
İspanya’nın Zaman Tünelinde Bir Sanatçının Hikayesi: Goya
6 Aralık 2023 · 36 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
İspanya’nın tarihine, devrimlerine, savaşlarına, taht kavgalarına ve engizisyona ışık tuttuğumuz bu bölümde Goya’nın hayat mücadelesini ve yaşamını sizler için anlatıyorum. Aslında bu bölüm bir sanatçının biyografisinden çok daha fazlası.
Instagram: belleginlambasipodcast
Reklam ve iş birlikleri için: belleginlambasipodcast@gmail.com
Transkript
Altyazı M.K.
Belliği Lambası'na hoş geldiniz arkadaşlar.
Ben Eda. Bir önceki bölümde romantizm akımından bahsetmiştik.
Bu bölümde de o akımın içerisinde dahil olan İspanyol temsilcimiz Francisco Goya'dan sizlere bahsetmek istiyorum.
Bakalım bu adamcağızın nasıl bir hayatı varmış?
Lafı çok uzatmadan hadi hemen başlayalım.
Francisco Goya, romantizm akımının İspanyol temsilcisi olarak ilk modern sanatçılardan biri olarak biliniyor kendisi.
18. yüzyılın sonu ile 19.
yüzyılın başında İspanya'nın yaşadığı o kargaşayı resimlerine aktaran bir ressam aslında.
Sezgisi oldukça kuvvetli bir adam bu nedenle insan deneyimini hem gözlemlediği biçimiyle hem de hayal gücü ve beceriyle yorumlayarak resim yapabilmenin yeni yollarını aramıştı.
1746 yılında doğmuştu Goya ve aslında bakacak olursak doğduğunda İspanya'nın altın çağı olarak bilinen çağı neredeyse 100 yıl önce sona ermişti.
Düşünce, bilgi ve davranışta çarpıcı değişikliklerin ve devrimlerin gerçekleştiği bir çağda yaşıyor aslında Goya.
Peki nasıl bir çağydı bu?
Hadi biraz özetleyelim, biraz tarihe gidelim.
Goya doğmadan 63 yıl önce İspanya kralı 5.
Felipe'ydi ve bu kral aslen Fransızdı.
Doğal olarak da Fransa ile diplomatik bir yakınlığı vardı bu kralın.
1701 yılında başlayıp tam 13 yıl süren İspanya veraset savaşından sonra Kral Felipe İspanya yapısını çok büyük ölçüde değiştirdi.
Ülkeye oluşturan farklı krallıkların tarihten gelen o farklı hak ve ayrıcalıklarını ortadan kaldırdı ve krallıkları birleştirdi.
Felipe öldükten sonra da tahta oğullarından 6.
Fernando ve sonra da diğer oğlu 3.
Carlos geçti. Ve her ikisi de reformları devam ettirmek, işte İspanya'nın...
yeniden refaha kavuşmasını sağlamak istemişti.
Ta ki 3. Carlos'un oğlu 6.
Carlos tahta geçene kadar.
6. Carlos kendinden önceki kralların reformlarını Tersine çevirmişti.
Ve bu durum tahmin edersiniz ki ülkenin ilerlemesini engellediğinden endişe yaratmaya başlamıştı.
6. Carlos'un zihinsel engelli olduğuna da inanılıyordu bu arada.
Çünkü Count Godoy denilen hem başbakan olacak hem de askeriyenin başında olacak bir adamın boyunduruğu altındaydı.
Ve tutarsız davranışlar sergiliyordu.
Bu yüzden de tahttan zorla feragat ettirildi.
Yerine de oğlu 7.
Fernando tahta geçirildi.
Fransa'da imparatorluğunu ilan ettikten ve gösterişli bir şovla tacını giydikten sonra İspanyol sarayındaki bu çekişmelerden faydalanarak 1808 yılının bahar ayında ülkeyi işgal etti.
Birkaç ay içinde de kralı tahttan indirerek en büyük abisi Josefe İspanya kralı ilan etti.
Bu durum karşısında da doğal olarak Madrid halkı Fransız işgaline karşı ayaklanmıştı ve ülke çapında artık isyanlar baş göstermeye başlamıştı.
Ve bu isyanlarda İspanyol bağımsız Bir diğer adıyla Yarımada Savaşı'nı başlattı.
Sonuç olarak deli kral Carlos'un oğlu Fernando yeniden kral oldu.
Ama ülke ekonomisi çoktan ciddi bir yer almıştı.
Yani politik kargaşanın mağduru olmayı da sürdürüyor sonrasında bu kral.
Gördüğünüz üzere Goya tüm bu karmaşanın ortasında büyüyor arkadaşlar.
Muhtelif kralların saray ressamı olarak çalışarak ülkedeki en büyük ressam olmayı ve ünlenmeyi başarıyor tabii ki.
Aslında mütevazi başlayan bir yaşantıya sahipse ancak daha sonrasında alışamıyor.
Şimdi biraz çocukluğunu yiyelim.
Doğumundan ölümüne kadarki bir yaşantısına bakalım.
Tam adıyla Francisco José de Goya Lucientes, 30 Mart 1746 yılında İspanya'da özerk bir bölge olan Aragon'un başkenti Zaragoza'da Juan de Dotos adında bir köyde doğuyor.
6 çocuklu ailenin 4.
evladı. Annesi Gracie adında düşük kademeli bir soylu, babası ise José adında bir varak ustası.
O dönemde varaklı eşyalar.
Kamusal binalar, kiliseler ve evler de çok kullanıldığı için aslında karlı bir meslek olarak görülüyor.
Bu yüzden orta sınıf bir aileye mensup diyebiliriz.
