
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Klasik müziğin eşsiz dehalarından biri bu bölümümüzün konuğu. Nasıl bir çocukluğu vardı? Kişiliği nasıldı? Nelere imza attı? Mozart ile tanıştı mı? Bu ve birçok konunun detayları bölümde.
Instagram: belleginlambasipodcast
Reklam ve iş birlikleri için: belleginlambasipodcast@gmail.com
Transkript
İnsanlar arasında iyilikten başka hiçbir üstünlük kabul etmem.
ne büyük sanatçı ne de büyük mücadele adamı vardır.
Orada olan zamanın yok ettiği içleri boş yaratıklardır.
Bütün mesele büyük görülmek değil.
Gerçekten büyük olmaktır.
İnsanlığın müzik alanında gördüğü en akıl almaz dahilerden biridir Beethoven.
Tabii ki Mozart'tan sonra.
Onun hayatı ve eserleri arkadaşlar sadece müziğin değil kalplerimizin de derinliklerine dokunma gücünü keşfetmemizi sağlıyor.
Yaşam öyküsü de zaten tıpkı müziği kadar etkileyici ve çarpıcı.
O zaman hazırsanız başlıyoruz.
Beethoven'ın hayatını okuduğumda müziğin gücünü ve insanın azmiyle neler başarabileceğini anlatan ilham verici bir hikaye olduğunu düşündüm ve bu hikayeyi hemen sizlerle paylaşmak istedim.
Önce çocukluğundan başlamak istiyorum çünkü onun çocukluk ve gençlik yılları hayatının ve kişiliğinin şekillenmesinde çok önemli tıpkı diğer sanatçılar gibi.
Ancak sadece çocukluğundan gençliğine kadar olan süreci o kadar yoğun ki bütün yaşamı bir bölüme...
Sığmayacak maalesef.
Bu yüzden bu bölümde çocukluktan sağır olduğu döneme kadar ki süreci ele alacağız.
Bir sonraki bölümde de sağırlığından ölüme kadar ki süreci.
O zaman hemen çocukluk yıllarından başlayalım çünkü uzun bir bölüm olacak.
Beethoven arkadaşlar 16 Aralık 1770'de Köln yakınlarında bulunan Bonn adlı bir şehirde doğuyor.
Babası Johann ve kendisiyle aynı adı taşıyan dedesi Beethoven da müzisyendi.
Dedesi Bonn'daki bir sarayda bas koristiydi yani orkestrada çalışıyordu.
Babası da aynı orkestrada çalışıyordu.
Tıpkı Mozart'ın babası Leopold gibi onlar da müzisyendi ve bu müzik yeteneklerini çocuklarına...
Ancak babası okuma yazma bilmeyen tembel ve alkolik bir adamın tekiydi maalesef.
Annesi Maria Magdalena ise hizmetçilik yapıyordu.
Beethoven ailenin yedi çocuktan ikincisi olarak dünyaya geliyor.
Ancak bu evlilikten doğan yedi çocuktan sadece Beethoven ve diğer iki erkek kardeşi hayatta kalıyor.
Babası ve dedesi müzisyendi evet ancak Beethoven aile rahatlığından yoksun çok mutsuz bir.
çocukluğa sahipti. Ömrünün ilk yıllarından itibaren resmen hayatta kalabilmek için zalim bir savaş vermek zorunda kalmıştı.
Babası onun müzikal yeteneğini keşfettiğinde bu yeteneği sömürerek onu tıpkı Mozart gibi bir deha gibi gösterip para kazanma derdindeydi ve henüz 4 yaşındayken saatlerce
müzik eğitimi alması için onu zorluyordu.
Hatta bir gün eline bir keman vermiş Beethoven'ın ve onu bir odaya kilitlemiş kendi kendine onu çalmasını öğrenmeyi.
Yani oldukça acımasız bir adamdı.
Zaten geç saatlere kadar çalışmaya zorlardı dediğim gibi.
Sadece babası değil ona ders veren öğretmenleri de onu...
çok küçük yaşında olmasına rağmen zorluyordu.
Gecenin bir vakti onu yatağından kaldırıp hadi piyano çal diye onu zorluyorlardı.
