkel suları temsil ediyor.
Tanrı Kek ve tanrıça Kauket İlkel suların içerisindeki karanlığı, Tanrı He ve Tanrıça Hauhet, bu ilkel suların sonsuzluğunu, uçsuz bucaksızlığını ve son olarak Amun
ve Amunet ise havayı ya da gizli olanı bilinmeyeni temsil ediyor.
Bu arada Amun'u unutmayın, bir kenara not alın.
Tep yaratılışı mitinde tekrardan karşımıza çıkacak.
yaratılıştan önce var olan kaosun bir temsili aslında.
İnanışa göre bu 8 tanrı başlangıçta erkek ve kadın gruplarına ayrılıyorlar ve sembolik olarak da suda yaşayan canlılar olarak tasvir ediliyor.
Dişiler yılan olarak, erkekler ise kurbağa olarak tasvir ediliyor.
Bu iki grup birleşerek piramit şeklinde bir tepeyi doğuruyor ve bu tepeden de dünyayı aydınlatmak için gökyüzüne yükselen güneşi doğuruyorlar.
Yani bu inanışa göre aslında güneş bir lotus çiçeğinin içinden doğuyor.
Efsaneye göre Ogdoad'ın tanrıları menilerini Nuh sularına yerleştiriyor ve bu meniler Belen adı verilen sebze tohumluğuna kadar süzülüyor.
Hiyerogriflerde bulunan yazıtlara göre Belen bir yumurta olarak temsil ediliyor ve Ogdoad tanrıçalarında birer parçası.
Yumurtanın döllendiği yer Doğuş Gölü yani Başlangıç Gölü adı veriliyor.
Belenden bir lotus çiçeği filizlenerek Alev adasında kök salıyor.
Ve bu lotus çiçeği filizlenip açıldığında ise içinden çocuk olarak tasvir edilen güneş doğuyor.
Lotus çiçeği gece olunca kapanır ve sabah güneşinin doğumuyla da tekrar açılır.
Bu yüzden yaratılış ve yeniden doğuşun sembolü olarak kabul edilmiştir.
Mısırlılar bu tanrı ve tanrıçaları başlangıçta var olan, güneşi doğuran ve atomu yaratan anne ve babalar olarak tanımlarlar.
Ve bu tanrı ve tanrıçaların Yaratma görevleri tamamlandıktan sonra Tebe gittiği söylenir.
Gelelim diğer yaratılış mitine yani Heliopolis'e.
İki krallık döneminden sonra Mısır M.Ö.
3100 civarında birleşiyor.
Aynı zamanda aşağı Mısır'daki Güneş şehri olarak bilinen Heliopolis'te yeni bir yaratılış efsanesi ortaya çıkıyor.
Heliopolis kozmogonesine göre yaratılıştan önce tüm yaşam içinde barındı.
...bir kaos dönemi vardır.
İlk başlarda evren karanlık bir suyla kaplıydı ve bu sular Nu ya da Num olarak biliniyordu.
Mısırlılar aynı zamanda bu suların Nil nehrinin kaynağını oluşturduğunu düşünüyordu.
Atum'un bu sulardan kendini yarattığı ve böylelikle kendini yaratan ilk tanrı olduğu düşünülüyor.
Nitekim birçok yazıtlarda ve hiyerogriflerde Atum hayat veren olarak tasvir edilir.
Yani aslında ana tanrı Atum'dur.
daha sonra güneş tanrısı Ra ile ilişkilendirileceği için Atum Ra adını alacaktır.
Atum varlığını yaratmak için kendini güneşin ardından doğduğu piramit şeklinde bir tepede belirtiyor ve bu tepenin adı da ben ben olarak biliniyor.
Ben ben yaratılışın bir sembolü olarak kabul edilmiş ve Heliopolis'teki ana tapınakta özel bir öneme sahip olmuştur.
Ayrıca Mısır piramitlerinin tepe noktasına koyulan o taş bloklar var ya işte o taş bloklarının ben ben taşını temsil ettiğine inanılırdı.
Bu taşlar genellikle güneş tanrısı Ra'nın eve olarak kabul edilen tapınaklarda da kullanılırdı.
Güneşin her gün yeniden doğuşunu sembolize ediyordu.
Atum kendini doğuran ilk tanrı olarak dünyadaki tüm güç Kimi kaynağa göre Atum
içindeki dişil kısmıyla elini kullanarak şu ve tefnutu yaratmıştır.
Kimi kaynağa göre ise hapşurarak şuyu Tükürerek de Tefnut'u yaratmıştır ki hapşurma ve tükürme seslerinin de buradan geldiğine inanılıyor.
Üç tanrı yaratıldığında Kaos artık dünyayı terk eder ve dünyada güneş doğmaya başlar.
Atum, Shu ve Tefnut'u serbest bırakır ancak tekrar yalnız kalır ve bu yüzden kayıp çocuklarını bulması için arkalarından bir gözünü çıkartıp gönderir.