Çocuk yaşlarken ailesi Zaragoza'ya taşınıyor ve Goya'da sanatsal yeteneğini ilk kez burada keşfetmeye başlıyor.
Bu arada resim yapmaya başlamasına ilişkin çok fazla anlatı var.
Hangisi kesin bilemiyoruz tabi ki.
Ancak en popüler olanı Goya'nın ucu yanmış bir çubukla kaya üzerine domuz figürü çizmesi ve yoldan geçen bir rahibin onu görüp resim dersleri alması konusunda ailesini ikna etmesi.
Bir diğer rivayete göre de babası onun çizimlerini görüp yeteneğini keşfediyor.
Gerçek nedir bilemiyoruz tabi ama sonuç olarak Goya, yoksul fakat yetenekli çocuklara ücretsiz veren eğitim sunan kilise kulu Escoelas Pias de San Anton'da öğrenim görmeye başlıyor.
Ben bu isimleri bu bölüm boyunca asla söyleyemeyeceğim bu arada şimdiden uyarıyorum.
Benden çıksın. Bu arada o dönemde İspanya'daki eğitim sistemi Avrupa'nın biraz gerisinde.
Ancak San Anton pek çok İspanyol okuluna göre çok daha iyi bir eğitime sahip.
Zaten Goya'da bu okulda iyi bir eğitim görüyor.
Ve şöyle de bir şey var yaşadığı dönem itibariyle sanatçılara çok değer veriliyordu.
Çünkü Antik Roma'ya ait olan Pompei ve Herculaneum şehirleri Vesuvianardağ'ın patlamasıyla yok olmuştu.
Ancak işçiler 1738 yılında burayı keşfediyorlar ve planlı arkeolojik kazılarla başlanıyor işe.
Sonucunda da Pompei ortaya çıkartılıyor.
Bu durum da Antik Roma sanatı ve eserlerine Avrupa çapında bir ilgi patlamasına sebep oluyor.
Buna ek olarak aristokrasi ve orta sınıf insanlar sanatçıları artık çok daha fazla desteklemeye başlıyorlar ve sanatların zenginleşmesine fırsat tanıyor.
Varlıklı ve genç aristokratlar seyahatlere çıkarak artık Avrupa'nın farklı yerlerindeki sanatı, mimari ve kültürü deneyimlemeye başlıyor ve kendi ülkelerine de döndüklerinde ülkelerinin tanınmasını ve kültürel sanatlarının
yayılmasını sağlamak için sanatçıları destekleyerek onlara hamilik yapıyor.
Goya 13 yaşına geldiğinde dönemin ünlü sayılabilecek sanatçısı Ve onun atölyesinde çıraklık yapmaya başladı.
Ünlü sayılabilecek diyorum çünkü o yıllarda İspanya'da halka açık galeriler ya da müzeler yoktu.
Özellikle Zaragoza bölgesinde Luzan tarafından çırak olarak kabul edilmek prestijli bir durum.
Ancak Goya orada aldığı eğitimden çok memnun değildi.
Çünkü eğitimi fazla tek düze buluyordu.
İtalyan, Fransız ve Flaman gravürlerini kopyalamaları gerekiyordu ilk başta öğrenime devam etmeleri için ve gelişmeleri için.
Alçı modellerden çizim yapmaya geçmeleri aylar sürüyor.
Çıplak modelden çalışmak gibi bir gelenek.
Prüten İspanya'da söz konusu bile değil.
Modeller her zaman giysiliydi ve yine bu alçı modellerden çalıştıktan çok daha sonra canlı modelden çalışabilecek hale geliyorlardı.
Bu yüzden Goya o derslerden hiçbir şey öğrenmediğini yıllar sonra dile getirmişti.
Yine de bu atölyede dönemin hakimi olan geç barok ve rococo üsluplarında eğitimleri aldı.
Tuval hazırlamayı ve yağlı boyayla çalışmayı öğrendi.
Boyaları öğüterek ustalaşmaya başladı aslında ki o dönemlerde hazır boyalar yoktu malum.
Peki nasıl yapılıyordu bu boyalar?
Elle nasıl bir insan boya üretebilirdi o dönemin yokluğunda?
Şöyle o dönemde en sık kullanılan boya malum yağlı boyaydı.
Sanatçılar bu renkleri elde etmek için çeşitli mineraller, bitki özleri veya hayvan Örneğin mavi pigment elde etmek için lapis lazuli taşını örtürlerdi.
Parlak kırmızı bir pigment içinse vermilyon adı verilen kırmızı kurşunu kullanırlardı.
Hatta yağlı boya renklerinde vermilyon adında bir kırmızı da vardır.
Çok sık kullanırız bu rengi.
Kravay adlı bir böcekten de kırmızı tonunu elde ederlermiş bu arada.
Yeşil pigment için tahmin ettiğiniz üzere bit gözlerini kullanıyorlardı.
Fakat bakır levhaları asetik asit içinde bekleterek de yeşil tonunu elde ederlerdi.
Sarı için demir oksidin bir türü olan sarı oşer ya da toprak kil veya minerallerin öğütülmesiyle elde ederlerdi sarı rengi.
Beyaz içinse kireç taşı veya kurşun karbonat.
Siyah içinse... Kömür kullanırlardı.
Bu renkleri karıştırarak da zaten bütün renkleri elde ederlerdi.
Bu pigmentleri öğütmek için de genellikle normal bir taş veya metal bir öğütme taşı kullanırlardı.
Hatta bu taşı mürekkep taşı da deniliyor.
Öğüttükleri bu pigmentleri de bağlayıcı bir madde olan keten tohumu yağı ya da ayçiçek yağı ile tekrar öğüterek homojen bir boya karışımı elde ediyorlar.
Ve bu boyaları da kapaklı kutularda saklayarak muhafaza ediyorlar.