Ve babasının yıllar süren bu acımasız yöntemlerine rağmen ilginç bir şekilde Beethoven müzikten hiç nefret etmedi.
Babası ev arkadaşlarını her davet ettiğinde minik Beethoven böyle piyano başına geçip sağ eliyle piyanoda akorlar çalmaya çalışıyormuş.
Ancak babası onu bulunduğu ortamdan kovarak ve tehdit ederek arkadaşlarından Yani o yaştaki bir çocuğu hem müzik öğrenmeye zorlamak hem de insanların arasında çalmasın diye tehditlerle
azarlamak mı? Yaşadığı travmalara bir bakar mısınız?
Müziğe zorlandığı halde müzikten nefret etmiyor bu adam.
Hatta müzik tarihinin en önemli isimlerinden biri haline geliyor.
İlk konserini henüz 7 yaşındayken verdi Beethoven daha doğrusu zorunda bırakıldı.
Babası Mozart'ın babası Leopold'u oğlunun başarılarından dolayı çok kıskanıyordu.
Bu yüzden dahi çocuk olarak oğlunu pazarlama derdindeydi.
Bunun üzerine oğlunun yaşını küçük göstererek ona bir halk konseri düzenledi.
Konserden sonra da Beethoven'a Gottlieb Nephi'den bestecilik dersleri aldırdı.
Nephi, Bonda Saray Orkestrası'nda çalışan çok önemli bir müzik öğretmeniydi ve besteci olmasına rağmen ses getiren bir eser.
Koyamamış ortaya ancak müzik alanındaki engin bilgisiyle Beethoven'ı piyano, kompozisyon ve bas alanında o güne kadar hiçbir hocanın veremediği bilgilerle donatmıştı.
Beethoven'da Niffi'ye ne kadar çok şey borçlu olduğunu Viyana'ya taşınacağı sırada yazdığı bir mektupta yer vermiş tabii ki.
Bu mektupta tanrısal sanatımda ilerleme kaydedebilmem için bana cömertçe verdiğiniz tavsiyelerden dolayı size müteşekkirim.
Günün birinde büyük bir insana dönüşürsem eğer...
Bu başarımda sizin de katkınız olmuş olacak yazıyor.
Bu alanda tabii ki darcığına kattığı en önemli şey Sebastian Bach'ın müzikleri olmuş.
O dönemler Bach karmaşık kontrpuan teknikleri yüzünden modası geçmiş besteci olarak görülüyordu.
Bu yüzden Avrupa'da az sayıda basılmış eserleri bulunuyordu.
Ancak Nifi sayesinde de bu eserler Beethoven'ın dünyasına girmişti.
O dönemde müzisyenler Bach'ın bazı eserlerinin çalınmasını çok zor bulduğu için Çalmaya yeltenmiyorlardı.
Özellikle iyi tampere edilmiş klavye adlı eseri ciddi anlamda en zor eserlerinden biriymiş.
Ama Beethoven böylesine zorlu bir eseri çok kolayca çalabiliyormuş.
Üstelik bunu yaptığı sırada henüz 11 yaşında.
Daha sonra böyle bir eseri çalabildiği için çocuk dahi olarak görülmeye başlanmıştı.
Çünkü hocası bu eseri çalabildiğini bir mektupla halka duyurmuştu.
Oraya birazdan geleceğiz. Bununla alakalı şöyle bir olayı var.
dönemin önemli ailelerinden birinin sarayında bir konser veriyor Beethoven ve Bach'ın bu eserini kusursuz bir şekilde çalıyor.
Dinleyicilerden yaşlı bir adam konser sonrası Beethoven'ın yanına gelip ben bu eseri bizzat Bach'tan da dinledim ve seninkiyle onun çalımın arasında hiçbir fark göremedim.
Çok başarılıydı şeklinde yorumlar yapıyor.
Bu arada Beethoven yaşı ilerledikçe ve bestecilikte ustalaştıktan sonra Bach'ın değerinin daha fazla anlaşılması ve başkaları tarafından da duyulması için daha fazla eserinin basılmasını
sağlıyor. Küçük Beethoven'ımız bu gazlarla, hocasının yardımıyla da ilk bestesini Bir marş teması üzerine 9 çeşitleme basılan ilk eserinin adı.
