
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bir eserin Barok dönemine ait olup olmadığını nasıl anlarız? Rönesans Dönemini geride bırakmış bu karanlık dönemi, sanatçılarını ve eserlerini gelin beraber inceleyelim.
• İnstagram: https://www.instagram.com/belleginlambasipodcast/
• Reklam ve İş birlikleri için: belleginlambasi@gmail.com
Transkript
Herkese merhaba arkadaşlar, ben Eda.
Sanat için sanatın ilk adımlarını bu bölümde atıyoruz artık.
İlk kıpırtılarını hatta ilk imzalarını ve ilk insan bakış açısını yani perspektifini ekliyoruz birazcık.
Sonra da heykelleri özgürleştirip mimariden kopartalım.
Kiliseye çalışmıyoruz yani daha özgürüz.
O yüzden gündelik konuları, sıradın insanları, manzaraları falan tablolarımıza ve heykellerimize taşıyabiliriz.
Hatta duranlığa karşı bir başkaldırı gösterelim ve hareketi de bolca dahil edelim.
Birazcık karanlık ekleyelim.
Hatta birazcık değil fazlasıyla karanlık ekleyelim.
Ve o karanlığın içine sadece dikkat çekmek istediğimiz yerlere ışıkları ekleyelim.
Komposyonda da köşegenler kullanalım hatta.
Böyle hareketleri falan daha bir belli edelim.
Yüzlerdeki ifadelere de birazcık duygusal yoğunluk koyduk mu işte hazır.
Barok deneme. Rönesans döneminin gelmesiyle başlıyor sanatın en güzel, en can alıcı süreçleri.
Bu bölümde tabii ki Rönesans döneminden bahsetmeyeceğim, başlıktan da anlayacağınız üzere ama çok kısaca değinmek istiyorum.
Rönesans dönemi aydınlanma çağı.
dediğimiz bir dönem. Aydınlanma çağı diyoruz çünkü sanatçılar Rönesans'ın gelmesiyle artık dini figürler yapmayı yavaş yavaş bırakmış ve sıradan insan figürlerini sanatına taşımıştır.
Ne demiştik bir önceki bölümde?
Rönesans döneminden önce sanatçıların kilise ve saraylar dışında yani bu tarz konuları içeren resimler dışında resim yapması Pek hoş karşılanmıyordu.
Ama tabii Rönesans döneminin gelmesiyle sanatçılar artık daha da özgürleşti.
Tabii ki yine saraya ve kiliseye çalışmaya devam ettiler mecbur para kazanmak için.
Ama sıradan insan figürleri de yapılabiliyordu artık.
Bu doğal karşılığını biliyordu.
Rönesans döneminden sonra yani geç Rönesans olarak adlandırdığımız dönemden sonra manierizm geldi.
Bu dönemde de sanat için sanatıya ilk adımlar atıldı.
Ancak diğer dönemlere kıyaslamak gerekirse ortaya çıkan resimler oldukça farklıydı.
Biraz estetikten yokusunda hatta diyebiliriz.
Birazdan anlatacağım zaten barak özelliklerini anlattığımda böyle daha bir aklınızda kıyaslama oluşur.
Manierizmden de kısaca bahsetmek gerekirse dediğimiz gibi Rönesans döneminden sonra ortaya çıktı.
Çok coşkulu bir sanattı manierizm.
Sanatçılar olabildiğince çok renk ve ışık kullanmıştı eserlerinde.
Figürler hep bir yığın halinde ve duran bir şekilde resmedilmişti.
Oldukça gerçeklikten uzaktı.
Anatomileri fazlasıyla bozmuşlardı.
Abartı bir uzama vardı böyle resimlerde figürler hep uzun uzun resmedilmişti ve sanatçılar deformasyona bolca yer vermişti o dönemde.
Bu arada dönem diyorum çünkü Rönesans, Manierizm, Barok, Rococo gibi sanatlar bir dönem, bir akım değil.
Yani bunları bir sanat akımı diyemeyiz.
Modern sanat türleri bir akımdır.
Empresyonizm, ekspresyonizm gibi türler birer akımdır.
Çünkü Rönesans, barok gibi dönemler bir manifesto çevresinde toplanıp salat üretimi yapmadılar.