Böylelikle kurumasını da aslında engellemiş oluyorlar.
Ki zaten yağlı boya çok geç.
kuruyan bir boya. Goya da kendini geliştirmeye usta sanatçılar tarafından yapılmış gravürleri kopyalayarak başlıyor.
Çalıştıkları gravürler arasında Diego Velasquez ve Rembrandt'ın eserleri de var ki bu usta ressamlar Goya'yı kariyeri boyunca etkilemişlerdi zaten.
16 yaşındayken ilk siparişini vaftiz edildiği kiliseden alıyor.
Bu arada garip bir şekilde dönemin en yaratıcı ve yenilikçi sanatçılarından biri olmasına rağmen resim yapmayı bir tutku olarak görmüyordu Goya.
Ona göre bu yalnızca bir meslekti.
Örneğin Aula Bu arada İspanya'da
koyu katolik bir anlayış hakimdi o dönem ve resimde dini konular üstün görülüyordu tahmin ederseniz ki.
Sanatçılar için kilise saraydan sonra en önemli işverende.
O dönemde İspanyol engizisyonu düşüşe geçmiş olsa da ibadete aşılayan betimlemeleri...
Doğal olarak tercih ediyorlardı her zaman.
Goya'da dini içerikli siparişlerin kendisine itibar kazandıracağını farkındaydı.
Ancak o tarihte maalesef akademik onay almamış bir sanatçının başarılı bir kariyere sahip olması birazcık güçtü.
Kilisede önüne gelen sanatçıya sipariş vermiyordu tabii ki bu konuda çok seçiciydi.
Goya'da akademik onay almak için Madrid'de bulunan San Fernando Kraliyet Güzel Sanatlar Akademisi'ne başvuruyor ve bu akademi 3 yılda bir yarışma düzenleyerek kazananlara burs sağlıyordu.
Ancak 2 kere girmesine rağmen kazanamamıştı.
20 yaşında yetenekli olmasına rağmen kazanamamasının verdiği hayal kırıklığıyla İspanya'da kalmaktansa İtalya'ya gidip orada eğitim almayı kafaya koyuyor.
Ancak seyahati için gerekli parayı 4 yılda biriktirebiliyor Goya.
Biriktirdiği parayla da İtalya'ya gidip orada 2 yıl geçiriyor.
İlk yılında Roma'da kalıyor ve burada barok ve rönesans başyapıtlarının etütlerini yapma fırsatı buluyor.
Tam da hayalini kurduğu gibi.
Yeni klasikçi yani neoklasikçi üslubu öğrenme fırsatı buluyor.
Ancak bu üslubun kendisine uymadığını bu süreçte fark ediyor.
İkinci yılında da Kuzey İtalya'da kalıyor.
Burada Parma Akademisi'nin düzenlediği bir yarışmaya katılıp ikinci oluyor.
Tabi jüri üyesi tarafından takdir de ediliyor.
Daha sonra Zaragoza'ya geri dönüyor.
Geri döndükten sonra da artık bir dizi fresk parşi almaya başlıyor.
Artık bu alanda ustalaştığını kanıtlıyor oradaki işverenlere.
Bu arada fresk tekniğinden ya da fresko olarak da bilinen teknikten Michelangelo bölümünde bahsetmiştim.
Duvara yeni sürülmüş ıslak kireç sıvı üzerine suda çözülen boyalarla uygulanan bir tekniktir.
Boya sıvı kururken duvarla bütünleştiği için uzun ömürlü bir resim haline geliyor.
Yani o boyayı kazısanız da altından resim çıkmaya devam ediyor.
Tabii ki bu işin en önemli kısmı ellerin titrememesi.
Çünkü hataya yer vermeyen bir tekniktir fresk tekniği.
Siparişlerini tamamladıktan sonra da dini içerikli resimlerle beyni toplamaya başlıyor artık.
Hatta öyle ki Zaragoza'da dini içerikli fresklerin ressamı olarak tanınmaya başlıyor.
Ve akademik eğitim almamış olmasına rağmen 27 yaşında eski ustası Luzan'dan çok daha fazla para kazanmaya başlıyor.
Bu arada İspanya'ya döndükten 2 yıl içerisinde maalesef annesini ve babasını kaybediyor.
Ve yalnız da kalmamak için hani artık kendine bir hayat kurmak için Luzan'ın atölyesinde tanıştığı bir arkadaşının yani daha doğrusu yakın bir arkadaşı olan Bayo'nun kız kardeşi Josefa ile evleniyorlar.
Evlendikten 1 yıl sonra da kariyeri beklenmedik bir şekilde yön alıyor.
Artık Zaragoza'nın en başarılı sanatçısı haline geliyor.
Bunun üzerine de arkadaşı Bayo sayesinde dönemin en ünlü sanatçılarından sarayın baş ressamı.
olan Alman ressam Mengs Goya'yı Madrid'e davet ediyor.
Arkadaşı Bayeux da o sıralar saray ressamlığı yapıyordu ve bu o dönem için çok büyük bir başarıydı.
Yani saray ressamıysanız ya da kralın baş ressamıysanız sırtınız yere gelmezdi çünkü.
Gel gelelim Goya, Manx'in egemenliği altında bir süre çalışıyor fakat neoklasik üslubu tam benimseyemiyor.
Ve Manx'in ölümüyle Kraliyet Akademisi tarafından oy birliğiyle İspanya'nın en prestijli sanat kurumuna üye olarak seçiliyor.
Tabii ki bu süreç onun için çok kolay olmamış.
Önce saray ressamı olmak için krala bir dilekçe yazmış üçüncü kişinin ağzından.
Ancak saray ressamlığına kendisinden 10 yaş büyük biri seçilmiş.