11 yaşında bu beste yapmasına rağmen gerçekten çağına göre çalınması güç olan bir besteymiş bu ve eserinin ana teması da aslında bir cenaze marşıymış.
Çok sevdiği bir kuzeninin ölümünün üzerine yazdığı düşünülüyor.
Bu besteyi yayınladıktan sonra muazzam yeteneği Köln seçmen prensi Maximilian Friedrich tarafından fark ediliyor ve prens onun maddi ve manevi yönden Gençliği
boyundan büyük işler yaparak karnını doyurma derdi ve telaşıyla geçiyor aslında.
11 yaşında bir orkestrada çalmaya başlıyor örneğin.
13 yaşında da bir şapelde.
daha doğrusu vaftiz edildiği kilisede orkça olarak çalışıyor.
Kendisinin ve kardeşlerinin karnını doyurabilmek için çok küçük yaşlardan itibaren çalışmaya başlıyor anlayacağınız.
Peki Eda okumadı mı bu adam?
Hiç hayatı boyunca bir eğitim almadı mı?
Babası onun okumasını pek istememişti.
Hayatı tanıması, para kazanması onun için daha önemliydi çünkü.
Bu yüzden 5 yaşından beri Latince, Fransızca ve aritmetik gibi dersler gördüğü ilkokulda okuduktan sonra tabii onu okutmama kararı alıyor.
Johan'ın babası da bu arada yani Beethoven'un dedesi de babasına aynı şekilde davranmış.
Okutmayıp saray orkestrasında çalışmasını sağlamıştı.
Babasından ne gördüyse Beethoven'a da aynı şekilde davranıyordu.
Bu arada Beethoven'un destekçisi olan Köln seçmen prensi Maximilian Friedrich öldükten sonra yerine Max Franz geçti.
Beethoven'ın hocası Niffi'ye ve Beethoven'a Maaş bağlayarak ona destek olmaya devam ediyor bu adam.
Nefe, Beethoven'ı ikinci Mozart gibi görüyordu.
Onu inanılmaz yetenekli buluyordu.
Küçük yaşına rağmen Bach gibi bir müzisyenin karmaşık teknikteki bestelerini rahatça çalabiliyordu.
Yeteneğinin farkındaydı aslında.
Bunun üzerine Beethoven 12 yaşındayken Nefe onun tıpkı Mozart gibi Avrupa çapında seyahatlere çıkarak hem bilgisini ve görgüsünü arttırmasını hem de piyanodaki dehasını nüfuzlu
ve soylu kişilere sergilemesi gerektiğini düşünüyor ve Beethoven'ı tanıtan mektupla bir duyur yayınlıyor.
Bu mektupta onun ikinci Mozart olabileceği fikrini de yazıyor bu arada ve bunun olabilmesi için de Beethoven'ın Mozart ile tanışması ve ondan ders alması gerekiyor.
Max Frenz'in de desteğiyle cebinde bir referans mektubuyla Beethoven'ı Viyana'ya gönderiyorlar.
Ancak Beethoven ile Mozart'ın tanışıp tanışmadığı hakkında çok fazla söylem var arkadaşlar.
Örneğin bazı kaynaklara göre bu ikili tanışıyor ve birbirlerinin müziklerini dinliyor.
Beethoven, Mozart'ın piyano çalışını çok kaba buluyor.
Mozart ise Beethoven'ın güzel çalabildiğini ama özgün olmadığını dile getiriyor.
Fakat bazı kaynaklara göre ise bu ikili hiçbir araya...
Çünkü mektuplarında hiçbiriyle tanıştıklarından söz edilmiyordu.
Beethoven, Viyana'da geçirdiği ikinci haftasında annesinin tüberkülozdan yatağa düştüğünü ve durumunun ağır olduğu haberini alıyor.
Ve Viyana'yı terk edip tekrar Bon'a dönüyor.
Çok sevdiği annesini 1787 yılında kaybediyor.
Ve alkolik bir baba ve kendisinden küçük iki erkek kardeşiyle Henüz 16 yaşındayken çok büyük bir yükü omuzlarında taşımak zorunda kalıyor.