Bir önceki bölümde hatırlarsanız dadeizmden bahsetmiştim ve yayınlanan bir dada manifestosu olduğunu söylemiştim.
Sanatçılar bu manifestoya göre hareket ediyorlar aslında ama Rönesans gibi dönemlerde sanatçılar daha serbest çalışıyor.
Mesela Rönesans döneminde İtalya'daki sanatçılar bambaşka.
Hollanda'daki sanatçılar bambaşka bir tarza sahip.
Yani daha serbest bir çalışma ses konusu.
Bu yüzden bu ayrımı belirtmek önemli.
Şimdi konumuza geri dönelim.
Karanlık döneme bir giriş yapalım.
Bu arada Instagram'da bir anket yapmıştım.
Bu haftanın konusu karanlık dönem.
Sizce hangisi diye. Üç şık vardı.
Biri zaten barok dönem.
Diğer ikisi gotik sanat ve neoklasizmdi.
Garip ve doğal bir şekilde herkes gotik sanatı işaretlemiş.
Onunla da alakalı bir bölüm gelecek ama karanlık dönem dediğimiz şey aslında gotik sanat değildir arkadaşlar.
Barok dönem ne demiştik manierizmden sonra gelen bir dönemdir.
Böyle abartı denilebilecek süslemeler kullanılmıştır bu dönemde.
Heykeller hep narin ve naif bir şekilde havada süzülmüştür.
Dediğimiz gibi duranlığa karşı bir hareket ön plandadır.
Ve ışık ve gölge mükemmel bir şekilde bir uyumla sergilenmiştir.
İşte barok özelliği tam da budur aslında arkadaşlar.
Estetik algımızı tamamıyla tatmin eden türden eserlere rastlıyoruz bu dönemde.
Hazırsanız kemerlerinizi bağlayın.
Çünkü uçuşa geçiyoruz ve sizi 17.
yüzyıla götürüyorum. Rönesansı izleyen üsluba genel olarak barok adını veriyoruz biz.
Ve 17. yüzyılı kapsayan bir dönemdir barok dönemi.
Barok terimi tarihte ilk kez İsviçreli bir sanat tarihçisi olan Henry Wolfe'nin Rönesans ve Barok adlı kitabında bir üslup adı olarak kullanılmıştır.
Barokko sözcüğünden türemiştir.
Portekizli bir sözcük ve düzgün olmayan eğri büğrü incilere verilen at anlamına geliyor barok sözcüğü.
Bu sözcükle alakalı hatta tarihteki en en en eski kaynak 1935 yılında yazılmış.
Şöyle diyor kaynakta.
Bir asra yakın bir tevakkuftan sonra 3.
Ahmet zamanında Barok devri açılıyor ki.
Tevakkuf çok uzun bir süre boyunca birisini beklemek anlamına geliyor.
Yani bir asra yakın bir bekleyişten sonra 3.
Ahmet zamanında. Böylelikle Barok devrinin 3.
Ahmet zamanında açıldığını da bizlere belirtmiş oluyor tarih.
Böyle kafanızda kalabilir. Bölümün başında da belirttiğim üzere Rönesans ve manierizm döneminden sonra ortaya çıkmış ve gelişme merkezi tabii ki Roma'dır.
Asla şaşmaz. Zamanla da tüm Avrupa sanatına hakim olmuştur.
Rönesans'ın anlayışına ve reform hareketinin getirdiği yeni anlayışlara karşı bir propagandayı hedeflemiştir aslında barok dönemi.
Sanatçılar bu dönemde yeni biçim ve reformlarla böyle ruhlara seslenmeyi hedeflemiştir.
Burada ne demek istiyorum?
Hani bahsetmiştim Rönesans'tan önce hep Hristiyan figürler kullanılıyordu ya da kilise dışına çok resmi yapılmıyordu.
İşte Barok döneminde Hristiyan figürler kadar artık ruhsal figürlere yani mitolojik figürlere ve konulara da yer verilmeye başlamıştır.
Buna ek olarak tabii ki günlük yaşamdan konular ve manzara temaları da vardır.
Örneğin işte azizlerin yaşamları, aile tarihleri, çeşitli sıradan insanların portreleri.