Manx de ölmeden önce kraliyet halı fabrikasının yöneticiliğini yapıyordu ve Goya'yı çağırmasının bir nedeni de zaten kraliyet halıları için desen tasarımı yapmasını istemesi.
Ki Goya gibi birden fazla sanatçıyı çağırarak hem onlara bir kariyer sağlıyordu aslında hem de kendine yardım etmelerini sağlıyordu.
Ancak öldüğü için kraliyet halı fabrikasından gelen tüm siparişler geçici olarak durdurulmuştu.
Ve o sıralar Goya'nın eşi Josefa da dördüncü çocuğunu hamileydi.
Bu arada Josefa gerçekten talihsiz bir kadın çünkü çok fazla çocuk doğurduğu söyleniyor.
Ancak bu çocuklardan sadece bir tanesi yetişkinliğe adım atabiliyor.
Zaten Goya da onu hiç tanıyamıyor.
Geçimini sağlamak adına son çare olarak akademiye başvurmak durumunda kalıyor ve akademiye sunacağı çalışma içinde istemeyerek geleneksel temaya uygun ve akademik ideallere uygun dini resimlerden oluşan kusursuz
bir çalışma yapıyor. Bu arada istemeyerek diyorum tahmin edersiniz ki çünkü serbest çalışmalar çok uygun görülmüyor o dönemde.
Yani ya aristokrasinin Portreleri ya da işte soylu insanların portreleri gibi resimler rövanşta olduğu için hiç kimse sıradan bir insanın resmini yaptırmıyor.
Ve bu ressamlar sipariş üzerine çalışıyor tahmin edersiniz ki.
Kraliyet Akademisi üyeliğine kabul edildikten sonra Madrid'in soyluları arasında kendine bir yer edinmeye başlıyor ve yeni hamile edinmeye odaklanıyor.
Hatta bu süreçte soyluların portrelerini yapmaya başlıyor.
Artık yavaş yavaş ün kazanmaya başladığı yere geliyoruz.
Goya'nın diğer ressamlara göre çok güzel bir yeteneği var bu arada.
o da koşullara ve aldığı siparişlere göre üslubunu değiştirebilmesi.
Bu yönü de iyi bilindiğinden 1785 yılında Kraliyet Akademisi'nde resim bölümü müdür yardımcılığına getiriliyor.
Bir yıl sonra da kralın saray ressamlığına tayin ediliyor.
Artık ülkenin en saygın vatandaşlarından sipariş alabileceği anlamına geliyor bu durum.
Yıllarca eğitimsiz bir zanaat olarak göz ardı edildikten sonra artık nihayet yepyeni kültürel ve entelektüel çevrelerin arasında yerini...
Daha sonra kraliyet ailesi tarafından kullanılan San Francisco El Grande kilisesinin altar panosunu resimlemek üzere görevlendiriliyor ki o dönemki bir ressam için böyle bir görev çok güzel üstün bir görev.
Bunu izleyen siparişlerde de artık kontlardan ve ailelerinden ya da işte aristokratlardan ve soylulardan portre siparişleri almaya başlıyor.
Portrelerden ve akademiden yıllık 12-13 bin riyal kazanıyor ama bu durumdan oldukça şikayetçi Goya.
Ta ki kralın ressamı olarak atanana kadar.
Atandıktan sonra yıllık gelirinde tam 15 bin riyalık bir artış oluyor.
Peki bu paraya ne yapıyor biliyor musunuz?
7 bin riyale Madrid'de yalnızca 3 tane bulunan İngiliz yapımı 2 tekerlekli bir atlı araba alıyor ve nehre bakan pahalı bahçeli bir ev alıyor.
Yani hangi dönemde yaşıyor olursanız olun bir ev bir araba mantığı her daim var bence.
Buradan onu anlayabiliyoruz.
Ve tabii ki ünlenmesinin de getirdiği gururla artık resimlerini Francisco Goya adıyla imzalıyor.
Sipariş üzerine sipariş almaya devam ederken artık ressamlığını yaptığı kral 3.
Carlos ölüyor ve yerine 6.
Carlos geçiyor. Bu demektir ki arkadaşlar İspanya'ya artık kötü günler bekliyor.
Bölümün başında da bahsetmiştim hatırlarsanız o yaşananlar tam olarak işte bu döneme denk geliyor.
İspanya zayıf bir kral, bencil bir kraliçe ve vizyonsuz denilebilecek derecede diplomasi anlayışından yoksun bir başkanla bir kez daha çöküşe geçmeye başlıyor.
Tabi yönetim içindeki ve ülke genelindeki fikir ayrılıklarına rağmen Goya'nın kişisel durumu iyileşmeye devam ediyor.
Daha taç giyme töreni hazırlıklarının yapıldığı dönemde yeni kral ve kraliçeden birkaç portre siparişi bile alıyor.
Onları ayak uydurmak isteyen aristokratlar da aynı şekilde Goya'ya kendi portrelerini siparişlerini verdirtiyor.
Yeniden saray ressamı olarak daha doğrusu kralın baş ressamı olarak atıyor.
Artık bu durum ona maaş artışıyla birlikte krala yakın ilişkileri de beraberinde getiriyor tabii ki.
Yani her şey onun için çok yoluna gidiyor.
Ta ki teşhisi konulmamış bir hastalık yüzünden sık sık elden ayaktan düşene kadar.
1777'den itibaren Goya belli aralıklarla nöbetler geçirmeye başlıyor arkadaşlar.
Ağrılar, mide bulantıları ve bayılmalar yaşıyor.
Bu yüzden birazcık da dinlenmek için 1792 yılında Bir
Gidiyor hatta. Martinez tıpkı Goya gibi bu arada becerileri sayesinde refah kavuşan başarılı bir tüccar.