Evin reisi olarak iki kardeşinin de eğitimini üstleniyor.
Bir de üzerine alkolik babasıyla uğraşıyor.
Tüm bu deneyimler onun gençliğinde çok derin izler bırakıyor anlayacağınız.
Ancak tüm bu yaşadıklarına rağmen Bond'a yaşayan Branning ailesi ona karşı hep sevecen ve ilgili yaklaşıyor.
Branning'ler yaşadığı yerde saygın ve kültürlü bir aile olarak biliniyor bu arada ve Beethoven'ın çocukluk arkadaşı olan tıp doktoru Wegler onları tanıştırıyor Beethoven'ın.
Çocuklarına ders vermesi için.
Ve daha 13 yaşındayken bu aileyle tanışıyor Beethoven.
Ve o küçük yaşında ailenin çocuklarına piyano dersleri veriyor.
Kızları Eleanor ile yakın arkadaş oluyorlar bu arada.
Hatta Beethoven'ın Eleanor'a aşık olduğu gibi bir söylem de var.
Ona yazdığı mektuplardan bu anlaşılıyormuş.
Ancak Eleanor yakın arkadaşları olan Weggler ile evleniyor.
Tabi bu aile Beethoven için sadece bir ek gelir kapısı değil.
kimliğini ve kişiliğini şekillendiren sımsıcak bir ev ve okul ortamına dönüşüyor.
Onların kapısını sadece piyano dersleri vermek için çalmıyordu.
Aynı zamanda işte kaliteli zaman geçirmek, kültürünü arttırmak amacıyla da sürekli onlarla vakit geçiriyordu.
Çocukluğundan itibaren okumayı zaten çok severdi ve zihnini de kendi yöntemleriyle beslerdi.
Burada da... Goethe, Schiller gibi şairlerin eserlerini okuyor.
O yıllarda Almanca'ya çevrilen Milton ve Shakespeare'in eserleriyle ve Yunan klasikleriyle tanışıyordu.
Özellikle annesini kaybettikten sonra Helena Brennan ona ikinci bir anne gibi olmuştu.
Onun duygusal ve düşünsel dünyasını geliştirmeyi, sosyal anlamda yaşadığı sıkıntıları çözmeyi amaç edinmişti.
Bu ailenin huzur, refah ve kültür dolu evi, Beethoven'ın kendi evinde maalesef hiçbir zaman bulamadığı bir ortamı sunuyordu ona.
Beethoven ilk siparişini 20 Şubat 1790 yılında almıştı.
Kutsal Roma İmparatoru 2.
Joseph'in ölümünün ardından bu adamın hem Bond'a çok sevilmesi hem de Prens Max Frenz'in abisi olduğundan dolayı adına yaraşır bir biçimde anılması gerektiği düşünülüyordu.
O sıralar Beethoven'ın hocası Schneider düzenlenen anma töreninde konuşmacı olacaktı ve bu törende müzik bölümüne de yer verilmesi gerektiği saray üyeleri tarafından kararlaştırdı.
Üyeler yazdırılacak şiiri müziğe uyarlayacak bir besteci arayışına girdiler.
Kıdamlı bestecilerin isimleri gündeme geldi.
Ancak cemiyetin sözü dinlenen üyelerinden Count Walstein aradıkları bestecinin sarayın üstün yetenekli genç müzisyeni Beethoven olması konusunda ısrarcı oldu.
Kont, 19 yaşındaki Beethoven'a kendini göstermesi için mükemmel bir fırsat sunmuştu.
Hocası Nifi veya başka kıdemli besteciler dururken bu kadar önemli bir eserin gencecik bir besteciye teslim edilmesi, Beethoven'ın olağanüstü yeteneğinin saray ve aydınlarca kabul edildiğinin
bir ispatıydı.
Genç Beethoven tam 19 günde iki solist, koro ve orkestradan oluşan bestesini Ancak Saray Orkestrası eserin premierini 2 gün kala iptal etti.
Nedeni de eser 800 ölçülü 6 bölümden oluşuyordu.