Kahramanlık hikayeleri gibi gibi yani sadece saray büyükleri ve dini sahneler resmedilmemiştir bu dönemde.
Sanatçılar artık daha da özgürleşmeye başlamışlardır.
Barokla beraber perspektif dediğimiz şey artık yoğun bir şekilde resimlere taşınmıştır.
Ne demek istiyorum yine burada?
Tabloları incelediğimizde böyle bazı figürlerin bize geldikçe yani ön plana çıktık.
daha da büyüdüğünü ve arka plana doğru uzanan figürlerin gittikçe küçüldüğünü görüyoruz.
Perspektif budur yani resimde kabaca tarif etmek gerekirse.
Böyle hareketli figürlerin elbise kıvrımları dahi bir ahenk içerisinde resmediliyor.
Resim sanatının bir diğer kolu olan fresklerde ise özellikle kilise ve tavan resimlerinde tam bir kaos hakim.
Fresk arkadaşlar bir resim tekniğidir bu arada.
Islak kireç sıva üzerine bir bağlayıcı ile pigmentler yani boya pigmentleri karıştırılıyor ve duvar yüzeyine uygulanıyor.
Yani sanatçılar pigmentlerin sıvaya nefes etmesini sağlayarak resim yapıyorlar.
Mesela nedir bu tavan freski derseniz Michelangelo'nun Rönesans döneminde yaptığı Sistine Şapeli'nin tavanı aklınıza gelsin.
Adem'in yaratılışı tablosunu hepimiz biliyoruzdur.
O ünlü el ele vermiş Tanrı ve Adem figürünü.
İşte o Sistine Chapel'in tavanında bulunan bir fresktir mesela.
Aklınızda böyle yer etsin.
Gelelim bu dönemin özelliklerini.
Eda nasıl ayırt edebiliriz barok resimlerini, heykellerini, müziklerini ya da mimarilerini?
Sanatçılar nasıl bir teknik kullanıyor da barok dönemi oluyor?
Bunlardan birazcık bahsedelim.
Barok döneminin en belirgin özelliklerinden birisi çizgilerin belirsizleşip Işık gölge etkilerinin yoğun bir şekilde kullanılmasıdır arkadaşlar.
Sanatçılar resimlerde asıl görmemiz gereken şeyleri ışıkla vurgular.
Yani dikkat çekmek istedikleri noktalara ışığı yansıtmıştır.
Geri kalan arka planlar ve diğer yerler karanlık bırakılmıştır.
Bir hareket söz konusudur hep.
Figürler böyle hiç yerinde durmaz.
Ve köşegen bir formla resmedilir ya da yapılır.
Yapılır derken heykeller için söylüyorum.
Örneğin Davut heykelini gözünüzün önüne bir getirin.
Michelangelo'nun yaptığı Davut heykeli.
Bu heykel Rönesans döneminin en ünlü heykellerinden birisi biliyorsunuz ki.
Özelliklerine bakacak olursak heykelde bir dinginlik, bir duranlık söz konusu.
Ve figür yani Davut sade bir duruşa sahip.
Hareketli veya köşegen değil.
Bir de Bernini'nin yaptığı Davut heykeline bir bakalım.
Oldukça hareketli ve duygusal bir ifadeye sahip.
Böyle eğri büyülü duran bir adam.
İşte köşegen formlar.
Yani barok dönemindeki hemen hemen bütün resim ve heykellerde bu var.
Bir ifade var.
Bir duygusal bir ifade var.
Sanatçı bize figürün o anki ruh halini bütün gerçekliğiyle yansıtır hep.
Ne demiştik? Barok sanat Rönesans'ın klasik tarzına bir tepki göstermiştir.
Orta çağın getirdiği o katı sanat kuralları barokta görülmez.
Çünkü sanatçılar daha düşünsel ve bireysel bir düşünce tarzına yönelmiştir.
Çok da iyi yapmışlar bence.
Barok resimlerini incelerken inanılmaz bir huzurla doluyorum ben nedense.
Hem resimlerde o karanlık etkiyi ve mum ışığı etkisini çok seviyorum.
Yani bazı resimlerde hatta bazı sanatçılar kamera obskura dediğimiz tekniği kullanıyor.
O etkiyi inanılmaz seviyorum.
