
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümümüzde görkemli katedralleriyle göğe yükselişi temsil eden gotik döneme yolculuk yapıyoruz.
Transkript
Selam, herkese merhaba arkadaşlar.
Ben Eda. Bu hafta sizleri biraz ortaçağa götürmek istiyorum.
Gotik dönem nedir?
Nasıl ortaya çıkmıştır?
Dönemin özellikleri nelerdir?
Ve sanatsal faaliyetleri nelerdir?
Hangi yapılar bu dönemde yapılmıştır?
Sırasıyla bunlara değineceğim.
Hazırsanız başlayalım.
Her şeyi devindirenin şanı evrenin her yerine ulaşır.
Kimi yerde çok, kimi yerde az ışır.
Onun ışığını en çok alan göğe gittim demiştir Dante ilahi komedyasında.
İşte tıpkı Dante'nin dizeleri gibi ortaçağın son döneminin bir üslubu olan gotikte gökte ışığı en yoğun olanla iç içe olan bir dönemdir.
Gotik sözcüğünü tarihte ilk kullanan kişi ilk sanat tarihçimiz Giorgio Vasari.
Rönesans gibi ve birçok dönemin adını da Vasari'nin kullandığından bahsetmiştik.
O yüzden bu dönemlerde bu adı çok duyacağız.
Vasari'ye göre bu üslup barbarca bir üsluptur.
Gotik sözcü de Roma İmparatorluğu'nun yıkılışından gotlar sorumlu tutulduğu için bu adı almıştır.
Yani gotik barbarca anlamında kullanılarak bu döneme adı verilmiştir.
Fransa'da 12. yüzyılın ilk yarısında ortaya çıkmış bir dönemdir ve 15.
yüzyıla kadar yani Rönesans dönemine kadar çeşitli aşamalar geçirerek varlığını sürdürmüştür.
Bu arada bu süre tabi ki coğrafyalara göre değişkenlik gösteriyor.
Örneğin Fransa ve Almanya'da gotik 15.
yüzyılın ortalarına kadar varlığını sürdürürken İtalya bu üslubu daha geç yakalamış ve 15.
yüzyılın başında ortadan kaldırmıştır.
Yani gotik dönemi ortaçağı kapatan ve rönesansı başlatan bir dönem olarak düşünebilirsiniz.
Avrupa'da büyük politik değişimler tam da bu dönemde yaşanıyor.
Örneğin 12. yüzyılda manastırlar ve şatolar etrafında toplanan küçük nüfus birimlerinden oluşan köyler varken 13.
yüzyıldan itibaren köyler yerini kasabalar ve şehirlere bırakıyor.
Bu oluşumlar toplumsal açıdan yeni düzenlemelerini de beraberinde getiriyor.
Artık şehirleşmeyle beraber sivilleşme ve entelektüel birikim artıyor.
Kilisenin temsil ettiği ruhani güçlere dayanan kutsal güç ülke yönetiminde de belirgin bir layıkleşme sürecini de başlatıyor.
sonra Paris Avrupa'nın en önemli kültürel ve siyasal merkezi durumuna geliyor ve Fransızca artık Latince yerine geçiyor bu dönemde.
Bu dönemi düşünce yapısı olarak Rönesans döneminin tam tersi olarak düşünebilirsiniz.
Çünkü hatırlarsanız Rönesans döneminde din merkezli bir sanat anlayışının yerini insan merkezli, humanist bir yapıya bıraktığını söylemiştik.
İşte o din merkezli yapı Gotik dönemin ta kendisi.
Batık dönemde sanat anlayışı tamamen dine endeksli.
Hristiyanlığın getirdiği bir dünya görüşü mevcut zaten ve bu düşünce sensel olanı değil ruhsal olanı yüceltmiştir.
Yani Rönesans'ın tam zıttı.
Bu dönemdeki eserlerin içeriği tamamen Hristiyan öğretisinin görselleştirmelerinden ibaret.
Yani İncil'den sahneleri bolca görüyoruz.
Eserlerin biçimi de dini içeriği anlaşılır kılmaya hizmet ediyor.
Öyle ki o dönemin kilisesi antik Yunan filozoflarının eserlerinin pagan inancını barındırdığına inanıyorlardı ve bu nedenle filozoflara ait Hristiyan inancının gerçeklerine karşı olan tüm
görüşlerin unutturulması için sadece inancı destekleyen fikirleri metinlerden çekip alıyorlardı.
Geri kalanı da insanlardan saklıyorlardı.