Aynı zamanda çok büyük bir sanat koleksiyoneri.
Yani Velázquez, Rubens, Manx gibi sanatçıların resimlerine ve antik heykellere sahip bir koleksiyonerdi o dönemde.
Goya'dan da kendi postresini yapmasını istemişti.
Bu yüzden Goya onun yanına gidiyor.
Ancak orada hastalığını yükselttiği için yanında kalıp dinlenmeye başlıyor.
Durumu da oldukça ağırlaşıyor hatta bu dönemde.
Böyle kafasının içinde sürekli şiddetli bir uğultu duyuyor ve dengesini kaybediyormuş gibi hissediyor.
Hatta baş dönmesi mide bulantılarının yanında böyle bayılma nöbetleri geçiriyor ve zaman zaman kısmi körlük de yaşıyormuş.
Nihayet biraz daha toparlanmaya başlamış tabii ki ancak gücünü topladığında hastalığı onu tamamen sağır bırakmıştı.
Ve o bu süreçleri yaşarken Paris'te Fransız devrimi devam ediyordu bir yandan.
Hatta Kral XVI. Louis idam edilmişti ve bu idamın sonucunda da İspanya ve Portekiz kralları dehşete kapılıp Avrupa'nın diğer hükümdarlarıyla birlikte Fransa'ya karşı birleşiyorlar.
Buna karşılık olarak da Fransa, Avusturya, Prusya, Büyük Britanya ve Hollanda'ya daha sonra da İspanya'ya savaş ilan ediyor.
Bu devrimin yarattığı sonuçlardan biri de bu arada 4.
Carlos'un İspanya'daki sansür kanunlarını daha da sert hale getirmesi.
Fransa'daki olaylara atıfta bulunan ne kadar dergi, baskı, işte gazete varsa başbakana gönderiliyor.
Yani onun denetiminden geçiyordu bunlar.
Ve şehirde ikametgahı bulunmayan herkes Madrid'i terk etmeye zorlanıyordu.
Engizisyon da yeniden yürürlüğe sokulmuştu.
Doğal olarak Goya ve diğer pek çok insan bu durumdan endişeliydi.
Çünkü kuşku ve Ve dehşet dolu günlere geri dönüş olarak görüyorlardı bu olayları.
Goya Kadiz'de kaldığı süreçte dinlenirken üretmeye devam etti tabii ki.
Ancak ailesi ve yakın çevresi dışında ürettiği resimleri hep dolaplarda saklıyordu.
Sonradan bu resimler gün yüzüne çıkacak, eleştirilere maruz kalacak ve sergilenecekti.
Eleştirilere maruz kalacaktı diyorum çünkü bu kabine adı verdiği resim serisi geleneksel üsluba çok aykırı resimlerden.
Daha doğrusu gravürlerden oluşuyordu.
İçeriğinde iblislerden, şeytanlardan, cadılardan ya da simgesel şeylerden işte eşek gibi atıflardan eşek gibi derken bu arada eşek resimleri hatırlarsanız cihaleti simgeleyen resimlerdi ki bu
gravürler arasında eşek resimleri de vardı.
Ve saray skandallarını bile eleştirer bir biçimde resmediyordu Goya.
Hatta Engizasyon Mahkemesi'nin de dikkatini çekmeyi başarmıştı bu resimlerle ama daha sonrasında tabii ki her baskıyı dışarıdan toplatıp hiçbir şey olmamıştı.
gibi davranmaya devam etti.
İspanya'nın en başarılı sanatçısı olarak görüldüğü için aynı zamanda hastalığı nedeniyle kaybedecek bir şey olmadığını düşündüğü için sanat aracılığıyla kişisel ve bağımsız sözlerini dile getirebiliyordu.
Birçok insan bu sayede onu zamanının en ilerici ve özgün sanatçısı olarak örnek almaya başlamıştı.
Ayrıca 4. Carlos'un hükümdarlığında saraydaki en güçlü figür kraliçeydi.
Beğendiği kişileri anında kariyerini de yükseltiyordu ki Goya da bunların arasındaydı.
Böylelikle aslında kariyerini sağlama almıştı ve İspanya'nın en nüfuzlu sanatçısı haline gelmişti.
Diğer sanatçılar ve soylular onu Avrupa'nın en büyük ressamı olarak görüyordu artık.
Kral ve kraliçenin dışında birçok sipariş almaya devam etti.
Hatta soylular ondan saraylarını süslemesini dahi istemişti.
O dönemde Goya'nın yaptığı bir portreye sahip olabilmek hem çok prestijli hem de çok maliyetli bir şeydi.
Genç sanatçılar ondan yeni bir şeyler öğrenebilmek için birbiriyle yarışır haldeydi.
Kendinden önce Velazquez ve Rembrandt'ın ulaştığı ustalık seviyesinde görülüyordu artık.
Önce muhteşem bir sanatçı ol sonra ne istersen onu yapabilirsin.
Ama önce sanat demişti bu konuda.
Bu arada Kadiz'de yaşadığı dönem onun için korkunç geçse de bu bölgenin güzelliği ve ışığı Goya'yı adeta büyülemişti.
Empresyonizmde bunu çok görürüz.
Bir bölgenin güzelliği ve ışığı iyiyse ressamlar için mükemmel bir tuval demekti.
Bu mükemmel bir resim demekti.
Bu yüzden ressamlar uzun yürüyüşler yapar, bol bol seyahat ederlerdi yeni bölgeler keşfetmek için.
Çünkü doğa en büyük ilham kaynağıydı.
Goya'da Kadize'ye aldığı bir sipariş üzerine yeniden döndü.