Ancak tek gözü olmadığı için kendine yeni bir göz daha yaratır.
Diğer gözü de Shu ve Tefnut'u bulur ve Atum'un yanına geri dönerler.
Atum çocukları geri döndüğü için sevinçten ağlar ve döktüğü sevinç gözyaşları insanlara dönüşür.
Döndüklerinde fazladan bir göz olduğundan Atum diğer gözünü alıp alnına koyar ve bu göz Ureus yılanına dönüşür.
Bu yılan daha sonra Mısır krallarının ve tanrılarının kafalarına taktıkları o başlıklarda yerini alacak.
Shu ve Tefnut geri döndükten sonra çiftleşerek toprak tanrısı Geb ve gökyüzü tanrıçası Nut'u doğurur.
Bu iki tanrının doğumuyla da Dünya yaratılmış olur.
Daha sonra Geb ve Nut birleşerek diğer tanrı ve tanrıçaları yaratır.
Bunlar yeraltı dünyasının hakimi olan diriliş tanrısı Osiris, annelik ve büyü ve bilgeliğin tanrıçası Isis, aynı zamanda Osiris'in karısı, kaos ve kötülük tanrısı Seth, Aynı zamanda
Osiris'in kardeşi ve ölüm tanrıçası Neftis.
Aynı zamanda Seth'in karısı.
Aslında hepsinin kardeş olduğunu ama karı koca olarak tasvir edildiğini görüyoruz.
Atum ile birlikte toplam 9 tanrı oluyor.
Ve bunlar Enead olarak gruplandırılıyor.
Eneat, Ogdoat gibi bu tanrıların pançonuna verilen at bu arada.
Osiris dünyanın kralı olduktan sonra kardeşi Isis'i kraliçesi olarak yanına alıyor ve sonrasında yıllar boyunca dünyayı yönetiyorlar.
Böylelikle Isis ve Osiris efsanesi başlamış oluyor.
Onların birleşiminden de Horus doğuyor ve amcası Seth Horus'un...
en büyük düşmanı oluyor.
Peki Seth ve Nephthys'in bir oğlu yok mu?
Elbette var. Kendisi Anubis'tir.
Ancak Anubis, Osiris ve Nephthys'in birleşiminden meydana geliyor.
Bir rivayete göre Nephthys, Isis kılığına girerek Osiris'i baştan çıkarıyor ve ondan bir çocuk doğuruyor.
Anubis aynı zamanda ölüm, cenaze ve mumyalama tanrısıdır.
Hatta bu yüzden mumyalamayla görevli kişiler Anubis maskesi takarlarmış mumyalama yaparken.
Görevi tüm ölleri korumak ve yüceltmek, çakal başlı olarak da tasvir ediliyor.
Bunun nedeni de mezarların etrafında çakalların dolaşmasıdır.
Halk çakalların mezarları koruduğunu düşündüğünden onları Anubis ile ilişkilendiriyor ve bu yüzden de mezarların girişine mezarlarını korusun diye Anubis heykeli konuluyor.
Bu yaratılış kozmogonisi Mısır'ın iki yüce tanrısını içeriyor aslında.
Ra ve Osiris. Ra ya da belirteyim diğer adıyla Atum ilk olarak aşağı ve yukarı Mısır'ın birleşmesinden sonra en yüce tanrı ilan edilmişti.
Ancak Ra kültürünün azalmaya başlamasıyla da Osiris Mısır'ın yeni yüce tanrısı olarak terfi ettirilmişti.
Gelelim Memphis yaratılış mitine.
Mısır'ı ortak yönetim altında toplamayı başaran Kral Narmer, M.Ö.
3100'lü yıllarda vadi ve delta bölgesinin kesişim yerinde yani günümüzdeki Kahire yakınlarında yeni bir kraliyet kenti kurdurtmuştur.
Bu kente de Menfis ismini vermiştir ve bu isminde aşağı ve yukarı Mısır'ın birleşimini sembolize ettiği bilinir.
Narmer, Mısır'ı ortak bir inanç etrafında toplayarak siyasi olarak daha yönetilebilir kılmak için yeni kraliyet kenti olan Venfis'te tapınaklar inşa ettirerek bu
tapınaklardaki seçilmiş ruhban sınıfı mensuplarına Mısır için ortak bir teoloji ürettirmeyi amaçlamıştır.
Tanıdık geldi mi? Bu teoloji ve kozmogoniğe göre yaratıcı tüm diğer şeylerden önce var olan ve kendini yoktan var eden Putah adlı tanrıdır.
Putah, zanaatkar ve sanatçıların tanrısı olarak da bilinir ve Mısır'ın en ünlü mimarlarının koruyucusudur.
Putah, öndeki bahsettiğim iki yaratılış mitine kıyasla dünyayı fiziksel değil, sözleriyle zihinsel olarak yaratır.
İnanışa göre dünya fikri Putah'ın kalbinde oluşur ve daha sonra Putah, dünyayı sözleriyle yaratıp gerçeğe dönüştürür.
