
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
İlk Türk kadın ressam Mihri Hanım’ın hayatını ve Türkiye’de kadın sanatçılar için neler yaptığını sizler için anlatıyorum. Keyifli dinlemeler.
Instagram: belleginlambasipodcast
Reklam ve iş birlikleri için: belleginlambasipodcast@gmail.com
Transkript
Herkese selam ve ilgilenmesine hoş geldiniz.
Bir süredir hatta çok uzun bir süredir kadınların sanat dünyasındaki rolüyle ilgili araştırmalar yapıyor ve bir takım sorgulamalar yaşıyorum.
Beni Instagram'dan takip edenler hatırlar belki Linda Loşle'nin yazdığı Neden Hiç Büyük Kadın Sanatçı Yok adlı makaleye dayanarak bununla alakalı bir bölüm yapacağımı belirtmiştim.
O bölüm ileriki zamanlarda gelecek çünkü sağlam bir temele dayanarak anlatım yapmak istiyorum.
Bu yüzden biraz bekleteceğim o bölümü.
Tarihteki en önemli kadın sanatçılarla ilgili araştırmalar ve...
Okumalar yaparken de tabii ki Türk sanatı tarihinden başlamıştım ve neden böyle bir bölüm yapmıyorum ki dedim.
Sonuç olarak buradayım şu an.
Tarihteki ilk... Türk kadın ressamın hayatına biraz ışık tutalım istiyorum.
Sizlerin de bu önemli kadını tanımanızı istiyorum açıkçası.
Hep batı temelli bir sanat eğitimi gördüğüm için doğal olarak bununla alakalı bölümler yaptım.
Ama sonra düşündüm ki bu tarz konularla da alakalı bir takım eksiklerim var.
Tabii ki sonuçta dünya sanatı tarihi batı sanatından oluşmuyor.
Her ne kadar çok büyük bir kısmını kaplamış olsa da.
Uzun zamandır da sanat tarihi içerisinde batı sanatı tarihi okumalarıma bir de Türk sanatı ve Asya sanatında.
eklemiş bulundum. Bunu elbette birlikte temellendireceğiz.
Batı Sanatı Tarihi serimiz bitince de yeni serilere başlayacağız ki biliyorsunuz bir yandan felsefe serimiz ve mitoloji serimiz de devam ediyor.
Bir gün 24 saat olmasaydı galiba daha fazla bölüm gelecekti kuşkusuz ama inanın en fazla bu kadar yetiştirebiliyorum.
Mevcut durumdaki yoğunluğumda.
Türk sanatı tarihine de gelmeden önce Mihri Hanım kim?
Dönemin toplumsal normlarına karşı nasıl mücadele etti bu kadın?
Ve sanatıyla toplumsal değişimlere nasıl katkıda bulundu?
Bunlardan bahsedelim istiyorum.
Cumhuriyetin ilan edilmesiyle kadınların toplumsal hayattaki yerleri değişti biliyorsunuz ki.
Öncesinde maalesef erkekler kadar toplumda zengin rollere sahip.
değillerdi. Eğitimleri sınırlıydı en basitinden.
Sadece Sıbyan mekteplerinde yani ilk öğretim seviyesinde bir mektepte eğitim alabiliyorlardı.
Daha fazlasına ihtiyaç duydukları Düşünülmüyordu.
Tabi Burjuva sınıfı hariç bu sınıftan insanların kızları iyi bir eğitim alabiliyordu.
Kadın ev kadınıdır, evinin kadınıdır.
Bu nedenle ev işleri ve aile ile ilgili görevler de yükümlüdür gibi bir anlayış söz konusuydu.
Her ne kadar tanzimat dönemi ve sonrasında meşrutiyet dönemleriyle birlikte eğitimler ilkokul seviyesinden yüksek öğretime kadar çıkarılsa da kadının toplum içindeki rolü hala sınırlıydı maalesef.
Kamusal alanlarda aktif bir şekilde yer almakta zorluk çekiyorlardı örneğin.
Deneksel cinsiyet rolleri ve kısıtlamalar çok büyük ölçüde devam ediyordu bütün bu değişimlere rağmen.
Bu noktada şöyle bir bilgi vermek istiyorum.
