
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Dadaizm nedir, ne değildir? Sanatçılar neden sanata karşı bir başkaldırı gösteriyor? Kavramsal sanat adı altında ünlenen duvara bantlanmış muz eserinin 120 bin dolara satılması ve Marcel Duchamp’ın ünlü Çeşmesi (Pisuarı)... Onların sanat anlayışı kuralsız ve özgür. Gelenekleri yıkarak 20. Yüzyıla damgasını vurmuş ve birçok farklı sanat akımlarının doğmasına sebep olan bu akımı yakından incelemesek olmazdı doğrusu.
• İnstagram: https://www.instagram.com/belleginlambasipodcast/
• Reklam ve İş birlikleri için: belleginlambasi@gmail.com
Transkript
Altyazı M.K.
Geçen bölümü dinleyenler sıranın artık Dadaizm'e geldiğini söylememe gerek yok sanırım.
Başlıktan da anlayacağınız üzere.
Dinlemeyenlerin de mutlaka bir önceki bölümü hatta bütün bölümleri dinlemesini tavsiye ediyorum.
Bu bölümle çok fazla bölüm dedim farkındayım.
Bu bölümle çok alakalı olmamakla beraber sanat takımlarını, oluşumlarını böyle tarihsel bir sıralama ile değil de karışık bir şekilde eklemenin daha az sıkıcı olduğunu düşündüm açıkçası.
Bu yüzden ilk çağ sanatından başlamak yerine böyle bodoslama bir şekilde konulara daldım.
Amacım aslında sanat tarihinin sıkıcı olduğunu düşünen bu önyargılı yaklaşımları tamamen yerle bir etmek.
Çünkü sanata birazcık bir ilgi duyan birinin sanattan önce tarihi sıkıcı bulduğunu hep duyuyorum çevremde.
Ben inanıyorum ki eğer beni dinliyorsanız tarih ve özellikle sanat tarihi sandığınız kadar sıkıcı değil arkadaşlar.
Aksine birbirinden kaotik olaylarla dolu.
Çünkü bu bölümde de bahsedeceğim sanatçılar sanatta devrim yaratmış sanatçılar.
Sanatın bütün geleneksel anlayışını...
yerle bir etmiş. Bütün anlayışları bozup yepyeni bir sanat hareketi getirmiş ve sanatın ne olduğundan çok ne olmadığını bizlere aktarmış bir yakın.
Dadayizm. Bu isme hepimiz aşinayız aslında.
Dada bir çocuğun ağzından çıkan ilk sözcükler gibi saymış.
Anlamsız işte ama bu ismin nasıl ortaya çıktığını da böylelikle anlayabiliriz.
Anlamsız diyorum çünkü savundukları şey tam olarak bu.
Yani sanatın geleneksel anlamından sıyrılması gerektiğine dayanıyor.
Kuralsız, özgür yani karakter Karakterleri tam da bu.
Mantıksızlık ve var olan sanatsal düzenlerin reddedilmesi onların karakterleri.
Çağdaş sanat takımlarından biliyorsunuz ki Dada yani yeni düşünceler üretmeye dayanıyor aslında tamamen.
Hatta yeni düşünceler üretip onları yaymakla kalmıyor.
Duyguları uyandırma yoluyla da özün yeniden tartışılıp aranmasına yardımcı oluyor.
Bir yerde olağanüstü bir sanat hareketi olabilmesi için tek kişinin olağanüstü bir heyecan duyması yeterlidir demiştir Göte.
Dadaizm'de böyle olağanüstü heyecanın duyulması.
Bu heyecanın öyküsü nasıl mı başlıyor?
Hadi sizi 8 Şubat 1916 yıllarına götüreyim.
ilk sözcük olan Dada ile Dadaizm ismi altında edebiyata ve sanata ilk isyan bayrağımızı çekiyoruz.
Bu arada Dada sözcüğü Fransızca'da oyuncak at anlamına geliyor ama Dadacılar bu sözcüğü özellikle mi seçti?
O henüz tam bilinmiyor.