Orkestradaki bazı müzisyenler eseri çok karmaşık ve çalınamaz bulmuştu.
Beethoven o gencecik yaşında yeteneğini konuştu.
Konuşturarak koskoca saray orkestrasının çalamayacağı türden bir beste yapmıştı.
Bu yüzden aldığı bu ilk siparişi onu maalesef hayal kırıklığına uğratmıştı.
Daha sonrasında Kont Vastein, Opera sezonunun kapanması ve geleneksel karnava mesleğinin başlaması şerefine bir bale gösterisi düzenledi.
Balenin bestelenmesi için yine genç Beethoven'ın yeteneklerinden faydalanmak istemişti ancak bir şartı vardı.
Beethoven'ın elinden çıkacak bale müziğinin altına besteci olarak kendi isminin yazılmasını istiyordu.
besteci olarak da şehirde isminin parlamasını sağladı ve çok çekici bir eser olarak görüldüğü için yaşadıkları dönemde Bond'a en fazla seslendirilen orkestra eseri haline gelmişti.
Bu arada ben burada bir çıkarcılık sezmiştim.
Ancak araştırdığım kaynaklarda Count'un aslında Beethoven'a çok fazla yardımcı olduğu belirtiliyor.
Yine de bilemiyorum. Bütün bu olaylardan sonra Count, Beethoven'ın Viyana'ya gidip dönemin en saygın besleyicisi hatta Viyana klasiklerinin babası olarak anılan Joseph Haydn'dan ders alması
için ona gerekli bursu ayarlıyor.
Ve 1792 yılının Kasım ayında Beethoven dönemin müzik başkenti olarak anılan Viyana'ya taşınıyor.
Bu arada Beethoven Viyana'ya taşındığında Fransız devrimi patlak vermişti ve tüm Avrupa'ya yayılma tehlikesi vardı ki yayılacaktı da.
Beethoven savaş tam buna ulaştığı sırada oradan ayrılmıştı.
Taşındıktan bir ay sonra da babasının ölüm haberine Ancak Beethoven hem cenaze törenine katılmadı hem de tören masraflarına karışmadı.
Yani çünkü babasına ne kadar tepkili olduğu ortadaydı.
Beethoven Haydn Londra'ya gidene kadar yaklaşık 14 ay boyunca onunla birlikte çalışıyor.
Ancak mektuplarında Haydn'dan aldığım derslerden hiçbir şey öğrenmedim diyor.
Haydn ile Beethoven arasında böyle sıcak bir usta çırak ilişkisi...
Olmadı ne yazık ki. Çünkü Haydn'ın işleri yoğunlaştıkça artık Beethoven'la olan derslerine önem vermemeye başlıyor gittikçe.
İşte ödevlerindeki ya da piyano çalışındaki hatayı düzeltmeden bırakıyor.
Hatta arada derslerini ihmal bile ediyormuş.
Üstelik çocukluk ve gençlik yıllarında Beethoven'ın sanatsal bakımdan önündeki en önemli rol model Haydn'di.
Ki yaşadıkları dönemde yani Viyana'da Haydn'ın öğrencisi olmak bir prestij sembolüydü.
Aynı zamanda bu öğrencilik büyük ustanın aristokrasiyle kurduğu sağlam bağlar yüzünden kariyer kapılarının erkenden açılacağının da bir işaretiydi.
Ancak Beethoven hocasına karşı İçten içe kin duymaya başlıyordu çünkü kendisiyle asla ilgilenmiyordu.
Hatta Haydn böyle Beethoven'ın basılan eserlerinin kapağında kendi imzasının altında Haydn'ın öğrencisi yazmasını istiyor.
Ancak Beethoven derslerde öğrendiklerinin ona çok da fazla bir şey katmadığını düşündüğü için bu isteği reddediyor.
Çünkü Haydn'dan alabildiği az miktardaki dersin karşılığında ömrü boyunca bu etiketle anılmak istemiyor haklı olarak.
Bu durumdan sonra da zaten hocası olmuş önemli insanların adını pek fazla ağzına almıyor.
Bu arada Beethoven biraz inatçı bir kişiliğe sahip.
Hatta onu tanımayan herkes onun çok kab olduğunu düşünüyor.