Göktürklerde dahi kadınlar Osmanlı'ya göre daha değerliydi.
Yani toplumun önemli bir parçası olarak görülüyorlardı.
Birer obje olarak görülmüyorlardı.
Toplumsal görevleri...
Üstlenebiliyorlardı en basitinden.
Özellikle büyük ailelerde kadınlar aileleri ve toplulukları adına diplomatik görevlerde bulunabilirlerdi.
Hatta bazı savaşta kadınlar erkeklerle birlikte savaşabilir ve kabilelerini dahi savunabilirdi.
Kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesi tarih boyunda sürmüştür ki günümüzde bile hala sürmekte.
Dolayısıyla o dönemdeki bu mücadele sanatçı kadınların sanatlarına da...
Üstelik sadece sanatçılar değil yani kadın sanatçılar değil erkekler de kadının toplumsal hayattaki yerini ve haklarını vurgulayan eserler üretmişlerdir.
Cumhuriyet dönemi Türk sanatında da kadınlar sadece birer obje değil bir birey olarak güçlü ve toplumun eşit bir üyesi olarak resmedilmiştir.
Bu resimler de kadın hakları ve eşitlik mücadelesinin sanatta da yankı bulduğunun birer kanıtı aslında.
Kadınların toplumsal hayattaki rolleri ve mücadelesi resimler aracılığıyla.
İfade ediliyor bu dönemde.
Üstelik bu resimler sadece kadın sanatçılar değil, belirttiğim gibi erkek sanatçılar tarafından da yapılan resimler.
Kadınların bu mücadelesine ortak olan çok önemli erkek sanatçılar vardır.
İbrahim Çallı gibi Türk resim sanatının kadına bakışını anlamak ve o dönemki toplumsal cinsiyet dinamiklerini çözümlemek için İbrahim Çallı'nın resimlerine...
Bakarız biz hep. Kadını güçlü ve zarif bir figür olarak resmeder İbrahim Çallı.
Aynı şekilde Nuri İyan var.
O da kadın figürlerini modern bir anlayışına resmeden önemli sanatçılardandır.
Kadınların güçlü ve özgür duruşlarını yansıtan eserleriyle bilinir.
Neşet Günal da aynı şekilde kadın figürünü başarıyla temsil eden bir diğer sanatçıdır.
Ve çalışmalarında kadınların...
toplumsal hayattaki yerini ve önemini vurgulayan eserler yapmıştır.
Sonrasında bir kadın gelir ki toplumdaki her kesimden kadının sanat alanında eğitim almasını ve bunu bir kurumsal bir biçimde destekleyerek yapmasına vesile olur.
O kadın Mihri Rasim Hanım'dır.
Bilinen diğer adıyla da Mihri Müşfik Hanım'dır.
Türkiye'de çağdaş resim çalışmalarını İlk kez başlatmış olan kadın ressamımızdır Mihri Hanım.
Türk kadın ressamlarına eğitim sisteminde yer verilmesine ve kadının kamusal alanda kendini göstermesine zemin hazırlayan öncü kadınlardan biridir.
Mihri Hanım ayrıcalıklı ve aydın bir aileye mensuptu.
Babası dönemin en önemli tıp doktorlarındandı ve kızlarının...
İyi bir şekilde eğitim alması için elinden geleni yapmış bir adamdı.
Modern anlayışı uygun bir şekilde yetiştirmek için de küçük yaşlardan itibaren kızlarına edebiyat, müzik ve resim dersleri aldırmıştı.
Mihri Hanım da o dönemde henüz kadınlar için bir sanat eğitimi kuruluşu olmadığı için ve karma eğitim sistemi de bulunmadığı için resim eğitimini evde aldığı kurslarla başlamıştı.
Resme olan ilgisi daha yoğun olduğu için de resim alanına yöneldi ve Osmanlı saray ressamı olan Fausto Zonaro'nun atölyesinde eğitim almıştı.
Bu olaylar ikinci meşrutiyet dönemine denk geliyor bu arada ve az önce de bahsettiğim gibi o zamanlar sanatçı adaylarının özellikle erkek sanatçılar da dahil kendilerini geliştirebileceği bir sanat okulu henüz yoktu.