Zihinleri bir nevi belli bir kalıbın içerisine sokuyorlardı.
İnsanları doğadan ve doğal olandan kopartmayı amaçlıyorlardı ve bu nedenle fiziksel dünyanın gerçeklerinden kaçmayı ilke edinmişlerdi.
Öteki dünya dedikleri anlayış bu dünyaya yani içlerinde yaşadıkları dünyaya yönelmeyi engelliyordu.
Daha kolay açıklamak gerekirse ruh-beden ayrımı yapıyorlardı ve bu ayrımın sonucunda insanı, insan bedenini önemsizleştirip ruhu ve ruhani şeyleri yüceltiyorlardı.
Bedeni yatsıyan, tensel olan her şeyi reddediyordu gotik dönem.
Sanatta da aradıkları şey tam olarak buydu.
bedenden üstün tutulan ruhun ebedi olarak kalacağı yani öteki dünyaya ait mesajlar içermesi ve inancı kuvvetlendirmesi.
Bu yüzden bütün yapıları bir göğe yükseliş gösterir gotik dönemin.
En önemli özelliklerinden biri de zaten budur.
Mimari yapıları göz önünde bulundurduğumuzda hepsinde bunu gözlemliyoruz.
Sivri kemerler, kaburgalı tonozlar, vitraylı pencereler, kuleler, uçan payandalar ve aşırı derecede yüksek görünümlü yapılar.
Bu saydığım özelliklerin hepsi gotik dönem...
üslubunun temelleri.
Dini yapılarda arınan özellikler de tam olarak bu işte.
Yani bu büyüklük ve yücelik hissinin uyandırılması.
Zaten mimari yapıların hepsi yerçekimi kanunlarına adeta bir aykırılık taşıyor.
Alman sanat tarihçisi Wilhelm Waringer, Gotikte Formsorunu adlı kitabında bu durumla ilgili katedrelleri oluşturan taşların maddesel ağırlığından arındırıldığını dile getirmiştir.
Çünkü ruh maddenin karşıtıdır ve taşın maddesel olmaktan çıkarılması ruhsallığı ortaya koymak içindir aslında.
Taşı maddesel olmaktan çıkartmak kadar yapıları olabildiğince yüksekliğe çıkartmanın temelinde de bu ruh beden ayrımının yattığını gözlemleyebiliriz.
Sanatın öyküsü kitabından da bildiğimiz Gombrie bu durumla alakalı gotik yeryüzü kiliselerini değil gökyüzü kiliselerini yansıtır diyor.
Bu yüzden gotik dönem göğe yükselişin temsili olarak görülüyor.
Gotik sanatın başlayıcı eserleri zaten katedrellerdir.
13. yüzyılda toplum resmen bütün zenginliğini, varını, yoğunu katedral yapımlarına ve bu yapımların süslemelerini harcıyor.
Göğe yükselen sivri kemerlerin dışında da Işık da gotik üstebunda çok önemli bir yere sahip.
Katedrellerdeki ana duvarlar taşıyıcı fonksiyon görevinden arındırılıyor ve bu duvarlara açılan pencereler vitraylarla süsleniyor.
Bunun sonucunda da ışığın yoğunluğu azaltılıyor ve renkli bir atmosfer elde ediliyor.
Yani doğal ışık aslında ulvi ışık değerine.
Bir kiliseye gittiğimizde içeride vitraylara mutlaka rastlamışızdır ve içeriye hem karanlık hem de yumuşak bir hava, yumuşak bir ışık etkisi kattığını belki gözlemlemişizdir.
İşte katedrellerin dış görünüm olarak görkemli görünmelerinin yanı sıra içeriden de o görkemli etkiyi barındırmak istiyorlardı.
Vitrayların kullanılma sebebi buydu.
Vitrayların kutsallığı arttırdığı düşüncesi de yaygındı ve bu nedenle katedrellerin hemen hemen tüm cephelerinde kullanılıyordu.
Bu arada yapılara gelmeden önce önce ki hepsini inceleyeceğiz.
Geometrinin bu katedrellerin yapısında ne denli önemli olduğunu gözlemleyebiliyoruz.
Örneğin Notre Dame katedralini bir gözünüzün önüne getirin.
Bu katedral de gotik üslubuna ait bir yapı.
Hatta en önemlilerinden diyebileceğimiz türden.
Baktığımızda o geometriyi görebiliyoruz.
Yani geometrik görünüm neden bu kadar önemli?