Bu arada Kraliyet Sanat Akademisi müdürüydü ancak hastalığını bahane ederek bu görevden ayrıldı ve daha özgün resimler yapmaya başladı artık.
Kendi duygularını ve düşüncelerini yansımaya daha fazla çabaladı ve daha önce hiç almadığı kadar sipariş almaya başladı bu dönemde.
Hatta cadılıkla ilgili resimlerini de bu dönemde yaptı.
Osuna dükü ve düşesinin istekleriydi aslında bu cadılık resimleri çünkü o dönemin çok popüler bir konusuydu malum.
soylular için çalışıyordu.
Dini resimlerine de tamamen ara vermişti.
Kral ve kraliçenin resmi portrelerini yapmakla da görevlendirildi.
Daha sonra tüm kraliyet ailesinin toplu portresini yapmasını istendi.
Ancak bu resmi Goya oldukça eleştirel yapmıştı.
Yani resmin maksadı çok sorgulandı arkadaşlar.
Çünkü Goya, kral ve kraliçe ve diğer ana figürleri oldukça çirkin, gösterişli ve aptal gibi göstermişti.
Yani hiçbir şekilde güzel göstermeye çalışmamıştı.
Çocukları ise tam tersine saf ve masum betimlemişti.
Açıkça yermişti anlayacağınız.
Ancak kraliyet ailesi tarafından çok sevilmişti.
Orası ayrı, duvarlarda sergilemişti kraliyet ailesi bu resmi.
Tabi daha sonra artık Goya saray yaşamından daha doğrusu saray resmi yavaş yavaş elini ayağını çekiyor.
Çünkü zaten artık ünlü bir ressam ve çok sayıda portre siparişi aldığı için geçim derdi kalmamıştı.
Sağlığına rağmen İspanya'nın baş ressamı olmasıyla tam olarak amaçladığı serveti, statüyü ve hayranlığı kazanmayı başarmıştı.
Bu yüzden artık saraya hizmet vermek zorunda olduğunu hissetmiyordu.
Bu arada bu bahsettiğim süreçler Napolyon'un İspanya işgalinin hemen öncesi.
İspanya'nın işgalinden sonra Napolyon, Josef'i İspanya'nın başına geçirmişti kral olarak ancak Goya bu konuda çok tarafsızdı.
Bir taraftan İspanya'nın kültürüne ve geleneklerine sadıktı ancak diğer taraftan da Josef'in ve Napolyon'un getirdiği reformlar ve yenilikler yeni İspanya'nın gelişmesi için uygun gibi görülüyordu.
Bu arada Napolyon İspanya'ya girdiğinde Goya 62 yaşındaydı.
6 yıl sonra da her şey bittiğinde 1808'de yaşanan o ilk günleri halkın Fransızlara karşı ayaklandığı ve Napolyon'un ordusu tarafından vahşice durdurulduğu zamanları Goya kayda geçirdi ki
bunlar Goya'nın en meşhur iki resmi olacaktı.
3 Mayıs 1808 adlı resmi ki Goya Resmin konusunun yoğunluğunu ve şiddetini yumuşatmaya asla çalışmadı.
Olduğu gibi resmetti bütün katliamı ki sanatçıların fikirlerini kasten sakladıkları bir dönemdi.
O ancak Goya alışılmışın dışında bir davranış sergileyerek resimlerinde en derin duygularını sıklıkla ifade etmişti.
Bu arada Goya'nın iki adet resmi var.
Çıplak Maya ve Giyinik Maya adlı.
Goya bu resimlerde aynı kadını hem çıplak bir şekilde hem de giyinik bir şekilde tasvir etmişti.
Ve bu resimleri o dönemin başbakanı çok da sevilmeyen başbakanı Godoy için yapmıştı.
Ki şöyle de bir durum var arkadaşlar.
O dönemin İspanyası'nda tahmin edersiniz ki resimde çıplaklık imgesi kilise ve Engizasyon tarafından yasaklı.
Ama Godoy ve Goya bunun bilincinde.
Ki zaten Engizasyon tarafından bu resimlere el koyuluyor sonrasında.
Hatta mahkeme Goya'yı çağırarak resmi sipariş edenin kim olduğunu ve kimin modellik yaptığını soruşturdu.
Ancak Goya'nın ne yanıt verdiği bilinmiyor.
Sonuç olarak da yaşamına hiçbir şey olmamış gibi devam ediyor.
Demek ki affedildi bir şekilde.
Peki sonrasında neler oluyor?
Sonrasında Goya hala saray ressamı olarak bilindiğinden Napolyon tarafından diğer ressamlarla birlikte zorla sadakat yemin etmek zorunda bırakılıyor.
Ve bu durumun sonucunda da tabi ki Joseph'in Madrid kenti alegorisi adı verilen bir ve Fransız yönetimdekilerinin portrelerini yapmak durumunda kalıyor.
Kral Josef de ona sadakatinden dolayı kraliyet nişanını hediye ediyor.
Sonuç olarak İspanyol ve Fransızların portrelerini yapmayı sürdürerek Fransız işgalinde saray ressamı olarak çalışmaya Devam ediyor Goya.
Peki bu adam sadece porteler ve dini tasvirleri mi yaptı?
Tabii ki hayır. Mayaları konu edindiği çalışmaları içeren bir dizi resimle ve savaşın felaketleri adını verdiği baskı serisiyle de uğraşıyordu bir yandan.
Ki baskı serileri çok ünlüdür aslında.
Gerilla savaşında İspanyoların yüreklerinden taşan o nefreti yansıtmayı amaçlar bu resimlerde.
Ancak bunu... oldukça tarafsız bir biçimde yansıtmıştır.
Napolyon'un ideallerine ve İspanyol inançlarına yönelik partizanca bir yaklaşım göstermez.