1882 yılında açılan ilk sanat okulu Osman Hamdi Bey'in 2.
Abdülhamit'ten aldığı izinle açtığı sanayiyi nefise mektebiydi.
Fakat burada da sadece erkek öğrencilere eğitim veriliyordu.
Kadınların eğitimi konusundaki kısıtlamalar ve Zonaro'nun verdiği dersler batı sanatı merakını körükleyince Miri Hanım yurt dışına kaçmayı başardı.
Burada kaçmak diyorum dikkat ederseniz.
Çünkü yaşadığı dönemde bir kız çocuğunun resim eğitimi için Avrupa'ya gönderilmesi çok da kabul edilebilir bir durum değildi.
Fransız elçisinin eşi Madame Berrer'ın desteğiyle kendisine...
sahte bir Fransız pasaportu hazırlatarak Galata'dan kalkan bir İtalyan gemisiyle önce Roma'ya ardından da sanat dünyasının merkezi sayılan Paris'e gitti.
Bütün bu hırsı, sanat eğitimini geliştirme tutkusu aslında onun nedenle sıra dışı cesarete sahip olduğunun bir göstergesi.
Hani derler ya çağının ötesinde diye.
Mihra Hanım gerçekten yaşadığı dönemin çok önünde yürüyen avantgard bir kadındı.
Özellikle Osmanlı İmparatorluğu'nda yabancı hocalardan, özel resim dersleri alanlardan yalnızca birkaçı kendilerini sanatçı olarak tanımlama cesareti gösterebilmişti.
Mihri Müşrif de bunların başında geliyor.
Aydın bir ailede büyümesinin de tabii etkisiyle girişimci bir kişiliği vardı Mihri Hanım'ın.
Zaten bu girişimci kişiliği sayesinde de yurt dışına kaçabilmişti.
Aynı zamanda kültürlü bir aileye de sahip olduğu için dönemine oranla Cinsiyet tabanlı engellere çok fazla takılmadan çeşitli atırımlar gösterebilmişti.
Çok büyük uğraşlar vermek durumunda kaldı.
Öyle çok rahat bir şekilde gerçekleştirmedi bu atılımları.
Onun bu atılımları sayesinde de Türk sanatında kadının öne açılmış oldu.
Oralara birazdan geleceğim. Bu arada şunu da belirtmek isterim ki o yıllardaki davranışları, yönelimleri, yaşam biçimi ve giyimiyle de dikkat çeken bir kadındı.
Alışılmış kalıpları yıkmayı seven bir yapısı vardı çünkü.
O dönemde kadınlardan beklenen davranışların çok dışında hareket ederdi.
Burada demek istediğim şey şu.
Örneğin o dönemin genç kadınlarından ne beklenirdi?
Ev işleri yapsın, yemek yapmayı öğrensin.
Mihri bütün bu beklenenin dışında vaktini sadece sanatsal faaliyetlere ayırmayı seven bir genç kadındı.
Özellikle giyim tarzında dönemine oranla daha modern tercihler yaptığı için toplum tarafından kadına giydirilen cinsiyet rolüne aykırı bulunmuştu.
Bu durumda onun Paris'e gitmesinin aslında nedenlerindendi.
Osmanlı'nın geçiş sürecinde olmasının yarattığı koşullar dahilinde sanata ve sanat eğitimine olan bağlılığı uğruna birçok zorlukla...
karşılaşmıştı ve yılmadan mücadele etmeye de devam etmişti.
Paris'te yaşarken okullarda ve atölyelerde çeşitli sanat eğitimleri görerek sanatsal tarzını geliştirdi bir yandan ve en önemlisi çağdaş sanat akımlarını yakından takip etme fırsatı buldu.
Zaten portret çizmeyi çok severdi ve buralardan aldığı eğitimleri de sanatıyla pekiştirerek portret ressamlığı yapmaya başladı ve eserlerinde empresyonizm ağırlıklı olarak ekspresyonizm ve kübizm
etkilerine de yer vermişti.
En önemli eserlerinden biri olan Naili Hanım portresini de bu dönemlerde yapmıştı.