Hem de estetik olarak algımı gıdıklıyor resmen.
Yumuşacık oluyorum. Öyle bir etkisi varmış gibi geliyor barok döneminin.
Şimdi Eda nedir bu barok dönemi sanatçıları?
Biraz başlayalım. Sanatçılar kimdir, hangileridir, neler yapmıştır?
Biraz onlardan bahsedelim.
İlk ressamımızla başlayalım.
Caravaggio. Caravaggio spritüel bir ressam.
Yani ruhsal konuları resmeden bir ressam.
Ama bunu yaparken öyle büyük bir gerçeklikle kaynaştırıyor ki birçok eserinde dramatize bir şekilde tasvir edilmiş figürler görmemiz mümkün.
Dolayısıyla bu dönemin en devrimci sanatçılarından diyebiliriz.
Eserlerini böyle teatral bir ışıkla aydınlatılmış bir etkiyle yapıyor.
Az ayrıntılı resimler yapıyor ama bunu öyle özenli yapıyor ki özellikle figürlerini diğer ressamların figürlerinden ayırt edebiliyoruz.
Barok dönemde nedense garip bir algı var.
Bütün resim ve heykelleri aynı sanatçı yapmış gibi ama değil tabii ki.
Hepsinin kendine ait bir tekniği, bir tarzı var.
Caravaggio da bu özelliğiyle ayrılıyor.
Hatta bu üslubuna tenebrizm deniliyor.
Yani ışık gölge teknikleriyle dramatik görüntüler oluşturma yöntemi tenebrizm.
Bu nedenle de farklı bir niteliğe sahiptir diğer sanatçılardan.
Çalışmalarında duygusal bir gerilim etkisi de var.
Bu gerilimin figürlerin ifadelerinden geldiğini de söyleyebiliriz hatta.
Bu arada bu gerilimi kişiliğiyle de uyumlu bulmak mümkün aslında.
Çünkü Karavacı oldukça kavgacı ve tuhaf karakterli birisiymiş.
Böyle yaşı ilerledikçe ve kariyerinde başarısız olduğunu düşündükçe huzursuz ve dengesiz bir kişiliğe dönüşmüş.
Sürekli ev değiştirirmiş mesela.
Ev sahipleriyle hiç anlaşamazmış.
Defalarca kavgalara karışmış, tutuklanmış.
Serbest bırakılmış, tekrar tutuklanmış, manyak bir ressammış işte.
Hayatını okuduğunuzda tehlikeli bir tiple karşı karşıyaymışsınız gibi bir izlenimi var.
Ama bana nedense böyle ihtiyar, sevimli ama huysuz bir dede gibi geliyor hep.
Gelelim Rembrandt'a.
Bu arada Rembrandt benim en sevdiğim ressam diyebileceğim türden bir ressam.
Hepsi benim bebeklerim ama Rembrandt'ın yeri çok başka.
Resimlerini canlı görsem ki umarım görebilirim bir gün.
Muhtemelen Stendhal sendromundan bayılırım.
O derece bir etkisi var resimlerinin benim için.
Kendisi olağanüstü bir görsel öykü anlatıcısı ve insanlık hallerinin yorumcusu diyebileceğimiz türden bir ressam.
Resimlerinde hep... Bir şeyler anlatır bize.
Hep öyküsel bir tavır var.
Böyle hep bir hikaye anlatıyor.
İnsan duygularını ve o duyguların nüanslarını yani ayrımlarını insan karakterlerini inanılmaz sıra dışı bir canlılıkla aktarıyor.
Mitolojik olaylara da yer veren bir ressam.
Hatta öyle ince ruhlu bir adam ki evlendikten sonra eserlerinde model olarak hep eşini resmetmiş, eşini kullanmış ve hep saf ve masum bir yüz ifadesiyle aktarmış.
Aynı zamanda bu resimlerine çiçek tanrıçası adını vermiş.
Desenlerinde böyle insanların nasıl bir ruh hali içinde olduklarını çok gerçekçi bir biçimde aktarmış hep.
Öğrenmeyi, kendini geliştirmeyi, yeni teknik ve malzemeler denemeyi her zaman sevmiş.
Yaşadığı dönemdeki ressamlar hep belirli konulara yönelip...