O sıralar Zürich'te bulunan hemen hemen bütün genç sanatçılar gibi bir göçmen olan Hugo Ball'un amacı 1.
Dünya Savaşı'nı muhalif bir ekibin bir araya gelip dayanışabileceği bir yer, bir mekan yaratmak.
İşte Kabare Voltaire, bu amacın gerçekleştiği yer olarak tarihe geçiyor.
Şubat başında açılan Kabare, Şubat sonuna doğru dolup taşmaya başlıyor.
Sergilerin, şiir okuma gecelerinin, alternatif konserlerin, performansların ve her türlü sanatsal eğlencenin gerçekleştiği bir yer haline geliyor.
Ek bir bilgi veriyorum. Meraklar için böyle bir mekan Türkiye'de de var.
Hatta hepimizin tanıdığı birine ait olan Kabare Voltaire'in biraz farklı ve günümüze ulaşmış versiyonu.
Gidenler makal biliyordur isminden de anlaşılacağı üzere.
Bodrum ve İstanbul'da bulunan Okan Bayülgen'in açtığı Dadası.
Salon kabare. İstanbul'daki hiç gitmedim ama Bodrum'dakine gitmiştim.
Dekor olarak oldukça ilginç ve göze çarpmaması imkansız bir yerdi gerçekten.
Zaten bence Okan Bayülgen de bir dadayist.
Bu okunun etkilerini de mekanın taşımayı başarabilmiş bence.
Bodrum'daki hala açık mı bilmiyorum.
Ben 2016'da falan gitmiştim.
Ama gitmediyseniz İstanbul'da bulunanlar özellikle mutlaka bir uğrayın derim.
Oranın o dadacı havasını bir solumanızı isterim açıkçası.
Konumuza dönecek olursak.
Fransız şair ve yazar olan...
Tristan Sarah 1918 tarihinde Dada Manifestosunu yazıyor.
Manifestosunu şöyle söylüyor.
Dada bir protestodur, yıkıcı bir eylemdir.
Mantığın yerle bir edilmesidir.
İşte Dada budur. Belliğin, arkeolojinin, geleceğin yıkımıdır.
Dada özgürlüktür. Çarpışan renklerin, zıtların birliğinin, grotesk şeylerin, tutarsızlıkların ifadesi.
Kısaca yaşamın kendisidir.
Dada dünya ölçeğinde şu ya da bu diyebileceğimiz bir muhalefete karşı değil.
Birinci Dünya Savaşı başında hala evrensel ölçüde kabul gören sanat ve yazının genel böyle alışılmış kavramlarına karşı temelli bir başkaldırıdır.
O alışılmış estetik ve dil biçimlerinin dışına çıkarak yeni değerler doğurmuştur.
Dalıcılar dünyanın insanların yıkılışından umutsuzluğa düşmüş, hiçbir şeyin sağlam ve sürekli olduğuna inanmayan bir felsefi yapıdan etkilenir.
Birinci Dünya Savaşı'nın ardından gelen o boğuntu ve dengesizliğin akımdır aslında.
Yapıtlarda da alışılmış...
Bu dizinin betimlemesi TRT
tarafından Sesli Betimleme Derneğine yaptırılmıştır.
yanıdır. Tristan Zara yazdığı metinlerde kırık dökük bir dil bilgisi.
Böyle tuhaf ve anlamsız sözcükler kullanıyor aslında.
Kural bozuculuğu açısından yeni sanatsal arayışlara yönelik bir ipucu olarak görülüyor bu.
Mesela şiirlerini yazma teknikleri çok ilginç ve farklı.
Bir gazete küpüründen bir makaleyi yazmak istedikleri uzunlukta kesiyorlar ve makaleyi oluşturan bütün sözcükleri teker teker kesip bir torbaya koyuyorlar.
Torbayı karıştırıp içinden tombala oynar gibi Sözcükleri çekiyorlar ve çıkan sözcükleri sırayla kağıda yazıp şiiri oluşturuyorlar.
Resimleri de buna benzer şekilde.