Paris'te bir davette İttihat ve Terakki'nin maliye nazırı Cavit Bey ile tanışıyor Mihri Hanım ve Cavit Bey İstanbul'a döndükten sonra gönderdiği bir telgrafta Mihri Hanım'a ülkenize gelin ve kızlarımıza
sanatı aktarın demişti.
Yeğeni olan Hale Asaf'a ki bu noktada Hale Asaf'ın ilk Türk kadın ressamlarından olduğunu belirtmem gerekiyor.
Tıpkı Mihri gibi haliye basit çizimler yaptırmayı öğretirken öğretmenliğin aslında nedenliksel bir uğraş olduğunu fark etmesiyle de Cavit Bey'in teklifini kabul edip Darül Muallimat'ta öğretmenlik
yapmaya başlamıştı. Eğitimci yönü bu gelişme ile iyice tetiklenmiş aslında.
Bu arada Darül Muallimat 1.
Dünya Savaşı'nın henüz yeni başladığı yıllarda açılmıştı.
Aynı zamanda ilk ve orta dereceli okullara öğretmen yetiştiren döneminin öğretim seviyesi en yüksek kız okuluydu.
Ancak şöyle bir durum var ki bu okulda sadece ülkenin seçkin ve geliri yüksek seviyeden insanların kızları okuyabiliyordu.
Mihri Hanım da bu durumdan birazcık rahatsız olmaya başlamıştı.
Dar gelirli insanların kızlarının okuyabileceği...
bir sanat okulu açma hayalini böylelikle kurmaya başladı.
Hayaline göre bu okul sadece sanat eğitimi verecekti ve her kesimden insan bu okulda okuyabilecekti.
Eğitim Bakanı Şükrü Bey'e, Muhterem Nazır Beyefendi, memlekette meşrutiyet ile birlikte hürriyet, müsavat, uhuvvet...
Ama bütün bu nimetlerden sadece erkekler istifade ediyor.
Kadınlar hala olduğu yerde bir adım bile ileri gitmiş değiller.
Acaba bu imtiyaz nereden geliyor?
Bugün her yerde müsavat ve adaletten söz ediliyor.
Fakat inat sanayi nefise mektebi nerede?
Hep yapılanlar erkekler için diyerek bu proje fikrini açıklamıştır.
Aslında bu hayalini bir hayalden çok hedefe dönüştürmüştü Mihri Hanım.
Geniş çevresinin de sağladığı imkanlar dahilinde resmi makamlara gayri resmi yollarla başvurarak...
Sanayi İnefise Mektebi'nin bir şubesi olarak sadece kızlara eğitim veren bir güzel sanatlar okulu olan İNAZ Sanayi İnefise Mektebi'nin açılmasını sağladı ve okulun hem hocası
hem de yöneticisi olarak görevini aldı.
Sadece yönetici bir tavır değil, sanatçı tutumuyla da ilk derevesiyle olmuştu.
Çok yönlü bir girişimci mizacı vardı Mihri Hanım'ın.
O dönemin şartları düşünüldüğünde radikal sayılacak tavırlar sergileyerek bir kadın sanatçı olarak kadın sanatçıyı yetiştirme isteğiyle elinden geleni ardına koymamıştı elbet.
Ve şöyle de bir şey var, sanatsal tavrı da bu yönde Mihri Hanım'ın.
Yani resimlerinde kadın bireyselliğini vurguladığını görüyoruz hep ve bu kadın figürleri izleyiciyle direkt göz kontağı kurarak güçlü bir duruş sergiledi.
geliyor. Osmanlı'da üst sınıftaki gizli ayrıcalığa sahip olan kadınların yapılan resimlerinin yanında Mihri Hanım'ın resimlerindeki kadınlar yani kadın figürleri toplumsal hayatta yerlerini almış.
Aslında o dönemde bir nevi cesaret göstergesi bu durum.
Çünkü resim sanatında yine üst mertebeden insanların resmedilebilir olduğu gibi bir anlayış söz konusuydu.
Ki düşünün o dönemde Avrupa'da geleneksel sanata baş kaldıran akımlar mevcuttu.
Kübizm, fütürizm, dadayizm, sürrealizm gibi.
Dolayısıyla Türkiye'de modern sanata geçiş oldukça geç başlamıştı.