O konularda uzmanlaşmaya çalışmıştı.
Ama Rembrandt her tekniği ve her konuyu denemiş.
Hepsinde de ustalaşmayı başarmış bir ressam.
Eserlerinde chiaroscuro, aydınlatma denilen bir teknikle yani ışığın tonlarıyla oynayarak müthiş bir göz yanılsaması oluşturmuş.
Bu yüzden ışığın ve gölgenin ressamı denilmiş ona.
1669 yılında son otoportresini yaptıktan sonra uyumuş ve hayata gözlerini yummuş.
Sırada barok heykelinin yaratıcısı Bernini var.
Bu arada bütün sanatçılardan uzun uzun bahsetmeyeceğim ama en önemlilerini bilmeniz.
Biraz da tanımanız açısından böyle kısa kısa anlatıyorum ki akıllarda kalsın.
Bu da bir diğer standal sendromu tetikleyici sanatçı Bernini.
Heykeltıraş, ressam ve aynı zamanda döneminin çok iyi bir mimarıdır.
Genellikle mitolojik heykeller yapmasıyla ünlüdür.
Apollo ve Daphne en bilinen heykellerinden, benim de en sevdiğim, en hayran olduğum heykellerden biridir.
Bilmeyenler için mitoloji sevenler toplanın hikayesini anlatıyorum.
Bir gün Apollo yani Zeus'un oğlu müziğin, sanatların ve güneşin aynı zamanda ateşin tanrısıdır.
Eros'u kızdırır ve bu nedenle Eros tarafından cezalandırılır.
Eros iki tane ok hazırlar ve aşık eden altın oku Apollo'nun, nefret ettiren kurşun oku ise Dafne'nin kalbine atar.
Daphne bir tanrıça değil, toprak Anagaya ve nehir tanrısı Penos tarafından yaratılan bir peri.
Güzelliğiyle dillere destan bir peridir.
Bu ok atmaların sonucunda da Apollo doğal olarak aşık olduğu Daphne'nin peşinden koşarken Daphne nefret ettiği için ondan kaçar.
Tam yakalanacağı sırada Daphne toprak Anagaya'dan yardım ister ve görünmez olmasını diler.
Annesi bu dileğini gerçekleştirir ve onu her daim yeşil kalan bir ağaca, Defne ağacına dönüştürür.
O günden sonra da Apollo'nun simgesi defne ağacıdır arkadaşlar ve defne ağacının yapraklarından oluşan bir taçla tasvir edilir hep.
Bu heykelde de yavaş yavaş defne ağacına dönüşen bir Daphne ve onu tutup kavrayan bir Apollo görüyoruz.
Bernini bizi harekete öyle etkili bir şekilde yansıtmış ki Daphne'nin saçlarının uçuştuğunu, ellerinden çıkan o küçük defne yapraklarını.
Apollo'nun üzerindeki kumaşı ve bu kumaşın aynı zamanda havada uçmasını yani işlemelerini mermere nasıl yaptım be adam.
Bernini'yi cidden ölmekle bitiremeyiz.
Hatta size şöyle bir detay vereyim bu eserle alakalı.
Her ne kadar ilk görüşte karmaşık gibi gelse de Bernini bu eseri kapı aralığından görülebileceği şekilde sağdan görüntülenmesini planlayarak yapmış.
Çünkü heykele bu açıdan bakan gözlemciler için yani kapıdan ilk gelen insanlar için Apollo ve Daphne'nin tepkilerini aynı anda görmesini sağlamak istemiş.
Yani görenler yer değiştirmeden tek bir açıdan bakınca hikayeyi anlayabilecekleri şekilde planlamış.
Bernini yaşadığı dönemde tam 8 papaya hizmet etmiş.
Ve Roma'da bulunan birçok önemli eserde imzası var.
Bir diğer en önemli barok heykeli ise yine Yunan mitolojisinden bir sahne olan Persefoni'nin kaçırılışı.
Hemen bunu da anlatıyorum.
Mevsimler tanrıçası Demeter ile Zeus'un kızıdır Persefoni.
Ama asıl ismi Kore'dir bu arada.
Persefoni ismini ölüm tanrısı olan ve onu yer altına kaçıran Hades vermiştir.