Biraz bundan bahsedeyim. Ortaçağ boyunca antik Yunan düşüncesindeki kozmosun yaratılışı yani yaratılış biti geometri ve matematik ile ilişkilendiriliyor.
Nasıl yani Eda? Antik Yunan felsefesi evrenin düzenli...
Dolayısıyla da rasyonel oldu ve bu nedenle insan aklının bu rasyonel yapıyı bilebileceği ön kabulü üzerine kurulmuştur.
En önemli antik Yunan filozoflarının neredeyse tamamında açık ya da üzeri örtülü bir şekilde bu düşünceye rastlıyoruz.
Bu rasyonel evrenin de akıl yoluyla bilinebileceği düşüncesini sağlayan unsur logos dediğimiz bir kavram.
Logos kavramı içerdiği anlamlar ile akıl ve ölçü gibi kavramların birbirleriyle ilişkilendirilmesini sağlamıştır.
Bu yüzden hem evrenin düzeni hem onun bilinebilirliği hem de iyi bir insani hayat açısından önemlidir.
İşte bu kavram sayesinde de evren bir kaos olarak değil, kozmos olarak görülmüştür.
Bu düzen onunla bilinmiş ve onunla evrendeki düzenin bir benzeri insan hayatında da oluşturulmaya çalışılmıştır.
İşte bu yüzden bu ilişkilendirmede kozmosun kusursuzluğu ve mükemmelliyeti geometriye bağladığından geometrik düzene bir kutsallık atfedilir.
Orta çağda da bu yüzden Tanrı'nın evi olarak kabul edilen kiliselerde etkiye arttırdığı inancıyla geometriye başvurulmuştur.
Gotik üslubun en etkileyici örneklerini kuşkusuz ki mimari yapılarda görüyoruz.
Yani gotik sanat eserleri nedir deyince insanın aklına ilk bu görkemli katedreller geliyor.
Peki hangi katedreller gotik üslubuna aittir?
Gelin beraber inceleyelim.
Gotik üslubuna uygun yapılan ilk yapı Fransa'daki Saint Denis katedralidir.
Bu katedralin Fransa için çok büyük bir tarih önemi var.
Çünkü orta çağlardan itibaren yaşayıp hüküm sürmüş Fransa krallarının hemen hemen hepsinin anıtsal mezarları bu katedralde bulunuyor.
Kuzey Avrupa'nın en büyük gotik katedrali ise Almanya'da bulunan Köln katedralidir.
Yapımı yaklaşık 600 küsur yıl sürmüş.
1248 yılında yapımına başlanmış ancak 1473 yılında öylece bırakılmış ve...
150 yıl boyunca o şekilde kalmış yani kimse dokunmamış.
1840 yılında da orijinal tasarımına bağlı kalınarak yapımına tekrar başlanmış ve 1880 yılında da tamamlanmıştır.
Gotik tarzda inşa edilen en yüksek ikinci kuleye sahip bu katedral.
Yüksekliği yaklaşık 150 metreyi falan buluyor.
Bu arada katedrallerin fotoğraflarını Instagram'a ekleyeceğim mutlaka.
Merak edenler açıklama kısmından Instagram adresime ulaşıp oradan bakabilirler.
Sıradaki katedralimiz Milano Katedrali yani bilinen adıyla doğum adı Milano.
Benim en görkenli bulduğum ve etkilendiğim katedrallerden biri bu.
Özellikle de akşam vakti olan ışıklandırmasını inanılmaz etkileyici buluyorum.
Bunun da yapımı yaklaşık 600 yıl sürmüş ve 1386 yılında yapına başlanmış.
Ancak ekonomik yetersizliklerden dolayı yarım bırakılmış ve sonra 1965 yılında tamamlanmış.
11.700 metrekare zemin yüzey alanına sahip ve bu yüzden...
Dünyanın en büyük üçüncü katedralidir.
Bu arada çok sevdiğim bir müzisyen olan Andrea Bocelli Covid günlerinde umut için muzuk muzuk Umut için müzik adıyla bu katedralde canlı bir performans sergilemişti.
Youtube üzerinden bilenler belki hatırlar.
İnanılmazdı. Bilmeyenler için de linkini yine açıklama kısmında bulabilirsiniz.
Mutlaka dinleyin derim.
Gelelim bir diğer önemli katedralimize.
Paris'te bulunan Charles Katedrali.
12. yüzyılın sonlarında Romanesk mimari teknikleriyle yapılmış.
Ancak gotik mimari üslubuna da sahip bu katedral.