O çağın toplumunda böyle kabul gören davranış kalıplarını çok önemsemeden hareket ediyormuş.
Hatta çevresindeki herkese karşı böyle diklenip kırıcı ve aksi hareketler sergiliyormuş.
Böyle olmasının sebebinin de küçük yaşlarda babasından gördüğü kötü davranışlar olduğunu söylememe gerek yok sanırım.
Siz tahmin ediyorsunuzdur bence.
Bu arada... Beethoven'ın yazdığı gizli mektupların ortaya çıkmasını konu alan 94 yapımı bir film var.
Immortal Beloved adlı.
Orada Beethoven'ı Gary Oldman oynuyor hatta.
İzlediğinizde kafanızda nasıl bir Beethoven olduğu böyle tam oturuyor.
Ama bence biraz acımasız göstermişler.
Çok aksi göstermişler.
Gerçekte öyle miymiş tabii ki bilmiyorum.
Mektuplarından yola çıkarak hazırlanmış bir film.
Tavsiyem olsun kapatır kapatmaz kesinlikle izleyin ve ne düşündüğünüzü bana Instagram'dan mutlaka yazın.
Daha sonrasında Haydn ile Beethoven arasında böyle bir tartışma çıkıyor.
Çünkü Haydn prensin Beethoven'a destek olmak için verdiği paraların yetmediğini görüyor ve saraydan da aldığı maaşa rağmen kendisine borçlandığını ve bu yüzden de burs miktarının arttırılmasına
böyle yönelik bir mektup yazıyor prense.
Prense cevap olarak ya bu çocuk bu kadar kazanıyor yani nereye gidiyor bu paralar diyerek olayı sorgulamaya başlıyor.
500 florin burs alıyor, saraydan da 400 florin maaş alıyor, aylık zaten istediğiniz burs miktarına yakın kazanıyor diyor ve Beethoven'ın ödeneğini kesiyorlar bir anda.
Sonra ortaya çıkıyor ki Beethoven kazancının yarısını Bond'daki erkek kardeşlerine gönderiyormuş.
Günümüze ulaşan belgeler arasında Beethoven'ın harcama defteri de yer alıyor.
Bu arada ben okuduğumda...
Gerçekten çok üzülmüştüm.
Yani üzülmedim de böyle bir ya bunları almış bu adam dedim ya.
Ne aldıklarını hemen sayıyorum size.
Bir kışlık ipek çorap, bot, ev kirası, ısınma, öğün yemekleri, hizmetçiye verilen ücret, kendime çikolata ve kendime kahve yazıyormuş bu harcama defterinde.
Yani Prens harcamalarına çok kızıyormuş ama garipsenebilecek hiçbir harcaması yokmuş ki.
Yani kendine çikolata ve kahve ısmarlamış adam.
Yine de... Haydn'la yollarını ayırmasına rağmen adı duyulmuştu artık Beethoven'ın ve birçok müziksever soylu tarafından da korunup desteklenmeye başlamıştı.
Bu arada Beethoven'a olan bu ilginin altında biraz da suçluluk duygusu vardı tabii.
Soylular Mozart'ın son yıllarında onu yeterince desteklemeyip erken ölümüne neden olduklarını düşünüyordu.
Bu arada müzik, bale, tiyatro gibi etkinlikler o dönemde soyluların şahsi zevklerini tatmin etmek amacıyla vakit geçirdikleri şeylerdi.
Yani böyle entelektüel şeyler gibi görülmüyordu.
Çünkü o dönem siyasete katılma hakları ellerinden alınmıştı.
Bu sınıftan insanlar haftanın neredeyse tamamını şehrin farklı mekanlarında düzenlenen balolara ve yemeklere katılarak geçiriyordu.
Ve bu tip gösteriler maalesef gerçek sanat gibi görünmüyordu.
Yani bir nevi şarlatanlık olarak görülüyordu.
Örneğin bir operaya gidip sanatçıları izlemek, işte ipçambazını ya da sihirbazları izlemek gibi görülüyordu.
Hulk için ikisi de aynı kategoriden şeylerde anlayacağınız.