Hatta ne Fransızlar ne de İspanyolları yüceltir.
Ne bir kahraman tasvir eder ne de bir cani.
Yalnızca iki tarafın katliam ve zulüm sahnelerini gösterir ki bu durum sanata yepyeni bir açılımdır.
Bu resimlerde yalnızca azabın, kaosun ve vahşetin evrenselliği yansıtılır.
Hatta öyle ki sanki bu resimleri Goya bizzat oradaymış da yaşamış görmüş Sonra 1812 yılında Goya'nın eşi Josefa hayatını kaybediyor ve bu sırada da Napolyon
Rusya'ya başarısız bir sefer düzenliyor.
Avrupa'da birkaç kez zafer kazanmış olan Wellington dükünün komutasındaki Britanya ordusu Madrid'e giriyor ve Fransızların elinden İspanya'yı geri alıp yeniden İspanyolları iade ediyor.
Bunun sonucunda da İspanyol parlamentosu toplanarak Goya'nın 1812 Anayasası Alegorisi adlı anıtsal resmiyle tarihe kaydettiği liberal bir anayasa hazırlıyor.
Bu durum ülkenin geleceğine ilişkin umutlarını da yeniden yaşartan bir gelişme oluyor onlar için.
Ertesi yılda Napolyon mağlup ediliyor ve İspanya'nın başındaki Joseph de tahttan indiriliyor.
Fernando İspanya kralı olarak yeniden tahta çıkıyor.
Tabi akıllandılar mı? Pek değil.
Çünkü Fernando parlamentonun aydın görüşlerini paylaşmayan bir kral hatta ve hatta anayasayı yürürlükten kaldırarak eski despot Bourbon yönetimini ve Engizisyon'u yeniden tesis ediyor.
Fransızlarla yakınlık kurduğu düşünülen herkes Engizisyon tarafından tutuklanıyor ki bu durumda kütlesel bir göçe neden oluyor.
Binlerce insan yıllarca uğruna çarpıştıkları ülkelerinden kaçmak durumunda kalıyor.
Tabi Goya ne yapıyor? Goya İspanya'da kalıyor ama çıplak maya resmi yüzünden kime sadık olduğu konusunda bir sorgulama geçiriyor.
Fransız işgalcilerle herhangi bir şekilde ilişki kurduğunu reddediyor.
Tanıkları da aynı şekilde Goya'nın lehini ifade veriyor.
Fakat yine de Fernanda Goya'ya kızgın oldukça ve ona düşman kesiliyor bu olaylar yüzünden düşmanlığını da sürdürüyor.
Ama sürdürse de Goya saraydan resmi maaşını almaya devam ediyor.
Gelelim 1808 resimlerine.
Goya 2 Mayıs ve 3 Mayıs tarihli modern çağın ilk resimleri olarak görülen resimleriyle çığırlaşmış bir sanatçıdır ki 3 Mayıs...
Tarihli resmi özellikle bunu kanıtlar nitelikte.
Savaşın anısına yapmıştır bu resimleri.
2 Mayıs resminde Mısırlı paralı askerlerin İspanyol isyancılara saldırdığı anı betimliyor.
3 Mayıs'ta ise ayaklanmanın hemen ardından sabahın ilk saatlerinde İdam mangasının tutsakları dar alanda sıkıştırıp silah doğrulttuğu anı betimliyor Goya.
Yerdeki fener dramatik bir ışıkla aydınlatılmıştır ve tutsaklara doğrudur bu ışık.
Hükümlülerin ortasında da bir figür vardır arkadaşlar ve bu figür yerde kanlar içinde yatan ölü mahkumların arasında dizleri üstünde kollarını böyle iki yana açmış bir şekilde vurulmayı beklerken resmedilir.
Masumiyetin simgesi olarak da beyaz giysiler içinde resmeder Goya bu figürü.
Tarihe damgasına uğran bir eserdir.
diyebiliriz ki instagrama da resmini ekleyeceğim beni oradan da takip etmeyi unutmayın Bu arada bu resimler Dost ve Mayo ayaklanmasının birer tasviri ve bu resimleri yaptıktan sonra saray ressamlığından
da alınıyor Goya. Fernando'nun gözünden düştüğü için artık kralın gözde ressamı olarak görülmüyor.
Bu tarihten itibaren de artık daha az sipariş almaya başlıyor.
Hatta daha çok boğa güreşlerinin resimlerini yapmaya başlıyor.
Ancak boğa güreşleriyle değişken bir ilişkisi vardı Goya'nın.
Ülkesinin ulusal sporu olduğu için ki olmaz olsun böyle spor kimi zaman soylu ve destansı bir gelenek olarak Bu arada
hiç Boğa Güreş'i izlediniz mi?
Sizce böyle bir şey spor olarak görülebilir mi?
Çünkü ben böyle bir zalimliğe anlam veremiyorum şahsen ve ilk izlediğimde şok olmuştum.
Onların sadece o kırmızı matadorların tuttuğu işte kırmızı pelerine koştuklarını biliyordum ama daha sonra onların matadorlar tarafından öldürüldüğünü bilmiyordum açıkçası.
Öğrendikten sonra da zaten aynen bu tepkiyi verdim.
Olmaz olsun ya böyle spor.
Yani herhangi bir canlının...
Canına bilerek kastedilen bir olay spor olmamalı bence ama yine de gelenek olduğu için de bu spor oturmaktan başka bir şey yapamıyoruz şu durumda.
Goya aynı zamanda çok cesur bir ressamdı.
Kilise ve Engizasyon hala çok güçlüydü çünkü o devirde ve Goya da onların yozlaşmışlığını ve onlar hakkındaki fikirlerini resmiyle beyan eden ilk sanatçıydı.