Yani her iki üslubu da bünyesinde barındırıyor.
Birbirlerinin aslında devamı gibi de düşünün.
Özgün heykelleri, döşemeleri ve vitrayları her şey çok iyi korunmuş bir anıt bu.
Vitrayların hemen hemen hepsi günümüze dek bozulmadan gelebilmiş.
13. yüzyıldan beri çok az tadilat gördüğünü de belirtmek istiyorum.
Gerçekten çok iyi korunmuş bir katedral.
UNESCO tarafından 1979'da dünya mirasları listesine alınan ilk tarihi eserlerden biridir bu katedral.
Bir diğer ünlü katedralimiz Rönesans döneminde de adını belirteyim Santa Maria del Fiore bilinen adıyla.
Florence'a katedrali.
Bu katedral tamamen gotik üslubuna sahip değil aslında.
Geç gotik dönem diyebiliriz.
Hem gotik hem rönesans unsurlarını bir arada barındırıyor.
Bu katedralde birden fazla sanatçının Ve hepimizin bildiği sanatçıların parmağı var.
Giotto, Leonardo, Michelangelo ve en önemlisi de Rönesans döneminin ilk sanatçısı Brunelleschi.
Şimdiki görünümüne kavuşturan da Brunelleschi'dir aslında.
Katedrale öyle bir kubbe yapmış ki yani o dönemin şartlarıyla nasıl yaptım bu kubbeyi bir adam denilmiştir ve kimse anlam vermemiş.
1296 ve 1436 yılları arasında inşa edilmiştir.
En sevdiğimi tabii ki sona bıraktım.
Notre Dame de Paris yani bilinen adıyla Notre Dame Kilisesi.
13. yüzyılda inşa edilmiş ve birçok Fransa kralının taç giyme törenine ev sahipliği yapmış.
Gotik üslubun en mükemmel örneği bu katedral.
Adı da Meryem Ana İtafen konuluyor.
İlk gotik katedrellerden biridir bu ve inşası da gotik dönem boyunca sürmüş.
Hatırlarsanız 15 Nisan 2019'da bu katedralde bir yangın çıktı.
Ben haberlerde izlediğimde hüngür hüngür ağlamıştım.
Çünkü o sene Paris'e gitmek en büyük hayalimdi.
Ve en çok görmek istediğim eserlerden biri de bu katedreldi.
Bir eser daha dünya üzerinden silindi.
Asla göremeyeceğim diye ağlarken.
Notre Dame'ın kamburu müzikalini dinliyordum hiç unutmuyorum.
Yangında katedralin çatısının tamamı çöktü ve kulesi yıkıldı.
Yaklaşık 500 itfaiyeci müdahale etse de 8-9 saat sonra anca söndürüldü.
Kuzey Çan Kulesi ve ana bina kurtarılmıştı ve yeniden inşası için yangından 48 saat sonra 1 milyar euro para toplandı.
Restorasyonun da 5 yıl süreceği öngörülmüştü o zaman.
Şu anda da hala restore aşamasında.
Ancak Notre Dame'ın papazı Patrick Restorasyonun 15 ile 20 yıl sürebileceğini belirtmişti o zaman.
Umarım yapının restorasyonları üslubu uygun bir şekilde bitirilip halka açılır ki hiç şüphemiz yok.
Bu arada sinema sektörü tabii ki bu konuyla da alakalı hemen çalışmalara başladı ve Netflix 2022'de bu yangınla alakalı bir mini dizi hazırladı.
Fransız itfaiyecilerinin alıntılarından uyarlandı bu dizi.
Tamamen yangını konu alıyor.
Notre Dame adıyla aratıp izleyebilirsiniz.
Notre Dame on Fire adıyla da bir başka film var.
Yine yangını konu alan. Yine 2022 yapımı.
Onu da online ortamlardan bulup izleyebilirsiniz.
Ve çok güzel bir haberim var.
Müzikal severler için. İlk olarak 1998 yılında Paris'te sahnelenen ve Victor Hugo'nun klasik romanından esinlenerek hazırlanan Notre Dame de Paris müzikali yeniden dünya turnesine çıkıyor
ve 5-21 Mayıs arasında zorlu PSM sahnesinde olacak.
Ben kaçırmamak için biletlerimi şimdiden aldım.
Siz de bu müzikali orijinal diliyle yani Fransızca izlemek isterseniz kaçırmayın derim.
Kendinize güzel bakın, sanatla kalın, hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