Mihri Hanım Avrupa'da aldığı eğitimlerle çeşitli akımları da yakından takip etmenin verdiği avantajla oradaki tarzları...
kendi resimleriyle birlikte yorumlamıştı.
Üstelik sadece yorumlamakla da kalmamış.
Öğrencilerine de bunu aşılayarak bu yönde bir eğitim vermeyi amaçlamıştı.
Batı özentisi değil bakın, Batı'nın modern anlayışını benimseyerek kendince yeniden yorumlama.
Dolayısıyla inat sanayi nefisede verdiği eğitimler yüzeysel sanat eğitimleri değildi.
Gerçek anlamda sanatı öğrencilerine sevdirmek için elinden geleni yapmıştı.
Örneğin öğrencilerini teşvik amaçlı yarışmalar düzenlermiş ve derece alan öğrencilerin eserlerini atölyelere asarak onlara bir motivasyon kaynağı sağlarmış aslında.
Öğrencilerini açık havada resim derslerine çıkarırmış.
Atölyeye kadın ve erkek modeller bile getirmiş anatomi çalışmaları için düşünebiliyor musunuz?
Kadınlara eğitim verebilmenin dışında kadınlara canlı modelden çizim bile yaptırabilmişti.
Bir anımı anlatmak istiyorum bununla alakalı.
Sanat bölümünde eğitim gören bir öğrenci için Canlı modelden çalışmak olmazsa olmazdır bilenler bilir.
Özellikle de benim gibi heykel bölümü öğrencileri için bu modellerin anatomiyi öğrenmek ve anatomiyi geliştirmek için nedenli gerekli olduğunu tahmin edersiniz.
Ben üniversitedeyken ikinci senemde yanlış hatırlamıyorsam...
yeni atanmış olan bir rektörümüz bütün modellerimizi işten çıkartmıştı.
Bu modeller maaşlı çalışanlardan oluşuyor tabii ki.
Yani öylesine gelip bize modellik yapan insanlar değil.
Sadece bir insanın ekmeğine taş koymakla kalmamış, okulda eğitim gören bütün sanat bölümü öğrencilerinin bu yöndeki gelişimine de engel koymuştu bu rektör.
Bakın çok değil. 9-10 sene önce başımıza geldi bu olay.
Biz günümüzdeki sanat eğitimi kurumlarında bu duruma engel olamazken Mihri Hanım o dönemde canlı modelleri getirtip öğrencilerine anatomi çalıştırabilmişti yani.
Üstelik nü olarak bunu da belirtmek istiyorum.
Okula kabul aşamasında da ve devam şartlarında da oldukça hassas davranırmış Mihri Hanım.
Öğrencileri çalışmaya teşvik etmek için yine.
Ve Türk resim sanatının gelişmesine.
ve modernleşmesine çok önemli katkılarda bulunmakla da kalmamış Türkiye'de kadın sanatçıların özgürce resim yapmalarına ve eserlerini sergilemelerine olanak tanımıştı.
Çünkü onun döneminde tahmin edersiniz ki kadın için sanat eğitimi ve eserlerini sergileme olanağı çok sınırlıydı.
Çünkü bir güzel sanatlar kurumu yoktu bunu yapabilecek.
Üst sınıftan kadınlar sadece özel asölyelerde eğitim alabiliyordu.
Yani daha gelirli kadınların böyle bir şansı maalesef yoktu.
Mihri Hanım sanata meraklı olan her kesimden kadının bu alanda özgürce eğitim alabilmesi için çalışmıştı ve bunu sağlamıştı.
Ve bunu yaparken de ciddi anlamda toplumsal normlara meydan okumuştu.
Bu okulun yaşaması ve gelişmesi için de her türlü zorluğa göğüs gelmişti.
Öğrenen, bağımsız, yenilikçi ve yaratıcı bir eğitim örgütü oluşturmuştu aslında.
Ve bu eğitim örgütünü oluştururken de otoritesini ve gücünü kullanarak yerinde oturup emirlerle yapılacak işleri başkasına devretmek yerine kendi üstlenmişti her şeyi.
Çok çalışarak, sorumluluk üstlenerek, okulun hem hocası hem yöneticisi olarak öğrencileriyle yakından ilgilenerek yapmıştı bunu.