Fransız sanatçı Jeanne Arp ya da Hans Arp buruşturup yere attığı kağıt benzeri materyallerin o yerdeki rastgele düzenine göre kolaylar yapıyor.
Aslında bir anti sanat akımı diyebiliriz.
Çünkü çoğunlukla kendileri üretmiyor.
Hazır nesneler kullanıyorlar.
Yani şiiri bile yazmıyorlar.
Hazır metinlerden faydalanıyorlar.
Başkaldırı olmasının sebebi de budur aslında.
Sanatın tek yönlü üretimden ibaret olmadığını vurgulamak.
İnsanlara mekan sanat ilişkisini sorgulattırmak.
İşte bu yüzden Marcel Duchamp'ın pissuarı bu denli ünlüdür.
Çünkü hazır bir nesne kullanım alanının tamamen dışına çıkmış ve bir galeriye koyulmuştur.
Galeriler bir eserin sergilendiği yer olduğuna göre bu çalışmada sergileniyorsa bir sanat eseri sayılmaz mı?
İşte Duchamp hepimize bunu sorgulatmıştır.
Yaşamdan alınan bir kesiti bir yapıtın içine entegre etmemiş.
Yani bir fırçayı, boyayı alıp tuvalet sürmemiş.
Sıradan bir nesneyi alıp doğrudan bir sanat...
yapıtı olarak sunmuştur.
Bunu sunmasıyla bütün dünyanın sanat anlayışını baştan aşağı değiştirmiş, alışılmış ve geleneksel sanatı yıkmış ve yepyeni bir anlayış getirmiştir.
İşte bu anlayış sayesinde günümüzde de bu tarz örneklere sıkça rastlıyoruz.
İstanbul, BNL ya da kontemporalere falan mutlaka gitmişsinizdir.
Orada sıradan nesnelerin sergilendiğine de mutlaka şahit olmuşsunuzdur.
Bu nesneler saat haliyle alınıp sergilenmiş de olabiliyor.
Birazcık değiştirilmiş de.
Kavramsal sanat tam da bu.
Yani oradaki gördüğünüz nesiller.
Adı üstünde kavramsal sanat.
Kavram üzerine kurulu bir sanat.
Önemli olan şey ortaya çıkmış üretim değil.
Çıkmış kavramdır, fikirdir.
BNL'lerde ya da contemporary İstanbul'da gördüğünüz ve anlamlandıramadığınız üretimlere mutlaka rastlamışsınızdır.
Ve kafanız karışmıştır.
İşte kavramsal sanatın amacı birazcık kafa karıştırmak.
Ve bu arada dadaizm bir kavramsal sanat değil.
Kavramsal sanat dadaizmden etkili daha sonra ortaya çıkıyor.
Neden bunu söyledin derseniz, kavramsal sanatla ne alakası var derseniz dadaizm kavramsal sanat gibi bir sanata doğurmuş.
Bunun doğmasına sebep olmuş.
Mesela koli bandıyla duvara yapıştırılmış.
Muzu belki duymuşsunuzdur.
Bu çalışma tam 120 bin dolara satıldı.
Yanlış duymadınız. Mutlaka biliyorsunuzdur eminim.
İnsanlar sıradan bir muz nasıl sanat eseri olabiliyor ya?
Bu kadar basit ve emeksiz bir şeyden sanat eseri mi olur?
Gibi sorularla çok eleştirdi bu durumu.
Haklı veya haksız yanları vardır belki de.
Toplumda sanatın kesinlikle estetiksel olması ve ruha hitap etmesi zorunlu bir alan gibi görüldüğü bir algı var.
Aslında günümüzde sanat bir nevi anlatmak istenilen şeyleri...
Basit gereçler aracılığıyla aktarmak haline döndü.
Yani kavramsal sanat.
Kimse aktarmak istediği şeyi bedeniyle yaptı.
Bir önceki bölümde dinlediğiniz üzere.
Kimisi ise bir muz aracılığıyla yaptı.
İşte Dadaizm bunu başlattı.