Efsaneye göre Hades Persefoni'ye aşık olur ve bunu Zeus'a söyler.
Zeus da seviyorsan git konuş bence demez tabii ki.
Ona kızını kaçırmasını söyler.
Bir gün Persefoni arkadaşlarıyla çiçek toplarken Hades yeri yarar ve yerin altından çıkarak Persefoni'yi yeraltı dünyasına kaçırır.
Ve bir daha yeryüzüne çıkmaması için ona bir nar tanesi yedirir.
Hades'in dünyasında...
Tek bir şey bile yerseniz bir daha asla oradan çıkamazsınız.
Aklınızda bulunsun, yemeyin.
Bu yüzden Persephone de yeraltı dünyasında kalır arkadaşlar.
Tabi Demeter kızının kaçırılırkenki çığlıklarını duyduğu için Zeus'a onun geri dönmesi için yalvarır.
Zeus da karısını acıyıp kızının altı ay yer üstünde altı ay yeraltı dünyasında yaşamasına karar verir.
Bernini'nin heykellerinde hep...
Tam o andan tasvirler bulunur.
Bu özelliğiyle bilinen bir ressam aslında.
Anlattığım iki heykeli de bir inceleyin.
O hareketi öyle güzel yansıtmış ki bize tam o anın gerçekleştiği zamandan bir parça olarak sunar heykellerini ve eserlerini.
Meraklar için heykellerini Roma'da bulunan Borges Galerisi'nde görebilirsiniz.
Dolar olmuş 20 lira neden bahsediyorsun neden dediğinizi duyar gibiyim.
Çok haklısınız ama umudumuzu kaybetmeyelim arkadaşlar.
Bu yıl size, bize, hepimize istediğimiz yerleri gezme, görme şansı versin.
Benim 2023'den dileğim tam olarak bu.
Gitmek istediğim ülkelere gidip merak ettiğim bütün bu esenleri canlı canlı görmek dileğim.
Böyle karşılarına geçip bayılana kadar, sıkılana kadar aklıma kazımak istiyorum bu resimleri ve heykelleri.
Buradan bilir kişilere sesleniyorum.
Onlar kendilerini biliyor.
Neyse çok dağıldık konumuza geri dönelim.
Bernini Roma mimarı olarak biliniyor aynı zamanda.
Dediğim gibi sekiz papaza hizmet etmiş bir sanatçı.
Krallar ve papazlar onu sıradan bir sanatçı gibi görmüyor aslında.
Aynı masada oturup yemek yerlermiş böyle.
Onların gözünde çok önemli biriydi Bernini.
Roma'daki bütün önemli mekanları kendisi tasarladı.
Örneğin Aziz Petrus Meydanı, Vatikan'ın en önemli yeri.
Tom Hanks'ın oynadığı Melekler ve Şeytanlar filminde bolca gördüğümüz yer aslında.
Oradan aklınızda kalsın.
Yine aynı şekilde bu meydanda bulunan Aziz Petrus Bazilikası ya da diğer adıyla San Pietro Bazilikası.
Hristiyanlığın en büyük kilisesidir burası ve 22 bin metrekarelik bir alanı kapsar.
İlk papanın mezarı üzerinde yer almasından dolayı bazilika ünvanını almış.
Yapımı ise tam 120 yıl sürmüştür arkadaşlar.
En ünlü mimarlar, en ünlü sanatçılar bu yapının yapılmasında arda arda görev almış.
En üst kubbesiyle dikkat çektiği için böyle mavi işlemeli bir kubbesi var.
Roma'nın silüetindeki en önemli yapılardan biridir.
Bu kubbeyi de aynı zamanda Michelangelo yapmıştır arkadaşlar.
Ünlü piyata heykeli de bu bazilkada bulunuyor.
Bernini de yapının içindeki devasa papa mezarını yapmıştır.
Ve iç dekorasyondaki hemen hemen bütün eserleri yapmıştır.
Fotoğraflarını açın bir inceleyin derim.
Hayran kalmamak gerçekten elde değil.
Çok büyük bir emek var. Bernini işte böyle bir sanatçıydı.
Hatta bir akademisyen Bernini'yi şöyle yorumlamış.
Shakespeare için drama ne ise Bernini için de heykel odur.