Yalnız müzik tarihinin en verimli, en parlak bestelerinin çıktığı zamana bir bakar mısınız?
Yani Beethoven'ı dinlemek bir sihirbaz gösterisiyle eşdeğer tutuluyormuş.
Viyanalı soyluların vizyonsuz olduğunu söylesem abartmış sayılır mıyım bilemiyorum.
Beethoven da aslında insanları besteciliğiyle değil, piyanistliğiyle büyülüyordu.
Öyle ki pek çok soylu ona destek vermek için resmen birbiriyle yarışır hale gelmişti.
Yani paylaşılamayan bir piyano fenomeni gibiydi diyebiliriz.
Yine de bu kadar çok desteklenmesine rağmen düzenli maaş aldığı bir görevi olmadığı için soylularla ilişkilerinde ustalıklı bir denge siyaseti yürütmek zorundaydı.
Arasını da iyi tutması gerekiyordu.
Ancak bazıları Beethoven'ı istemediği şeyler yapmaya zorladığı için Beethoven isyan ediyordu ve onlara resmen haddini bildiriyordu.
Yani karşısında soylu mu varmış, işte prens mi varmış, prenses mi varmış hiç umurunda değildi.
Onlar olmadan Viyana'daki hayatını sürdüremeyeceğini biliyordu.
Ancak yine de bu tarz ilişkilerde avantajlı Bu arada ilginç bir bilgi vermek istiyorum.
Beethoven aslında soyluların önünde piyano çalmaktan nefret ediyordu.
Maharetlerini piyanoda sergilemesi tacize varacak ölçüde talep ediliyordu.
Ama genç Beethoven...
Bu taleplere olumlu yanıt vermekten kaçınıyordu.
Bir sirk maymunu yerine konulmak istemiyordu ya da yeteneği sayesinde toplumda saygı gören kişi olmak istemiyordu.
Soyluların önünde de zorla değil yalnızca kendisi istediğinde çalıyordu.
Kimi zaman... Piyano başına geçmesi rica edildiğinde geri çevirmiyordu ama dinleyicilerin olduğu salonda değil onun yanındaki boş salonda çalıyordu ki insanlar izlemeyip sadece dinlesinler diye.
Hatta bir rivayete göre boş salonda çalarken içeri biri girdiğinde piyano çalmayı kesip bütün yalvarışlara rağmen odayı bağırarak terk etmiş.
Bu sahneyi filmde görebilirsiniz bu arada.
Bir de şöyle bir gerçek var.
Beethoven Viyana'ya geldiğinde onun karşısında kendi düzeyinde başka bir virtüöz piyanist yoktu.
Ondan önce zaten Mozart vardı.
Ancak Mozart öldükten sonra Beethoven şehirde çok büyük ilgi görmüştü.
Tarzı diğer şöhretli piyanistlerin hiçbirine benzemiyordu.
Beethoven da zaten bunun farkındaydı.
Hatta öyle farkındaydı ki bir keresinde piyano sergilediği dinleyici kitlesini kendisinden geçiren o doğaçlamalarından birinin çalarken sonuna geldiğinde yüzünü salona dönüp insanlara
sizler embesilsiniz diye bağırmıştı.
Ancak insanlar onu kaba bulsa da bu tarz çıkışlarına onun dahi kişilerinin bir parçası olarak görüyordu.
Şimdi diyeceksiniz ki Eda bu adam soyluların önünde çalmayı da sevmiyor.
Bir de üstüne onları azarlıyor.
Soylular nasıl bu adama para veriyor diye.
İşte burada besteciliği devreye giriyor.
Beethoven Eserleri kariyerinin başından beri düzenli olarak yayınlanan ve yıllık gelirinin önemli bir kısmını basılan eserlerinin satışından elde eden tarihteki ilk büyük besteciydi
arkadaşlar. Viyana'da kaldığı süre boyunca hiçbir zaman maaşlı memur hayat yaşamamıştı zaten.
Gelirine de yayınladığı bestelerden kazanıyor ve piyano dersleri veriyordu.
Bir de o dönemde telif hakkı uygulaması modern şekliyle henüz ortaya çıkmamıştı.