Artık sanatta kullanılan malzemeden çok bir fikrin de planda olduğunu görüyoruz.
Haksız da sayılmazlar.
Teknoloji nasıl bir gelişim süreci içindeyse sanat yapıtı da bir gelişim süreci içinde.
Biz her ne kadar Rönesans döneminden ileriye gidemesek de düşünce yapısı olarak sanatın şu anki geldiği nokta tamamen kavramlara dayalı.
Bu arada bir sanatçı olarak ya da bir sanatçı adayı olarak bende her dönemin, her akımın ve her sanat hareketinin yeri bambaşka.
Soyut sanat üretsem, enstelasyonda yapsam, kavramsalsam...
Sanat da yapsam ki günümüzde en çok dikkat çeken sanat türü bu.
Klasik ve geleneksel sanatın verdiği hazzı hiçbirinde alamıyorum nedense.
Bir fikir bulup bir malzemeyle bir heykel ya da bir sanat üretimi yapsam da bulduğum fikir ne kadar eşsiz olursa olsun bir tuvalin başında günler veya aylar geçirdiğimde daha çok tatmin oluyorum.
Dadayizm en sevdiğim sanat takımlarından ancak her insanın ya da her sanatçının beslendiği şeyler ya da ona ilham veren şeyler çok farklı.
Benim için bu biraz geleneksel bir tavır aslında.
Ben biraz daha sürrealistim.
Çünkü ben elime fırça almadan, üstüm başım yağlı olmadan ya da tuvalin başında aralıksız 6-7 saat geçirip böyle oturduğum yerden kalktığımda belim tutulmuyorsa ben o işten keyif almıyorum kardeşim.
Yaptığım işe kafa yormamın da ötesinde bütün detaylarıyla uğraşmam lazım.
Bu yüzden benden. Dadayist olmaz.
Ama kim bilir belki çağımızın getirdiği ya da gerektirdiği sanat anlayışına uyum sağlarım ve kavramsal sanata yönelirim.
Bu arada bir enstallasyon çalışması yapmayı istiyorum.
O bambaşka bir şey. Bu arada duvara bantlanmış muz ilk bakışta çok sıradan ve saçma gelse de inanmayacaksınız ama bunun arkasında bir sanat ve bir sanatçı öyküsü var.
İtalyan sanatçı Maurizio Catalan bu eseri yapan sanatçı.
Eserlerinde hep bir ironi, hep bir eleştiri var.
Aslında bu eserler sayesinde kurumlara kurumsal yapılara, bireysel davranış ve algı biçimlerine yönelik bir eleştiri getiriyor.
Tarz gereği de oyun oynamaktan, dalga geçmekten ve olay çıkarmaktan keyif alıyor çocuk ruhlu bir adam.
Ne yapsın? Sadece keyif almak da değil, malzemeleri, nesneleri ve türlü durumları farklı bağlamlarda kullanıyor.
Örneğin bir çalışmasında Milano'da bir galerinin müdürünü duvara bağlıyor ve bu eserinin adına Mükemmel Bir Gün adını veriyor.
Aslında bu çalışmasında çarmıha...
Yermeye böyle farklı bir yorum getiriyor işte.
Dolayısıyla duvara batlanmış muzu da Catella'nın sanat anlayışı ve eserlerini düşündüğümüzde tabii bir süreklilik olduğunu gözlemleyebiliyoruz.
Zaten kavramsal sanatta da bir süreklilik var.
Bu perspektiften baktığımız zaman bu sanat yapıtını yani bu muzu sıradan bir muza 120 bin dolar ödeyebilecek kadar dünyadaki gerçeklikten uzak yaşayan zengin insanlar ile yoksul insanlar arasındaki
gelir eşitsizliğine ve sınıfsal farka yaptığı göndermeyi şekilde görebiliyoruz.
Bu durum da aslında sanat dünyasına ve piyasasına yönelik bir eleştiri.
Çok para harcamadan da sanat eseri üretilebileceğini ve satılabileceğini sıradan ve bizim için sanatsal hiçbir anlamı olmayan bir muza sanat eseri diye 120 bin dolar gibi yükleme miktarı
parayı ödeyecek insanların olduğu bir dünyada yaşıyoruz arkadaşlar.