Gelelim son sanatçımız Vermeer'e.
Hepsinden bahsedersem sabaha kadar burada kalırız arkadaşlar.
Bu yüzden son diyorum.
Çünkü barok ressamlarının hepsinin ayrı ayrı özellikleri var.
Uzun uzun anlatmaya kalksam gerçekten zamanımız yetmez.
O yüzden kısa ve öz tutmaya çalıştım olabildiğince.
Vermiyer 42 yaşında borç içerisinde ölen bir ressam.
Yaşamı boyunca çok az resim yapmış.
Ancak bugün dünyanın en bilinen ressamları arasında.
Işık uygulamaları cidden olağanüstü.
Barokta en önemli şeylerden biri zaten ışık kullanımı.
Bütün ressamlarda bunu övdük.
Vermeer'de de bunu öveceğiz arkadaşlar.
Çünkü Vermeer'in diğer ressamlardan bir farkı var.
Bir fotoğraf tekniği olan kamera obskura tekniğini kullandığı tahmin edilen bir ressam.
Yani bu teknik nedir diyecek olanlar için...
Karanlık bir ortama açılan küçük bir delikten giren ışığın etkisi diyebiliriz kabaca.
Yaptığı eserlerde çoğunlukla günlük yaşama aktaran bir ressam Vermeer.
En ünlü eseri hepimizin bildiği İnci Küpeli Kız.
Yani bu ressamı böyle tanıyorsunuz böyle de tanımaya devam edin.
Bu resim için Hollanda'nın Mona Lisa'sı deniliyor çünkü.
Yine bir öneri merak edenler için Scarlett Johansson'ın oynadığı İnci Küpeli Kız.
filmi önerimdir arkadaşlar.
Bir izleyin derim. Aynı zamanda BBC'nin yayınladığı Işığın Ustası Vermiyer belgeseline de bir göz atın.
Eğer Vermiyer ve sanatı hakkında daha fazla bilgi almak istiyorsanız belgesel YouTube'da da mevcut.
Linkini de yine açıklama kısmında bulabilirsiniz.
Gelelim Barok dönemi müziğine.
Aslında hepimiz o eşsiz senfonilere aşinayız ama ismen bilmiyoruzdur.
Ben de bilmiyorum çoğunu ki çok klasik müzik dinleyen biriyim ama kısaca bahsedeyim ki Barok dönem deyince en azından aklınızda belli başlı isimler yine olmuş olsun.
Barok müzik, klasik müzik kanununun en önemli bölümünü oluşturur arkadaşlar ve günümüzde de yaygın olarak çalışılmakta, çalınmakta ve dinlenmektedir.
Sebastian Bach, Antonio Vivaldi, George Frederick Handel, Henry Purcell, George Philip Talman gibi bestecilerin eserlerine kapsamaktadır.
Bu dönemdeki besteciler çok daha ayrıntılı ve incelikli müziksel süsler uygulamaya başlamıştır.
Resimde de hatırlarsanız ışık oyunları ve hareketle süslüyorlardı böyle söylemiştik.
Müzikte de notalar aracılığıyla bu süslemeleri kullanıyorlar doğal olarak.
Aynı zamanda barok müzik dönemi opera görsel sanatının kurulup, geliştirilip ve yaygınlaştırıldığı dönemdir.
Bugün kullanılan müzik terimleri ve kavramlarının çoğu barok müzik döneminde ortaya çıkartılmıştır.
Yani oldukça önemli bir yere sahiptir.
Yine bir örnekle geliyorum.
Günümüzde hala barok tarzı eserler veren müzisyenler vardır.
Örneğin ünlü İsveçli gitar virtüözü Ingvi Malmsteen.
Tarzı biraz senfonik metal işte speed ve power metal olarak geçiyor.
Eğer bu tarzı seviyorsanız ve kendisini bilmiyorsanız albümlerine bir göz atın.
Ve özellikle Japon Filharmoni Orkestrası ile olan kayıtlarını dinleyin hatta izleyin.
Bana teşekkür edeceksiniz.
Eğer bu tarzı sevmiyorsanız dinlediğinizde kulaklarınız çınladığı için.
Benim de kulaklarım için notacaksınız.
Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Kendinize güzel bakın.
Sanatla kalın. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