Kendini tehlikeli bir duruma sokmuştu çünkü her an tutuklanabilir ya da ölüme mahkum edilebilirdi.
İfade özgürlüğünün olmadığı bir dönemdi çünkü.
Düşünün yıl 1800'ler biz hangi yıldayız?
2024'e gireceğiz bir ay sonra.
İfade özgürlüğü nerede?
Neden bu kadar eğlendim bilmiyorum.
Goya bu tarz resimlerinde tövbe ayinlerini küçümsüyor ve antik çağlardaki o cadı avlarının barbarca uygulamalarıyla Engizisyon sorguları arasında görsel benzetmeler yapıyordu.
Hatta Aydın Kral 3.
Carlos ile Despot Kralları Fernando arasında tekinsiz ve tehditkar kıyaslamalar yapıyordu.
Aslında idam edilmemesi gerçekten bir mucize.
Ki bu resimlerden sonra onu yıllarca meşgul edecek kare resimler serisine başlıyor.
Peki bu adam kaç yıl yaşadı da bu kadar savaşa, devrime ve değişime?
Tam 82 yıl yaşıyor arkadaşlar Goya.
Hatta ölüme yaklaştığı anlarda gördüğü halüsinasyonların temsillerini yapıyor ki kara resimlerde bunları oluşturuyordu zaten.
Bu arada Goya ile Beethoven çok benzetiliyor.
Çünkü Goya geçmişle bağını somut olarak kopartan ilk ressamlardan biridir.
Müzikte de karşılığı çağdaş Beethoven olarak görülüyor.
İkisi de duyma yetilerini kaybetmiş ve ikisi de kendi sanat alanlarının geleneklerini reddederek kendilerini özgürce ifade etmişti.
Yeni yaratıcı sahalar açılmasına olanak tanıyan önemli ilerlemeler kaydetmişti.
Ve 19. yüzyılın başında da muhtemelen sağırlıkları yüzünden hissettikleri o yalnızlıkla bağlantılı olarak sezgileri daha da güçlenmişti.
Yaşamla ilgili artık sanatla ilgili daha önce nadiren sanatçıların yüzleştiği daha derin konulara değinmişlerdi.
Hatta dönemindeki diğer romantizm sanatçıları gösterişli eserlerini üretebilmek için afyon kullanımına başvuruyorlardı.
Ancak Goya'nın buna ihtiyacı yoktu çünkü o gördüğü halüsinasyonları kullanıyordu.
O karanlık ve tekinsiz düşlerini resmederken İspanya iç savaşa sürükleniyordu.
Eskiden olduğu gibi herkes yeniden tutuklanmaya başlandı.
Goya da bu durumdan oldukça rahatsız ve sıkılmış olmalı ki artık İspanya'dan kaçma planları yapmaya karar verdi.
Ancak resmi olarak hala kralın baş ressamıydı.
Bu yüzden hastalığını da bahane ederek kraldan izin aldı ve Paris'e kaçtı.
Yaşından dolayı da artık görme yetisi zayıflamıştı.
Fakat buna rağmen sanatında yeni denemeler yapmaya devam ediyordu.
ressamın üretiminin azaldığı yaşta Goya yaratıcı evresini devam ettiriyordu.
Paris'te kaldığı 6 yılın sonunda Madrid'e geri dönüyor ve saraya giderek artık 80 yaşına geldiğini, 3 kralın himayesinde tam 53 sene çalıştığını ve emeklilik maaşını hak ettiğini belirtiyor.
Kral da emekli maaşın bağlanmasını onaylayıp ressamın Fransa'da kalmasına izin veriyor.
Bu olaydan 2 yıl sonra Goya, inme geçirdi.
Yerde bilinci kapalı bir şekilde avucunda fırçasını sık herhalde bulundu.
Kendine geldiğinde ise sağ tarafı bütünüyle felç olmuştu.
Yaşam ve ölüm arasında tam 13 gün geçirdikten sonra sabaha karşı 2'de son nefesini verdi.
Fransa'daki bir mezarlığa defnedildi ancak naaşı daha sonra Madrid'de taşındı ve ilginç bir bilgi vereyim Fransa'daki mezarından çıkartıldığında kafatası yoktu hiçbir zamanda bulunamadı.
Ölümünün hemen ardından Goya tüm dünyada modern sanatın babası olarak anılmaya başladı ve o günden bu yana da en etkili sanatçılardan biri olmayı sürdürdü.
Tarihteki en esrarengiz sanatçılardan biriydi ve yaşamı boyunca İspanya içinde ve dışında çeşitli savaşlara, özellikle ülkesinde istilalara, işgallere, despot monarşilere ve engizisyona tanık
olmuştu. Üstüne üstlük bir de kişisel sorunlarla, açıklanamayan, neredeyse ölümcül hastalığıyla ve onu izleyen sağırlıkla mücadele etmişti.
Tüm bunlar sanatına yansıyarak resmini dramatik, çoğu kez rahatsız edici ve acımasızca eleştirel bir hale getirmiş ve bir o kadar da güçlü ve...
yaratıcı bir üslup geliştirmesine yol açmıştı.
Kendinden öncekilere hiç benzemeyen bir sanatçıydı Goya.
Karmaşık ruhunda uyanan duyguları sıklıkla, tartışmalı ve teşhiri riskli çalışmalarının çoğunda ifşa eden ilk ressamlardandı.
Cüretkar, yenilikçi ve çoğu zaman anlaşılması güç eserler üretmişti.
Uyguladığı birçok teknik ve bulduğu fikirler kendinden sonrakiler üzerinde de son derece etkili olmuş ve sonuç itibariyle sanat tarihinin tabiatını değiştirmişti.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Kendinize güzel bakın. Sanatla kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