Bu yüzden kalp ve dil ile öne çıkar.
kalbi, aklı ve bilgeliği temsil ederken, dil ise onun düşüncelerini ifade etme ve gerçekleştirme güdünü simgeler.
Putah'ın düşüncesi ve sözleri diğer tanrıları yaratmada kullanılarak evrenin ortaya çıkmasına sebep olur.
Aynı zamanda Atum'un oluşumuna yol açan şeyin Putah'ın sözleri olduğuna da inanılırdı.
Hatta bu yüzden Memphis yaratılış mitleri ile Heliopolis birlikte aktarılıyor.
Putah yaratıcı bir tanrı olarak yaygın bir şekilde tapınılmasına rağmen hiçbir zaman böyle çok yüce bir tanrı rolünü üstlenmedi.
Memphis teolojisinde de yaratımı sürdüren Atum'du.
Ve Atum da diğer tanrıları yarattı.
Aslında bu da bizi Heliopolis mitlerine geri götürüyor.
Son büyük Mısır yaratılış efsanesi Tep şehrinden gelmiştir.
Aslında bu teoloji...
özellikle yeni krallık döneminde popüler olan bir mit türü olmuştur.
Tebliğ teologlar Hermopolis'in yaratılış efsanesine geri dönmüş ve ona yeni bir yorum eklemişlerdir.
Bu teoloji özellikle Ogdoat'ta yer alan bilinmezliğin tanrısı Amun'a odaklanmıştır.
İnanışa göre Amun sadece Ogdoat'ın değil diğer her şeyin tüm yaratımın arkasındaki gizli güçtür.
Tüm yaratılışın Amun'un kişiliği ile bir birleşimi vardır.
Çünkü bir bilinmezlik, bir gizem söz konusudur.
Tep rahipleri de Amun'un gökyüzünün ötesinde ve yeraltı dünyasının derinliklerinde var olan bir tanrı olduğunu öne sürdüler.
İlksel sulardaki kaosu sonlandırıp dünyayı yaratanın, putahın kalbinden geçen ve dile getirilen sözlerinden dolayı değil, Amun'un ilahi çağrısından kaynaklandığına inanıyorlardı.
Bu ilahi çağrı bir kazın çığlığına benzetiliyordu hatta.
Ve bu çağrıyla Atum sadece dünyayı değil, Oktuat ve Eneat'taki tanrı ve tanrıçaları ve diğer tüm insanları yarattı.
İnanışa göre Oktuat'taki tanrılar İlkeltepe'yi ortaya çıkarttıklarında Amun hava olarak bir yumurtayı dövledi ve bu yumurta çatladığında dünya yaratıldı.
Amun dünyadan ayrı olarak görülüyordu bu arada ve diğer tanrılardan bile gizlenmiş durumdaydı.
Bununla birlikte bir nevi kaynak tanrı olduğu için tüm tanrılar aslında Amun'un farklı yönlerini temsil ediyordu.
Çok geçmeden kendi ölümünden ve mumyalanmasından sonra yeraltı dünyasının tanrısı Osiris'in yerine geçerek tüm Mısır'ın yüze tanrısı ilan edildi ve Heliopolis'teki güneş tanrısı Ra ile
de birleştirildi. Bu ikisi Amun-Ra oldu ve Mısır Panteonunun en büyük tanrısı haline geldi.
Gördüğünüz gibi aslında her yeni kozmogoni Mısırlıların düşünce ve felsefesinin evrimini temsil ediyor.
Ve her yeni mit eski mitleri de bünyesinde barındırabiliyor.
Özetleyecek olursak ilk efsanede yönetici olarak değil sadece var olan ve var eden oktu atı yani tanrı ve tanrıçaların tasvirlerini görüyoruz.
İkinci efsanede ise Eneat'la birlikte daha kapsamlı bir tanrı ve tanrıçalar topluluğunu görüyoruz.
Ra Mısır'ın sahibi oluyor ve Osiris ile ilişkilen.
Üçüncü efsanede zanaatkar tanrı Putağa tapınmayı ve Mısır'ın mimarisinin yükselişini görüyoruz.
Ve son efsanede ise de Amun hem Okdoat'ın hem de Enaat'ın yaratıcısı olarak ilan edilip Ra ile birleştiriliyor.
Ve Mısır mitlerinde hala aktif rol oynamasıyla hüküm sürmeye devam ediyor.
Mitoloji bölümlerini ben ayrı bir seviyorum.
Bu yüzden bunu da bir seri halinde yayınlayacağımızdan şüpheniz olmasın.
Bir sonraki bölümde tanrıların hikayelerine odaklanacağım.
İsis ve Osiris'ten.
Tutun da Seth ve Horus'un taht mücadelelerine kadar birçok hikayeyi ele alacağız.
Ayrıca tanrıların hiyerarşik düzenini daha net anlamanız açısından görsellerini Instagram'da paylaşacağım.
Beni oradan takip etmeyi unutmayın.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Kendinize güzel bakın. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