Bu yüzden besteciler eserlerinin haklarını ancak bir kere yayımcılara satabiliyordu.
Birinci baskıyı satıp parasını aldıktan sonra diğer baskılar üzerinden hak iddia edemiyorlardı.
Beethoven da bestelerini tek bir seferde elinden çıkartmak için çabalıyordu zaten.
Sonraki yıllarda artık yavaş yavaş işitme kaybı yaşamaya başlıyor Beethoven.
Kulaklarında bir türlü dinmek bilmeyen bir...
uğultu ve çınlamayla savaşır hale gelmişti artık.
Duyma yetisini günden güne kaybediyordu ve bu sırrı yıllarca herkesten hatta en yakın arkadaşlarından bile sakladı.
Çektiği sıkıntılar fark edilmesin diye de insanlardan kaçtı ama 1801 yılında sessizliğini daha fazla koruyamadı ve ikinci arkadaşı Dr.
Wigler'a ve papaz Carl Amanda'ya bir mektup yazdı.
İlk olarak Amanda'ya yazdığı mektupta şunları dile getiriyor.
Benim canım. Güvenilir, sevgi dolu amendam.
Yanımda olmanı o kadar özlüyorum ki.
Beethoven'ın çok mutsuz.
En iyi özelliğim olan duyma eğitimin çok zayıfladığını sana söylemek zorundayım.
Yan yana olduğumuz zamanlarda bile ızdırap dolu semptomlarımın farkındaydım ve bunu herkesten sakladım.
Ama artık durumum çok daha kötü.
Tedavi olabilecek miyim?
Doğal olarak öyle umuyorum.
Ama umudum çok az.
Bu tür hastalıklar en az çaresi bulunanlar.
Ne kadar üzücü bir hayatım var.
Tüm sevdiklerimden ve benim için değerli olan herkesten ve her şeyden uzak durmak zorundayım.
Hem de böylesi sefil ve bencil bir dünyada.
Sığındığım bu teslimiyet ne kadar da üzücü.
Tabii ki kendimi tüm bu talihsizlikleri yenmek üzere şartladım.
Ama bu nasıl mümkün olacak?
Dr. Wegler'a yazdığı mektupta ise şunları dile getiriyor.
Gerçekten de berbat bir hayat yaşıyorum.
Son iki yıldır herkesten uzak duruyorum.
Çünkü arkadaşlarımla konuşamıyorum.
Sığırım. Eğer mesleğim başka olsa bu büyük bir sorun olmazdı.
Ama söz konusu benim mesleğim olunca bu korkunç bir şey.
Tiyatroda sahnede söylenenleri duyabilmek için orkestraya doğru eğilmek zorundayım.
Birazcık mesafe bile bıraksam yüksek tondaki enstrüman ve insan seslerini duyamıyorum.
Biri sessiz konuştuğunda onu çok zor duyabiliyorum.
Ama bir yandan birilerinin bana bağırmasına da katlanamıyorum.
Sık sık varlığıma lanet ediyorum.
Plutaros ruhumu teslimiyet duygusuyla yatıştırmamda bana yardımcı oluyor.
Eğer böyle bir şey mümkünse kaderime mertçe katlanacağım.
Ama öyle anlarım oluyor ki kendimi Tanrı'nın tüm yaratıklarından bile daha zavallı hissediyorum.
Teslimiyet ne kadar da zavallı bir sığınak ama gel gör ki tek şansım bu.
Bu dizelerde hayatını müziğe adamış, çocukluktan itibaren müziğe zorlanmış ama ondan kaçmak yerine ona sıkı sıkıya bağlanmış, yetenekleriyle herkesi şaşırtmış, yazdığı
besteleri duyamayan ve ömrü boyunca da duyamayacak bir adamın haykırışlarını dinlemiş oldunuz.
Bir sonraki bölümde de bu fiziksel acılarına eklenen diğer sorunları tutkulu aşklarını, bu aşkların verdiği ilham sayesinde sağır olmasına rağmen kariyerinde elde ettiği başarılarını, bestelediği
ünlü senfonilerini, kardeşleriyle yaşadığı sorunları ve ölümünü ele alacağız.
Kendinize güzel bakın, sanatla kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