O dönem sadece erkek öğrencilere tanınan hakların kız öğrencilerine de tanınması için mücadele etmişti ve zor şartlara rağmen yapmıştı bunu.
Zor şartlara rağmen kız öğrencilerine iyi bir eğitim sunma gayretine girişmişti.
Ve bütün bunları savaş kapıdayken...
Yani Birinci Dünya Savaşı'nın başında olmuştu bütün bu olanlar.
Ve imkanların daha çok olmasına rağmen Sanayi Nefise Mektebi'ndeki hocalar aynı çabayı ve özveriyi erkek öğrencilerine gösterememişti.
Belkıs Mustafa, Sabiha Bengütaş, Nazlı Ecevit, Fahrel Nisa Zeyit bu okuldan mezun olan en önemli kadın ressamlarımızdır arkadaşlar.
Anlatırken bile tüylerim diken diken oldu.
İstanbul'da bulunduğu dönemde İbrahim Çallı, Hikmet Onat, Tevfik Fikret gibi sanatçılarla da çok sıkı dost olmuştu Mihriye Hanım.
Hatta Tevfik Fikret'in vefatı üzerine yüzünün kalıbını alarak heykelini yapmıştır.
Şunu da belirtmek istiyorum. Bu Türkiye'de yapılmış olan ilk mask çalışmasıdır.
Hatta şu anda Aşiyan Müzesi'nde sergileniyor.
Bu arada 1922 yılında Yunan ordusunun denize dökülmesinin ardından Mustafa Kemal'i Mareşal üniformasıyla ayakta canlandıran yaklaşık 3 metre yüksekliğinde bir portresini yaptı.
Ve bu portre Cumhuriyet'in ilanından sonra bir Türk ressam tarafından yapılan ilk Atatürk portresiydi.
1922 yılında yeniden İtalya'ya giderek portre resimleri yapıp satarak uzun süre yaşamını sürdürdü Mihri Hanım.
İtalya'ya gitmesinde de...
İttihat ve teraki cemiyeti mensupları ile olan bağlantısından doğabilecek sıkıntıların tedirginliğinin payı olduğu düşünülüyor bu arada.
O dönemde tutuklanan Hüseyin Cahit ve Cahit Beyleri ziyaret ediyor Mihri Hanım.
Doğal olarak da basında da aleyhine yazılar yazılıyor.
Bu kargaşa döneminden de uzaklaşmak için İtalya'ya gidiyor yeniden.
Bu arada Paris'e ilk gittiğinde evinin bir odasını Bursalı Senami Paşa'nın oğlu Müşfik Selami Bey'e...
kiraya vermişti. Müşfik olarak bilinen soyadı oradan geliyor.
Tabii sonrasında boşandılar.
Dipnos olarak belirteyim bunu da.
İtalya'da yaşarken birlikte olduğu İtalyan şair Gabriel Danunzio sayesinde birkaç kez Vatikan'a kabul edilmiş hatta.
Ve Papa'nın bir portresini dahi yapmış.
Ayrıca bir kilisenin tavan fresklerinin onarımında da çalışmış.
Bu arada Vatikan'da ilk kez bir Papa başka dinden bir kadın ressama poz vermiş.
Yapılan bu tablosu da yeni bir papanın seçmene kadar Vatikan Müzesi'nde kalmış.
Eserlerinin birçoğunun da kayıp olduğu biliniyor.
Ancak Türkiye'de 32, İtalya'da 36, Fransa'da 23 ve Amerika'da 60 adet tablosu olduğu kayda alınmış.
3 metrelik Atatürk portresinin ise kayıp olduğu biliniyor.
İtalya'dan sonra tekrar Paris'e geçmiş.
Burada da meşhur Çingene tablosunu resmetmiş.
Ve bu tablo arkadaşlar nereye kabul edilmiş biliyor musunuz?
Louvre Müzesi'ne. Eserin bir kopyası da İstanbul Resim ve Heykel Müzesi'nde bulunuyor.
Paris'te yaşarken tabii kız kardeşi Enise Salih Hanım'ı ve yeğeni Hale Asaf'ı kaybediyor Mihri Hanım.
Bu yüzden daha fazla orada yaşamak istemiyor.
Ancak ülkesine de dönmek istemiyor.