Her ne kadar muzun kilosu Türkiye'de pahalı olsa da.
Sanatçı zaten bu yapıtı üretirken insanların duvara bantlanmış muzla dalga geçeceğini biliyordu bu arada.
Hatta birçok sanat eleştirmenine göre bunu istiyordu ve bilerek yaptı.
Muzu bir sanat eseri haline getiren o eserin 120 bin dolar olmasını sağlayan bizlerdik aslında.
Biz önünde fotoğraf çektirdik, dalga geçtik, sosyal medyalarla paylaştık.
Onu bir akım haline getirdik.
Yani her şeyi bu sefer duvara bantlamaya falan çalıştık.
Satın alınca da değere bindi doğal olarak.
Yani omuzu reklam aracı haline getiren bizlerdik.
Önemli olan ve kafa karıştıran nokta da Katila'nın bu eleştiriyi bir sanatçı olarak içeriden yapması.
Tıpkı Marcel Duchamp gibi.
Her tuvalette ya da nalburda bulunabilecek bir pisuarın sanat tarihinde önemli bir nonum noktası sayılmasında sanat eseri olan tabii ki pisuar değildi.
Onu kullanan sanatçının sanatın sınırlarını zorlamasıydı.
Bu yaklaşımın sanatta hak ettiği yeri alması için tabii ki yıllar geçmesi gerekti.
İnsanlar hemen kavram... Rönesans
döneminden önce sanatçıların kilise veya saraya hizmet dışında resim veya heykel yapması yasaktı.
Rönesans döneminin gelmesiyle bu yasak ortadan kalktı.
Ve artık asil olmayan sıradan insanların da resim ve heykeli özgürlüğü var.
Gürce yapılabiliyordu. Hiçbir kural yoktu bununla alakalı.
İşte dadaizmin gelmesiyle de sanatta geleneksel malzeme kullanımı ortadan kalktı.
Sanattaki üslup klasik resimlerden ibaret değildi artık.
Hazır nesnelerin kullanımı da sanata dahil edilmişti.
Çünkü sanatçılar sürekli yeni, denenmemiş bir arayış içindeydi.
Ve bu arayış yeni biçimler üzerine olduğu kadar yeni malzemeler üzerine de olmuştu.
Eskimiş heykel ve resim geleneklerini doğaçlamaya açık görmedikleri için yenilikçi mesajları resmeye uygun bulunmamıştı.
Bu yüzden sanatçılarda işte foto montaj, kolaj ve nesne ya da malzeme konstrüksiyonu gibi tarzlara yöneldi.
Malzeme konstrüksiyonu denilince akla tek bir isim geliyor Dadaistlerden.
Kurt Schwitters ve Merz adını verdiği kolajları.
Schwitters işte otobüs bileti, gazete, çivi, karton vs.
gibi birbirinden alakasız malzemelerle kolajlar yapan bir sanatçı.
Hatta birkaç çalışmasının röproduksiyonunu yapmıştı.
Dadaizm akımı 1920'li yıllardan sonra yerini yavaş yavaş...
sürealizme bırakıyor.
Ondan sonrasında işte pop art ve kavramsal sanat gibi hareketin.
temellerin atılmasında fazlasıyla etkili oluyor.
Şu an Davut heykelinin ağzında şişirilmiş sakız olan heykel ve görseller görüyorsanız işte bu Dadayizm akımı sayesinde.
Bunu unutmayın. Merak ettiğiniz akımlar varsa bana bildirin mutlaka.
Ya da özellikle şundan bahset dediğiniz sanat bıdıları olursa yazın.
Instagram adresim belleyilambası podcast.
Linki açıklamalarda mevcut.
Beni takip etmeyi de unutmayın.
Hem Instagram'dan hem buradan. Bugünlük bu kadar.
Kendinize güzel bakın.
Sanatla kalın. En
uygun paketi hemen keşfedin.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