Sonuçta ülkesinde kendisine karşı özellikle baskıcı bir tutum var.
Bu yüzden Amerika'da...
yaşamayı tercih ederek Fransa'dan hareket eden bir gemiyle 1927 yılında New York'a taşınıyor.
Burada bir süre New York, Washington ve Chicago'daki üniversitelerde konuk öğretmenlik, resim profesörlüğü yapıyor ve aynı zamanda zengin Amerikan ailelerine de özel dersler vererek geçmeni sağlıyor.
Cumhuriyet gazetesinin 1928'de yayınladığı bir habere göre de New York'ta George Mezroff galerisinde bir kişisel resim sergisi açmış Mihri Hanım.
1932 yılında da Salvatore Virzi adında bir adamla evlenerek Amerikan vatandaşı olmuş.
Ancak hayatının son dönemleri maalesef yoksulluk içinde geçmiş ve 1945 yılında hayatını kaybetmiş.
Kendi ülkesine de dönmek istemeyen, hırslı, başarma isteğiyle dolup taşan bir kadındı Mihri Rasim.
Türkiye'de kadınların sanat eğitimi almasını sağladıktan sonra hakkında çıkan skandallar sonucunda...
Belki de korkuyla ve hayatını korumak, hayatını kendi isteği doğrultusunda yaşayabilmek adına yurt dışına kaçmıştı ki onun yerinde kim olsa aynı şekilde bir yol izlerdi muhtemelen.
Türk sanatında kadının eğitimine de yer verdi ve kadınların kendilerine sanatçıyım diyebilmesine vesile oldu.
Yani daha ne olsun soruyorum size.
Ama ne acı ki sanat uğruna hayatını çeşitli maceraları sürükledikten sonra sanata küsmüş bir kadındı Mihri.
Senelerce çalışmakla ben neye muvaffak oldum?
Hiç. Üstelik saatimi kaybettim.
Vaktiyle herküldüm.
Şimdi merdivenlere çıkamıyorum.
Sanat beni bu hale getirdi.
Hele gözlerim hiç görmüyor.
Çifte gözlük kullanıyorum.
Parasızım. Bizim gibi Avrupa'ya nazaran geri kalmış bir memlekette sanatkarın yolu kadar güç bir yol yoktur.
Bizimkisi fazla fedakarlık isteyen bir meslek.
Bugün bana gençliğimi hediye etseler.
Bu meslek uğrunda çektiklerimi çekmek korkusundan reddederdim.
Çektiğim meşakkatleri bir ben bilirim bir de Allah bilir.
Her sanatkar karşısındaki sanatkarı daima kendisinden aptal görür.
Onun... 10 senede yaptığını kendisinin 1 senede yapacağını sanır.
1-2 yıl içinde hayatını kurtaracağına, köşeyi döneceğine emindir.
Heyhat ve yine heyhat.
İşte sanatın esrarı buradadır.
Sanatkarın yolu yürüdükçe uzar gider.
Bizim ailenin yegane hususiyeti inadındadır.
Ben her şeyde olduğu gibi sanat hayatım boyunca inadımla yaşadım.
Bugün buna bin kere pişmanım.
Maalesef Mihri Hanım da ölünce değeri bilinen sanatçılardan ki maalesef bir kadın olduğu için bu denli bilinmiyor bile.
Yoldan geçen bir insana bir ressam ismi söyle desen muhtemelen söyleyeceği ilk isimler Leonardo da Vinci, Van Gogh, Picasso ki elbette bunlar çok değerli sanatçılar orası ayrı.
Ama ilk Türk kadın ressam kimdir diye sorsak birçok kişi cevap veremez muhtemelen.
Bence asıl sorun da burada başlıyor.
Tarihte en çok bilinen kadın ressam.
Frida Kahlo. Yani neyse ki bir kadın sanatçımız biliniyor.
Ama peki ya diğerleri?
Kahlo gibi binlerce kadın ressam ve sanatçı yaşamıştır tarihte.
Onların adı neden bilinmiyor?
Burada durup bunu bir sorgulamak gerekiyor.
Ama merak etmeyin onu da sorgulayacağız.
Bir sonraki bölümde görüşene dek sanatla kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
